Ajans Pres’in medya analizine göre Türkiye’de antidepresan kullanımı son 9 yılda yüzde 160 artarak rekor düzeye ulaştı. Halen Türkiye’de 8,6 milyon psikolojik tedavi gören insanımız var. Sağlık Bakanlığı, her sekiz kişiden birinin ruh ve sinir hastalıkları tedavisine başvurduğunu ve her on kişiden birinin ise düzenli olarak antidepresan kullandığını açıklıyor. Kadınların tüketimi erkeklere göre iki kat fazla. Kültürümüzde ruhsal hastalıkların büyük ölçüde gizlendiği gerçeğini göze alırsak, bu oranın çok daha yükselebileceğini rahatlıkla söyleyebiliriz.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) 2014’de yayınladığı Ruh Sağlığı Atlası’na göre depresyon 2030 yılında küresel bir kriz yaratacak. Günümüzde intihar girişimi, çocuk istismarı, madde bağımlılığı, suç ve şiddette dramatik artışlar küresel ölçekte yaşanıyor. Depresyon ve anksiyete bozuklukları başta olmak üzere bazı ruhsal bozukluklar ve kişilik bozukluklarında kullanılan antidepresanların bilinçli tüketilmeleri gerek. İnsanlar ilacı neden kullandığını, ilaçtan ne beklediğini ve gerekliliğinin nereden kaynaklandığını bilmek zorundalar. Tedavinin etkinliği için bu bilgiler şart. Ancak günümüzde en ufak bir kaygının ya da üzüntünün depresyonla özdeşleştirildiği bir dönemden geçiyoruz. Psikiyatri kliniğine başvuranlara “depresyon” teşhisi konulup, ellerine bir ilaç reçetesi verilmeden çıkma olasılığı yok denecek kadar az. Çünkü psikiyatri sektörü için bu kişiler potansiyel depresyon hastası. Tedavi edici özelliği tartışılır bu ilaçlar; doğruluğu tartışmalı teşhislerle ve yönlendirmelerle insanların hayatına girmiş durumda. Dünyada dört insandan birine psikiyatrik tedavi uygulanıyor. Üstelik yeni nesil antidepresanların intihar vakalarını azaltmadığı, tersine arttırdığına dair kanıtlar var. Sonuçta uzun vadede etkileri bilinmeyen bu ilaçları tüketme konusunda giderek artan kitlesel bir rağbet var.
Tüketimi arttıran bir faktör de, antidepresan ilaçların “mutluluk hormonu” sargılayarak mutluluğu arttırdığına dair yanlış algı. Uzmanlar antidepresanların duyguları değiştirmekten çok, aksayan bazı zihinsel fonksiyonları düzenleme işlevi olduğunu söylüyorlar. İnsanların depresyon ile mutsuzluk kavramlarını karıştırdıkları anlaşılıyor. Mutsuzluk bizi üzen bir durum karşısında yaşadığımız sağlıklı bir duygu. Depresyon ise, mutsuzluk duygusunun olaylardan bağımsız olarak yaşanması ve süreklilik kazanmasıdır. Bu nedenle antidepresanların mutsuzluğu gidermesini beklemek gerçekçi değil.

Uzmanlara göre; kitlesel olarak doğal yaşam ortamlarından kopartılarak, edilgen bir yaşama sahip iki canlı türü “insanlar” ve “tavuklar”. Her iki canlının da yaşama zorluklarını aşması için antidepresan ve kafeine ihtiyaçları var. Bu nedenle, Psikiyatri kiliniğine başvuranlara genellikle “kafein, antidepresan ve antihistaminik” kombinasyonu verilmekte. Çoğumuzu sarsacak olan, bu kombinasyonun tavuklara verilenle aynı olduğudur. ABD’de John Hopkins Üniversitesi’nin yaptığı çalışmaya göre; fabrika tavukları kafein, antibiyotik, antihistaminik, antidepresan ve hatta arsenikle besleniyorlar. Bu ilaçların yemlere eklenmesinin nedeni, stres altındaki tavukların yavaş büyümesinin ve etlerinin sert olmasının engellenmesidir. Bu araştırmanın yemde yapılmış olması bazı itirazlara yol açsa da; yemde bulunan her şey hayvanın kanına geçiyor ve tüm vücuduna yayılıyor, etine de geçiyor, yumurtasına da.
Araştırma antidepresan kullanımının temelinde yaşama zorluğu ve stresin bulunduğunu ortaya koyuyor. Hastalıklar konusunda farkındalığın artmasının ve ruh sağlığı konusunda hastanelere başvurabilme alışkanlığındaki artışların da kullanımı arttırıcı etkilere sahip olduğunu gösteriyor. “Stres” kişinin tehdit ya da baskı altında olduğunu düşündüğünde; duygusal, düşünsel, zihinsel ve davranışsal tepkileri olarak tanımlanıyor. Olumsuz olaylar kadar, olumlu olaylar da stres yaratabiliyor. Uzmanlar stresi üç temel kategoride topluyorlar;
- Engellemeler: Ayrımcılık, boşanmalar, iş memnuniyetsizliği, ölüm, sakatlık, algılanan ya da gerçek yetersizlikler gibi
- Çelişkiler: Amaçların çatışması: Çalışmak/ Dinlenmek, Ders çalışmak/ Eğlenmek gibi
- Baskılar: Kişinin başkaları ya da kendisi tarafından baskı altına alınması: En başarılı, en çalışkan, en popüler olmak, kazanmak, birinci olmak gibi
Baş ağrısı, uyku bozuklukları, düzensiz kalp atışları, nefes darlığı gibi “fiziksel”; duyarlılık, endişe, karamsarlık, gerginlik, öfke patlamaları gibi “duygusal”; konsantrasyon eksikliği, karasızlık, dalgınlık, yaşama ilgisizlik gibi “zihinsel”; az ya da çok yemek yeme, insanlardan uzaklaşma, sorumluluklarını ihmal etme, alkol, sigara, şeker tüketimi, diş gıcırdatma, tikler gibi “davranışsal” belirtiler bu süreçlerde ortaya çıkmakta. Kuşkusuz bu belirtileri zaman zaman hepimiz belirli olaylar karşısında yaşıyoruz.

Hepimizin mutlu bir yaşam sürmek istiyoruz; ancak çoğunluğumuz, ne yazık ki kendini mutsuz hissediyor. Her gün yaptığımız, yapmaya devam ettiğimiz ve farkında olmadığımız olumsuzluklar var. Sosyal medyaya bağımlılık giderek artıyor. Akıllı telefonlarımızı hayatımızdan bir süreliğine bile çıkartamıyoruz. Yüz yüze ilişkiler yerini sanal arkadaşlıklara bırakıyor. Zamanın hızlı aktığı günümüz kent yaşamında insanlar öğrenilmiş çaresizlik içindeler. Yalnızlar, hem de kalabalık içinde yalnızlar. Evde, iş yerinde, kafe& restoranlarda, tatil alanlarında, kısaca yaşamın her alanında kişilerarası ilişkinin kalitesi düşmüş vaziyette. Çiftler bile birbirleriyle değil, cep telefonlarıyla etkileşim halindeler. Tüm insani ilişkiler; sevgi, aşk ve dostluk maddeleşmiş durumda. Bireyin toplum içindeki statülerinin, tükettikleri nesnelerle ölçüldüğü tam bir tüketim toplumuna dönüştük. Besin, müzik ve moda alışverişi ile bireyler kişiliklerini ve kimliklerini tanımlamakta. Haliyle, toplumsal yaşam kalitesi bireylerin yaşam kalitesinin de belirleyicisi oluyor.
Var olma sorunu insan için ciddi bir sorun. Çünkü öleceğini bilerek yaşayan tek canlı “insan”. Varoluşu anlamlandırmak, başa çıkabilmek hiç kolay değil. Hepimiz hakkında pek az şey bildiğimiz ve kendi seçimimiz olmayan bir yaşamı sürdürüyoruz. Belirsizliklerin, bilinmeyenlerin olduğu bir yaşam. Bu süreçte sürekli karar vermek zorundayız; bir şeyi yapmak ya da yapmamak tercihi ise sahip olduğumuz bilgilere bağlı. Bilgi üretmeye ihtiyacımız var, bunun için de felsefeye ihtiyaç var. Felsefe disiplinli düşünmeyi, sorgulamayı öğrenmemizi sağlar. Olayları analitik bir bakışla ele almamıza yardımcı olur. Neyi, neden ve nasıl değerlendireceğimizin yollarını gösterir. İnsanı diğer varlıklardan ayıran temel özellik düşünebilmesi ve bunu diğer insanlarla paylaşabilmesidir. İnsanın öğrenme potansiyeli vardır; bilgiye ulaşabilir, böylelikle kendini yenileyebilir ve geliştirebilir. Felsefe, insana aklını kullanmasını öğretir. İnsan böylelikle var olanı kavrayabilir, ona anlam kazandırabilir.
Kalıcı başarı ve mutluluğun temelinde sağlam karakter özellikleri yatıyor. Bunlar; dürüstlük, alçakgönüllülük, bağlılık, ölçülü olmak, cesaret, adalet, sabır, çalışkanlık, yalınlık ve herkese iyilik etmek. Ancak bu değerler büyük ölçüde erozyona uğradı. Bu değerlerin sahipleri toplumdan destek görüyorlar mı? Bu kişiler toplumda “rol model” oluyorlar mı? Gençler bu değerler sahip olmak istiyorlar mı? Unutmayalım ki; bu değerler evrenseldir ve bütün semavi dinlerin insanlığa verdiği ortak mesajlardır. İnsanın salt kendisi için çalışarak, para kazanarak, insanlık adına bir şey yapmadan, insana yardımcı olmadan mutlu kalabilmesi mümkün değil.
Yaşama zorluğu ve onun yarattığı stres zengini ile yoksulu ile herkesin sorunu. Bir de fizyolojik ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorluk çeken insanlarımızı düşünelim; Önemli bir nüfus için barınmanın sağlıksız evlerde yaşamak, beslenmenin ise açlığı bastırmak olduğu, sağlıklı bir cinsel yaşama bile sahip olamayan, engellemeler, baskılar ve çelişkiler içindeki çaresiz insanlar ne yapsınlar? Statüsü ne olursa olsun insanlarımızın antidepresanlara yoğun ilgisini görmek bizi şaşırtmamalı, ancak düşündürtmeli.
Tuygan ÇALIKOĞLU
tuygan@hotmail.com www.tuygancalikoglu.com.tr
Kaynak: https://www.medikalakademi.com.tr/tuerkiyede-her-10-kisiden-1i-antidepresan-kullaniyor http://pubs.acs.org/doi/abs/10.1021/es203970e? www.haberturk.com/blog/.../732025-tavukta-arsenik-antibiyotik-ve-prozac-da-var http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/22244353
