Tuygan Çalıkoğlu
Köşe Yazarı
Tuygan Çalıkoğlu
 

Yaşam Kalitesi

Yaşam kalitesi bütün toplumların ulaşmaya çalıştığı evrensel bir hedef. Yaşamın tüm alanlarını kapsadığından, yaşamın her alanından etkileniyor. Yaşam kalitesini düşüren birçok faktör var; kadın olmak, yaşlı olmak, dul ya da boşanmış olmak, düşük eğitim düzeyi, yetersiz sosyal destek, sağlıksız konutta yaşamak, hasta olmak, yaptığı işten memnun olmamak, boş zamanlarında bir faaliyeti olmamak gibi.    Yaşam kalitesi üzerine tartışmalar antik döneme dek uzanıyor. Platon ve Aristo’nun eserlerine baktığımızda bunu görebiliyoruz. İlk kez 1960 yılında PH Long’un yazdığı bir makalede kullanılan “Yaşam Kalitesi” terimi, insan hakları konusunda yaşanan gelişmelerin sonucunda, politik kararların alınmasında önemli bir gösterge. Artık toplumların ulaşmak istediği evrensel bir hedef haline gelmiş durumda. Bu hedefin temelinde ise Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi yatmakta. İnsanın fiziksel, güvenlik, sosyal, saygı görme ve kendini gerçekleştirme ihtiyaçları var. Bu ihtiyaçların insan yaşamının her evresinde karşılanması gerekiyor. Maslow’un teorisi bu ihtiyaçların niceliği ile birlikte, niteliğinin de önemli olduğunu vurguluyor. Yaşam süresinden çok yaşanan hayatın kalitesi, gelirin iyi olmasından çok kişiyi tatmin edip etmemesi yaşam kalitesini etkiliyor.   Yaşam kalitesini geliştirmek devletin yanında özel teşebbüslerin, sivil toplum kuruluşlarının ve üniversitelerin gerçekleştirecekleri faaliyetlere bağlı olduğunu söyleyebiliriz. Bu aktörler öncelikle toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldırmayı gündemine almalılar. Bireylerin eğitim ve gelir düzeyini arttırmayı, sosyal haklarını geliştirmeyi, sağlıklı olmalarına özen göstermeyi hedeflemeliler. Kalıcı çözümlerin planlanmasına ve gerçekleştirilmesine ihtiyacımız çok fazla.   Yaşam kalitesi ile iletişim arasında hayati bir bağ var, çünkü yaşamın temelinde iletişim var. Canlıların tümü, varlıklarını sürdürebilmek için diğer canlılarla iletişim kurmak zorunda. İnsanların diğer canlılardan farklı olarak, kendi iletişimlerini inceleme ve geliştirme potansiyeli var. Ayrıca insanlar birbirlerinin rolüne girebilir, karşısındakiyle empati kurabilir. Çatışmadan iletişim kurmak ve sürdürmek bilgi ve çaba ister.  İnsanlık tarihsel süreç içindeki gelişimini iletişimine borçludur. İletişim olmadan üretim, üretim olmadan paylaşım olmaz. Yaşamın her alanında, savaşta, barışta, ekonomide, sanatta, iletişim var. İletişimin nasıl kurulduğu bütün iletişim sürecini etkiler. Yanlış kurulan bir iletişim insanları birbirinden ayırabilir, ülkeleri birbirine düşman edebilir. Marshall B. Rosenberg bir yaşam dili olarak ‘Şiddetsiz İletişim’i öneriyor. Yaşamın her alanında kurduğumuz ilişkilerin tadını çıkartmak için yapıyor bunu. Şiddetsiz iletişim için, öncelikle kendimizi ifade etmeyi değiştirmemiz ve dinleme kalitemizi yükseltmemiz gerektiğini söylüyor. Rosenberg’in önerdiği “yaşam dili”ni kullanarak, insanlarla alışverişimizde saygı ve anlayış zemini oluşturabilir ve herkesin ihtiyaçlarını gözeten eylemleri gerçekleştirebiliriz.   Davranışlarımızın arkasında ihtiyaçlarımızı karşılama çabamız var. İnsan tek başına yaşamıyor, ihtiyaçlarımızı ancak diğer insanlarla işbirliği yaparak karşılayabiliriz. Bu nedenle öncelikle bu ihtiyacı anlamak, ona önem vermek ve değerlerimizi paylaşmak zorundayız. Ailesel, toplumsal, ulusal ve küresel barış için bu davranışları hepimizin sergilemesi gerek.   Şiddetsiz iletişim özünde hayata bakıştır. Karşımızdaki ile empatik bir bağ kurmaktır, onu samimiyetle dinlemektir. Diğer insanlarla yaşadıklarımızı anlamlandırmak için etkin ve dönüştürücü bir araçtır. İnancınız ve dünya görüşünüz ne olursa olsun insanlığın ortak değerlerini ifade edebilmektir. Marshall’ın önerdiği Şiddetsiz İletişim bize yargılamadan, suçlamadan, etiketlemeden iletişim kurmamız gerektiğini söylüyor. İletişimde çatışma, kilitlenme, her boyutta şiddet istemiyorsak bu becerilere sahip olmak ve sergilemek zorundayız. Böylelikle ilişkilerimizi daha sağlıklı analiz edebilir, sorunlara doğru teşhisler koyabilir, iletişimimizi yapıcı bir iletişime dönüştürebiliriz. Bu beceriler insanda farkındalık yaratarak, günlük yaşamımızda uygulayabileceğimiz seçimler sunar. Kızmamıza, korkmamıza hatta depresyona girmemize yol açan düşünce kalıplarını kırmamızı sağlar. İhtiyaçlarımızı düşmanlık yaratmadan karşılayabilir, duygularımızı ifade edebiliriz. Kavganın, çekişmenin, çatışmanın olmadığı süreçleri yaratmak mümkün olur. Kendimizin ve çevremizdeki insanların yaşamını güzelleştirebilir, bu sürece yaptığımız katkıdan haz alabilir, seçimlerimizi sorumluluk alarak yapabiliriz.   Çağdaş toplumlar tarihte görülmemiş biçimde heterojen bir yapıya sahipler. Bu yapıda; hiçbir ırk, hiçbir din, hiçbir kültür yalıtılmış olarak yaşam sürme şansına sahip değil. Bu nesnel gerçekliği iyi anlamak zorundayız. Bu çoğulcu toplumsal yapıda farklılıklarla birlikte nasıl bir arada ve barış içinde yaşayacağımızı, herkes için daha iyi bir hayatı nasıl yaratacağımızı kendimize sormalıyız. Bu konuda ortak bir vicdan geliştirmemiz gerek. Öncelikle bölen, ayrıştıran ve çatıştıran politik dilin ve kültürün hegemonyasından kurtulmuş bir “din ve ahlak” kültürüne ihtiyacımız var. Birlik ve beraberliğimizi güçlendirerek toplumsal sinerji yaratmak hedefimiz olmalı. Yaşam kalitesini arttırmamız bu hedefe ulaşmamıza bağlı.   Tuygan AÇLIKOĞLU tuygan@hotmail.com     www.tuygancalikoglu.com.tr  Kaynak: Long PH, On the Quantity and Quality of Life,   Marshall B. Rosenberg, Şiddetsiz İletişim
Ekleme Tarihi: 27 Aralık 2025 -Cumartesi

Yaşam Kalitesi

Yaşam kalitesi bütün toplumların ulaşmaya çalıştığı evrensel bir hedef. Yaşamın tüm alanlarını kapsadığından, yaşamın her alanından etkileniyor. Yaşam kalitesini düşüren birçok faktör var; kadın olmak, yaşlı olmak, dul ya da boşanmış olmak, düşük eğitim düzeyi, yetersiz sosyal destek, sağlıksız konutta yaşamak, hasta olmak, yaptığı işten memnun olmamak, boş zamanlarında bir faaliyeti olmamak gibi. 

 

Yaşam kalitesi üzerine tartışmalar antik döneme dek uzanıyor. Platon ve Aristo’nun eserlerine baktığımızda bunu görebiliyoruz. İlk kez 1960 yılında PH Long’un yazdığı bir makalede kullanılan “Yaşam Kalitesi” terimi, insan hakları konusunda yaşanan gelişmelerin sonucunda, politik kararların alınmasında önemli bir gösterge. Artık toplumların ulaşmak istediği evrensel bir hedef haline gelmiş durumda. Bu hedefin temelinde ise Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi yatmakta. İnsanın fiziksel, güvenlik, sosyal, saygı görme ve kendini gerçekleştirme ihtiyaçları var. Bu ihtiyaçların insan yaşamının her evresinde karşılanması gerekiyor. Maslow’un teorisi bu ihtiyaçların niceliği ile birlikte, niteliğinin de önemli olduğunu vurguluyor. Yaşam süresinden çok yaşanan hayatın kalitesi, gelirin iyi olmasından çok kişiyi tatmin edip etmemesi yaşam kalitesini etkiliyor.

 

Yaşam kalitesini geliştirmek devletin yanında özel teşebbüslerin, sivil toplum kuruluşlarının ve üniversitelerin gerçekleştirecekleri faaliyetlere bağlı olduğunu söyleyebiliriz. Bu aktörler öncelikle toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldırmayı gündemine almalılar. Bireylerin eğitim ve gelir düzeyini arttırmayı, sosyal haklarını geliştirmeyi, sağlıklı olmalarına özen göstermeyi hedeflemeliler. Kalıcı çözümlerin planlanmasına ve gerçekleştirilmesine ihtiyacımız çok fazla.

 

Yaşam kalitesi ile iletişim arasında hayati bir bağ var, çünkü yaşamın temelinde iletişim var. Canlıların tümü, varlıklarını sürdürebilmek için diğer canlılarla iletişim kurmak zorunda. İnsanların diğer canlılardan farklı olarak, kendi iletişimlerini inceleme ve geliştirme potansiyeli var. Ayrıca insanlar birbirlerinin rolüne girebilir, karşısındakiyle empati kurabilir. Çatışmadan iletişim kurmak ve sürdürmek bilgi ve çaba ister.  İnsanlık tarihsel süreç içindeki gelişimini iletişimine borçludur. İletişim olmadan üretim, üretim olmadan paylaşım olmaz. Yaşamın her alanında, savaşta, barışta, ekonomide, sanatta, iletişim var. İletişimin nasıl kurulduğu bütün iletişim sürecini etkiler. Yanlış kurulan bir iletişim insanları birbirinden ayırabilir, ülkeleri birbirine düşman edebilir.

Marshall B. Rosenberg bir yaşam dili olarak ‘Şiddetsiz İletişim’i öneriyor. Yaşamın her alanında kurduğumuz ilişkilerin tadını çıkartmak için yapıyor bunu. Şiddetsiz iletişim için, öncelikle kendimizi ifade etmeyi değiştirmemiz ve dinleme kalitemizi yükseltmemiz gerektiğini söylüyor. Rosenberg’in önerdiği “yaşam dili”ni kullanarak, insanlarla alışverişimizde saygı ve anlayış zemini oluşturabilir ve herkesin ihtiyaçlarını gözeten eylemleri gerçekleştirebiliriz.

 

Davranışlarımızın arkasında ihtiyaçlarımızı karşılama çabamız var. İnsan tek başına yaşamıyor, ihtiyaçlarımızı ancak diğer insanlarla işbirliği yaparak karşılayabiliriz. Bu nedenle öncelikle bu ihtiyacı anlamak, ona önem vermek ve değerlerimizi paylaşmak zorundayız. Ailesel, toplumsal, ulusal ve küresel barış için bu davranışları hepimizin sergilemesi gerek.

 

Şiddetsiz iletişim özünde hayata bakıştır. Karşımızdaki ile empatik bir bağ kurmaktır, onu samimiyetle dinlemektir. Diğer insanlarla yaşadıklarımızı anlamlandırmak için etkin ve dönüştürücü bir araçtır. İnancınız ve dünya görüşünüz ne olursa olsun insanlığın ortak değerlerini ifade edebilmektir. Marshall’ın önerdiği Şiddetsiz İletişim bize yargılamadan, suçlamadan, etiketlemeden iletişim kurmamız gerektiğini söylüyor. İletişimde çatışma, kilitlenme, her boyutta şiddet istemiyorsak bu becerilere sahip olmak ve sergilemek zorundayız. Böylelikle ilişkilerimizi daha sağlıklı analiz edebilir, sorunlara doğru teşhisler koyabilir, iletişimimizi yapıcı bir iletişime dönüştürebiliriz. Bu beceriler insanda farkındalık yaratarak, günlük yaşamımızda uygulayabileceğimiz seçimler sunar. Kızmamıza, korkmamıza hatta depresyona girmemize yol açan düşünce kalıplarını kırmamızı sağlar. İhtiyaçlarımızı düşmanlık yaratmadan karşılayabilir, duygularımızı ifade edebiliriz. Kavganın, çekişmenin, çatışmanın olmadığı süreçleri yaratmak mümkün olur. Kendimizin ve çevremizdeki insanların yaşamını güzelleştirebilir, bu sürece yaptığımız katkıdan haz alabilir, seçimlerimizi sorumluluk alarak yapabiliriz.

 

Çağdaş toplumlar tarihte görülmemiş biçimde heterojen bir yapıya sahipler. Bu yapıda; hiçbir ırk, hiçbir din, hiçbir kültür yalıtılmış olarak yaşam sürme şansına sahip değil. Bu nesnel gerçekliği iyi anlamak zorundayız. Bu çoğulcu toplumsal yapıda farklılıklarla birlikte nasıl bir arada ve barış içinde yaşayacağımızı, herkes için daha iyi bir hayatı nasıl yaratacağımızı kendimize sormalıyız. Bu konuda ortak bir vicdan geliştirmemiz gerek. Öncelikle bölen, ayrıştıran ve çatıştıran politik dilin ve kültürün hegemonyasından kurtulmuş bir “din ve ahlak” kültürüne ihtiyacımız var. Birlik ve beraberliğimizi güçlendirerek toplumsal sinerji yaratmak hedefimiz olmalı. Yaşam kalitesini arttırmamız bu hedefe ulaşmamıza bağlı.

 

Tuygan AÇLIKOĞLU

tuygan@hotmail.com     www.tuygancalikoglu.com.tr 

Kaynak: Long PH, On the Quantity and Quality of Life,   Marshall B. Rosenberg, Şiddetsiz İletişim

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve canakkaleaynalipazar.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.