Medeni bir ülke olmanın başta gelen koşulu o ülkede yaşayan bireylerin birbirlerinin haklarına karşılıklı olarak saygı duymalarıdır.
Kabul etmek gerekir ki yaşadığımız ortamlar günümüzde insanların ruh sağlığını etkileyecek düzeyde gürültülüdür. Çağdaş insan açıkça kendi isteği dışında, kendi izni olmadan yüksek gürültü ile günün her saatinde taciz edilmektedir.
Siyasi partilerimiz devletin izni ve desteği ile seçim dönemlerinde, cızırtılı minibüs hoparlörleri ile ne dediği hiç anlaşılmayan konuşmalarla ,en niteliksiz müzikleri ile yüksek perdelerden bağıra bağıra dolaştıkları kentlerimizin sokaklarındaki evlerde hasta insanların , uyuyan çocukların , kafasını dinleme hakkını kullanmayı hayal eden insanların olabileceğini umursamadan kenti, sadece apartmanlardan ibaret sayarak faaliyetlerini sürdürmektedir.
Hastanelerimizde sorumsuz biri tarafından uygunsuz bir yere park edilmiş bir araba için yüzlerce hastayı yatağından zıplatan anonslar, düğünlerimizde eğlence adı altında bize sunulan elektronik bağırtılar, sünnet törenlerimizde 50-60 arabalarının topluca korna çalma çılgınlığı, siyasetçilerimizin düşüncelerini biz halka sürekli bağırarak anlatma çabaları...
Bu sayabildiklerim ve benzeri davranış biçimleri hiçbiri medeniyet göstergesi değil.
* * * *
Yeni açılan AVM’yi bende eşimle büyük bir merakla görmeye gittim. Bir pantolon alabilmek için gezdiğim bütün mağazalarda yüksek volümlü, niteliksiz müziklerle iyice sersemledikten sonra acıktık ve yeşilliği ile ünlü bir ilimizin adını taşıyan dönerciye buyur edildik. Mercimek çorbası ve döner siparişi verdik. Yemekler Türk, ancak müzikler sohbet etmemize imkan vermeyecek düzeyde,yüksek volümlü ,kalitesiz,sırası ile İtalyanca,Yunanca,İspanyolca.
Bu koşullar altında dayak mı yedik, yemek mi yedik anlayamadan bir daha gitmemek üzere uzaklaştık. Oysa o mekana mırıl mırıl enstrümantal Türk sanat müziği ne güzel yakışırdı.
Yeni AVM’nin ortasında reklam amaçlı bir kayık - çocuklar iniyor – biniyor ancak müzik o kadar yüksek volümlü çalınıyor ki kulak-burun -boğaz hekimi olarak hassas çocuk kulaklarının ses travmasına maruz kalmasından endişe ettim.
* * * *
23 Nisan kutlamalarına Çanakkale Barış Korosu olarak çocuk şarkıları ile katıldık. Kordon basketbol sahasına geldiğimizde kulakları sağır edecek derecede yüksek volümlü ne olduğu belli olmayan çok niteliksiz bir müzikle karşılaştık. Bale gösterisi, arada bu çirkin müzik,çocuk şarkıları ,arada yine bu çirkin müzik .Nefes almamıza imkan yok.Bu programları hazırlayanların daha özenli olması gerekmez mi ?
Bu yazıyı kaleme almama Müziksiz Mekânlar Hareketi konulu yazı beni cesaretlendirmiştir.(Sinem Dönmez Cumhuriyet Gazetesi Sokakeki 26.04.2015)
Müziksiz Mekânlar Hareketi 2011 ‘de mimari akustik uzmanı Onurcan Çakır ve arkadaşları tarafından gönüllüler hareketi olarak başlamış.
Zaman içinde insanımızın olur olmaz müzikleri heryerde dinlemek zorunda bırakılmalarını tipik bir öğrenilmiş çaresizlik olduğunu ve rahatça sohbet edilebilecek (gürültüsüz) mekânların ne kadar az olduğunu gözlemlemişler.
( Uzun zamandır hekim arkadaşlarımla ne zaman birlikte yemek yemeyi planlamaya kalkışsak müziksiz mekânlar tercih ettiğimizi fark ettik.)
Şunu biliyoruz ki bulunduğumuz mekânın akustik konforunun kaliteli olması (düşük volümlü, ortaklaşa kabullenebilir ve nitelikli müzik icra edilen mekanlar) insan psikolojisini olumlu yönde etkileyecek yaşam kalitemizin yükselmesine katkıda bulunmaktadır.
MMH mevcut durumdan ciddi bir müşteri kitlesinin rahatsız olduğunu anlatmak istiyor işletme sahiplerine. Birçok otel zinciri sahillerinde fon müziği çalınmadığını reklamlarında duyurmaya başlamış.
Müzik hiç mi çalınmamalı? Tabii ki müzik çok önemli. Kimsenin böyle bir iddiası olamaz. Ancak müzik dinlemek ile gürültünün saldırısına uğramayı birbirinden ayırmayı becerebilmeliyiz.
Bu haftayı, 74 yıldır müzik çalmayan İmroz Meyhanesini anarak bitirelim.
‘’Bir mekânın müziksiz olması sessiz sakin olduğu anlamına gelmiyor. Her birinin kendine has ses peyzajı var. İnsan sohbetleri, kadeh tokuşturmaları, sokaktan geçenlerin yürüyüşleri, çatal-bıçak sesleri, kahkahalar oluşturur bu peyzajı.
1941 yılından beri İmroz ‘da hiç müzik çalınmamış. Yan masadakilerle sohbetler edilmiş, sesler yükselmemiş, dostlar seslerini duyabilmiş ve birbirlerinin gönüllerine dokunabilmişler.Mekandan mutlu ayrılabilmişler.
Nitelikli müzik eşliğinde, dostlarla, sevgi ve emek ile üretilmiş yemekleri yediğimiz masaların zevki hiç bir şeyle ölçülemez.

