Schliemann’dan 28 Yıl Önce Troya’da Bir Şair: Franz Grillparzer

Aynalı Pazar (Web Sitesi) - Web Sitesi | 17.10.2026 - 12:14, Güncelleme: 17.10.2026 - 12:14 225 kez okundu.
 

Schliemann’dan 28 Yıl Önce Troya’da Bir Şair: Franz Grillparzer

Prof. Dr. Ali Osman Öztürk'ün kaleme aldığı çalışmaya göre; 1843 yılında Avusturyalı ünlü şair Franz Grillparzer, Schliemann'ın kazılarından 28 yıl önce Çanakkale Boğazı ve Troya ovasında at sırtında tarihi bir keşif gezisi gerçekleştirdi.
Yıl 1843. Yazarımız Viyana sarayında ve Habsburg Monarşisi’nin edebiyat çevrelerinde çoktan bir kurum haline gelmiştir; ancak ruhunda dinmek bilmeyen bir fırtına kopmaktadır. “Sappho” veya “DesMeeresund der LiebeWellen” [Boğaz’ın ve Aşkın Dalgaları] gibi anıtsal dramların yaratıcısı Franz Grillparzer, derin bir iç çatışma yaşayan, melankolik bir adamdır. Beş yıl önce, 1838’de, “Wehe dem, der lügt” [Yalan Söyleyene Yazıklar Olsun]  adlı komedisi Viyana seyircisi tarafından acımasızca yuhalandığında, içinde bir şeyler kırılır. Kabuğuna çekilir ve o andan itibaren yeni eserlerinin yayımlanmasını reddeder. Memleketine ve sanatına dair umudunu yitiren bir şaire ne kalır geriye? İleriye doğru bir kaçış. Doğu’ya bir kaçış.   Grillparzer, 27 Ağustos 1843’te, 52 yaşındayken bir Tuna buharlı gemisine biner. Bu, aslında annesinin trajik intiharının ardından, 1819’da çıkmayı planladığı bir yolculuktur. Nihayet “öteki” olana, egzotik olana ve yeni edebi ilham kaynaklarına duyduğu özlem onu ​​uzak diyarlara sürükler. İzlediği rota, tarihi bir seyir defterini andırır: Budapeşte, Belgrad ve Eflak üzerinden Karadeniz’e ve nihayetinde Osmanlı’nın başkenti İstanbul’a uzanır. Ancak yolculuğunun asıl zirve noktası, mitoloji ile coğrafyanın buluştuğu yerde, Hellespont’ta, yani Çanakkale Boğazı’nda onu beklemektedir.   MODERNİTENİN BÜYÜSÜNÜN BOZULMASI VE MİTE KAÇIŞ Grillparzer’in günlük notları, bitkinlik ile duru bir hayranlık arasında gidip gelen bir gezgini gözler önüne seriyor. İstanbul onda karmaşık duygular uyandırır; hatta genç Sultan Abdülmecid’i Ayasofya’nın önünde at sırtında görmek bile Viyanalı esteti hayal kırıklığına uğratır; zira görüntüde ihtişam eksiktir ve her şey tuhaf bir biçimde yapay, poz verilmiş izlenimi uyandırır.   Bunun yanı sıra şair, ciddi sağlık sorunlarıyla da boğuşmaktadır; ateş nöbetleri ve kalp çarpıntısı yatağında peşini bırakmaz. 23 Eylül’de kaleme aldığı bir şiirde bitkin bir halde şöyle itiraf eder: „Yoruldum artık yolculuktan, / Keşke artık son bulsa!” Yine de dizginlenemez bir merak onu ileriye doğru sürükler. Eve dönmeyi kesinlikle istemez; çünkü Viyana’nın tekdüzeliği ona, yolculuğun getirdiği her türlü zahmetten daha öldürücü görünmektedir.   25 Eylül 1843’te Çanakkale’ye varır. Grillparzer için burası yabancı bir coğrafya değil, aksine kendi düşünce dünyasına bir dönüş niteliğindedir: Zira on iki yıl önce, tam da burada, Sestos ve Abydos kıyılarında kaderleriyle buluşan o iki aşığın —Hero ve Leander’in— antik tragedyasını “DesMeeresund der LiebeWellen”[Boğaz’ın ve Aşkın Dalgaları] adlı eserinde ölümsüzleştirmiştir.   SCHLİEMANN’DAN 28 YIL ÖNCE: TROYA’NIN TOZLARI ARASINDA BİR ŞAİR Grillparzer’in notlarını gerçek bir edebi ve arkeolojik cevher haline getiren unsur, tarihtir. Alman amatör arkeolog Heinrich Schliemann“İlyada”nın rehberliğinde Hisarlık Tepesi’ni kazmaya başlamadan tam 28 yıl önce, Avusturyalı şair çoktan Troya ovasını arşınlamıştı. Grillparzer, bu geziye hazırlık olarak vapur yolculuğu sırasında Homeros’un adı geçen destanını okumuştu.   Eğitimli bir Avusturyalı olan Konsolos Yardımcısı Dr. Xantopulosile birlikte, iz sürmek üzere at sırtında yola koyulur. Yirmi yıldır ata binmemiş olan Grillparzer için bu, fiziksel bir eziyettir: “Ayaklarımdaki ağrıdan, yirmi yıldır ata binmediğimi fark ediyorum.” Ancak irade, acıya galip gelir.   Dümrek Çayı’ndan (antik Simois) geçer, Çıplak köyündeki ilk sütun kalıntılarını inceler ve nihayet hava kararırken Pınarbaşı’na ulaşır. Gezi grubu, Skamandros’un billur gibi kaynaklarının yanı başındaki bir çiftlik evinin zemininde geceyi geçirir. Ertesi sabah, efsaneye göre Hektor’a ait olan taştan bir mezar höyüğüne tırmanır. Oradan bakıldığında tarih yüklü ova boyunca Ege Denizi’ne ve Sigeion Burnu’na kadar uzanan manzara, onu derinden büyüler. Sanki Antik Çağ gözlerinin önünde yeniden canlanmaktadır. Tüm zorluklara rağmen mutlulukla şunları not eder: “Bugünü hayatımın en keyifli günlerinden biri olarak sayıyorum.”   ROMANTİZM, ÖKÜZ ARABALARI VE ŞİDDETLİ BİR LODOS (SİROKKO) Yolculuk, inişli çıkışlı duyguların yaşandığı bir süreç olmaya devam eder. Grillparzer, manzaranın vahşi güzelliğinden büyülenmiş olsa da yerel rehberlerin güvenilmezliği gibi konularda Osmanlı’daki gündelik yaşama yönelik eleştirilerini de esirgemez. Şiddetli bir Lodos fırtınası Bozcaada’ya (Tenedos) yapılması planlanan geçişi engelleyince ortalık karışır. Sahil güvenlik yolculuğa devam etme iznini iptal eder ve gemiyi kaçırma riski doğar.   Dramatik bir gece operasyonuyla geri dönmek zorunda kalırlar. Bitkin haldeki şair, öküzlerin çektiği ahşap bir arabanın kasasına tırmanır. Ve işte burada, zifiri karanlık Anadolu gecesinin tam ortasında, 19. yüzyılın o saf romantizmi gözler önüne serilir: Işıl ışıl yıldızların altında, ona kuşları anımsatan cırcır böceklerinin yüksek sesli nağmeleri ve ateş böceklerinin parıltısı eşliğinde Franz Grillparzer, öküz arabasıyla antik Troya savaş alanından geçer.   Şafak vakti Kumkale’ye varıp fırtınada yelkenli bir tekneyle Çanakkale’ye geçtiklerinde, İzmir’e gidecek olan Lloyd vapuruna tam zamanında yetişmeyi başarır. Ancak sonrasındaki deniz yolculuğu tam bir bedensel işkenceye dönüşür: Fırtına, deniz yolculuğunuçekilmez hale getirir; ağır bir deniz tutmasına yakalanan Grillparzer defalarca kusar ve yolculuğu kamarasına kapanmış halde, derin bir ızdırap içinde geçirir.   DOĞU’NUN KALICI YANKISI İzmir’e vardığında, dönemin bir diğer ünlü gezgini olan Alman Kontes IdavonHahn-Hahn ile karşılaşır. Veda ederken ona, bizzat İlion tepesinden topladığı birkaç yaprağı uzattığında, Kontes gözle görülür biçimde duygulanır.   Bu yolculuktan geriye ne kalır? Franz Grillparzer’in Çanakkale’deki konaklaması, hayal kırıklığına uğramış bir sanatçının kaçışından çok daha fazlasıdır. Bu, Avrupalı ​​bir klasik yazarın, kendi edebi formasyonunun coğrafi temeliyle doğrudan karşılaşmasıdır. Günlükleri; Troya’nıno tarih ziyarete kapatılmış bir açık hava arkeoloji müzesi değil, aksine kavakların hışırtısı ve ağustos böceklerinin cıvıltısı arasında Hektor ve Aşil’in ruhlarının fısıltılarının hâlâ duyulabildiği vahşi ve el değmemiş bir coğrafya olduğu o döneme dair paha biçilmez bir tanıktır. Görsel: Franz Grillparzer'in anısına basılan hatıra pullarından biri
Prof. Dr. Ali Osman Öztürk'ün kaleme aldığı çalışmaya göre; 1843 yılında Avusturyalı ünlü şair Franz Grillparzer, Schliemann'ın kazılarından 28 yıl önce Çanakkale Boğazı ve Troya ovasında at sırtında tarihi bir keşif gezisi gerçekleştirdi.

Yıl 1843. Yazarımız Viyana sarayında ve Habsburg Monarşisi’nin edebiyat çevrelerinde çoktan bir kurum haline gelmiştir; ancak ruhunda dinmek bilmeyen bir fırtına kopmaktadır. “Sappho” veya “DesMeeresund der LiebeWellen” [Boğaz’ın ve Aşkın Dalgaları] gibi anıtsal dramların yaratıcısı Franz Grillparzer, derin bir iç çatışma yaşayan, melankolik bir adamdır. Beş yıl önce, 1838’de, “Wehe dem, der lügt” [Yalan Söyleyene Yazıklar Olsun]  adlı komedisi Viyana seyircisi tarafından acımasızca yuhalandığında, içinde bir şeyler kırılır. Kabuğuna çekilir ve o andan itibaren yeni eserlerinin yayımlanmasını reddeder. Memleketine ve sanatına dair umudunu yitiren bir şaire ne kalır geriye? İleriye doğru bir kaçış. Doğu’ya bir kaçış.

 

Grillparzer, 27 Ağustos 1843’te, 52 yaşındayken bir Tuna buharlı gemisine biner. Bu, aslında annesinin trajik intiharının ardından, 1819’da çıkmayı planladığı bir yolculuktur. Nihayet “öteki” olana, egzotik olana ve yeni edebi ilham kaynaklarına duyduğu özlem onu ​​uzak diyarlara sürükler. İzlediği rota, tarihi bir seyir defterini andırır: Budapeşte, Belgrad ve Eflak üzerinden Karadeniz’e ve nihayetinde Osmanlı’nın başkenti İstanbul’a uzanır. Ancak yolculuğunun asıl zirve noktası, mitoloji ile coğrafyanın buluştuğu yerde, Hellespont’ta, yani Çanakkale Boğazı’nda onu beklemektedir.

 

MODERNİTENİN BÜYÜSÜNÜN BOZULMASI VE MİTE KAÇIŞ

Grillparzer’in günlük notları, bitkinlik ile duru bir hayranlık arasında gidip gelen bir gezgini gözler önüne seriyor. İstanbul onda karmaşık duygular uyandırır; hatta genç Sultan Abdülmecid’i Ayasofya’nın önünde at sırtında görmek bile Viyanalı esteti hayal kırıklığına uğratır; zira görüntüde ihtişam eksiktir ve her şey tuhaf bir biçimde yapay, poz verilmiş izlenimi uyandırır.

 

Bunun yanı sıra şair, ciddi sağlık sorunlarıyla da boğuşmaktadır; ateş nöbetleri ve kalp çarpıntısı yatağında peşini bırakmaz. 23 Eylül’de kaleme aldığı bir şiirde bitkin bir halde şöyle itiraf eder: „Yoruldum artık yolculuktan, / Keşke artık son bulsa!” Yine de dizginlenemez bir merak onu ileriye doğru sürükler. Eve dönmeyi kesinlikle istemez; çünkü Viyana’nın tekdüzeliği ona, yolculuğun getirdiği her türlü zahmetten daha öldürücü görünmektedir.

 

25 Eylül 1843’te Çanakkale’ye varır. Grillparzer için burası yabancı bir coğrafya değil, aksine kendi düşünce dünyasına bir dönüş niteliğindedir: Zira on iki yıl önce, tam da burada, Sestos ve Abydos kıyılarında kaderleriyle buluşan o iki aşığın —Hero ve Leander’in— antik tragedyasını “DesMeeresund der LiebeWellen”[Boğaz’ın ve Aşkın Dalgaları] adlı eserinde ölümsüzleştirmiştir.

 

SCHLİEMANN’DAN 28 YIL ÖNCE: TROYA’NIN TOZLARI ARASINDA BİR ŞAİR

Grillparzer’in notlarını gerçek bir edebi ve arkeolojik cevher haline getiren unsur, tarihtir. Alman amatör arkeolog Heinrich Schliemann“İlyada”nın rehberliğinde Hisarlık Tepesi’ni kazmaya başlamadan tam 28 yıl önce, Avusturyalı şair çoktan Troya ovasını arşınlamıştı. Grillparzer, bu geziye hazırlık olarak vapur yolculuğu sırasında Homeros’un adı geçen destanını okumuştu.

 

Eğitimli bir Avusturyalı olan Konsolos Yardımcısı Dr. Xantopulosile birlikte, iz sürmek üzere at sırtında yola koyulur. Yirmi yıldır ata binmemiş olan Grillparzer için bu, fiziksel bir eziyettir: “Ayaklarımdaki ağrıdan, yirmi yıldır ata binmediğimi fark ediyorum.” Ancak irade, acıya galip gelir.

 

Dümrek Çayı’ndan (antik Simois) geçer, Çıplak köyündeki ilk sütun kalıntılarını inceler ve nihayet hava kararırken Pınarbaşı’na ulaşır. Gezi grubu, Skamandros’un billur gibi kaynaklarının yanı başındaki bir çiftlik evinin zemininde geceyi geçirir. Ertesi sabah, efsaneye göre Hektor’a ait olan taştan bir mezar höyüğüne tırmanır. Oradan bakıldığında tarih yüklü ova boyunca Ege Denizi’ne ve Sigeion Burnu’na kadar uzanan manzara, onu derinden büyüler. Sanki Antik Çağ gözlerinin önünde yeniden canlanmaktadır. Tüm zorluklara rağmen mutlulukla şunları not eder: “Bugünü hayatımın en keyifli günlerinden biri olarak sayıyorum.”

 

ROMANTİZM, ÖKÜZ ARABALARI VE ŞİDDETLİ BİR LODOS (SİROKKO)

Yolculuk, inişli çıkışlı duyguların yaşandığı bir süreç olmaya devam eder. Grillparzer, manzaranın vahşi güzelliğinden büyülenmiş olsa da yerel rehberlerin güvenilmezliği gibi konularda Osmanlı’daki gündelik yaşama yönelik eleştirilerini de esirgemez. Şiddetli bir Lodos fırtınası Bozcaada’ya (Tenedos) yapılması planlanan geçişi engelleyince ortalık karışır. Sahil güvenlik yolculuğa devam etme iznini iptal eder ve gemiyi kaçırma riski doğar.

 

Dramatik bir gece operasyonuyla geri dönmek zorunda kalırlar. Bitkin haldeki şair, öküzlerin çektiği ahşap bir arabanın kasasına tırmanır. Ve işte burada, zifiri karanlık Anadolu gecesinin tam ortasında, 19. yüzyılın o saf romantizmi gözler önüne serilir: Işıl ışıl yıldızların altında, ona kuşları anımsatan cırcır böceklerinin yüksek sesli nağmeleri ve ateş böceklerinin parıltısı eşliğinde Franz Grillparzer, öküz arabasıyla antik Troya savaş alanından geçer.

 

Şafak vakti Kumkale’ye varıp fırtınada yelkenli bir tekneyle Çanakkale’ye geçtiklerinde, İzmir’e gidecek olan Lloyd vapuruna tam zamanında yetişmeyi başarır. Ancak sonrasındaki deniz yolculuğu tam bir bedensel işkenceye dönüşür: Fırtına, deniz yolculuğunuçekilmez hale getirir; ağır bir deniz tutmasına yakalanan Grillparzer defalarca kusar ve yolculuğu kamarasına kapanmış halde, derin bir ızdırap içinde geçirir.

 

DOĞU’NUN KALICI YANKISI

İzmir’e vardığında, dönemin bir diğer ünlü gezgini olan Alman Kontes IdavonHahn-Hahn ile karşılaşır. Veda ederken ona, bizzat İlion tepesinden topladığı birkaç yaprağı uzattığında, Kontes gözle görülür biçimde duygulanır.

 

Bu yolculuktan geriye ne kalır? Franz Grillparzer’in Çanakkale’deki konaklaması, hayal kırıklığına uğramış bir sanatçının kaçışından çok daha fazlasıdır. Bu, Avrupalı ​​bir klasik yazarın, kendi edebi formasyonunun coğrafi temeliyle doğrudan karşılaşmasıdır. Günlükleri; Troya’nıno tarih ziyarete kapatılmış bir açık hava arkeoloji müzesi değil, aksine kavakların hışırtısı ve ağustos böceklerinin cıvıltısı arasında Hektor ve Aşil’in ruhlarının fısıltılarının hâlâ duyulabildiği vahşi ve el değmemiş bir coğrafya olduğu o döneme dair paha biçilmez bir tanıktır.

Görsel: Franz Grillparzer'in anısına basılan hatıra pullarından biri

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve siteye yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.