Dr. Enzar Töre
Köşe Yazarı
Dr. Enzar Töre
 

Mütecaviz Fabrikası

Öğretmen, 5 parmak ucu yukarıya doğru tutularak bir araya getirilmiş ellere cetvelle vurarak parmakları kırmaktan bahsederdi. Zaman zaman da bu şekilde öğrencileri döverdi. Ders esnasında bile yerinde duran öğrenci pek olmazdı. Gizlice kâğıt fırlatanlar ve hatta sınıfa işeyenler. Teneffüslere çıkış bizon sürüsü gibi olurdu. Hemen her öğrencinin önlüğünde bir veya birkaç yırtık sökük vardı. İtişmekten kakışmaktan. Torpilli öğrenci idim ve istediğim başka sınıflara da giriyordum. Bir diğer sınıfın öğretmeni öğrencilerine, isimlerinin sonuna “bey” veya “hanımefendi” kelimesini ekleyerek hitap ediyordu. Öğrencilerinin saçlarını sevdiğini görüyordum. En ağır sözü “daha iyisini yapabilirsin, sana inanıyorum” idi. Sınıfta bir kişi konuşurken diğerlerinin onun sözünü hiç kesmemesi, zamanı gelince sadece parmağını kaldırması bende UFO görmüş dünyalı etkisi yaratmıştı.  Kapı önünde öğrencilerin birbirine sıra verdiğini görmek, “lütfen” kelimesini duymak şaşkınlığı ile okulun, sınıfın başka anlamları da olabileceğini görmüştüm. Bu sınıf bana öğretmen olmam gerektiğini ve öğrencilerimi bu sınıftaki öğretmen gibi yetiştirmem gerektiğini öğretti. (Öğretmen oldum ancak o yılların okul süreleri ile biraz erken öğretmen olduğum için memur olamadım ve tıp fakültesine gittim)   İlk bahsettiğim sınıfta ise kimin konuştuğu belli olmazdı, çünkü herkes üst üste konuşurdu.   Her teneffüste gürültü yapanlar diye tahtaya tüm isimler yazılı olurdu.   İlk bahsettiğim sınıfta olağan olarak öğrenciler kavga ederken cam kırıldı.  Öğretmen kendi verdiği cezaların etkili olmadığını düşünerek daha çok dövsün diye müdürü çağırdı. Tahmini olarak o gün kavga edenler tahtaya kaldırıldı. Sınıfı bu hale getiren suçlular bulunmuştu. Ancak asıl kırana en ağır cezanın verilebilmesi için tüm sınıf tehdit edildi. Doğru söyleyin yoksa hepiniz sıra dayağından geçeceksiniz. Müdür müdürlüğünü göstermeden tahtadakilerden pek de farkı olmayan diğer öğrenciler tahtadaki bu kişilere zaten hakaretin her türlüsünü yapmıştı.   Okullar, eğitim ve öğretim yaparlar. Eğitim, eğitimci olmak isteyerek eğitimci olmuş kişilerce yapılabilir. Mühendis olmak isteyip, doktor - eczacı olmak isteyip de yeterli puan alamayarak geçimini sağlamak amaçlı ve ilk fırsatta başka işe geçmeyi düşünen kişilerce eğitim verilemez.  Okullarda eğitim ön plandadır. Siz söyleyin, yeterince bilgili, efendi ve insan haklarına saygılı bir doktora mı ameliyat olmak istersiniz, çok bilgili olduğunu sandığınız, ama insana saygısı olmayan bir doktora mı?  Eğitim her şeydir.  (ikincisi sizi bilgiliyim diye zaten kandırmaktadır)   Okullarımızda eğitimi kaldırıp sadece öğretim yaptığımızın delili, cumartesi pazarları bile öğrencileri özel dershanelere doldurduğumuzdur. Eğitimi gösteren davranışlar yerine öğretimi gösteren, ezberi gösteren sınav soruları ile eğitilmemiş ancak ezbere öğretilmişleri ön plana çıkarmadık mı? Hafta sonu okul çıkışı dershaneye doldurduğumuz çocukları melekler mi eğitecekti. Herkesten fazla çalış herkesi geçmelisin dediğimiz yavrularımızdan bahsediyorum.   Ya öğretmen dediğimiz kişiler. 15 gün kursla artık yetiştirmesek de  öğretmenlik sadece tercih edenin yaptığı, çocukluğundan beri hayal ettiği mesleği zevkle yapan  ve iyi ki öğretmen olmuşum diyen kaç öğreticimiz var.  Anketle sorulabilir.   Toplum liderleri ise okullarda gerçek öğretmenlerin yaptığını yapar. Cumhuriyetin temel kanunlarından 1924 tarihli 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu Eğitim ve  Öğretimin dejenere olmaması için tüm okulları Milli Eğitim Bakanlığına bağlamıştı.  Ancak uygulamaya bağlı olarak alınan sonuç  3. Sayfa haberlerinde var. Sadece son haftada olanlar yeterli delil sunuyor.   Camı kıran  çocuklara, çevreye, insana, eğitime saygı bakımından onlardan farkı olmayan tüm sınıf saldırıyordu. Öğretmen !, elindeki cetvel ile, bu sefer tüm sınıfı kafalarını kırmakla tehdit ediyordu. (Yıllar için değişen olmadığını birkaç sefer gördüm ve duydum.)   Kapı çalındı ve pespembe yanaklı, tertemiz kıyafetli zarif bir öğrenci kafasını uzattı.  Affedersiniz öğretmenim, dersinizi bölmek zorunda kaldığım için çok üzgünüm, Koridorda 5 TL buldum. Öğretmenimin izni ile tüm sınıflara sordum hiç kimse kaybetmemiş, sanırım sizin sınıftan birisinin.  Sınıfın tümü hem o para benim diyor hem de kızın elinden o parayı kapmak için kızı bile itiyor, çekiyordu.  O kız diğer sınıfın öğrencisi idi.   Bu son katiller bir gün önce trafik kazasında ölmüş olsalardı keşke. Ancak hepimiz biliyoruz, bir başka gün benzer bir olay yine olacak ve oluyor da zaten. Tecavüz edilip öldürülen kadınlarımızı anlatsak ansiklopedimiz olur. http://www.anitsayac.com/ adresinde her yıl için öldürülen kadınlarımız ve hikâyeleri yer alıyor. 2008 ->61 kadın. 2009 ->104, 2010->173,  2011->122, 2012->139, 2013->231 2014->287 ve 2015 de bu satırlar yazılırken 39, ancak istatistikî olarak yılsonuna kadar 341 olacak. Daha 302 kişi var bu yıl öldürülecek. (Bu yazıyı sisiteme yüklerken 301 e düştü)   “O camı veya o can’ı veya o Özgecan’ı kim parçaladı” demek yerine “neden bu işler böyle” demek gerekmiyor mu hala?     
Ekleme Tarihi: 21 Aralık 2025 -Pazar

Mütecaviz Fabrikası

Öğretmen, 5 parmak ucu yukarıya doğru tutularak bir araya getirilmiş ellere cetvelle vurarak parmakları kırmaktan bahsederdi. Zaman zaman da bu şekilde öğrencileri döverdi. Ders esnasında bile yerinde duran öğrenci pek olmazdı. Gizlice kâğıt fırlatanlar ve hatta sınıfa işeyenler. Teneffüslere çıkış bizon sürüsü gibi olurdu. Hemen her öğrencinin önlüğünde bir veya birkaç yırtık sökük vardı. İtişmekten kakışmaktan.


Torpilli öğrenci idim ve istediğim başka sınıflara da giriyordum. Bir diğer sınıfın öğretmeni öğrencilerine, isimlerinin sonuna “bey” veya “hanımefendi” kelimesini ekleyerek hitap ediyordu. Öğrencilerinin saçlarını sevdiğini görüyordum. En ağır sözü “daha iyisini yapabilirsin, sana inanıyorum” idi. Sınıfta bir kişi konuşurken diğerlerinin onun sözünü hiç kesmemesi, zamanı gelince sadece parmağını kaldırması bende UFO görmüş dünyalı etkisi yaratmıştı.  Kapı önünde öğrencilerin birbirine sıra verdiğini görmek, “lütfen” kelimesini duymak şaşkınlığı ile okulun, sınıfın başka anlamları da olabileceğini görmüştüm. Bu sınıf bana öğretmen olmam gerektiğini ve öğrencilerimi bu sınıftaki öğretmen gibi yetiştirmem gerektiğini öğretti. (Öğretmen oldum ancak o yılların okul süreleri ile biraz erken öğretmen olduğum için memur olamadım ve tıp fakültesine gittim)

 

İlk bahsettiğim sınıfta ise kimin konuştuğu belli olmazdı, çünkü herkes üst üste konuşurdu.   Her teneffüste gürültü yapanlar diye tahtaya tüm isimler yazılı olurdu.

 

İlk bahsettiğim sınıfta olağan olarak öğrenciler kavga ederken cam kırıldı.  Öğretmen kendi verdiği cezaların etkili olmadığını düşünerek daha çok dövsün diye müdürü çağırdı. Tahmini olarak o gün kavga edenler tahtaya kaldırıldı. Sınıfı bu hale getiren suçlular bulunmuştu. Ancak asıl kırana en ağır cezanın verilebilmesi için tüm sınıf tehdit edildi. Doğru söyleyin yoksa hepiniz sıra dayağından geçeceksiniz. Müdür müdürlüğünü göstermeden tahtadakilerden pek de farkı olmayan diğer öğrenciler tahtadaki bu kişilere zaten hakaretin her türlüsünü yapmıştı.

 

Okullar, eğitim ve öğretim yaparlar. Eğitim, eğitimci olmak isteyerek eğitimci olmuş kişilerce yapılabilir. Mühendis olmak isteyip, doktor - eczacı olmak isteyip de yeterli puan alamayarak geçimini sağlamak amaçlı ve ilk fırsatta başka işe geçmeyi düşünen kişilerce eğitim verilemez.  Okullarda eğitim ön plandadır. Siz söyleyin, yeterince bilgili, efendi ve insan haklarına saygılı bir doktora mı ameliyat olmak istersiniz, çok bilgili olduğunu sandığınız, ama insana saygısı olmayan bir doktora mı?  Eğitim her şeydir.  (ikincisi sizi bilgiliyim diye zaten kandırmaktadır)

 

Okullarımızda eğitimi kaldırıp sadece öğretim yaptığımızın delili, cumartesi pazarları bile öğrencileri özel dershanelere doldurduğumuzdur. Eğitimi gösteren davranışlar yerine öğretimi gösteren, ezberi gösteren sınav soruları ile eğitilmemiş ancak ezbere öğretilmişleri ön plana çıkarmadık mı? Hafta sonu okul çıkışı dershaneye doldurduğumuz çocukları melekler mi eğitecekti. Herkesten fazla çalış herkesi geçmelisin dediğimiz yavrularımızdan bahsediyorum.

 

Ya öğretmen dediğimiz kişiler. 15 gün kursla artık yetiştirmesek de  öğretmenlik sadece tercih edenin yaptığı, çocukluğundan beri hayal ettiği mesleği zevkle yapan  ve iyi ki öğretmen olmuşum diyen kaç öğreticimiz var.  Anketle sorulabilir.

 

Toplum liderleri ise okullarda gerçek öğretmenlerin yaptığını yapar. Cumhuriyetin temel kanunlarından 1924 tarihli 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu Eğitim ve  Öğretimin dejenere olmaması için tüm okulları Milli Eğitim Bakanlığına bağlamıştı.  Ancak uygulamaya bağlı olarak alınan sonuç  3. Sayfa haberlerinde var. Sadece son haftada olanlar yeterli delil sunuyor.

 

Camı kıran  çocuklara, çevreye, insana, eğitime saygı bakımından onlardan farkı olmayan tüm sınıf saldırıyordu. Öğretmen !, elindeki cetvel ile, bu sefer tüm sınıfı kafalarını kırmakla tehdit ediyordu. (Yıllar için değişen olmadığını birkaç sefer gördüm ve duydum.)

 

Kapı çalındı ve pespembe yanaklı, tertemiz kıyafetli zarif bir öğrenci kafasını uzattı.  Affedersiniz öğretmenim, dersinizi bölmek zorunda kaldığım için çok üzgünüm, Koridorda 5 TL buldum. Öğretmenimin izni ile tüm sınıflara sordum hiç kimse kaybetmemiş, sanırım sizin sınıftan birisinin.  Sınıfın tümü hem o para benim diyor hem de kızın elinden o parayı kapmak için kızı bile itiyor, çekiyordu.  O kız diğer sınıfın öğrencisi idi.

 

Bu son katiller bir gün önce trafik kazasında ölmüş olsalardı keşke. Ancak hepimiz biliyoruz, bir başka gün benzer bir olay yine olacak ve oluyor da zaten. Tecavüz edilip öldürülen kadınlarımızı anlatsak ansiklopedimiz olur. http://www.anitsayac.com/ adresinde her yıl için öldürülen kadınlarımız ve hikâyeleri yer alıyor. 2008 ->61 kadın. 2009 ->104, 2010->173,  2011->122, 2012->139, 2013->231 2014->287 ve 2015 de bu satırlar yazılırken 39, ancak istatistikî olarak yılsonuna kadar 341 olacak. Daha 302 kişi var bu yıl öldürülecek. (Bu yazıyı sisiteme yüklerken 301 e düştü)

 

“O camı veya o can’ı veya o Özgecan’ı kim parçaladı” demek yerine “neden bu işler böyle” demek gerekmiyor mu hala? 

 

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve canakkaleaynalipazar.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.