Çanakkale’nin Yüzyıllara Meydan Okuyan Kaleleri

Aynalı Pazar (İHA) - İhlas Haber Ajansı | 19.06.2017 - 06:40, Güncelleme: 19.06.2017 - 06:40 3191+ kez okundu.
 

Çanakkale’nin Yüzyıllara Meydan Okuyan Kaleleri

Suları ne kadar sert ve kuvvetli aksa da, insanların tarih boyunca Anadolu ile Avrupa arasındaki geçitlerinden biri oldu. Marmara ile Ege denizlerini de birbirine bağlaması nedeniyle stratejik önemini hep korudu. Bunun farkında olan Troyalılar, Lidyalılar, Persler, Makedonyalılar, Romalılar, Bizanslılar ve Osmanlılar onlarca savaş yapıp onu ellerinde tutmaya çalıştılar. Binlerce yıl boyunca bu çatışmaları seyreden Çanakkale Boğazı bugün sakin akıyor.
Suları ne kadar sert ve kuvvetli aksa da, insanların tarih boyunca Anadolu ile Avrupa arasındaki geçitlerinden biri oldu. Marmara ile Ege denizlerini de birbirine bağlaması nedeniyle stratejik önemini hep korudu. Bunun farkında olan Troyalılar, Lidyalılar, Persler, Makedonyalılar, Romalılar, Bizanslılar ve Osmanlılar onlarca savaş yapıp onu ellerinde tutmaya çalıştılar. Binlerce yıl boyunca bu çatışmaları seyreden Çanakkale Boğazı bugün sakin akıyor. O eski çatışmaların izleri ise boğazın iki yanında yükselen kalelerin duvarlarında saklı duruyor.   Boy ve genişlik bakımından İstanbul Boğazı'ndan yaklaşık iki kat daha uzun Çanakkale Boğazı'nın kıyılarında bugün 12 kale var. Osmanlıların hâkimiyetine girene kadar Hellespontos ve Dardanelles isimleri ile de anılan boğazda yapılmış ilk kaleler hakkında çok fazla bilgi bulunmuyor. Yine de ilk tahkimatın İ.Ö 5. yüzyılda Pers Hükümdarı Kserkses tarafından yapıldığı sanılıyor. Ne yazık ki, bu yapıdan günümüze ulaşan bir kalıntı yok. Ardından inşa edilen Gelibolu Kalesi'nin hangi dönemde, kim tarafından yapıldığı bilinmese de, kaynaklar 527-565 yılları arasında hükümdar olan Bizans imparatoru I. Justinianus'un kalenin surlarını güçlendirdiğini belirtiyor. Aynı zamanda I. Justinianus'un Sestos'ta bir kale ve yine bu kalenin yakınlarındaki Eleus'ta Eski Hisarlık'ı yaptığı biliniyor. Eski Hisarlık günümüzdeki Çanakkale Şehitler Abidesi'nin bulunduğu yerdeydi. Gelibolu Kalesi, orijinalinde şehri kuşatan bir dış kale ve merkezde bir iç kaleden oluşurken, Sestos Kalesi boğaza hâkim bir tepede gözetleme amacı güdülerek yapıldı. Çamburnu ve Bigalı kaleleri arasında Kilye Koyu'nda yapılan Kilye Kalesi ise içinde bulunduğu koyu ve arkasındaki vadiyi korumak amacıyla topografyaya uygun bir şekilde yerleştirilmiştir. Bugün kaleden sadece birkaç kalıntı ayakta.   Haçlı seferlerinin 13. yüzyılda sona ermesinin ardından Çanakkale Boğazı’nın iki tarafı Flandersli Baudouin'e, Gelibolu Yarımadası ise Venediklilere kaldı. İznik imparatoru Ioannes 1235'te boğazı ele geçirdiyse de, buradaki denetimi Katalanlarla savaşların başlaması ile yavaşladı. Bu dönemde Katalan birlikleri Anadolu yakasındaki Türk toplulukları ile zaman zaman birlikte hareket ediyorlardı. Bu işbirliğinde bulunanlar Karesioğulları ve Aydınoğulları beylikleriydi. Boğazın güneyinin Türklerin eline geçmesi ise 1300-1336 yıllarında Karesioğulları Beyliği'nin idaresi altına girmesi ve 1346 yılında bu beyliğin Osmanlı Devleti'ne katılmasıyla gerçekleşti. Bunun önemi büyüktü, çünkü Osmanlılar bu sayede Bizans İmparatorluğu'nun Akdeniz'e inen tek yolunu da ele geçirdiler. Osmanlılar burada bir deniz üssü kurmayı amaçlıyorlardı. Bu sırada Bizans İmparatorluğu'nda Kantakuzenos ile V. Justinianus arasında bir taht kavgası sürüyordu. Kantakuzenos, Osmanlı Hükümdarı Orhan Bey'den yardım istedi. Bunun karşılığında Kantakuzenos, Gelibolu'nun kuzeyindeki Çimpe (Çimbi) Kalesi'ni teklif etti.   Orhan Bey'in birlikleri Kantekuzenos'un yanında Justinianus'a karşı savaştılar ve galip geldiler. Böylece Süleyman Paşa kumandasındaki birliklerin Çimpe Kalesi'ne yerleşmesiyle Türklerin Avrupa'daki varlıkları da başlamış oldu. Bizanslılar kendi elleriyle teslim ettikleri bu toprak parçasını daha sonraları geri almak için çeşitli yollar denediler ama başarılı olamadılar. Gelibolu Kalesi'ndeki surların bir kısmı 1334'teki depremde yıkıldı. Bu durumu fırsat bilen Süleyman Paşa, kaleye saldırarak Gelibolu'yu ele geçirdi. Rum tarihçi Dukas, daha sonraki dönemde Gelibolu Kalesi'nin Yıldırım Bayezid tarafından yeniden yaptırıldığını belirtiyor. Saruca Paşa tarafından 1390 yılında dış kale yıktırıldı, bir tepe üzerinde bulunan, kente ve limana hâkim iç kale onarıldı. Yelkenleri olmakla birlikte kürekle de yol alan ve çektiri adı verilen gemileri hem fırtına, hem de düşmandan korumak amacıyla iç içe iki büyük havuzdan oluşan yapay liman, temizlendi. Koruma ve savunma için kalenin hemen yanındaki limanın iki ağzına da üç katlı ikişer kule inşa edildi. Aynı zamanda limanı gerektiğinde kapatmak için girişine üç sıralı zincir koydular. Böylece burası Osmanlı'nın ilk düzenli tersanesi oldu.   Gelibolu Tersanesi'nin yapılması Osmanlı donanmasının buraya yerleşmesini sağlayarak Bizans'ın Akdeniz'le ilişkisini kesti. Bayezid'in Gelibolu'ya verdiği bu önem sonraki dönemlerde artarak devam etti. 1400'lere gelindiğinde Gelibolu'ya artık Osmanlılar tamamıyla hâkim olmuştu. Bayezid'in ardından Süleyman Çelebi, Cenevizli Negro ailesinin yardımıyla Gelibolu'nun karşı kıyısındaki Lapseki'ye bir kale yaptırdı. Böylece Çanakkale Boğazı'nda Bayezid'in başlattığı kale inşası Süleyman Çelebi döneminde de devam etti. Bu faaliyetler Osmanlıların boğazlarda karşılıklı kale yapımı geleneğine de başlangıç oldular. Çünkü boğazların denetim altında tutulmasının öne-mini çok iyi kavramışlardı.   İstanbul’un 1453'te fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet, Akdeniz'den gelecek tehlikeleri önlemek ve Çanakkale Boğazı'nı denetim altında tutmak için boğazın en dar yerinde karşılıklı iki kale daha inşa ettirdi. Yakup Paşa 1461-1462 yılları arasında bu kalelerin yapımı için görevlendirildi. O hem bu kaleleri inşa edecek, hem de boğazın güvenliğini sağlayacaktı. Kaleler geniş bir işgücü ile kısa sürede tamamlandılar. Bunların sayesinde Marmara Denizi kapalı bir göl haline gelirken, Çanakkale Boğazı'nı kullanan yabancı gemilerden geçiş ücreti alınabilecekti. En önemli avantaj ise Avrupa'dan gelebilecek herhangi bir saldırı olasılığı ortadan kaldırılacak ve İstanbul’un güvenliği sağlanacaktı. Anadolu yakasındaki kaleye Kale-i Sultaniye (Çimenlik Kalesi), Avrupa yakasındakine ise "denizin kilidi" anlamına gelen Kilidü'l-Bahr (Kilitbahir) adı verildi. Boğaza gelen gemiler geçiş paralarını Kilitbahir Kalesi'ne ödüyorlardı. Kale-i Sultaniye'nin adını, Fatih'in oğlu Sultan Mustafa'nın bu kalenin inşasında bizzat çalışması nedeniyle aldığı söylenir.   Her iki kaleye de güçlü toplar yerleştirildi. Bu toplar sayesinde İstanbul Boğazı'nda olduğu gibi emirlere uymayan gemiler top atışlarıyla durduruldular. Boğaza giren gemilerin demir atmaları için Kilitbahir'e bir iskele yapıldı. Fakat kıyılarındaki akıntı ve derinliğinin uygun olmaması gibi nedenlerden dolayı iskelenin kullanımına son verildi. Bunun sonucunda da Marmara'dan gelen gemiler, her iki yanında geniş limanları bulunan Çimenlik Kalesi'ne demir atarak geçiş ücretlerini burada ödediler.   O döneme kadar büyük bir yerleşimin bulunmadığı bölgede Çimenlik Kalesi'nin inşasıyla bir kent kuruldu. Bölgede çanakçılıkla uğraşıldığından kente Çanakkale adı verildi.   Fakat her şey planlandığı gibi gitmedi. 1657'de, IV. Mehmet döneminde Venedik, Papalık ve Malta gemilerinden oluşan düşman donanması bugünkü Kepez ilçesinin önlerinde Osmanlı donanmasını yenilgiye uğrattı. Bu yenilgi Çanakkale Boğazı'nın tahkimi için yeni tedbirleri mecburi kıldı. Boğazın Ege Denizi'ne açılan kısmında karşılıklı iki kale daha inşa edildi. Bunların masrafları N. Mehmet'in annesi Tur-han Sultan tarafından karşılandı. Kale, Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa kontrolünde Mimar Mustafa Ağa ile Frenk Ahmet Paşa'ya yaptırıldı. Kalelerin 1657 yılında başlayan yapımı 1659 yılında bitti.   Anadolu yakasındakine Kumkale, Avrupa'dakine ise Seddülbahir (Hakaniyye) Kalesi adı verildi. Kalelerin yapımından sonraki dönemde boğazı geçmek için harekete geçen Venedik donanması, kalelerden açılan top ateşi sonucunda yok edildi. Bu kaleler konumları dolayısıyla 1660'lardan sonra Çanakkale'yi ele geçirmek isteyen düşmanlara karşı Osmanlı ordusunun savunmasında önemli rol oynadı. Ayrıca, Karadeniz ile Ege Denizi arasındaki ticaretten gümrük gelirleri sağlayarak başkent İstanbul’a önemli kaynak sağladı. Osmanlıların 1768-1774 yılları arasında Ruslarla yaptığı savaşın sonunda uğradığı yenilgi ve 1771'de donanmanın İzmir-Çeşme'de yakılması İstanbul’u tehditlere açık konuma getirdi. Bu nedenle Çanakkale Boğazı'nın stratejik noktalarında Fransız topçu subayı Baron de Tott'un da katıldığı çalışmalarla 1788 yılında yeni tabyalar inşa edildi.   Fakat 19. yüzyılın başlarından itibaren gelişen teknoloji nedeniyle boğazın savunması yetersiz kalmaya başladı. Bunu sonucunda, III. Selim Fransız mühendisi Jochereau de Sanit Dans'ı boğazın savunmasını iyileştirmek ve buradaki yapıları incelemek üzere görevlendirdi. Yaptığı çalışmalar sonucunda Jochereau de Sanit Dans, Nara Burnu'na bir kale yapılmasını önerdi.   Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Ruslara destek vermek isteyen İngiliz donanmasının 1807'de Çanakkale Boğazı’nı geçmesi III. Selim'in yeni kale önerisini dikkate almasını sağladı. Böylece, boğazda karşılıklı olarak Anadolu yakasındaki Nara Burnu'nda Nara Kalesi ve Avrupa yakasında günümüzde Eceabat ve Gelibolu karayolu arasında kalan Bigalı Kalesi inşa edildi. Kalelerin yapımı ancak II. Mahmut döneminde tamamlandı. Bu nedenle kaleler Mahmudiye Kaleleri diye anılırlar. 1809 yılındaki depremde bu kaleler ve bazı istihkamlarda önemli derecede hasar oldu.   Kaleler nedeniyle Çanakkale Boğazı'ndan geçmenin zorluğu açıktı. Boğazdan 1836'da geçen Alman Genelkurmay Başkanı Mareşal Helmuth von Moltke, yeterli topun olması durumunda hiçbir düşman donanmasının Çanakkale Boğazı'nı geçemeyeceğini belirtti. Yine de 1839-1861 yılları arasında boğazda yeni istihkamlara ihtiyaç duyuldu. Sultan Abdülmecit, Anadolu yakasında Mecidiye (Köseburnu) Kalesi'ni ve Avrupa yakasında da Çamburnu Kalesi'ni karşılıklı inşa ettirdi. Ayrıca 1845 yılında Tophane-i Amire Müşiri Fethi Paşa tarafından incelenen kale ve istihkamlarda bazı iyileştirmeler yapıldı. Boğaza yeni toplar yerleştirildi. Bütün bu savunma hatları sayesinde Çanakkale Boğazı geçilmez hale getirildi.   Çanakkale Boğazı'ndaki kalelerden bugün Gelibolu Kalesi'nin liman ağzındaki kulesi ile bir kısım sur duvarı, Kilitbahir Kalesi ve Çimenlik Kalesi'nin tamamı, Sestos (Akbaş), Seddülbahir, Kumkale, Bigalı, Nara ve Çamburnu kalelerinin de büyük kısmı ayakta. Mecidiye (Köseburnu) Kalesi'nin sadece iki kapısı ve bir kısım sur duvarı, Kilye Kalesi'nin ise harap halde, sadece bir kulesi bugüne ulaşabildi. Eski Hisarlık ve Lapseki kalelerinden günümüze kadar gelen bir kalıntı yok.   Antik bir yerleşim üzerinde kurulan ve Bizans özelliği taşıyan Sestos Kalesi harap durumda. Gravürlerde görülen Kilye Kalesi'nden günümüze ulaşan sadece dairesel planlı bir kule ve bir kısım sur duvarı var. Gelibolu Kalesi orijinalinde şehri kuşatan surlardan ve belirli aralıklarla yerleştirilen kulelerden ve iç içe iki suni limandan oluşmaktaydı. Bugün ise Namık Kemal İlköğretim Okulu'nun bahçesinde kalan bir kısım sur duvarı ile liman ağzında bir kule ayakta.   Çimenlik Kalesi, Çanakkale Boğazı’nın Anadolu kıyısında Kocaçay'ın (Sançay) ağzındaki düzlük üzerinde inşa edildi ve sonrasında pek çok onarım gördü. Yaklaşık kare planlı Çimenlik Kalesi bir dış ve iç kaleden oluşuyor. içerisinde iki cami, bir cephanelik ve koğuşlar var. Kalenin dış duvarlarından denize bakan kısım 19. yüzyılda yıkıldı ve yerine bugünkü tabyalar yapıldı. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonraki işgal yıllarında bakımsız kalan kalenin ahşap döşemeleri tahrip edildi. Ayrıca zamanla duvarlarından dökülen taşlar etraftaki yapılarda devşirme malzeme olarak kullanıldı. Bugün ise kale Çanakkale Boğaz Komutanlığı'nın denetimi altında askeri müze olarak kullanılıyor. Günümüze kadar orijinalliğini koruyan Kilitbahir'e çeşitli eklemeler yapıldı. Kale aşamalı düzenlenmesi nedeni ile bir dış kale, dış kalenin çevrelediği iç kale bedeni ve ana kule olmak üzere üç kısımdan meydana geliyor. Kilitbahir mimari kurgusu ile Osmanlı kaleleri içinde farklı bir yere sahip. Fatih Sultan Mehmet'in düşkünlüğünün geometriye yansıdığı kalenin üç yapraklı Yonca planı ile kuvvetli bir savunma sistemi var. Konumu itibariyle boğazı ateşe tutabilecek şekilde yerleştirilmiş. Kaleye Kanuni döneminde ek olarak ikinci bir avlu ve kule inşa edildi.   Çanakkale Boğazı’nın Ege Denizi girişindeki Seddülbahir Kalesi içinde bugün mevcut bir yapı yok. O da karşısındaki Kumkale gibi Birinci Dünya Savaşı'nda etkili bir şekilde kullanıldı. Bunun sonucunda da, müttefik güçlerinin top ateşinden önemli ölçüde zarar gördü. Çanakkale Boğazı, belli bir amaca yönelik olarak kaleler kilit noktalarına yerleştirilerek güvenlik altına alınmaya çalışıldı. Yüzyıllar boyunca önemini koru-yan boğaz Akdeniz ve Ege Denizi'nden Marmara yoluyla Karadeniz'e geçişte kilit noktası oldu.   Çanakkale Boğazı'na yapılan kaleler, boğazın stratejik önemini ve askeri mimarinin tarih içinde gelişimini görmek açısından büyük önem taşıyor. Yapıların mimarisi göz önünde tutulduğunda sur ve duvarlarının azaldığı görülüyor. Bunu zamanın ihtiyaçlarına, askeri teknolojinin gelişmesi-ne ve ekonomik duruma bağlamak mümkün. Bu farklılıklar ateşli silahların gelişimine bağlı olarak etkileşim içinde günümüze kadar devam etti. Kale yapı-mı zamanla terk edilerek 19. yüzyılda tabya ve bonetler yapılmaya başlandı. Ancak Birinci Dünya Savaşı'nda da kullanılmaları ve doğurdukları sonuçlar, yapımlarından yüzlerce yıl sonra bile Çanakkale'nin kalelerinin stratejik konumlarını açıkça gösterdi.  
Suları ne kadar sert ve kuvvetli aksa da, insanların tarih boyunca Anadolu ile Avrupa arasındaki geçitlerinden biri oldu. Marmara ile Ege denizlerini de birbirine bağlaması nedeniyle stratejik önemini hep korudu. Bunun farkında olan Troyalılar, Lidyalılar, Persler, Makedonyalılar, Romalılar, Bizanslılar ve Osmanlılar onlarca savaş yapıp onu ellerinde tutmaya çalıştılar. Binlerce yıl boyunca bu çatışmaları seyreden Çanakkale Boğazı bugün sakin akıyor.

Suları ne kadar sert ve kuvvetli aksa da, insanların tarih boyunca Anadolu ile Avrupa arasındaki geçitlerinden biri oldu. Marmara ile Ege denizlerini de birbirine bağlaması nedeniyle stratejik önemini hep korudu. Bunun farkında olan Troyalılar, Lidyalılar, Persler, Makedonyalılar, Romalılar, Bizanslılar ve Osmanlılar onlarca savaş yapıp onu ellerinde tutmaya çalıştılar. Binlerce yıl boyunca bu çatışmaları seyreden Çanakkale Boğazı bugün sakin akıyor. O eski çatışmaların izleri ise boğazın iki yanında yükselen kalelerin duvarlarında saklı duruyor.

 

Boy ve genişlik bakımından İstanbul Boğazı'ndan yaklaşık iki kat daha uzun Çanakkale Boğazı'nın kıyılarında bugün 12 kale var. Osmanlıların hâkimiyetine girene kadar Hellespontos ve Dardanelles isimleri ile de anılan boğazda yapılmış ilk kaleler hakkında çok fazla bilgi bulunmuyor. Yine de ilk tahkimatın İ.Ö 5. yüzyılda Pers Hükümdarı Kserkses tarafından yapıldığı sanılıyor. Ne yazık ki, bu yapıdan günümüze ulaşan bir kalıntı yok. Ardından inşa edilen Gelibolu Kalesi'nin hangi dönemde, kim tarafından yapıldığı bilinmese de, kaynaklar 527-565 yılları arasında hükümdar olan Bizans imparatoru I. Justinianus'un kalenin surlarını güçlendirdiğini belirtiyor. Aynı zamanda I. Justinianus'un Sestos'ta bir kale ve yine bu kalenin yakınlarındaki Eleus'ta Eski Hisarlık'ı yaptığı biliniyor. Eski Hisarlık günümüzdeki Çanakkale Şehitler Abidesi'nin bulunduğu yerdeydi.

Gelibolu Kalesi, orijinalinde şehri kuşatan bir dış kale ve merkezde bir iç kaleden oluşurken, Sestos Kalesi boğaza hâkim bir tepede gözetleme amacı güdülerek yapıldı. Çamburnu ve Bigalı kaleleri arasında Kilye Koyu'nda yapılan Kilye Kalesi ise içinde bulunduğu koyu ve arkasındaki vadiyi korumak amacıyla topografyaya uygun bir şekilde yerleştirilmiştir. Bugün kaleden sadece birkaç kalıntı ayakta.

 

Haçlı seferlerinin 13. yüzyılda sona ermesinin ardından Çanakkale Boğazı’nın iki tarafı Flandersli Baudouin'e, Gelibolu Yarımadası ise Venediklilere kaldı. İznik imparatoru Ioannes 1235'te boğazı ele geçirdiyse de, buradaki denetimi Katalanlarla savaşların başlaması ile yavaşladı. Bu dönemde Katalan birlikleri Anadolu yakasındaki Türk toplulukları ile zaman zaman birlikte hareket ediyorlardı. Bu işbirliğinde bulunanlar Karesioğulları ve Aydınoğulları beylikleriydi. Boğazın güneyinin Türklerin eline geçmesi ise 1300-1336 yıllarında Karesioğulları Beyliği'nin idaresi altına girmesi ve 1346 yılında bu beyliğin Osmanlı Devleti'ne katılmasıyla gerçekleşti. Bunun önemi büyüktü, çünkü Osmanlılar bu sayede Bizans İmparatorluğu'nun Akdeniz'e inen tek yolunu da ele geçirdiler.

Osmanlılar burada bir deniz üssü kurmayı amaçlıyorlardı. Bu sırada Bizans İmparatorluğu'nda Kantakuzenos ile V. Justinianus arasında bir taht kavgası sürüyordu. Kantakuzenos, Osmanlı Hükümdarı Orhan Bey'den yardım istedi. Bunun karşılığında Kantakuzenos, Gelibolu'nun kuzeyindeki Çimpe (Çimbi) Kalesi'ni teklif etti.

 

Orhan Bey'in birlikleri Kantekuzenos'un yanında Justinianus'a karşı savaştılar ve galip geldiler. Böylece Süleyman Paşa kumandasındaki birliklerin Çimpe Kalesi'ne yerleşmesiyle Türklerin Avrupa'daki varlıkları da başlamış oldu. Bizanslılar kendi elleriyle teslim ettikleri bu toprak parçasını daha sonraları geri almak için çeşitli yollar denediler ama başarılı olamadılar. Gelibolu Kalesi'ndeki surların bir kısmı 1334'teki depremde yıkıldı. Bu durumu fırsat bilen Süleyman Paşa, kaleye saldırarak Gelibolu'yu ele geçirdi.

Rum tarihçi Dukas, daha sonraki dönemde Gelibolu Kalesi'nin Yıldırım Bayezid tarafından yeniden yaptırıldığını belirtiyor. Saruca Paşa tarafından 1390 yılında dış kale yıktırıldı, bir tepe üzerinde bulunan, kente ve limana hâkim iç kale onarıldı. Yelkenleri olmakla birlikte kürekle de yol alan ve çektiri adı verilen gemileri hem fırtına, hem de düşmandan korumak amacıyla iç içe iki büyük havuzdan oluşan yapay liman, temizlendi. Koruma ve savunma için kalenin hemen yanındaki limanın iki ağzına da üç katlı ikişer kule inşa edildi. Aynı zamanda limanı gerektiğinde kapatmak için girişine üç sıralı zincir koydular. Böylece burası Osmanlı'nın ilk düzenli tersanesi oldu.

 

Gelibolu Tersanesi'nin yapılması Osmanlı donanmasının buraya yerleşmesini sağlayarak Bizans'ın Akdeniz'le ilişkisini kesti. Bayezid'in Gelibolu'ya verdiği bu önem sonraki dönemlerde artarak devam etti. 1400'lere gelindiğinde Gelibolu'ya artık Osmanlılar tamamıyla hâkim olmuştu.

Bayezid'in ardından Süleyman Çelebi, Cenevizli Negro ailesinin yardımıyla Gelibolu'nun karşı kıyısındaki Lapseki'ye bir kale yaptırdı. Böylece Çanakkale Boğazı'nda Bayezid'in başlattığı kale inşası Süleyman Çelebi döneminde de devam etti. Bu faaliyetler Osmanlıların boğazlarda karşılıklı kale yapımı geleneğine de başlangıç oldular. Çünkü boğazların denetim altında tutulmasının öne-mini çok iyi kavramışlardı.

 

İstanbul’un 1453'te fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet, Akdeniz'den gelecek tehlikeleri önlemek ve Çanakkale Boğazı'nı denetim altında tutmak için boğazın en dar yerinde karşılıklı iki kale daha inşa ettirdi. Yakup Paşa 1461-1462 yılları arasında bu kalelerin yapımı için görevlendirildi. O hem bu kaleleri inşa edecek, hem de boğazın güvenliğini sağlayacaktı.

Kaleler geniş bir işgücü ile kısa sürede tamamlandılar. Bunların sayesinde Marmara Denizi kapalı bir göl haline gelirken, Çanakkale Boğazı'nı kullanan yabancı gemilerden geçiş ücreti alınabilecekti. En önemli avantaj ise Avrupa'dan gelebilecek herhangi bir saldırı olasılığı ortadan kaldırılacak ve İstanbul’un güvenliği sağlanacaktı. Anadolu yakasındaki kaleye Kale-i Sultaniye (Çimenlik Kalesi), Avrupa yakasındakine ise "denizin kilidi" anlamına gelen Kilidü'l-Bahr (Kilitbahir) adı verildi. Boğaza gelen gemiler geçiş paralarını Kilitbahir Kalesi'ne ödüyorlardı. Kale-i Sultaniye'nin adını, Fatih'in oğlu Sultan Mustafa'nın bu kalenin inşasında bizzat çalışması nedeniyle aldığı söylenir.

 

Her iki kaleye de güçlü toplar yerleştirildi. Bu toplar sayesinde İstanbul Boğazı'nda olduğu gibi emirlere uymayan gemiler top atışlarıyla durduruldular. Boğaza giren gemilerin demir atmaları için Kilitbahir'e bir iskele yapıldı. Fakat kıyılarındaki akıntı ve derinliğinin uygun olmaması gibi nedenlerden dolayı iskelenin kullanımına son verildi. Bunun sonucunda da Marmara'dan gelen gemiler, her iki yanında geniş limanları bulunan Çimenlik Kalesi'ne demir atarak geçiş ücretlerini burada ödediler.

 

O döneme kadar büyük bir yerleşimin bulunmadığı bölgede Çimenlik Kalesi'nin inşasıyla bir kent kuruldu. Bölgede çanakçılıkla uğraşıldığından kente Çanakkale adı verildi.

 

Fakat her şey planlandığı gibi gitmedi. 1657'de, IV. Mehmet döneminde Venedik, Papalık ve Malta gemilerinden oluşan düşman donanması bugünkü Kepez ilçesinin önlerinde Osmanlı donanmasını yenilgiye uğrattı. Bu yenilgi Çanakkale Boğazı'nın tahkimi için yeni tedbirleri mecburi kıldı. Boğazın Ege Denizi'ne açılan kısmında karşılıklı iki kale daha inşa edildi. Bunların masrafları N. Mehmet'in annesi Tur-han Sultan tarafından karşılandı. Kale, Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa kontrolünde Mimar Mustafa Ağa ile Frenk Ahmet Paşa'ya yaptırıldı. Kalelerin 1657 yılında başlayan yapımı 1659 yılında bitti.

 

Anadolu yakasındakine Kumkale, Avrupa'dakine ise Seddülbahir (Hakaniyye) Kalesi adı verildi. Kalelerin yapımından sonraki dönemde boğazı geçmek için harekete geçen Venedik donanması, kalelerden açılan top ateşi sonucunda yok edildi. Bu kaleler konumları dolayısıyla 1660'lardan sonra Çanakkale'yi ele geçirmek isteyen düşmanlara karşı Osmanlı ordusunun savunmasında önemli rol oynadı. Ayrıca, Karadeniz ile Ege Denizi arasındaki ticaretten gümrük gelirleri sağlayarak başkent İstanbul’a önemli kaynak sağladı.

Osmanlıların 1768-1774 yılları arasında Ruslarla yaptığı savaşın sonunda uğradığı yenilgi ve 1771'de donanmanın İzmir-Çeşme'de yakılması İstanbul’u tehditlere açık konuma getirdi. Bu nedenle Çanakkale Boğazı'nın stratejik noktalarında Fransız topçu subayı Baron de Tott'un da katıldığı çalışmalarla 1788 yılında yeni tabyalar inşa edildi.

 

Fakat 19. yüzyılın başlarından itibaren gelişen teknoloji nedeniyle boğazın savunması yetersiz kalmaya başladı. Bunu sonucunda, III. Selim Fransız mühendisi Jochereau de Sanit Dans'ı boğazın savunmasını iyileştirmek ve buradaki yapıları incelemek üzere görevlendirdi. Yaptığı çalışmalar sonucunda Jochereau de Sanit Dans, Nara Burnu'na bir kale yapılmasını önerdi.

 

Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Ruslara destek vermek isteyen İngiliz donanmasının 1807'de Çanakkale Boğazı’nı geçmesi III. Selim'in yeni kale önerisini dikkate almasını sağladı. Böylece, boğazda karşılıklı olarak Anadolu yakasındaki Nara Burnu'nda Nara Kalesi ve Avrupa yakasında günümüzde Eceabat ve Gelibolu karayolu arasında kalan Bigalı Kalesi inşa edildi. Kalelerin yapımı ancak II. Mahmut döneminde tamamlandı. Bu nedenle kaleler Mahmudiye Kaleleri diye anılırlar. 1809 yılındaki depremde bu kaleler ve bazı istihkamlarda önemli derecede hasar oldu.

 

Kaleler nedeniyle Çanakkale Boğazı'ndan geçmenin zorluğu açıktı. Boğazdan 1836'da geçen Alman Genelkurmay Başkanı Mareşal Helmuth von Moltke, yeterli topun olması durumunda hiçbir düşman donanmasının Çanakkale Boğazı'nı geçemeyeceğini belirtti.

Yine de 1839-1861 yılları arasında boğazda yeni istihkamlara ihtiyaç duyuldu. Sultan Abdülmecit, Anadolu yakasında Mecidiye (Köseburnu) Kalesi'ni ve Avrupa yakasında da Çamburnu Kalesi'ni karşılıklı inşa ettirdi. Ayrıca 1845 yılında Tophane-i Amire Müşiri Fethi Paşa tarafından incelenen kale ve istihkamlarda bazı iyileştirmeler yapıldı. Boğaza yeni toplar yerleştirildi. Bütün bu savunma hatları sayesinde Çanakkale Boğazı geçilmez hale getirildi.

 

Çanakkale Boğazı'ndaki kalelerden bugün Gelibolu Kalesi'nin liman ağzındaki kulesi ile bir kısım sur duvarı, Kilitbahir Kalesi ve Çimenlik Kalesi'nin tamamı, Sestos (Akbaş), Seddülbahir, Kumkale, Bigalı, Nara ve Çamburnu kalelerinin de büyük kısmı ayakta. Mecidiye (Köseburnu) Kalesi'nin sadece iki kapısı ve bir kısım sur duvarı, Kilye Kalesi'nin ise harap halde, sadece bir kulesi bugüne ulaşabildi. Eski Hisarlık ve Lapseki kalelerinden günümüze kadar gelen bir kalıntı yok.

 

Antik bir yerleşim üzerinde kurulan ve Bizans özelliği taşıyan Sestos Kalesi harap durumda. Gravürlerde görülen Kilye Kalesi'nden günümüze ulaşan sadece dairesel planlı bir kule ve bir kısım sur duvarı var. Gelibolu Kalesi orijinalinde şehri kuşatan surlardan ve belirli aralıklarla yerleştirilen kulelerden ve iç içe iki suni limandan oluşmaktaydı. Bugün ise Namık Kemal İlköğretim Okulu'nun bahçesinde kalan bir kısım sur duvarı ile liman ağzında bir kule ayakta.

 

Çimenlik Kalesi, Çanakkale Boğazı’nın Anadolu kıyısında Kocaçay'ın (Sançay) ağzındaki düzlük üzerinde inşa edildi ve sonrasında pek çok onarım gördü. Yaklaşık kare planlı Çimenlik Kalesi bir dış ve iç kaleden oluşuyor. içerisinde iki cami, bir cephanelik ve koğuşlar var. Kalenin dış duvarlarından denize bakan kısım 19. yüzyılda yıkıldı ve yerine bugünkü tabyalar yapıldı. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonraki işgal yıllarında bakımsız kalan kalenin ahşap döşemeleri tahrip edildi. Ayrıca zamanla duvarlarından dökülen taşlar etraftaki yapılarda devşirme malzeme olarak kullanıldı. Bugün ise kale Çanakkale Boğaz Komutanlığı'nın denetimi altında askeri müze olarak kullanılıyor.

Günümüze kadar orijinalliğini koruyan Kilitbahir'e çeşitli eklemeler yapıldı. Kale aşamalı düzenlenmesi nedeni ile bir dış kale, dış kalenin çevrelediği iç kale bedeni ve ana kule olmak üzere üç kısımdan meydana geliyor. Kilitbahir mimari kurgusu ile Osmanlı kaleleri içinde farklı bir yere sahip. Fatih Sultan Mehmet'in düşkünlüğünün geometriye yansıdığı kalenin üç yapraklı Yonca planı ile kuvvetli bir savunma sistemi var. Konumu itibariyle boğazı ateşe tutabilecek şekilde yerleştirilmiş. Kaleye Kanuni döneminde ek olarak ikinci bir avlu ve kule inşa edildi.

 

Çanakkale Boğazı’nın Ege Denizi girişindeki Seddülbahir Kalesi içinde bugün mevcut bir yapı yok. O da karşısındaki Kumkale gibi Birinci Dünya Savaşı'nda etkili bir şekilde kullanıldı. Bunun sonucunda da, müttefik güçlerinin top ateşinden önemli ölçüde zarar gördü. Çanakkale Boğazı, belli bir amaca yönelik olarak kaleler kilit noktalarına yerleştirilerek güvenlik altına alınmaya çalışıldı. Yüzyıllar boyunca önemini koru-yan boğaz Akdeniz ve Ege Denizi'nden Marmara yoluyla Karadeniz'e geçişte kilit noktası oldu.

 

Çanakkale Boğazı'na yapılan kaleler, boğazın stratejik önemini ve askeri mimarinin tarih içinde gelişimini görmek açısından büyük önem taşıyor. Yapıların mimarisi göz önünde tutulduğunda sur ve duvarlarının azaldığı görülüyor. Bunu zamanın ihtiyaçlarına, askeri teknolojinin gelişmesi-ne ve ekonomik duruma bağlamak mümkün. Bu farklılıklar ateşli silahların gelişimine bağlı olarak etkileşim içinde günümüze kadar devam etti. Kale yapı-mı zamanla terk edilerek 19. yüzyılda tabya ve bonetler yapılmaya başlandı. Ancak Birinci Dünya Savaşı'nda da kullanılmaları ve doğurdukları sonuçlar, yapımlarından yüzlerce yıl sonra bile Çanakkale'nin kalelerinin stratejik konumlarını açıkça gösterdi.

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve siteye yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.