Mimar Gözüyle Göç Sorunu

Kültür-Sanat (İHA) - İhlas Haber Ajansı | 16.04.2015 - 15:23, Güncelleme: 16.04.2015 - 15:23 2194+ kez okundu.
 

Mimar Gözüyle Göç Sorunu

Kentin tanınan Mimarlarından İsmail Erten, Türkiye’nin ve dünyanın en büyük sorunlarından birisi olan Göç sorununu TMMOB’nin aylık olarak çıkarttığı Mimarlık dergisine değerlendirdi.
Mimar İsmail Erten’in Göç ve Göç Sorunları ile ilgili kaleme aldığı makalede şu şekilde;   “Küresel göç meselesi önümüzdeki zamanların en önemli sorunu olarak gündemde kalacaktır. Çünkü yoksulluğun derinleştiği, savaşların vahşice sürdüğü, demokratik farklılıkların açılarak büyüdüğü bir dünyada yaşıyoruz. Bu sebepler oldukça göç de artarak sürecektir. Türkiye de bu göç meselesinden en fazla etkilenen ülkelerin başında gelmeye devam edecektir. Türkiye bu türden küresel göç ve mülteci dramlarına hazırlıklı olmalıdır. Hepimize düşen birinci görev; bu insanlık dışı durumun düzelmesini istemek, sorumlu ve görevlilerin akıllarına bu dramı sokmak, çözmelerini istemek, çözümlere ortak olmak, tüm toplumsal kesimler tarafından talep edilmelidir.   Üçüncü yılına girdiğimiz (2013-2015) uluslar arası bir projede aktif görev üstleniyorum. Uluslar arası göçlerin kentlere ve kentlerin kamusal alanlarına / fiziki mekânlarına etkisi üzerine çalışıyorum. Bu amaçlı, Fransa’nın Marsilya kenti, Belçika’nın Brüksel kenti, Romanya’nın Suceava kenti araştırmalarımız arasında bulunuyor. Dördüncü kent ise, benim yaşamımı sürdürdüğüm, Türkiye’den Çanakkale’dir. Birkaç defa diğer kentlerden gelen konuklarımızı Çanakkale’de ağırladık. Bizler de bu kentlere birden çok gidip inceleme ve araştırmalarda bulunduk. Proje ortağı kentlerdeki konuyla ilişkili kişi ve kesimlerle konuştuk, tartıştık. Bu proje göç, özellikle küresel göç meselesine olan ilgimi arttırdı. Projede edindiğim bilgi ve birikim ile diğer ortakların göç meselesine bakışı ve yaşadıklarına dair deneyimi paylaşmak isterim.   Sebepler   Genel olarak bu tür küresel göçün 3 sebebi bulunuyor. Öncelikle “savaşlar” birinci temel sebeplerdendir. Sınırımızda yaşanan son 1-2 yıllık savaşlar sebebiyle 9 milyon insanın bu bölgeden kaçarak göç ettiği tespit ediliyor. Göçün ikinci sebebi; “yoksulluktur”. Dünyanın yoksul güney ve doğusu, zengin kuzey ve batısına sürekli göç ediyor. Üçüncü sebep ise; “demokratik olmayan uygulamalardır”. Özellikle ulus devletlerin anti demokratik, baskıcı, demokrasi dışı tutumları ülkenin insanlarının daha demokratik ülkelere göç etmesine yol açıyor. Biliyoruz ki, Türkiye’deki bütün askeri darbelerde çok sayıda insan batıya göç etmiştir.   Süreçler ve Yaklaşımlar   Göçün yukarıdaki sebeplerle oluşması, 2 farklı süreci doğruyor. Birinci süreç, yolculuk anıdır. Yani göçe başladığı mekân ile yaşamayı hedeflediği mekân arasındaki olaylar ve durumlar, özel bir süreç oluşturuyor. İkincisi ise, göç ettikten sonra yaşamaya başladığı mekânda, kentte, ülkede maruz kaldığı olaylar ve durumlar bir başka özel süreci oluşturuyor. Göçün yaşamdaki yansımalarına bakıldığında, Türkiye ve proje ortağı diğer ülke olan Romanya, sürecin birinci kısmını yani yolculuk anlarının yaşandığı mekânları oluşturuyor.   Özellikle bu geçişin daraldığı bir mekân olan Çanakkale bölgesi batıya göçün tam yolu üzerinde bulunuyor. Gerek güvenlik önlemleri, göçün önlenmesi, göç edenlerin yakalanması, gerekse geri iade anlaşmalarındaki yaptırımlar dolayısıyla, Çanakkale şimdi olduğundan daha fazla birçok olayları ve durumları önümüzdeki uzunca bir dönemde yaşayacağa benziyor.   Göç edenlerin varmak istediği mekânlardan olan Brüksel ve Marsilya kentleri ise, bu tür göçün yaşamdaki yansımalarıyla daha farklı açıdan uğraşmakla meşguller. Göç eden yabancıları ret etmek, geri yollamak kısmen mümkün olmakla birlikte, büyük çoğunluğunu kabul etmekle yükümlüler. Dili, dini, etnik kimliği, yaşam kültürü farklı olan insanlarla birlikte yaşamanın uğraşıyla boğuşuyorlar. Bu insanları kimi ülkeler “asimile ederek” kendisine benzetiyor, kimi ülkeler ise “farklılıklarını koruyarak birlikte ve çoğulcu” yaşamlar örgütlüyor.   Göç Oluşum Gerekçeleri Çoğu zaman sonuç üzerine uğraşmaktan sebepleri görmezden geliriz veya göremez oluruz. Yukarıda ifade ettik, uluslararası göç meselesinin 3 sebebi var; Savaş, yoksulluk ve anti demokratik yönetimler. Dünyada “savaş ve yoksulluğun” temel sebebi uygar batıdır. İçinde ABD, Japonya, Rusya ve tabii ki tüm Avrupa’nın yer aldığı batıdır. Bakınız Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarına, bunlar “gelişmiş”(!) batının, yoksul ülkeleri kaynaklarıyla birlikte paylaşma savaşlarıdır. Peki, şu anda Ortadoğu’yu bir cehenneme çevirip milyonlarca insanının göç etmesine yol açan savaşın, batının bu bölgedeki petrolü ve diğer mali kaynakları paylaşma savaşı olduğunu hepimiz açık ve bariz bir şekilde görüyoruz sanırım. Ya küresel yoksulluğa ne demeli. Dünyanın güneyi ve doğusu neden yoksul dersiniz. Tabii ki dünyanın kuzey ve batısının açgözlü tüketme hırsı yüzünden. Bu yoksulluğa bağlı göçün sebeplerini güneyde ve doğuda görmek saflık olur sanırım. Anti demokratik uygulamalar konusunda da batının hiç de masum olduğunu söyleyemeyiz. Son yıllarda dünyanın jandarması ve demokrasi tasarım merkezi olan ABD, nereye demokrasi adına el attıysa, oralarda anti demokratik, otoriter ve baskıcı diktatörler oluştu. Bu konuda, yoksul güney ve doğunun ulus devletlerini yöneten iktidarların ve reel siyasetçilerin payını, işbirliğini ve halkını satmasını da unutmamak lazım. Her ne kadar batı, temel müsebbip olarak bilinse de, meselenin çift taraflı olduğunu tespit etmek gerekir. Yani bu meselede batıyı suçlu ilan etmek rahatlatıcı bir etki yaratsa da, sorunun çözümü bütün tarafların risk almasıyla, mücadeleyi genişletmesiyle mümkün olacaktır.   Dar Alandan Geniş Bakış   Göç meselesinde bu tür esas gerekçeleri görmezden gelip, duygusal sonuçlarla uğraşıyoruz. Belki de uğraştırılıyoruz. Göç eden insanların yaşadıkları dram, eziyet, tecavüz, sürgün gibi konular yüreğimizi burkuyor, onlara kucak açıyoruz, kampanyalar yapıp yardım ediyoruz, verdiğimiz vergilerin bir kısmının bu tür insanlara yardım edilmesi için kullanılmasına müsamaha ediyoruz. Bu bizim insanlığımızdır, yapmasak yanlış olur.   Ancak bunların yeterli olmadığını, daha doğrusu kısa süreli ve geçici rahatlama yaratan çözümler olduğunu görmek gerekiyor. Tüm dünya insanları olarak, iktidarların küresel dünyada oynadıkları göç senaryolarının farkına varmak, bunların sebeplerini görmek, diğer insanlara göstermek öncelikli görevimiz. Tabii ki bu da yeterli değil, bu sebeplerin yani savaş, yoksulluk ve anti demokratik uygulamaların ortadan kalkması için mücadele etmek en temel insani görevimiz olsa gerek...   Dramatik Yaşamlar   Türkiye’yi geçiş olarak kullanan insanlar, yani göç edenler başta denizlerimiz olmak üzere bu topraklarda topluca ve hunharca ölüyorlar. Bu durumun altını çizelim, Türkiye’de çok ciddi bir insan kıyımı yaşanıyor, insanlar ölüyor veya öldürülüyor. Bu insanlık dışı duruma karşı iktidarlar başta olmak üzere devletin ilgili organlarını göreve davet etmek kaçınılmaz bir sorumluluktur. Bir kaç yıldır konuya duyduğum ilgi ve hassasiyet dolayısıyla yaptığım incelemelerde, Türkiye Cumhuriyeti’nin bu konuda yetersiz olduğunu tespit edebilirim. Yasal ve hukuki süreçler yetersizdir, ilgili kurumsal yapılar oluşturulmamıştır, ilgi ve sorumluluk da olması gerekenin çok altındadır.   Ancak, 2013 Aralık ayında Avrupa Birliği ile imzalanan geri iade konusu olarak bilinen sözleşmeler gereği önemli çalışmalar başlatıldı. Lakin yine yetersiz ve ilgisiz durum devam ediyor. Keza göç eden dünya insanları topluca ölmeye devam ediyor. Bu insanlık dışı ölümlerin, yani dramatik durumun büyük çoğunluğunun yaşandığı alanların başında Türkiye gelmektedir. Özellikle Türkiye’nin batı sahillerinde bu insanlık dışı ölümler sıkça yaşanmaktadır. Haftada birkaç defa, bu tür denizde ölüm veya kaçak mülteci operasyonuyla yakalanmalar konusunda, basında haberler görüyoruz.   Türkiye’nin ilk mülteci kamplarından birisi Çanakkale’nin Ayvacık ilçesinde bulunuyor. Yakalanan kaçak mülteciler bir süre bu kampta tutuluyor. Bir defa ziyaret etmiştim bu kampı, izlenimim hiç de olumlu değildi. Ama ölüm yerine kampta olmak sanırım bir mülteci için tercih edilebilir bir durumdur.   Son Bir Kaç Söz   Küresel göç meselesi önümüzdeki zamanların en önemli sorunu olarak gündemde kalacaktır. Çünkü yoksulluğun derinleştiği, savaşların vahşice sürdüğü, demokratik farklılıkların açılarak büyüdüğü bir dünyada yaşıyoruz. Bu sebepler oldukça göç de artarak sürecektir. Türkiye de bu göç meselesinden en fazla etkilenen ülkelerin başında gelmeye devam edecektir.   Türkiye bu türden küresel göç ve mülteci dramlarına hazırlıklı olmalıdır. Hepimize düşen birinci görev; bu insanlık dışı durumun düzelmesini istemek, sorumlu ve görevlilerin akıllarına bu dramı sokmak, çözmelerini istemek, çözümlere ortak olmak, tüm toplumsal kesimler tarafından talep edilmelidir.”  
Kentin tanınan Mimarlarından İsmail Erten, Türkiye’nin ve dünyanın en büyük sorunlarından birisi olan Göç sorununu TMMOB’nin aylık olarak çıkarttığı Mimarlık dergisine değerlendirdi.

Mimar İsmail Erten’in Göç ve Göç Sorunları ile ilgili kaleme aldığı makalede şu şekilde;

 

“Küresel göç meselesi önümüzdeki zamanların en önemli sorunu olarak gündemde kalacaktır. Çünkü yoksulluğun derinleştiği, savaşların vahşice sürdüğü, demokratik farklılıkların açılarak büyüdüğü bir dünyada yaşıyoruz. Bu sebepler oldukça göç de artarak sürecektir. Türkiye de bu göç meselesinden en fazla etkilenen ülkelerin başında gelmeye devam edecektir. Türkiye bu türden küresel göç ve mülteci dramlarına hazırlıklı olmalıdır. Hepimize düşen birinci görev; bu insanlık dışı durumun düzelmesini istemek, sorumlu ve görevlilerin akıllarına bu dramı sokmak, çözmelerini istemek, çözümlere ortak olmak, tüm toplumsal kesimler tarafından talep edilmelidir.

 

Üçüncü yılına girdiğimiz (2013-2015) uluslar arası bir projede aktif görev üstleniyorum. Uluslar arası göçlerin kentlere ve kentlerin kamusal alanlarına / fiziki mekânlarına etkisi üzerine çalışıyorum. Bu amaçlı, Fransa’nın Marsilya kenti, Belçika’nın Brüksel kenti, Romanya’nın Suceava kenti araştırmalarımız arasında bulunuyor. Dördüncü kent ise, benim yaşamımı sürdürdüğüm, Türkiye’den Çanakkale’dir. Birkaç defa diğer kentlerden gelen konuklarımızı Çanakkale’de ağırladık. Bizler de bu kentlere birden çok gidip inceleme ve araştırmalarda bulunduk. Proje ortağı kentlerdeki konuyla ilişkili kişi ve kesimlerle konuştuk, tartıştık. Bu proje göç, özellikle küresel göç meselesine olan ilgimi arttırdı. Projede edindiğim bilgi ve birikim ile diğer ortakların göç meselesine bakışı ve yaşadıklarına dair deneyimi paylaşmak isterim.

 

Sebepler

 

Genel olarak bu tür küresel göçün 3 sebebi bulunuyor. Öncelikle “savaşlar” birinci temel sebeplerdendir. Sınırımızda yaşanan son 1-2 yıllık savaşlar sebebiyle 9 milyon insanın bu bölgeden kaçarak göç ettiği tespit ediliyor. Göçün ikinci sebebi; “yoksulluktur”. Dünyanın yoksul güney ve doğusu, zengin kuzey ve batısına sürekli göç ediyor. Üçüncü sebep ise; “demokratik olmayan uygulamalardır”. Özellikle ulus devletlerin anti demokratik, baskıcı, demokrasi dışı tutumları ülkenin insanlarının daha demokratik ülkelere göç etmesine yol açıyor. Biliyoruz ki, Türkiye’deki bütün askeri darbelerde çok sayıda insan batıya göç etmiştir.

 

Süreçler ve Yaklaşımlar

 

Göçün yukarıdaki sebeplerle oluşması, 2 farklı süreci doğruyor. Birinci süreç, yolculuk anıdır.

Yani göçe başladığı mekân ile yaşamayı hedeflediği mekân arasındaki olaylar ve durumlar, özel bir süreç oluşturuyor. İkincisi ise, göç ettikten sonra yaşamaya başladığı mekânda, kentte, ülkede maruz kaldığı olaylar ve durumlar bir başka özel süreci oluşturuyor. Göçün yaşamdaki yansımalarına bakıldığında, Türkiye ve proje ortağı diğer ülke olan Romanya, sürecin birinci kısmını yani yolculuk anlarının yaşandığı mekânları oluşturuyor.

 

Özellikle bu geçişin daraldığı bir mekân olan Çanakkale bölgesi batıya göçün tam yolu üzerinde bulunuyor. Gerek güvenlik önlemleri, göçün önlenmesi, göç edenlerin yakalanması, gerekse geri iade anlaşmalarındaki yaptırımlar dolayısıyla, Çanakkale şimdi olduğundan daha fazla birçok olayları ve durumları önümüzdeki uzunca bir dönemde yaşayacağa benziyor.

 

Göç edenlerin varmak istediği mekânlardan olan Brüksel ve Marsilya kentleri ise, bu tür göçün yaşamdaki yansımalarıyla daha farklı açıdan uğraşmakla meşguller. Göç eden yabancıları ret etmek, geri yollamak kısmen mümkün olmakla birlikte, büyük çoğunluğunu kabul etmekle yükümlüler. Dili, dini, etnik kimliği, yaşam kültürü farklı olan insanlarla birlikte yaşamanın uğraşıyla boğuşuyorlar. Bu insanları kimi ülkeler “asimile ederek” kendisine benzetiyor, kimi ülkeler ise “farklılıklarını koruyarak birlikte ve çoğulcu” yaşamlar örgütlüyor.

 

Göç Oluşum Gerekçeleri Çoğu zaman sonuç üzerine uğraşmaktan sebepleri görmezden geliriz veya göremez oluruz. Yukarıda ifade ettik, uluslararası göç meselesinin 3 sebebi var; Savaş, yoksulluk ve anti demokratik yönetimler. Dünyada “savaş ve yoksulluğun” temel sebebi uygar batıdır. İçinde ABD, Japonya, Rusya ve tabii ki tüm Avrupa’nın yer aldığı batıdır. Bakınız Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarına, bunlar “gelişmiş”(!) batının, yoksul ülkeleri kaynaklarıyla birlikte paylaşma savaşlarıdır. Peki, şu anda Ortadoğu’yu bir cehenneme çevirip milyonlarca insanının göç etmesine yol açan savaşın, batının bu bölgedeki petrolü ve diğer mali kaynakları paylaşma savaşı olduğunu hepimiz açık ve bariz bir şekilde görüyoruz sanırım. Ya küresel yoksulluğa ne demeli. Dünyanın güneyi ve doğusu neden yoksul dersiniz. Tabii ki dünyanın kuzey ve batısının açgözlü tüketme hırsı yüzünden. Bu yoksulluğa bağlı göçün sebeplerini güneyde ve doğuda görmek saflık olur sanırım.

Anti demokratik uygulamalar konusunda da batının hiç de masum olduğunu söyleyemeyiz. Son yıllarda dünyanın jandarması ve demokrasi tasarım merkezi olan ABD, nereye demokrasi adına el attıysa, oralarda anti demokratik, otoriter ve baskıcı diktatörler oluştu. Bu konuda, yoksul güney ve doğunun ulus devletlerini yöneten iktidarların ve reel siyasetçilerin payını, işbirliğini ve halkını satmasını da unutmamak lazım. Her ne kadar batı, temel müsebbip olarak bilinse de, meselenin çift taraflı olduğunu tespit etmek gerekir. Yani bu meselede batıyı suçlu ilan etmek rahatlatıcı bir etki yaratsa da, sorunun çözümü bütün tarafların risk almasıyla, mücadeleyi genişletmesiyle mümkün olacaktır.

 

Dar Alandan Geniş Bakış

 

Göç meselesinde bu tür esas gerekçeleri görmezden gelip, duygusal sonuçlarla uğraşıyoruz. Belki de uğraştırılıyoruz. Göç eden insanların yaşadıkları dram, eziyet, tecavüz, sürgün gibi konular yüreğimizi burkuyor, onlara kucak açıyoruz, kampanyalar yapıp yardım ediyoruz, verdiğimiz vergilerin bir kısmının bu tür insanlara yardım edilmesi için kullanılmasına müsamaha ediyoruz. Bu bizim insanlığımızdır, yapmasak yanlış olur.

 

Ancak bunların yeterli olmadığını, daha doğrusu kısa süreli ve geçici rahatlama yaratan çözümler olduğunu görmek gerekiyor. Tüm dünya insanları olarak, iktidarların küresel dünyada oynadıkları göç senaryolarının farkına varmak, bunların sebeplerini görmek, diğer insanlara göstermek öncelikli görevimiz. Tabii ki bu da yeterli değil, bu sebeplerin yani savaş, yoksulluk ve anti demokratik uygulamaların ortadan kalkması için mücadele etmek en temel insani görevimiz olsa gerek...

 

Dramatik Yaşamlar

 

Türkiye’yi geçiş olarak kullanan insanlar, yani göç edenler başta denizlerimiz olmak üzere bu topraklarda topluca ve hunharca ölüyorlar. Bu durumun altını çizelim, Türkiye’de çok ciddi bir insan kıyımı yaşanıyor, insanlar ölüyor veya öldürülüyor. Bu insanlık dışı duruma karşı iktidarlar başta olmak üzere devletin ilgili organlarını göreve davet etmek kaçınılmaz bir sorumluluktur. Bir kaç yıldır konuya duyduğum ilgi ve hassasiyet dolayısıyla yaptığım incelemelerde, Türkiye Cumhuriyeti’nin bu konuda yetersiz olduğunu tespit edebilirim. Yasal ve hukuki süreçler yetersizdir, ilgili kurumsal yapılar oluşturulmamıştır, ilgi ve sorumluluk da olması gerekenin çok altındadır.

 

Ancak, 2013 Aralık ayında Avrupa Birliği ile imzalanan geri iade konusu olarak bilinen sözleşmeler gereği önemli çalışmalar başlatıldı. Lakin yine yetersiz ve ilgisiz durum devam ediyor. Keza göç eden dünya insanları topluca ölmeye devam ediyor. Bu insanlık dışı ölümlerin, yani dramatik durumun büyük çoğunluğunun yaşandığı alanların başında Türkiye gelmektedir. Özellikle Türkiye’nin batı sahillerinde bu insanlık dışı ölümler sıkça yaşanmaktadır. Haftada birkaç defa, bu tür denizde ölüm veya kaçak mülteci operasyonuyla yakalanmalar konusunda, basında haberler görüyoruz.

 

Türkiye’nin ilk mülteci kamplarından birisi Çanakkale’nin Ayvacık ilçesinde bulunuyor. Yakalanan kaçak mülteciler bir süre bu kampta tutuluyor. Bir defa ziyaret etmiştim bu kampı, izlenimim hiç de olumlu değildi. Ama ölüm yerine kampta olmak sanırım bir mülteci için tercih edilebilir bir durumdur.

 

Son Bir Kaç Söz

 

Küresel göç meselesi önümüzdeki zamanların en önemli sorunu olarak gündemde kalacaktır. Çünkü yoksulluğun derinleştiği, savaşların vahşice sürdüğü, demokratik farklılıkların açılarak büyüdüğü bir dünyada yaşıyoruz. Bu sebepler oldukça göç de artarak sürecektir. Türkiye de bu göç meselesinden en fazla etkilenen ülkelerin başında gelmeye devam edecektir.

 

Türkiye bu türden küresel göç ve mülteci dramlarına hazırlıklı olmalıdır. Hepimize düşen birinci görev; bu insanlık dışı durumun düzelmesini istemek, sorumlu ve görevlilerin akıllarına bu dramı sokmak, çözmelerini istemek, çözümlere ortak olmak, tüm toplumsal kesimler tarafından talep edilmelidir.”

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve siteye yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.