Tuygan Çalıkoğlu
Köşe Yazarı
Tuygan Çalıkoğlu
 

Umut “Var Olma” Savaşının Adıdır

Bir siyaset insanı olarak, siyaset ile toplum arasındaki etkileşim her zaman ilgimi çekmiştir. “Siyaset Sosyolojisi” siyasetin toplumsal koşullarını inceler ve siyasetin toplumdaki olaylardan nasıl etkilendiğini sorgular. Son yıllardaki analizleri de, toplumun devleti nasıl etkilediği üzerine yoğunlaşmıştır. Günümüzde siyaset sosyolojisi, kültürel siyasetle bu nedenle yakından ilgilidir ve siyaseti hükümet, devlet ve siyasal partilerle sınırlandırmaz. Özellikle siyasal davranışların psikolojik boyutlarına odaklanır.   2017- 2021 yılları arasında, Türkiye ve dünya siyasetinde yaşanan olaylar üzerine yazdığım makalelerimi iki kategoriye ayırdım. Birinci kategoride yer alan ekonomik ve siyasal analizlerim, Recep Tayyip Erdoğan “USTALIK DÖNEMİ” adıyla geçtiğimiz Temmuz ayında yayınlandı. İkinci kategoride yer alan sosyolojik, psikolojik ve felsefi analizlerim ise, önümüzdeki hafta yayınlanacak. 2021 yılının baskın duygusu olarak nitelenen “RUHSUZLUK” adını verdiğim bu kitabım, insan ve onun varoluşsal sorunları üzerine yaptığım nesnel değerlendirmelerimden oluşuyor.   Modernite insan yaşamına yalnızlık getirdi. Bir başka ifadeyle, insanın “kendi varlığıyla yalnız kalması” sorunu var günümüzde. Birey artık geleneklerin etkisi altında değil. Modern toplum insana “özgürleşme” ve “kendisi olabilme” fırsatı veriyor. Bu süreçte insan özgürleşirken aynı zamanda yalnızlaşıyor. Sanayi sonrası ortaya çıkan post- modern süreçte ise, “atomize birey” olarak tanımlanan birey daha özgür, ancak o oranda daha yalnız, kaotik bir süreçte adeta savruluyor. Geleneklerin baskısı yok denecek kadar az ve sorumluluklarını artık kendisi üstlenmek zorunda. En temel görevi de, “kendisini varlığı içinde var kılması, zamana uyarlaması ve kendi varlığının sorumluluğunu üstlenmesi”. Birey için son derece kaotik bir süreç, çünkü üstlenmesi gereken sorumluluk sürekli olarak bunalım üretiyor ve sonucunda pek çok kaygı ve korku barındıran bir yapı geliştiriyor. Varoluşçu psikoterapi; bireyin, varlığı karşısında yalnız ve tek başına sorumlu olduğu bu süreçte, karşılaştığı dört temel kaygı alanına dikkat çeker; Ölüm, özgürlük, yalnızlık ve anlamlandırma.   İnsanın bireyleşme sürecinde;  özgürlük alanın genişlemesine karşılık, güvenlik alanının azaldığı nesnel bir gerçeklik. Sosyal bir varlık olarak yaşadığı toplumla ilişkisinde, psikolojisini sürekli geliştirerek güçlü tutmak zorunda. Dünyanın en önemli yazarlarından Dostoyevski, “Ölüler Evinden Anılar” adlı kitabında, hapiste yattığı bir dönemin anılarına yer verir. Sağlıklı ve güçlü bir psikolojinin üçayağını; uyum, üretim ve umut olarak açıklar. İnsanın uyum sağlama yeteneği sağlıklı olmasının birinci ayağıdır; “Asla yapamam”, “asala vazgeçemem” dememek gerekir, çünkü onları bir gün yapmak zorunda kalabiliriz. Bilmeliyiz ki; insan her şeye alışabilir, uyum sağlayabilir. İkinci ayak üretmek ve hareket halinde olmaktır. Çünkü insan beyninin çalışabilmesi için bu uyarıcılara ihtiyacı vardır. Son ayak ise umut etmektir. Umut insanı gençleştirir, kişinin enerjisini yüksek tutar. Günümüzde yaşamak geçmiş zamanlara oranla daha zor. İnsanın varoluş sorunu ile başa çıkması yaşadığı çevreyi ve dünyayı anlamlandırması ile mümkün. Varoluş sorununu anlamlandırması ve çözümlemesinde iki rehberi var; din ve felsefe. Yıllar içinde insanın yaşama bakışı değişiyor. Çünkü insanın biyolojik yaşamının yanında, içinde bulunduğu sosyo – psikolojik bir süreç var. Bu nedenle insanın bilgilenme ihtiyacı her geçen gün artıyor, ancak bilgiye ulaşmak da yetmiyor, onu işlemek ve yaşama geçirmek gerek. Bu süreçte yaşamı sorguluyor ve anlamlandırmaya çalışıyoruz. İnsan doğuştan mı “insan” olarak doğuyor? Yoksa içinde bulunduğu topluma göre mi “insan olma niteliği” kazanıyor? Toplumun ahlak kurallarına uyan “ahlaklı” insan mı olmalı? Yoksa kendi inandığı değerler nedeniyle doğruyu yapan, yani “etik” davranan insan mı olmalı? Diğer taraftan, insan hep çevreye alışma çabası içinde, ancak çevreye alışmak demek “ihtiyarlamak” anlamına geliyor. Bu durumda artık düşünme ihtiyacı da kalmıyor. Yaşam bir bilgilenme ve sorgulama süreci aslında. Duygularımızı düşünme tarzımızı, olaylara ve yaşama yaklaşımımızı, kendimizi tanımamızı ve kendimize değer vermemizi belirliyor bu süreç. Bilmeliyiz ki yaşamın bize bir şeyler getirmesi, bizim yaşama verdiklerimize bağlı.   2020’den itibaren, geçmişten çok farklı olarak, sonrasını öngöremediğimiz bir dünyada yaşamaya başladık. Hem de çok kısa bir süre içinde bu noktaya geldik. Geleceği tahayyül edemiyoruz, plan yapamıyoruz, daha önce hiç yaşanmamış bir süreçte, ne yapacağını bilmez haldeyiz. Küresel “Üst akıl” hedefine ulaşmak için ulus devletleri yıkarak, küresel ölçekte yeni bir kamusal düzen kurma hayali peşinde. Yapay zekânın kontrol edeceği; tek merkezli bir dünya devleti, tek bir din, tek bir para olacak. Starlink, Nörolink ve sanal para bu nedenle hayatımıza girecek. Süreç başladı bile. Proje; insanların itiraz etmeyecekleri, sadece itaat edecekleri, yani köleleşecekleri yeni bir düzeni hayata sokmayı hedefliyor. Böylece küresel ölçekte hayatlar kontrol altına alınacak, nüfus azaltılacak, nakitsiz topluma geçilecek, dijital cüzdanı olmadan hiç kimsenin hareket etme şansı olmayacak. Bütün bunlar “yapay zekâ” ve “artırılmış gerçeklik” teknolojileri kullanılarak, in- plant ve enjeksiyonlarla yapılacak.   Günümüz insanının, ekonomisinin yanında psikolojisi de bozulmuş durumda. Güçlü psikolojinin en önemli ayaklarından biri olan “umut” azalıyor, hatta kayboluyor. Ancak “umut” var olma savaşının adıdır; bu nedenle umudu kaybetmek yaşama heyecanını, iradesini kaybetmek demektir. Bu kitabımda zorlanan günümüz insanına ihtiyaç duyduğu bilgiyi vererek;ona bir farkındalık kazandırmayı, hayata tutunmasına bir katkı vermeyi amaçladım. Yeni kitabım “Ruhsuzluk “un, var olma sorunuyla başa çıkmasında okuyucuya rehberlik edeceğine yürekten inanıyorum.   Tuygan ÇALIKOĞLU
Ekleme Tarihi: 27 Aralık 2025 -Cumartesi

Umut “Var Olma” Savaşının Adıdır

Bir siyaset insanı olarak, siyaset ile toplum arasındaki etkileşim her zaman ilgimi çekmiştir. “Siyaset Sosyolojisi” siyasetin toplumsal koşullarını inceler ve siyasetin toplumdaki olaylardan nasıl etkilendiğini sorgular. Son yıllardaki analizleri de, toplumun devleti nasıl etkilediği üzerine yoğunlaşmıştır. Günümüzde siyaset sosyolojisi, kültürel siyasetle bu nedenle yakından ilgilidir ve siyaseti hükümet, devlet ve siyasal partilerle sınırlandırmaz. Özellikle siyasal davranışların psikolojik boyutlarına odaklanır.

 

2017- 2021 yılları arasında, Türkiye ve dünya siyasetinde yaşanan olaylar üzerine yazdığım makalelerimi iki kategoriye ayırdım. Birinci kategoride yer alan ekonomik ve siyasal analizlerim, Recep Tayyip Erdoğan “USTALIK DÖNEMİ” adıyla geçtiğimiz Temmuz ayında yayınlandı. İkinci kategoride yer alan sosyolojik, psikolojik ve felsefi analizlerim ise, önümüzdeki hafta yayınlanacak. 2021 yılının baskın duygusu olarak nitelenen “RUHSUZLUK” adını verdiğim bu kitabım, insan ve onun varoluşsal sorunları üzerine yaptığım nesnel değerlendirmelerimden oluşuyor.

 

Modernite insan yaşamına yalnızlık getirdi. Bir başka ifadeyle, insanın “kendi varlığıyla yalnız kalması” sorunu var günümüzde. Birey artık geleneklerin etkisi altında değil. Modern toplum insana “özgürleşme” ve “kendisi olabilme” fırsatı veriyor. Bu süreçte insan özgürleşirken aynı zamanda yalnızlaşıyor. Sanayi sonrası ortaya çıkan post- modern süreçte ise, “atomize birey” olarak tanımlanan birey daha özgür, ancak o oranda daha yalnız, kaotik bir süreçte adeta savruluyor. Geleneklerin baskısı yok denecek kadar az ve sorumluluklarını artık kendisi üstlenmek zorunda. En temel görevi de, “kendisini varlığı içinde var kılması, zamana uyarlaması ve kendi varlığının sorumluluğunu üstlenmesi”. Birey için son derece kaotik bir süreç, çünkü üstlenmesi gereken sorumluluk sürekli olarak bunalım üretiyor ve sonucunda pek çok kaygı ve korku barındıran bir yapı geliştiriyor. Varoluşçu psikoterapi; bireyin, varlığı karşısında yalnız ve tek başına sorumlu olduğu bu süreçte, karşılaştığı dört temel kaygı alanına dikkat çeker; Ölüm, özgürlük, yalnızlık ve anlamlandırma.

 

İnsanın bireyleşme sürecinde;  özgürlük alanın genişlemesine karşılık, güvenlik alanının azaldığı nesnel bir gerçeklik. Sosyal bir varlık olarak yaşadığı toplumla ilişkisinde, psikolojisini sürekli geliştirerek güçlü tutmak zorunda. Dünyanın en önemli yazarlarından Dostoyevski, “Ölüler Evinden Anılar” adlı kitabında, hapiste yattığı bir dönemin anılarına yer verir. Sağlıklı ve güçlü bir psikolojinin üçayağını; uyum, üretim ve umut olarak açıklar. İnsanın uyum sağlama yeteneği sağlıklı olmasının birinci ayağıdır; “Asla yapamam”, “asala vazgeçemem” dememek gerekir, çünkü onları bir gün yapmak zorunda kalabiliriz. Bilmeliyiz ki; insan her şeye alışabilir, uyum sağlayabilir. İkinci ayak üretmek ve hareket halinde olmaktır. Çünkü insan beyninin çalışabilmesi için bu uyarıcılara ihtiyacı vardır. Son ayak ise umut etmektir. Umut insanı gençleştirir, kişinin enerjisini yüksek tutar.

Günümüzde yaşamak geçmiş zamanlara oranla daha zor. İnsanın varoluş sorunu ile başa çıkması yaşadığı çevreyi ve dünyayı anlamlandırması ile mümkün. Varoluş sorununu anlamlandırması ve çözümlemesinde iki rehberi var; din ve felsefe. Yıllar içinde insanın yaşama bakışı değişiyor. Çünkü insanın biyolojik yaşamının yanında, içinde bulunduğu sosyo – psikolojik bir süreç var. Bu nedenle insanın bilgilenme ihtiyacı her geçen gün artıyor, ancak bilgiye ulaşmak da yetmiyor, onu işlemek ve yaşama geçirmek gerek. Bu süreçte yaşamı sorguluyor ve anlamlandırmaya çalışıyoruz. İnsan doğuştan mı “insan” olarak doğuyor? Yoksa içinde bulunduğu topluma göre mi “insan olma niteliği” kazanıyor? Toplumun ahlak kurallarına uyan “ahlaklı” insan mı olmalı? Yoksa kendi inandığı değerler nedeniyle doğruyu yapan, yani “etik” davranan insan mı olmalı? Diğer taraftan, insan hep çevreye alışma çabası içinde, ancak çevreye alışmak demek “ihtiyarlamak” anlamına geliyor. Bu durumda artık düşünme ihtiyacı da kalmıyor. Yaşam bir bilgilenme ve sorgulama süreci aslında. Duygularımızı düşünme tarzımızı, olaylara ve yaşama yaklaşımımızı, kendimizi tanımamızı ve kendimize değer vermemizi belirliyor bu süreç. Bilmeliyiz ki yaşamın bize bir şeyler getirmesi, bizim yaşama verdiklerimize bağlı.

 

2020’den itibaren, geçmişten çok farklı olarak, sonrasını öngöremediğimiz bir dünyada yaşamaya başladık. Hem de çok kısa bir süre içinde bu noktaya geldik. Geleceği tahayyül edemiyoruz, plan yapamıyoruz, daha önce hiç yaşanmamış bir süreçte, ne yapacağını bilmez haldeyiz. Küresel “Üst akıl” hedefine ulaşmak için ulus devletleri yıkarak, küresel ölçekte yeni bir kamusal düzen kurma hayali peşinde. Yapay zekânın kontrol edeceği; tek merkezli bir dünya devleti, tek bir din, tek bir para olacak. Starlink, Nörolink ve sanal para bu nedenle hayatımıza girecek. Süreç başladı bile. Proje; insanların itiraz etmeyecekleri, sadece itaat edecekleri, yani köleleşecekleri yeni bir düzeni hayata sokmayı hedefliyor. Böylece küresel ölçekte hayatlar kontrol altına alınacak, nüfus azaltılacak, nakitsiz topluma geçilecek, dijital cüzdanı olmadan hiç kimsenin hareket etme şansı olmayacak. Bütün bunlar “yapay zekâ” ve “artırılmış gerçeklik” teknolojileri kullanılarak, in- plant ve enjeksiyonlarla yapılacak.

 

Günümüz insanının, ekonomisinin yanında psikolojisi de bozulmuş durumda. Güçlü psikolojinin en önemli ayaklarından biri olan “umut” azalıyor, hatta kayboluyor. Ancak “umut” var olma savaşının adıdır; bu nedenle umudu kaybetmek yaşama heyecanını, iradesini kaybetmek demektir. Bu kitabımda zorlanan günümüz insanına ihtiyaç duyduğu bilgiyi vererek;ona bir farkındalık kazandırmayı, hayata tutunmasına bir katkı vermeyi amaçladım. Yeni kitabım “Ruhsuzluk “un, var olma sorunuyla başa çıkmasında okuyucuya rehberlik edeceğine yürekten inanıyorum.

 

Tuygan ÇALIKOĞLU

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve canakkaleaynalipazar.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.