Tuygan Çalıkoğlu
Köşe Yazarı
Tuygan Çalıkoğlu
 

Yaşamın Anlamını Bilmeden Yaşıyoruz

Bu hafta Jiddu Krishnamurti’nin (1895- 1986) kitaplığından derlediğim bir makaleye yer vermek istiyorum. Çok değer verdiğim bu sıra dışı düşünür, 13 yaşında dünya öğretmeni seçilen, hayatını dünyayı dolaşarak, insanlarla “yaşama ve dünyaya dair” konuşarak geçirmiş biri. Bu büyük düşünür; hem insanın kendini anlama çabasına dair yol gösteriyor, hem de bizlerin düzene itaat etmekten kaynaklanan sorunlarımızı ve kişisel değerlerimizi nasıl kaybettiğimizi sorguluyor. Bugüne dek dünyaya gelmiş kuşaklar, hırslarıyla dünyaya büyük bir sefalet ve yıkım getirdiler. Krishnamurti bu kaosu sonlandırmanın, doğru bir eğitim sistemini hayata geçirmemize bağlı olduğunu söylüyor. Bunu gerçekleştirdiğimiz takdirde bu kaosa son verebilir ve daha mutlu bir toplumsal düzen kurabiliriz.    Nerede yaşarsa yaşasın, insanın diğer coğrafyalardaki insanlarla büyük benzerlikleri var.Bütün insanlar güvence arıyor, önemli bir kişi olmak istiyor, çok düşünmeden, sorgulamadan hayatın keyfini çıkartmak istiyor. İnsana verilen klasik eğitim, bağımsız düşünmesine engel nitelikte. İnsandan; mevcut düzene sorgulamadan itaat etmesi, bir başka deyişle boyun eğmesi isteniyor. Bu konformist olmak demektir ve kişiyi sıradanlaştırır. Toplumdan farklılaşmak, çevreye karşı farklı bir duruş sergilemek kolay değil. Hele hele başarılı olmak gibi bir niyetiniz varsa çok riskli. Bu süreç korku yaratıyor, insanı doğal olmaktan uzaklaştırıyor ve yaşamın doğru anlaşılmasına engel oluyor. Zaman içinde oluşan donukluğun temelinde duygular var. Çünkü sorumluluklarımız sürekli olarak bizi çevreye uyumlu olmaya zorluyor, bizi frenliyor ve içimizdeki isyanı bastırıyor.   Klasik eğitim sistemini ele alırsak; bize verilen teknik ve mesleki olmayan eğitimin, çok fazla bir anlamı yok. Çünkü düşünce ve duygularımızla derin bir bütünleşme içinde değilsek, verilen eğitimin hiç bir önemi yok. Bugünkü eğitim sistemi insanı bir kalıba sokmaya çalışıyor, insanın zekâsını fark etmesini, onu geliştirmesine yönelik bir çaba içinde değil. Doğal olarak insanın kendisiyle ilgili bir anlayış geliştirmesi de mümkün olamıyor. Yaşamın amacı bireysel mutluluk değildir; topluma yararlı olmaktır, onurlu yaşamaktır, merhametli davranmaktır. Mevcut eğitim sisteminin amacı ise; verimliliği artırmak, üstelik bunu hırs yaratarak gerçekleştirmektir. Bu, yaşamı bir bütün olarak anlamamızı sağlayan, sevgiden kaynaklanan bir verimlilik anlayışı değil. Bilmeliyiz ki hırstan kaynaklanan verimlilik merhametsizliği besler. Dünya genelinde görülen de budur. Mevcut eğitim sistemi, insanları sanayileşme ve savaşma sürecine hazırlıyor. Çok acımasız rekabet koşulları var. Varlığını sürdürmek için, rakibini yok etmek üzerine kurgulanmış bir rekabet anlayışı. Eğer eğitim, bize yok etme ve yok edilmeyi öğretmeye odaklanıyorsa, bu eğitim sisteminin başarısından söz edebilir miyiz?   Doğru eğitim için, yaşamın anlamını bir bütün olarak ele almamız gerekli. Eğitim salt bilgiye sahip olmak demek değildir. Gerçekleri toplamak ve birbiriyle ilişkilendirmek demektir. Yaşamın anlamını bir bütün olarak görmenin yolu budur. Bütüne parçalar halinde yaklaşılamaz, ancak bugün hükümetlerin, organize dinlerin ve siyasal partilerin yaptığı da tam budur.   Hedef zekâya erişmiş insanoğlunu yaratmak olmalı. Diplomanın bir önemi yok, zekâ kitaplardan çıkmaz. Eğitim sistemi, ne yazık ki sınavları ve diplomaları zekânın göstergesi olarak görüyor. Bu insanın sorunlarının görmezden gelen bir yaklaşımdır, adı da kurnazlıktır. Kişi bu yaklaşımla sadece kendini aldatır. Çünkü zekâ olanı algılama kapasitesidir. Eğitim sürecinde temel amaç; kişiye, bu kapasitesini artırma bilincini kazandırmak olmalı.   Eğitim; var olan potansiyelimizi ortaya çıkartmaya ve değerlerimizi keşfetmemize yardımcı olmalı. Bu şekilde insanlar arasındaki çatışmaları, düşmanlıkları ortadan kaldıracak insanlar haline gelebiliriz. Ancak mevcut eğitim sistemi bizim itaatkâr olmamızı istiyor, bu bizi mekanikleştiriyor, düşüncesiz ve aptal insanlara dönüştürüyor. İnsan entelektüel açıdan gelişse bile; içsel olarak eksik, yaratıcılıktan yoksun bir hale geliyor.   Hayata bütüncül bir bakışla bakmak zorundayız, aksi takdirde sorunlar daha da derinleşiyor. Mesleki açıdan, teknik donanımın yüksek olması yeterli değil, korkudan arınmış olmalıyız, dürüst olmalıyız. İnsanlar arasında barışı sağlayacak bu insanların varlığı. Ancak kendimizi anladığımızda korkularımız son bulur. Kişi yaşamın anlaşılmazlığı ile mücadele edecekse, son derece esnek ve belirli ideolojilerden, düşünce kalıplarından arınmış olmalı.   Bireyi hiçbir zaman topluma uymaya ya da itaat etmeye teşvik etmemeliyiz. Tarafsız sorgulamasını, kişisel farkındalık oluşturmasını ve gerçek değerlerini keşfetmesini beklemeliyiz. Kendini bilmekten yoksunluk, kendini ifade etmede sorunlu olmak demektir. Süreç saldırgan ve hırslı çekişmelerin yer aldığı bir savunmaya dönüşür. Bu nedenle eğitim, kişisel farkındalık kapasitesini artırmayı hedeflemeli.   Yaşamda kendimiz yok ediyorsak, öğrendiklerimizin ne anlamı var? Gerek yaşadığımız toplumda gerekse dünyada sürekli olarak gerilimler var, savaşlar var. Birbirini yok etmeye programlanmış beyinler var. Çocuklarımızı yetiştirme tarzımızda, çok büyük yanlışlıların olduğunun göstergesi bunlar. Çoğumuz aslında bu gerçeği biliyoruz, ancak ne yapacağımızı bilmez bir haldeyiz.   Bilmeliyiz ki, eğitim ya da siyasi sistemler tarih boyunca kendiliğinden değişmediler. İçimizde kökten değişimler olduğunda dönüştüler. Bu nedenle temel öncelik birey olmalı, sistem değil. Birey yaşadıklarını anlamıyorsa, hiçbir sistemin dünyaya düzen ve başarı getirmesini beklememeliyiz.   Tuygan ÇALIKOĞLU   NOT: Krishnamurti’nin dünyayı dolaşarak yaptığı tüm konuşmalar başkaları tarafından derlendi, kitaplar haline getirildi. Bu konuşmalar herhangi bir dinle bağlantılı değildi. Kendisine “Mesihlik” yakıştırılmış olmasına rağmen bunu hiçbir zaman kabul etmedi. Dünyanın her yerinde çok geniş bir izleyici kitlesine ulaştığı halde, iradesi dışında oluşturulan bu topluluğu kendi isteği ile dağıttı. Çünkü hiçbir zaman kendisini bir otorite olarak görmedi. Ve çevresinde müritlerin oluşmasına izin vermedi. Onun yaklaşımı, bir birey olarak, başka bir bireyle iletişim kurmak üzerineydi.
Ekleme Tarihi: 27 Aralık 2025 -Cumartesi

Yaşamın Anlamını Bilmeden Yaşıyoruz

Bu hafta Jiddu Krishnamurti’nin (1895- 1986) kitaplığından derlediğim bir makaleye yer vermek istiyorum. Çok değer verdiğim bu sıra dışı düşünür, 13 yaşında dünya öğretmeni seçilen, hayatını dünyayı dolaşarak, insanlarla “yaşama ve dünyaya dair” konuşarak geçirmiş biri. Bu büyük düşünür; hem insanın kendini anlama çabasına dair yol gösteriyor, hem de bizlerin düzene itaat etmekten kaynaklanan sorunlarımızı ve kişisel değerlerimizi nasıl kaybettiğimizi sorguluyor. Bugüne dek dünyaya gelmiş kuşaklar, hırslarıyla dünyaya büyük bir sefalet ve yıkım getirdiler. Krishnamurti bu kaosu sonlandırmanın, doğru bir eğitim sistemini hayata geçirmemize bağlı olduğunu söylüyor. Bunu gerçekleştirdiğimiz takdirde bu kaosa son verebilir ve daha mutlu bir toplumsal düzen kurabiliriz. 

 

Nerede yaşarsa yaşasın, insanın diğer coğrafyalardaki insanlarla büyük benzerlikleri var.Bütün insanlar güvence arıyor, önemli bir kişi olmak istiyor, çok düşünmeden, sorgulamadan hayatın keyfini çıkartmak istiyor. İnsana verilen klasik eğitim, bağımsız düşünmesine engel nitelikte. İnsandan; mevcut düzene sorgulamadan itaat etmesi, bir başka deyişle boyun eğmesi isteniyor. Bu konformist olmak demektir ve kişiyi sıradanlaştırır. Toplumdan farklılaşmak, çevreye karşı farklı bir duruş sergilemek kolay değil. Hele hele başarılı olmak gibi bir niyetiniz varsa çok riskli. Bu süreç korku yaratıyor, insanı doğal olmaktan uzaklaştırıyor ve yaşamın doğru anlaşılmasına engel oluyor. Zaman içinde oluşan donukluğun temelinde duygular var. Çünkü sorumluluklarımız sürekli olarak bizi çevreye uyumlu olmaya zorluyor, bizi frenliyor ve içimizdeki isyanı bastırıyor.

 

Klasik eğitim sistemini ele alırsak; bize verilen teknik ve mesleki olmayan eğitimin, çok fazla bir anlamı yok. Çünkü düşünce ve duygularımızla derin bir bütünleşme içinde değilsek, verilen eğitimin hiç bir önemi yok. Bugünkü eğitim sistemi insanı bir kalıba sokmaya çalışıyor, insanın zekâsını fark etmesini, onu geliştirmesine yönelik bir çaba içinde değil. Doğal olarak insanın kendisiyle ilgili bir anlayış geliştirmesi de mümkün olamıyor.

Yaşamın amacı bireysel mutluluk değildir; topluma yararlı olmaktır, onurlu yaşamaktır, merhametli davranmaktır. Mevcut eğitim sisteminin amacı ise; verimliliği artırmak, üstelik bunu hırs yaratarak gerçekleştirmektir. Bu, yaşamı bir bütün olarak anlamamızı sağlayan, sevgiden kaynaklanan bir verimlilik anlayışı değil. Bilmeliyiz ki hırstan kaynaklanan verimlilik merhametsizliği besler. Dünya genelinde görülen de budur. Mevcut eğitim sistemi, insanları sanayileşme ve savaşma sürecine hazırlıyor. Çok acımasız rekabet koşulları var. Varlığını sürdürmek için, rakibini yok etmek üzerine kurgulanmış bir rekabet anlayışı. Eğer eğitim, bize yok etme ve yok edilmeyi öğretmeye odaklanıyorsa, bu eğitim sisteminin başarısından söz edebilir miyiz?

 

Doğru eğitim için, yaşamın anlamını bir bütün olarak ele almamız gerekli. Eğitim salt bilgiye sahip olmak demek değildir. Gerçekleri toplamak ve birbiriyle ilişkilendirmek demektir. Yaşamın anlamını bir bütün olarak görmenin yolu budur. Bütüne parçalar halinde yaklaşılamaz, ancak bugün hükümetlerin, organize dinlerin ve siyasal partilerin yaptığı da tam budur.

 

Hedef zekâya erişmiş insanoğlunu yaratmak olmalı. Diplomanın bir önemi yok, zekâ kitaplardan çıkmaz. Eğitim sistemi, ne yazık ki sınavları ve diplomaları zekânın göstergesi olarak görüyor. Bu insanın sorunlarının görmezden gelen bir yaklaşımdır, adı da kurnazlıktır. Kişi bu yaklaşımla sadece kendini aldatır. Çünkü zekâ olanı algılama kapasitesidir. Eğitim sürecinde temel amaç; kişiye, bu kapasitesini artırma bilincini kazandırmak olmalı.

 

Eğitim; var olan potansiyelimizi ortaya çıkartmaya ve değerlerimizi keşfetmemize yardımcı olmalı. Bu şekilde insanlar arasındaki çatışmaları, düşmanlıkları ortadan kaldıracak insanlar haline gelebiliriz. Ancak mevcut eğitim sistemi bizim itaatkâr olmamızı istiyor, bu bizi mekanikleştiriyor, düşüncesiz ve aptal insanlara dönüştürüyor. İnsan entelektüel açıdan gelişse bile; içsel olarak eksik, yaratıcılıktan yoksun bir hale geliyor.

 

Hayata bütüncül bir bakışla bakmak zorundayız, aksi takdirde sorunlar daha da derinleşiyor. Mesleki açıdan, teknik donanımın yüksek olması yeterli değil, korkudan arınmış olmalıyız, dürüst olmalıyız. İnsanlar arasında barışı sağlayacak bu insanların varlığı. Ancak kendimizi anladığımızda korkularımız son bulur. Kişi yaşamın anlaşılmazlığı ile mücadele edecekse, son derece esnek ve belirli ideolojilerden, düşünce kalıplarından arınmış olmalı.

 

Bireyi hiçbir zaman topluma uymaya ya da itaat etmeye teşvik etmemeliyiz. Tarafsız sorgulamasını, kişisel farkındalık oluşturmasını ve gerçek değerlerini keşfetmesini beklemeliyiz. Kendini bilmekten yoksunluk, kendini ifade etmede sorunlu olmak demektir. Süreç saldırgan ve hırslı çekişmelerin yer aldığı bir savunmaya dönüşür. Bu nedenle eğitim, kişisel farkındalık kapasitesini artırmayı hedeflemeli.

 

Yaşamda kendimiz yok ediyorsak, öğrendiklerimizin ne anlamı var? Gerek yaşadığımız toplumda gerekse dünyada sürekli olarak gerilimler var, savaşlar var. Birbirini yok etmeye programlanmış beyinler var. Çocuklarımızı yetiştirme tarzımızda, çok büyük yanlışlıların olduğunun göstergesi bunlar. Çoğumuz aslında bu gerçeği biliyoruz, ancak ne yapacağımızı bilmez bir haldeyiz.

 

Bilmeliyiz ki, eğitim ya da siyasi sistemler tarih boyunca kendiliğinden değişmediler. İçimizde kökten değişimler olduğunda dönüştüler. Bu nedenle temel öncelik birey olmalı, sistem değil. Birey yaşadıklarını anlamıyorsa, hiçbir sistemin dünyaya düzen ve başarı getirmesini beklememeliyiz.

 

Tuygan ÇALIKOĞLU

 

NOT: Krishnamurti’nin dünyayı dolaşarak yaptığı tüm konuşmalar başkaları tarafından derlendi, kitaplar haline getirildi. Bu konuşmalar herhangi bir dinle bağlantılı değildi. Kendisine “Mesihlik” yakıştırılmış olmasına rağmen bunu hiçbir zaman kabul etmedi. Dünyanın her yerinde çok geniş bir izleyici kitlesine ulaştığı halde, iradesi dışında oluşturulan bu topluluğu kendi isteği ile dağıttı. Çünkü hiçbir zaman kendisini bir otorite olarak görmedi. Ve çevresinde müritlerin oluşmasına izin vermedi. Onun yaklaşımı, bir birey olarak, başka bir bireyle iletişim kurmak üzerineydi.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve canakkaleaynalipazar.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.