Pandemi sonrasında yürürlüğe giren yeni ekonomide, çalışan insan profili radikal biçimde değişime uğradı.“Yetkinliğe” olan ihtiyaç giderek arttığı için, her sektör bu alanlara yatırımlar yapıyor. McKinsey Global Enstitüsü’nün 2021 yılında hazırladığı rapor, çalışan nüfusun yüzde 25’inden fazlasının yeni mesleklerde iş bulmak zorunda olduğunu ortaya koyuyor. Bir başka deyişle, dünya çapında yüz milyonlarca insanın etkileneceği yeni bir döneme girmiş bulunuyoruz.
Yeni ekonomide rekabetle mücadele edebilmek için, çalışanların sosyal ve bilişsel yetkinlikleri yüksek olmak zorunda. İşgücü talebi, mesleklerin yapısı, talep edilen beceri ve yetenekler üzerinde oluşan kalıcı etkilerin yanında, uzaktan çalışma sonucu bağımsız çalışanların sayısında önemli artışlar var. 2030’a geldiğimizde, her 16 kişiden 1’inin meslek değiştirmesi kaçınılmaz olacak. Çin, Fransa, Almanya, Hindistan, Japonya, İngiltere ve ABD küresel iş gücünün yaklaşık yarısını temsil ediyor. Günümüzde küresel GSYH’nin yüzde 60’ından fazlasına sahip bu ülkelerde 107 milyon insan mesleğini değiştirmek zorunda.
Pandemiden sonra iş dünyasının nasıl değiştiğine dair bir başka rapor, Dünya Ekonomik Forumu tarafından açıklandı. 2025 yılına dek 85 milyon iş kaybının yanında, 97 milyon yeni işin ortaya çıkması bekleniyor. İnsanların bu yeni işlere girebilmeleri, yeni teknolojilerle ilgili eğitilmiş olmalarıyla mümkün. Bu amaçla 2030 yılına dek, en az 1 milyar insanın eğitilmesi gerekli. İlginç olan, Uluslararası Gelecek Enstitüsü’nün raporuna göre 2030’da ortaya çıkacak yeni işlerin yüzde 85’i henüz yaratılmış değil. Çıkacak olan bu yeni meslekler ve iş kolları için farklı becerilere ihtiyaç var. Şirketler oyun dışında kalmamak için çok ciddi bir çalışma içindeler ve önemli yatırımlar yapıyorlar.
2025 yılından itibaren “yetkinlik” her alanda öne çıkacak. Yetkinlik kavramının temelinde; eleştirel düşünce, analiz ve problem çözme gibi beceriler var. Eğitimci ve işletmeler için yeni beceri kazandırma ve mevcut becerileri geliştirme programları gündemde. Pandemiyle ortaya çıkan başka beceriler de var. Bunlar dayanıklılık, stres toleransı ve esneklik. Yani kişinin kendisini yönetme becerileri. Önemi her geçen gün artıyor. Yeni ekonomide bu yetkinliklere sahip olmak şart. Aksi takdirde kişinin iş bulma ya da işini sürdürme şansı kalmıyor. Bu nedenle çalışanlara yeni beceri kazandırma (reskilling) ve mevcut becerileri geliştirme (upskilling) bir politika olarak ele alınmak zorunda.
McKinsey’in araştırmasının Türkiye için çarpıcı sonuçları var. 2030 yılına dek, var olan800 mesleğin yüzde 2’si ortadan kalkacak, yüzde 30’u ise tümüyle değişecek. Bunun anlamı, çalışan nüfusun 21,1 milyonunun “yetkinliklerini” geliştirmek zorunda olacağı. Bu nedenle Türkiye’deki şirketler de, dünyaya paralel olarak çalışanların mevcut becerilerini artırma ve yeni beceri kazandırma konusunda yatırım planlıyorlar ve hayata geçiriyorlar. Süreçte yer alan şirketler, her 3 çalışandan 1’inin yeni yetkinlikler kazanmasının zorunlu olduğunu söylüyorlar. Rekabete ayak uydurmanın başka yolu yok. Meslekler değişiyor, teknoloji alanında yeni işler ortaya çıkıyor; şirketler çalışanlarının, yeni işleri yapabilmelerine yönelik programları yürürlüğe koyma çabasındalar. Tüm dünyada teknoloji alanında inanılmaz bir “yetenek” açığı var ve bu açık her geçen gün artıyor. Özellikle “otomasyon” sürecinin günümüzde artan hızı, bu becerilerin geliştirilmesini zorunlu kılıyor.
Pandemi iş dünyasına yeni bir bakış açısı getirdi. Şirketler daha önce işler için doğru kişileri bulma peşindeyken, bu bakışın değişmeye başladığını görüyoruz. Artık “İnsan Kaynakları” yeni becerileri ve mevcut becerilerin geliştirilmesini öncelikli ihtiyaç olarak görüyorlar. ABD merkezli danışmalık firması Mercer’in ilginç bir araştırması var. Türkiye’den 174 şirketin İnsan Kaynakları yöneticisinin yer aldığı bu araştırmada ilginç tespitler dikkat çekiyor. Uzaktan çalışmanın yaygınlaşmasıyla birlikte; şirketlerin yüzde 55’i çalışanlarının yeteneklerini geliştirmeye odaklanmış durumdalar. Amaç iş gücünün yeni beceriler kazanması ve mevcut becerilerin geliştirilmesi. Bunlar temel öncelikler. İnsan Kaynakları günümüzün en kritik ve stratejik becerisini, dijital becerilere ayak uydurmak olarak tanımlıyor. Rekabete ayak uydurmak başka bir şekilde mümkün değil.

Gelecek neslin yeni yetkinliklerle donatılması ve eğitim modelinin güncellenmesi gerek. Ayrıca yaşam boyu yetkinlik geliştirme fırsatlarının yaratılmasında, kendini yeniden tanımlaması ve yeni bir rol alması başka bir zorunluluk. İhtiyaç duyulan yetkinlikleri karşılamak için okul müfredatının yenilenmesi şart. Okullardaki teknolojik alt yapı kurularak ve eğitim malzemeleri sağlanarak öğrenciler dijital teknolojileri kullanabilmeliler. İlgili dersler uygun seviyelerde zorunlu hale getirilebilmeli. Çalışanlara, lise sonrası öğrencilere ve genel olarak gençlere yönelik eğitim verilebilmeli.
Eğitim anlayışımızın mevcut geleneksel içeriğini terk etmek zorundayız. “Yetkinliklerin” iş başında kazandırılması gerek. Böylelikle sınıf deneyimi daha kişiselleştirilmiş bir sürece dönüşebilir. Öğrencilere “öğrenmeyi öğrenme” isteği kazandırmak temel hedef olmalı. Eleştirel düşünmek, problem çözmek ya da bir sorunla başa çıkmak için “yaşam boyu” öğrenme bilinci insanımıza kazandırmak zorundayız. Yerel yönetimler “yaşam boyu” öğrenimi destekleyen programlar sunabilirler. Böylelikle değişken hale gelen iş yaşamında, ihtiyaç duyulan “esneklik ve uyum sağlama” becerisi kazandırılabilir. McKinsey’in raporunun, otomasyona hazırlık için atılacak en önemli adımın “yaşam boyu eğitim” olduğunu unutmayalım.
Günümüzde çalışanların ve çalışma hayatına gireceklerin kariyerleri boyunca yetkinliklerini güncellemeleri gerekiyor. Liderler kendileri ve organizasyonları için yetkinlik geliştirme ihtiyaçlarını sahiplenmek zorundalar. Bireylerin yeni süreçte kendi kariyerlerini yönetmede, daha girişimci bir yaklaşıma ihtiyaçları olduğu anlayışı giderek destek buluyor. Linkedin’in eş kurucusu Reid Hoffman bunu “sizin girişiminiz” yaklaşımı olarak adlandırıyor. Çalışanlar artık “elinde bonservisi olan” oyuncular haline gelmiş durumdalar. Belirsizlikler çok fazla, sık sık iş değiştirmeler söz konusu, ancak aynı zamanda daha fazla fırsatlar da var. Bu açıdan baktığımızda, bireylerin kendi profillerini ve kariyerlerini yönetmeleri gerekiyor. Kendilerini geliştirmek için uygun adımlar atmak zorundalar. Bu süreçte yönetici liderlere çok iş düşüyor. Ekiplerine meraklı olmaları için öğrenmeyi öğretmeleri ve sürekli bir “öğrenme kültürü” oluşturmaları gerek.
Özetle günümüzün değişen iş dünyasında başarılı olmak için, bireyler yetkinliklerini artırmak zorundalar. Özellikle; zorlukları yenme becerisi kazanmak ve değişime ayak uydurmak gibi “sosyal yetkinlikleri” ve eleştirel düşünme, problem çözme, yaratıcılık gibi “bilişsel yetenekleri” geliştirmeye odaklanmalılar. Yeni ekonomiye uyum sağlamanın, bireylerin bilinçli seçimleriyle gerçekleşecek bir sorumluluk olduğunu hepimizin öğrenmesi gerek.
Tuygan ÇALIKOĞLU
