“Bu Topraklar Bir Avuç Şirketin Değil, Halkındır”
“Bu Topraklar Bir Avuç Şirketin Değil, Halkındır”
Çanakkale Barosu Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu, Zeytinliklerin, koruma alanlarının ve doğanın talan edilmesine yol açacak olan torba yasa teklifi hakkında Türkiye’deki 81 Baro ile eş zamanlı basın açıklaması yaptı.
Çanakkale İskele Meydanında düzenlenen eş zamanlı basın açıklamasını düzenleyen Çanakkale Barosu Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu hukukçulara meslektaşlarından da destek geldi. İskele meydanında gerçekleşen basın açıklamasında TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu’nda kabul edilen “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”ne sert tepki gösterildi. 19 Haziran’da sunulan ve 20 Haziran’da komisyondan geçen teklifin, çevre ve hukuk devleti ilkelerine aykırı olduğu vurgulandı.
“ÇEVRE VE HUKUK DEVLETİ İLKELERİNE AYKIRIDIR”
Çanakkale Barosu Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu açıklamasında, teklifin ormanlar, zeytinlikler, meralar ve korunan alanları madencilik faaliyetlerine açtığı, ÇED süreçlerini devre dışı bıraktığı ve Anayasa’nın 44., 45., 56., 63. ve 169. maddeleriyle çeliştiği belirtildi. Açıklamada, “Tek bir torba kanun ile Maden Kanunu’nu, Zeytincilik Kanunu’nu, Mera Kanunu’nu, Orman Kanunu’nu ve Çevre Kanunu’nun ilgili maddelerini hükümsüz kılacak bu teklif, eğer TBMM Genel Kurulundan geçerse, toplumun genel kamu yararından çok bir avuç şirketin çıkarları gözetilmiş olacaktır. Son 22 yılda daha önce 10 kez değiştirilmeye çalışılan Zeytinciliği Koruma Kanunu, bu torba kanunla bir kez daha delinmeye çalışılmaktadır. Tüm ormanlarda yetki, maden çıkarma amacıyla MAPEG adlı kuruma devredilebilecektir. Yine Mera alanları, SİT alanları bu torba kanunla büyük tehdit altındadır. Bu teklif, sadece bir yasa değişikliği değil; kamu yararını yok sayan, çevreyi ve mülkiyet hakkını tehdit eden bir düzenlemedir” denildi.
FİZİKİ MÜDAHALE VE DEMOKRATİK SÜREÇ ELEŞTİRİSİ
Komisyon görüşmeleri sırasında, TBB temsilcileri ile bazı sivil toplum kuruluşu üyelerine yönelik fiziki müdahalede bulunulduğu ve görüş bildirmelerinin engellendiği de açıklamada yer aldı. Buna rağmen, teklifin tümüyle hukuka aykırı olduğu yönündeki görüşlerin komisyonda dile getirildiği ifade edildi. Açıklamada “Özellikle zeytinliklerin madenciliğe açılması, ormanlarda izin mekanizmasının gevşetilmesi, meraların enerjiye kurban edilmesi ve kaçak yapılara af getirilmesi gibi hususlar uzun vadeli kamu yararına aykırıdır. Unutulmamalıdır ki, sağlıklı bir çevre olmadan ekonomik kalkınma da sürdürülebilir olmayacaktır. Teklif ayrıca “stratejik veya kritik madenlere ilişkin madencilik faaliyetleri için acele kamulaştırma yapılabileceğini” hükme bağlamaktadır. Yani belirli maden projeleri için gerekli araziler, normal kamulaştırma prosedürü beklenmeden ivedi şekilde kamulaştırılıp şirkete tahsis edilebilecek. Acele kamulaştırma düzenlemesi ise köylüler, çiftçiler ve arazi sahipleri açısından çok ciddi hak ihlalleri doğurabilecektir” denildi.
ACELE KAMULAŞTIRMA VE “SÜPER İZİN KURULU” ENDİŞESİ
Teklifin “stratejik madenler” için acele kamulaştırma düzenlemesi getirdiğini, bunun da köylülerin ve çiftçilerin mülkiyet haklarını tehdit ettiğini belirtti. Ayrıca, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bünyesinde kurulması planlanan Üstün Kamu Yararı Kurulu ile izin süreçlerinin bypass edileceği ve korunan alanların fiilen madenciliğe açılacağı uyarısında bulunuldu. Açıklamada “Bir anda Cumhurbaşkanı kararıyla veya kurul kararıyla köydeki meranızın, tarlanızın elinizden alındığını görebilirsiniz. Bu, mülkiyet hakkı ve adil yargılanma hakkı açısından kabul edilemez bir durumdur. Kaldı ki “kamu yararı” gerçekten var mı, yok mu tartışması bile tam yapılmadan, toptan bir acele kamulaştırma düzeni getirilmiş olmaktadır. Uzun vadede ise köylünün elinde tarım arazisi kalmaması, sosyal dokunun bozulması gibi sonuçlar doğuracaktır. Her ne kadar acele kamulaştırma uygulaması daha önceden belli şekillerde yapılıyor olsa da bu kanunla artık yargı yerleri kanundaki açık düzenleme karşısında hukukilik denetimi yapamayacaktır. Burada yargısal denetim ve karar alma sürecine katılım engellenecek ve idari bir işlem olacaktır” denildi.
“ZEYTİNLİKLER, MERALAR, ORMANLAR TEHDİT ALTINDA”
Açıklamada, teklifin Zeytincilik, Mera, Orman ve Çevre Kanunlarını etkisiz hale getireceği, doğal ve tarımsal alanların madencilik yatırımlarına feda edileceği belirtildi. Açıklamada “Düzenlemeye göre özellikle IV. Grup madenler ile “stratejik ve kritik madenler” konusunda ilgili kurum (orman, tarım, kültür vb.) izin vermezse devreye bu kurul girecek ve “üstün kamu yararı” kapsamında madencilik lehine nihai kararı alabilecektir. Kurul, ilgili tüm bakanlıklardan temsilciler içerebilir ancak esasen enerji ve maden yatırımlarını kolaylaştırma misyonuyla hareket edecektir. Kurul olumlu karar verirse, ilgili kurum 1 ay içinde gerekli izni vermek zorunda kalacak ve maden ruhsatı düzenlenecektir. Ayrıca bu kanunla “korunan alan” etiketi taşıyan yerlerde bile, devlet kurumları ses çıkarmazsa maden şirketleri kolayca kazma vurabilecektir. Kurumlar ses çıkarsa dahi, teklif ayrıca Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bünyesinde kurulacak Üstün Kamu Yararı Kurulu’na bu izinleri onaylatma yetkisi vermektedir. Bu düzenleme, korunan alanların korunma statülerini fiilen zayıflatacaktır. Normalde millî park, SİT, sulak alan gibi yerlerde madencilik ya tamamen yasaktır ya da ancak uzun incelemeler ve katı şartlarla mümkündür. Teklif ise izin süreçlerini 3-4 ay gibi çok kısa bir süreye sıkıştırmakta ve sessiz kalan kurumu onay vermiş saymaktadır. Bu kanun teklifinde insan yoktur, çiftçi yoktur, doğa yoktur. Sadece kısa vadeli şirket çıkarları vardır” ifadeleriyle tepki dile getirildi.
“HERKESİ MÜCADELEYE DAVET EDİYORUZ”
Çanakkale Barosu Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu, teklifin TBMM Genel Kurulu’ndan geçmemesi için tüm siyasi partilere, meslek örgütlerine ve yurttaşlara mücadele çağrısı yaptı: “Diğer yandan ekonomik gerekçelerle bu madenlerin çıkartılması gerektiği söylenirken, iklim ve orman fakiri ülkenin bu kaynaklarının ekonomik değeri gözetilmeden, kaynak planlaması yapılmayarak, ekonomik israfa da yol açmaktadır. Yani sadece çevresel varlıkların yok edilmesi değil, ekonomik varlıkların yok edilmesi de söz konusudur. Tüm ekonomik hesaplar yanlış yapılmıştır. Türkiye’nin en değerli şirketlerinin Varlık Fonunda toplanıp münhasıran Cumhurbaşkanlığının kullanımına alınması gibi ülkenin yer altı kaynakları da “KURUL” aracılığıyla münhasıran Cumhurbaşkanlığının kullanımına alınmıştır. Bu nedenle Kanun Teklifinin TBMM Genel Kurulu’ndan geçmemesi için meslektaşlarımızı, meslek örgütlerini, sivil toplum örgütlerini, yurttaşlarımızı ve TBMM’de üyesi bulunan tüm siyasi partileri, kanunun geçmemesi için mücadele etmeye çağırıyoruz. Bu topraklar tüm yurttaşlara ve gelecek kuşaklara aittir… Bir avuç şirkete değil” ifadelerini yer verdiler.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
