Tuygan Çalıkoğlu
Köşe Yazarı
Tuygan Çalıkoğlu
 

Zorlanan İnsan, Bozulan Psikoloji

Enflasyon satın alma gücünü azalttıkça yaşam standardı düşüyor, yoksulluk artıyor. Dolayısıyla talep azalıyor, işyerleri kapanıyor, işsizlik tırmanıyor. Sosyal sınıfların arasındaki uçurum daha da derinleşiyor. İşini kaybetme korkusu yaşayan insanın ruh sağlığı tehdit altında. Gelirleri giderlerini karşılamaktan çok uzak. En temel ihtiyaçları olan barınma ve beslenme ihtiyacını bile karşılayamayan insan, yaşamı sorgulamaya başlıyor. Zorlanan insanın önce ruh sağlığı bozuluyor, kaygılar ve korkular ortaya çıkıyor.   Toplumsal gerginlik çok artmış durumda. Kutuplaşmış siyaset kullandığı dil ile hepimizi çok yordu. Birbirimize ve kurumlara olan güvenimizi, sevgimizi ve hoşgörümüzü büyük ölçüde yitirdik.Buna yüksek enflasyonun getirdiği hayat standardındaki dramatik düşüş eklenince, ortaya bireysel ve toplumsal gerilim çıktı. İnsanlar bugün temel gıda maddelerini alamama noktasına geldiler ve kaygıları her geçen gün artıyor. Kaygılı insan, olumsuz duyguları sürekli zihninde döndürür. Dinlenmek, rahatlamak pek mümkün değildir. Dikkat ederseniz, insanlar dertleşirken en çok hayat pahalılığını gündeme getiriyorlar. Sosyal medyada yapılan paylaşımların çoğu, zamlar ve vatandaşın isyanı üzerine. İnsanlar bu nedenle sosyal medyadan bile uzaklaşma noktasındalar. Çünkü bu tür haberler moral bozuyor, yaşama isteğini azaltıyor, verimliliği düşürüyor. Akıl yürütme ve algılamada ciddi kayıplar var. Zamanı ve ilişkileri yönetme sorunu yaşayan insan yalnızlaşıyor, içine dönüyor, umutları azalıyor. Özgüvenini, özsaygısını yitirme noktasına geliyor insan.   Aileler bu süreçten kuşkusuz daha fazla etkileniyorlar. Bireysel olmanın çok ötesinde bir geçinme sorunu var ailenin. Dahası, aile içindeki dinamiklerin artan kaygıları, iletişim ve etkileşim kalitesini bozuyor. Bu ruh hali ile sağlıklı ve başarılı olmak mümkün değil. Çünkü huzur her geçen gün yok oluyor, yerini güvensizlik alıyor. Normal dışı davranışlar gelişiyor bu süreçte. Büyük sıkıntılar var. Gelecek kaygısı çok yüksek, umutlar azalırken belirsizlikler sürekli artıyor. Bu süreçte evliliklerin sarsılması kaçınılmaz. Çünkü artan çatışmalar, yaşanan gerilim ve şiddet insanları kontrolden çıkma noktasına getiriyor. Çocuklar da zorunlu olarak etkileniyorlar bu ortamda. Huzursuzluk, gerginlik ve kaygılar bütün aileyi sarmaya başlıyor. Özellikle iletişim kalitesi düşük, genelde çatışma halinde olan aileler ciddi bir tehdit altındalar.   İçinden geçtiğimiz dönem geçici olsa, yukarıda dile getirdiğim sorunları aşma umudu yaratabiliriz. Ancak güvenilir bütün ekonomistlerin “Enflasyonla yaşamanın daha başlangıcındayız” sözlerine bakarsak, bu krizden çıkmamız hiç kolay gözükmüyor. Hele Ak Parti iktidarının aynı politikalarda ısrarı halinde durum daha da vahimleşebilir. Son dönemde yaşadıklarımızı hatırlayalım. Ak Parti’nin iktisat bilimine aykırı faiz politikalarıyla 3 Eylül’de 8,31lira olan dolar kuru bugün 13,50’lerde ve biz buna seviniyor, horon tepiyoruz. Sürekli dolar satarak kurun 14 lirayı geçmemesi için çabalıyoruz. Türkiye’de ortalama insanın ekonomiyle ilgili algısı dolar kuru olduğundan, enflasyonu gözden kaçırıyor. TÜİK’in rakamlarıyla Ocak ayı itibarıyla yıllık TÜFE yüzde 49’larda. ÜFE ise yüzde 94’lerde. Türkiye’deki enflasyonu saatlik, günlük ve aylık değişimlere göre hesaplayan Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) tüketici enflasyonunu, aynı dönemde yüzde 114,87 olarak açıkladı. Üstelik daha 2022’nin başındayız, önümüzdeki aylarda enflasyonun nasıl can yakacağını göreceğiz. Çünkü yüksek enflasyon, hiper enflasyona dönüşecek. Dolar kuruna odaklanırken göz ardı edilen enflasyonun, sosyal barışı nasıl tehdit ettiğini ve halkın yüzde 90’ının nasıl derin bir yoksulluğa soktuğunu hep birlikte göreceğiz.   Peki, enflasyon neden böylesine artıyor? Pandemi sürecinde ekonomiler daraldı, MB’ları sürekli olarak karşılıksız paralar bastılar. Arz ve talep dengeleri bozuldu, dünyada felaketler arttı. Emtia fiyatları, enerji fiyatları artıyor, dolayısıyla her şeyin maliyeti yükseliyor. Bunlara Türkiye’nin kendi tercihi olan bilim dışı ekonomi politikaları eklenince aşarı bir oynaklık oluştu. Üreticiler bırakın gelecek haftayı, bir gün sonra bile döviz kurunun ne olacağını bilemedikleri bir dönemdeler. Bu durum üretimi yavaşlatıyor, ürünün pazara girmesini engelliyor. Oluşan yüksek enflasyon yakında toplumsal bir yaraya dönüşecek. Sabit gelirlilerin reel ücretleri her geçen gün azalıyor, sadece ayakta kalma mücadelesi veriyorlar. Emekliler yıllar içinde yarattıkları birikimlerini harcıyorlar. Tabi ki birikimi olanlar, olmayanların durumu içler acısı. Yaşadığımız enflasyon bir maliyet enflasyonu. Enerjiden girdilere kadar bütün emtia fiyatları artıyor. İç talebin dramatik biçimde düşmesi ve yatırımların durması kaçınılmaz. Yüzde 100’e yakın üretici fiyat artışları, tüketim maddelerinin fiyatlarına Mart ayından itibaren yansıyacak. Sürekli zam yapılan elektrik ve doğal gaz fiyatları enflasyonu TÜİK’in rakamlarıyla bile yüzde 50’lerin üzerine taşıyacak. Gerçekte yüzde 100’lerin çok üzerine. Bu, vatandaşın satın alma gücünün dramatik biçimde azalması demek. Gelirler tümüyle kiraya ve fatura ödemelerine gidecek. Yeni dönemde yalnız dar gelirliler değil, orta gelirliler de sadece zorunlu harcamalarını karşılamaya çalışacaklar. Özellikle hizmet sektöründe kapanmalar kaçınılmaz. İşten çıkarmalar yaygınlaşacak, ya da eksik ödeme yapılacak. Bu süreçte en çok zorlananlar kafeler, lokantalar, spor ve bakım salonları, sağlık ve eğitim hizmetleri olacak. Kamu bütçesi ciddi açıklar verecek, dolaylı vergiler azalacak, yoksulluk artacak. Ak Parti’nin çözüm olarak sunduğu kur korumalı mevduat hesapları bütçe açığını daha da artıracak. Enflasyona rağmen düşük faiz ısrarı sürdürülürse kamu borçlanma maliyetlerinde büyük artışlar yaşanacak, dolayısıyla kamu maliyesi daha da bozulacak. ABD Merkez Bankası’nın (FED) Mart ayından itibaren faiz artırma kararı ve 2 Trilyon doları piyasadan çekme kararı, yine küresel ölçekte enflasyona karşı MB’larının faiz artırma kararları Türkiye ekonomisini alt üst edecek.   Ak Parti ekonomi yönetiminin derhal politika faizindeki inadına son vererek, yüzde 20’den az olmayan bir faiz artışı yapması tek çözüm. Avrupa, ABD ve diğer gelişmiş ülkelerin tümü yüksek enflasyonla mücadele için faizleri artırma kararı aldılar. Türkiye’nin yeryüzü aklıyla hareket etmesi, bu sorunu çözmek için dünyanın yaptığını yapması lazım. Tersini değil. Bu arada 2022’de Avrupa ekonomisinin yavaşlayacak olmasının, ihracatımızı olumsuz etkileyeceğini ve talebi gerileteceğini unutmayalım. Dış borçların döndürülmesini de olumsuz etkileyecek bu gelişme. Bu aşamaya geldiğimizde, gerek muhalefetin gerekse iş çevrelerinin IMF’yi gündeme getirmeleri ciddi bir olasılık.   Türkiye ekonomisi stagflasyona Türkçe karşılığı ile durgunluğa giriyor. Stagflasyon durgunluk içerisinde enflasyon demek. İşsizliğin, yoksulluğun, hoşnutsuzluğun artması anlamına geliyor. Ak Parti’nin ekonomik politikaları MB rezervlerini tüketti. SWAP’ları, yani başka ülkelerden alınan borç paraları çıkarırsak eksi 55 milyarlarda bir net rezerv var. Krizlerde vatandaşın yaşamını sürdürmesi için gerekli olan paralar kuru baskılama uğruna heba edildi. Şimdi iktidar para bulma peşinde, hem de inanılmaz yüksek faiz oranlarıyla. Kur korumalı mevduat; yurt dışındakilere yine kur korumalı YUVAM hesabından sonra, kadınlarımızın geleneksel olarak kendilerini ve ailelerini güvence altına almak için biriktirdikleri “yastık altı” altınlarına yöneldi. İktidar bu kadar çaresiz durumda. Bunların hiçbirisi soruna çözüm değil. Zaten vatandaşın ilgisi de çok düşük. İhracat şirketlerinden yasa zoru ile aldıkları olmasa, dolardan liraya geçenler devede kulak bile değil. Kur korumalı mevduat hesabının, yüksek enflasyon nedeniyle vatandaşı nasıl zarar ettirdiğini Mart ayında göreceğiz. Kadınlarımızın da en temel güvence gördükleri altınlarını vermelerini de kimse beklemesin. Çünkü ortada bir “güven” sorunu var. Ak Parti bu güveni çoktan kaybetti. Neden kaybetti? Bir tarafta, saray başta olmak üzere kamu kuruluşlarında inanılmaz bir israf var. Sayıştay’ın yolsuzluk ve usulsüzlük iddiaları hiç dikkate alınmıyor. Bu arada köprü, yol, şehir hastanesi vs. ihalelerinin verildiği ünlü müteahhitlere mevcut sözleşme gereği döviz bazında ödenmesi gereken 200 milyar doların üzerinde ödeme yapama yükümlülükleri var. İktidar eğer vatandaşın fedakârlık yapmasını istiyorsa, önce kendi israfını kaldıracak, müteahhitleri karşına alacak ve ülkenin durumunu gerekçe göstererek sözleşmeyi Türk Lirasına çevirecek. Yani halkından istediği fedakârlığı önce bu müteahhitlerden isteyecek. İnsanımız Ak Parti’nin bunları yaptığını görse, hiç kuşkusuz ülkenin geleceği için kendine düşen fedakârlığı fazlasıyla yerine getirecektir.   Ak Parti her şeyi yeniden düşünmek ve sürdürdüğü ekonomik politikaları acilen terk etmek zorunda. Türkiye bütün Cumhuriyet dönemi boyunca kazanımlarının büyük bölümünü, bu ekonomik politikalar nedeniyle kaybetti. Şimdi de çocuklarımızın geleceğini çok olumsuz etkileyecek adımlar atılıyor. Bu ekonomi politikalarıyla, doğmamış çocuklarımız bile dünyaya borçlu gelecekler. Ak Parti iktidarı, iktisat biliminin gerektirdiği ve bütün dünyanın uyguladığı politikalara bir an önce dönmek zorunda. Daha şimdiden üç basamaklı enflasyonları fiilen yaşamaya başladık. Bu daha başlangıç. Orta sınıf yok olma noktasında. İnsanların ruhsal ve sosyal sorunları her geçen gün artıyor, sağlıkları bozuluyor. İnsanlar her geçen günü arar hale geldi. Ak Parti; vatandaşın sessiz çığlığını duymak, halkın ıstırabını görmek ve acısını hissetmek zorunda.   Tuygan ÇALIKOĞLU
Ekleme Tarihi: 27 Aralık 2025 -Cumartesi

Zorlanan İnsan, Bozulan Psikoloji

Enflasyon satın alma gücünü azalttıkça yaşam standardı düşüyor, yoksulluk artıyor. Dolayısıyla talep azalıyor, işyerleri kapanıyor, işsizlik tırmanıyor. Sosyal sınıfların arasındaki uçurum daha da derinleşiyor. İşini kaybetme korkusu yaşayan insanın ruh sağlığı tehdit altında. Gelirleri giderlerini karşılamaktan çok uzak. En temel ihtiyaçları olan barınma ve beslenme ihtiyacını bile karşılayamayan insan, yaşamı sorgulamaya başlıyor. Zorlanan insanın önce ruh sağlığı bozuluyor, kaygılar ve korkular ortaya çıkıyor.

 

Toplumsal gerginlik çok artmış durumda. Kutuplaşmış siyaset kullandığı dil ile hepimizi çok yordu. Birbirimize ve kurumlara olan güvenimizi, sevgimizi ve hoşgörümüzü büyük ölçüde yitirdik.Buna yüksek enflasyonun getirdiği hayat standardındaki dramatik düşüş eklenince, ortaya bireysel ve toplumsal gerilim çıktı. İnsanlar bugün temel gıda maddelerini alamama noktasına geldiler ve kaygıları her geçen gün artıyor. Kaygılı insan, olumsuz duyguları sürekli zihninde döndürür. Dinlenmek, rahatlamak pek mümkün değildir. Dikkat ederseniz, insanlar dertleşirken en çok hayat pahalılığını gündeme getiriyorlar. Sosyal medyada yapılan paylaşımların çoğu, zamlar ve vatandaşın isyanı üzerine. İnsanlar bu nedenle sosyal medyadan bile uzaklaşma noktasındalar. Çünkü bu tür haberler moral bozuyor, yaşama isteğini azaltıyor, verimliliği düşürüyor. Akıl yürütme ve algılamada ciddi kayıplar var. Zamanı ve ilişkileri yönetme sorunu yaşayan insan yalnızlaşıyor, içine dönüyor, umutları azalıyor. Özgüvenini, özsaygısını yitirme noktasına geliyor insan.

 

Aileler bu süreçten kuşkusuz daha fazla etkileniyorlar. Bireysel olmanın çok ötesinde bir geçinme sorunu var ailenin. Dahası, aile içindeki dinamiklerin artan kaygıları, iletişim ve etkileşim kalitesini bozuyor. Bu ruh hali ile sağlıklı ve başarılı olmak mümkün değil. Çünkü huzur her geçen gün yok oluyor, yerini güvensizlik alıyor. Normal dışı davranışlar gelişiyor bu süreçte. Büyük sıkıntılar var. Gelecek kaygısı çok yüksek, umutlar azalırken belirsizlikler sürekli artıyor. Bu süreçte evliliklerin sarsılması kaçınılmaz. Çünkü artan çatışmalar, yaşanan gerilim ve şiddet insanları kontrolden çıkma noktasına getiriyor. Çocuklar da zorunlu olarak etkileniyorlar bu ortamda. Huzursuzluk, gerginlik ve kaygılar bütün aileyi sarmaya başlıyor. Özellikle iletişim kalitesi düşük, genelde çatışma halinde olan aileler ciddi bir tehdit altındalar.

 

İçinden geçtiğimiz dönem geçici olsa, yukarıda dile getirdiğim sorunları aşma umudu yaratabiliriz. Ancak güvenilir bütün ekonomistlerin “Enflasyonla yaşamanın daha başlangıcındayız” sözlerine bakarsak, bu krizden çıkmamız hiç kolay gözükmüyor. Hele Ak Parti iktidarının aynı politikalarda ısrarı halinde durum daha da vahimleşebilir. Son dönemde yaşadıklarımızı hatırlayalım. Ak Parti’nin iktisat bilimine aykırı faiz politikalarıyla 3 Eylül’de 8,31lira olan dolar kuru bugün 13,50’lerde ve biz buna seviniyor, horon tepiyoruz. Sürekli dolar satarak kurun 14 lirayı geçmemesi için çabalıyoruz. Türkiye’de ortalama insanın ekonomiyle ilgili algısı dolar kuru olduğundan, enflasyonu gözden kaçırıyor. TÜİK’in rakamlarıyla Ocak ayı itibarıyla yıllık TÜFE yüzde 49’larda. ÜFE ise yüzde 94’lerde. Türkiye’deki enflasyonu saatlik, günlük ve aylık değişimlere göre hesaplayan Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) tüketici enflasyonunu, aynı dönemde yüzde 114,87 olarak açıkladı. Üstelik daha 2022’nin başındayız, önümüzdeki aylarda enflasyonun nasıl can yakacağını göreceğiz. Çünkü yüksek enflasyon, hiper enflasyona dönüşecek. Dolar kuruna odaklanırken göz ardı edilen enflasyonun, sosyal barışı nasıl tehdit ettiğini ve halkın yüzde 90’ının nasıl derin bir yoksulluğa soktuğunu hep birlikte göreceğiz.

 

Peki, enflasyon neden böylesine artıyor? Pandemi sürecinde ekonomiler daraldı, MB’ları sürekli olarak karşılıksız paralar bastılar. Arz ve talep dengeleri bozuldu, dünyada felaketler arttı. Emtia fiyatları, enerji fiyatları artıyor, dolayısıyla her şeyin maliyeti yükseliyor. Bunlara Türkiye’nin kendi tercihi olan bilim dışı ekonomi politikaları eklenince aşarı bir oynaklık oluştu. Üreticiler bırakın gelecek haftayı, bir gün sonra bile döviz kurunun ne olacağını bilemedikleri bir dönemdeler. Bu durum üretimi yavaşlatıyor, ürünün pazara girmesini engelliyor. Oluşan yüksek enflasyon yakında toplumsal bir yaraya dönüşecek. Sabit gelirlilerin reel ücretleri her geçen gün azalıyor, sadece ayakta kalma mücadelesi veriyorlar. Emekliler yıllar içinde yarattıkları birikimlerini harcıyorlar. Tabi ki birikimi olanlar, olmayanların durumu içler acısı.

Yaşadığımız enflasyon bir maliyet enflasyonu. Enerjiden girdilere kadar bütün emtia fiyatları artıyor. İç talebin dramatik biçimde düşmesi ve yatırımların durması kaçınılmaz. Yüzde 100’e yakın üretici fiyat artışları, tüketim maddelerinin fiyatlarına Mart ayından itibaren yansıyacak. Sürekli zam yapılan elektrik ve doğal gaz fiyatları enflasyonu TÜİK’in rakamlarıyla bile yüzde 50’lerin üzerine taşıyacak. Gerçekte yüzde 100’lerin çok üzerine. Bu, vatandaşın satın alma gücünün dramatik biçimde azalması demek. Gelirler tümüyle kiraya ve fatura ödemelerine gidecek. Yeni dönemde yalnız dar gelirliler değil, orta gelirliler de sadece zorunlu harcamalarını karşılamaya çalışacaklar. Özellikle hizmet sektöründe kapanmalar kaçınılmaz. İşten çıkarmalar yaygınlaşacak, ya da eksik ödeme yapılacak. Bu süreçte en çok zorlananlar kafeler, lokantalar, spor ve bakım salonları, sağlık ve eğitim hizmetleri olacak. Kamu bütçesi ciddi açıklar verecek, dolaylı vergiler azalacak, yoksulluk artacak. Ak Parti’nin çözüm olarak sunduğu kur korumalı mevduat hesapları bütçe açığını daha da artıracak. Enflasyona rağmen düşük faiz ısrarı sürdürülürse kamu borçlanma maliyetlerinde büyük artışlar yaşanacak, dolayısıyla kamu maliyesi daha da bozulacak. ABD Merkez Bankası’nın (FED) Mart ayından itibaren faiz artırma kararı ve 2 Trilyon doları piyasadan çekme kararı, yine küresel ölçekte enflasyona karşı MB’larının faiz artırma kararları Türkiye ekonomisini alt üst edecek.

 

Ak Parti ekonomi yönetiminin derhal politika faizindeki inadına son vererek, yüzde 20’den az olmayan bir faiz artışı yapması tek çözüm. Avrupa, ABD ve diğer gelişmiş ülkelerin tümü yüksek enflasyonla mücadele için faizleri artırma kararı aldılar. Türkiye’nin yeryüzü aklıyla hareket etmesi, bu sorunu çözmek için dünyanın yaptığını yapması lazım. Tersini değil. Bu arada 2022’de Avrupa ekonomisinin yavaşlayacak olmasının, ihracatımızı olumsuz etkileyeceğini ve talebi gerileteceğini unutmayalım. Dış borçların döndürülmesini de olumsuz etkileyecek bu gelişme. Bu aşamaya geldiğimizde, gerek muhalefetin gerekse iş çevrelerinin IMF’yi gündeme getirmeleri ciddi bir olasılık.

 

Türkiye ekonomisi stagflasyona Türkçe karşılığı ile durgunluğa giriyor. Stagflasyon durgunluk içerisinde enflasyon demek. İşsizliğin, yoksulluğun, hoşnutsuzluğun artması anlamına geliyor. Ak Parti’nin ekonomik politikaları MB rezervlerini tüketti. SWAP’ları, yani başka ülkelerden alınan borç paraları çıkarırsak eksi 55 milyarlarda bir net rezerv var. Krizlerde vatandaşın yaşamını sürdürmesi için gerekli olan paralar kuru baskılama uğruna heba edildi. Şimdi iktidar para bulma peşinde, hem de inanılmaz yüksek faiz oranlarıyla. Kur korumalı mevduat; yurt dışındakilere yine kur korumalı YUVAM hesabından sonra, kadınlarımızın geleneksel olarak kendilerini ve ailelerini güvence altına almak için biriktirdikleri “yastık altı” altınlarına yöneldi. İktidar bu kadar çaresiz durumda. Bunların hiçbirisi soruna çözüm değil. Zaten vatandaşın ilgisi de çok düşük. İhracat şirketlerinden yasa zoru ile aldıkları olmasa, dolardan liraya geçenler devede kulak bile değil. Kur korumalı mevduat hesabının, yüksek enflasyon nedeniyle vatandaşı nasıl zarar ettirdiğini Mart ayında göreceğiz. Kadınlarımızın da en temel güvence gördükleri altınlarını vermelerini de kimse beklemesin. Çünkü ortada bir “güven” sorunu var. Ak Parti bu güveni çoktan kaybetti. Neden kaybetti? Bir tarafta, saray başta olmak üzere kamu kuruluşlarında inanılmaz bir israf var. Sayıştay’ın yolsuzluk ve usulsüzlük iddiaları hiç dikkate alınmıyor. Bu arada köprü, yol, şehir hastanesi vs. ihalelerinin verildiği ünlü müteahhitlere mevcut sözleşme gereği döviz bazında ödenmesi gereken 200 milyar doların üzerinde ödeme yapama yükümlülükleri var. İktidar eğer vatandaşın fedakârlık yapmasını istiyorsa, önce kendi israfını kaldıracak, müteahhitleri karşına alacak ve ülkenin durumunu gerekçe göstererek sözleşmeyi Türk Lirasına çevirecek. Yani halkından istediği fedakârlığı önce bu müteahhitlerden isteyecek. İnsanımız Ak Parti’nin bunları yaptığını görse, hiç kuşkusuz ülkenin geleceği için kendine düşen fedakârlığı fazlasıyla yerine getirecektir.

 

Ak Parti her şeyi yeniden düşünmek ve sürdürdüğü ekonomik politikaları acilen terk etmek zorunda. Türkiye bütün Cumhuriyet dönemi boyunca kazanımlarının büyük bölümünü, bu ekonomik politikalar nedeniyle kaybetti. Şimdi de çocuklarımızın geleceğini çok olumsuz etkileyecek adımlar atılıyor. Bu ekonomi politikalarıyla, doğmamış çocuklarımız bile dünyaya borçlu gelecekler. Ak Parti iktidarı, iktisat biliminin gerektirdiği ve bütün dünyanın uyguladığı politikalara bir an önce dönmek zorunda. Daha şimdiden üç basamaklı enflasyonları fiilen yaşamaya başladık. Bu daha başlangıç. Orta sınıf yok olma noktasında. İnsanların ruhsal ve sosyal sorunları her geçen gün artıyor, sağlıkları bozuluyor. İnsanlar her geçen günü arar hale geldi. Ak Parti; vatandaşın sessiz çığlığını duymak, halkın ıstırabını görmek ve acısını hissetmek zorunda.

 

Tuygan ÇALIKOĞLU

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve canakkaleaynalipazar.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.