Tuygan Çalıkoğlu
Köşe Yazarı
Tuygan Çalıkoğlu
 

Sosyallik Dijitalleşirken Yalnızlık Artıyor

Küresel ölçekte yorgun, sabrı azalmış, çalışma saatleri sonrasında yalnız kalmak isteyen insanların sayısı hızla artıyor. Farklı olana tahammülümüz mü azaldı? Kendimize benzemeyene karşı hoşgörümüzü mü yitirdik? Yapılan araştırmalarda insanların yarısı sosyalleşme yerine, yalnız kalmayı tercih ediyorlar. Geri kalan yarısı ise, ayda ortalama 3- 5 kez sosyalleşiyor. Ürkütücü olan; Kore’den İngiltere’ye kadar değişik coğrafya ve kültürlerde yapılan bu araştırmaların ortak paydasının, sosyalleşme tanımı içinde aile üyelerinin de olması. Bir başka deyişle; insanların yarısı aileleriyle görüşmüyor, olabildiğince sınırlı bir iletişim tercihleri var. Bu sonucu yaratan sosyalliğin dijitalleşmesi, ana unsur da sosyal medya. Sosyalleşmenin böylesine azalmasıyla ortaya çıkan derin bir yalnızlık var hayatımızda. Bu kaotik durumun yarattığı vahim sonuçları hepimiz çevremizde görüyoruz.   Öncelikle bu durumun pandeminin yarattığı bir sonuç olmadığını bilmeliyiz. Çünkü konu ile ilgili araştırmaların başlangıcı pandeminin çok öncesine dayanıyor. Pandemi, uygulanan kısıtlamalar nedeniyle sosyalliğin daha da azalmasına yol açtı. Ancak, insanlar bu dönemde kendileriyle ve aileleriyle daha fazla zaman geçirme fırsatı buldular. Bu dönem kendilerini keşfetmek, yeni bilinçler geliştirmek için sunulmuş bir fırsattı aslında.   Gelişmiş bütün ülkelerde, insanların yalnız kalma tercihi giderek daha popüler hale geliyor. Üstelik sosyal medyanın, tüketimi ve sosyalleşmeyi yüceltmesine rağmen insanlar yalnız kalmayı tercih ediyorlar. Dikkat edersek insanlar sosyalleşirken(!) bile telefon hep ellerinde. Kafelerde, lokantalarda insanlar telefonu ellerinden bırakmıyorlar. Hallerine bakarsak rahatsız olan da yok. Diğer yandan zamanın çok hızlı akması ve sosyalleşemeye pek zamanın kalmaması da bir gerçek. Uzmanlar bu dönemi “ben çağı” olarak tanımlıyorlar. İnsan kendine zaman ayırırken ilişkilerini azaltıyor, hatta bitiriyor. Bırakın dışarıda insanların kaynaşmasını, aile içinde yemek bile artık bir arada yenmiyor, birlikte zaman geçirilmiyor. Bilgi toplumunun “atomize birey” olarak tanımladığı günümüz insanı, kendi tercihleriyle yalnız yaşamak istiyor. Ailenin iletişim ve etkileşim kalitesi giderek azalıyor ve “aile aidiyetinden” söz etmek artık pek mümkün değil.   Gelişen teknoloji geleneksel medyayı dijitalleştirdi. Yaşam günümüzde daha hızlı akıyor ve sorunların çözümü için seçenekler çoğaldı. Dijitalleşme, yaşamı radikal bir biçimde değiştiren bilgi iletişim teknolojilerinin gelişmesinin ve yaygınlaşmasının ana nedeni. Olumlu yanının yanında riskleri de beraberinde getiriyor bu gelişmeler. İnternet bağımlılığı ortaya çıkan en büyük tehdit. Akıllı telefonlarla çekilen ve sosyal medyada paylaşılan binlerce fotoğraf var. İnsanlar başkalarının fotoğraf albümlerine bakmak için saatlerini harcıyorlar. Uzmanlar “photolurking” adını verdikleri bu bakma işinin de, insan sağlığını tehdit ettiğini dile getiriyorlar. Cep telefonsuz yapamamak, hastalıklar için hekimden çok internete başvurmak, gelişmeleri kaçırmaktan korkmak gibi, başkalarının resimlerine bakmak da dijital hastalıklardan biri olarak kabul ediliyor. Uzmanlara göre bu hastalıklar, kişinin biyolojik, fizyolojik ve psikolojik açıdan “iyi olmadığını” gösteriyor. Sürekli değişen ve devinen yeni medyada aktif olarak yer almak insanlar için çok çekici. İnternetin gelişmesi, özgürleşmesi insanın yaşamını etkiliyor, internet kullanımı her geçen gün dramatik biçimde artıyor. İnsanlarda sürekli olarak internette olma duygusu hâkim. Yani hep çevrimiçi olmak istiyorlar. Giderek yalnızlaşan her türlü insan var sosyal medyada. Kendini ifade etmekte zorluk çeken de, bilgi veren de. Herkesin düşüncesini dilediğince paylaştığı bir platform.  Burada sorulması gereken önemli bir soru var; yalnızlaşan insan bu platformda sosyalleşiyor mu? Kullanıcı kullanıyor mu? Yoksa kullanılıyor mu? Sosyal medya ortamı kullanıcıyı kontrol mü ediyor? Yoksa onu demokratlaştırıyor ve özgürleştiriyor mu? Öncelikle “Digital in 2021 Global Overview” raporuna birlikte bakalım;   DÜNYADA DİJİTALLEŞME- 2021          DÜNYA NÜFUSU AKILLI TELEFON İNTERNET KULLANICISI SOSYAL MEDYA KULLANICISI 7,83 Milyar 5,22 Milyar 4,66 Milyar 4,20 Milyar   DÜNYADA DİJİTAL BÜYÜME KARŞILAŞTIRMASI 2021- 2020 OCAK      DÜNYA NÜFUSU AKILLI TELEFON İNTERNET KULLANICISI SOSYAL MEDYA KULLANICISI +1% +1,80% +7,30% +13,20%          DÜNYADA SOSYAL MEDYA KULLANIMI- 2021 OCAK        AKTİF KULLANICI DÜNYA NÜFUSU YILLIK DEĞİŞİM TELEFONLA GİRİŞ YAPANLAR 4,20 Milyar 53,60% 13,22% 4,15 Milyar   Dünyada aylık internet kullanıcısı 316 milyon, sosyal medya kullanıcısı ise 490 milyona ulaştı Sosyal medyaya girişin yüzde 98,8’i akıllı telefonlarla yapılıyor Corona virüs pandemisi nedeniyle birçok ülkeden veri alınamadığından bu istatistik içinde yer almıyor 2021 yılında sosyal medya kullanıcı artışı bir kat artmış, son üç yılda katılan yeni kullanıcı sayısı ise 1 milyarı aşmış durumda Ortalama bir kullanıcı sosyal medyada her gün 2 saat 25 dakika zaman harcıyor Türkiye günlük 2 saat 57 dakika kullanımı ile dünyada 47 ülke arasında 14. Sırada yer alıyor. En yüksek kullanım, günlük 4 saat 15 dakika ile Filipinler’ ait. Japonya ise günlük 51 dakika ile en az zaman harcayan ülke Sosyal medyanın bu denli popüler olmasının temelinde; kişinin aktif konumda olması, etkileşime girebilmesi ve düşüncelerini özgürce ifade edebilmesi yatıyor. Ayrıca katılımcıların birbirini cesaretlendirmesi de bir başka boyut. Toplumda kendini ifade etmekte zorlanan insanların, aldıkları geri bildirimlerle önemli bir birey konumuna geldiklerini görüyoruz. “Onaylanma ihtiyacı” önemli bir psikolojik ihtiyaç. Beğenilmek ve kabul görmek insanı mutlu ediyor. Ancak bu süreçte insanın “bağlılığı”, “bağımlılığa” dönüşebiliyor. Bağımlılık, internet başında gereğinden fazla zaman geçirmek demek. Kişilerin, ruhsal, fiziksel, kişisel ve sosyal ilişkilerinde olumsuzluk yarattığı nesnel bir gerçeklik. Bu kişilerin yüz yüze iletişim yerine sanal ortamı tercih ettiklerini ve savunduklarını görüyoruz. İnternette kalma süresini yönetemeyen, zaman kavramını unutan bu insanlar gerçek yaşam sorumluluklarını da yerine getiremiyorlar. Sosyal medya hesaplarını sürekli takip etmek, takipçi sayısını yükseltmeye çalışmak peşindeler. Sürekli internete girmek isteği, olumsuzluk halinde sinirlilik, mutsuzluk, agresiflik ortaya çıkıyor. Bu süreçte kişinin sosyal yaşamı azalıyor, çevresi tarafından “anlaşılmama duygusu” onun içine kapanmasına, dolayısıyla yalnızlığı tercih etmesine yol açıyor.   Gelişmiş ülkelerde telefonlarını ellerinden bırakamayan insanlar için programlar var. Terapi, uzak tutma, farkındalık sağlama gibi yöntemlerle sosyal medya kullanımı azaltılmaya çalışılıyor. Uzmanlara göre; dijital platformların yol açtığı psikolojik etkileri tedavi etmek, alkol ve uyuşturucu bağımlılığının tedavisinden daha zor. Çünkü kişi tümüyle bu alana odaklanmış vaziyette ve bu faaliyetin kötü olduğunu düşünmüyor.   İnternet abartılı kullanıldığında, kişilerin yaşam döngüsünü alt üst ettiğini görüyoruz. Bağımlı kişiler için dijital araçların hayati önemi var. Yemekten, aile ilişkilerinden, uykudan bile daha değerli. “Netlessfobi” olarak tanımlanan, internetsiz ortamda psikolojik olarak rahatsızlanan bireyler bunlar. Bu denli dijitalleşen toplumda bireyin kendisini “özgür” hissetmesi gerçekçi değil. Aslında çaresiz durumda. Birey olmaktan çıkmış, ürün haline gelmiş, sanal bir insana dönüşmüş “sözde insan”.   Tuygan ÇALIKOĞLU
Ekleme Tarihi: 27 Aralık 2025 -Cumartesi

Sosyallik Dijitalleşirken Yalnızlık Artıyor

Küresel ölçekte yorgun, sabrı azalmış, çalışma saatleri sonrasında yalnız kalmak isteyen insanların sayısı hızla artıyor. Farklı olana tahammülümüz mü azaldı? Kendimize benzemeyene karşı hoşgörümüzü mü yitirdik? Yapılan araştırmalarda insanların yarısı sosyalleşme yerine, yalnız kalmayı tercih ediyorlar. Geri kalan yarısı ise, ayda ortalama 3- 5 kez sosyalleşiyor. Ürkütücü olan; Kore’den İngiltere’ye kadar değişik coğrafya ve kültürlerde yapılan bu araştırmaların ortak paydasının, sosyalleşme tanımı içinde aile üyelerinin de olması. Bir başka deyişle; insanların yarısı aileleriyle görüşmüyor, olabildiğince sınırlı bir iletişim tercihleri var. Bu sonucu yaratan sosyalliğin dijitalleşmesi, ana unsur da sosyal medya. Sosyalleşmenin böylesine azalmasıyla ortaya çıkan derin bir yalnızlık var hayatımızda. Bu kaotik durumun yarattığı vahim sonuçları hepimiz çevremizde görüyoruz.

 

Öncelikle bu durumun pandeminin yarattığı bir sonuç olmadığını bilmeliyiz. Çünkü konu ile ilgili araştırmaların başlangıcı pandeminin çok öncesine dayanıyor. Pandemi, uygulanan kısıtlamalar nedeniyle sosyalliğin daha da azalmasına yol açtı. Ancak, insanlar bu dönemde kendileriyle ve aileleriyle daha fazla zaman geçirme fırsatı buldular. Bu dönem kendilerini keşfetmek, yeni bilinçler geliştirmek için sunulmuş bir fırsattı aslında.

 

Gelişmiş bütün ülkelerde, insanların yalnız kalma tercihi giderek daha popüler hale geliyor. Üstelik sosyal medyanın, tüketimi ve sosyalleşmeyi yüceltmesine rağmen insanlar yalnız kalmayı tercih ediyorlar. Dikkat edersek insanlar sosyalleşirken(!) bile telefon hep ellerinde. Kafelerde, lokantalarda insanlar telefonu ellerinden bırakmıyorlar. Hallerine bakarsak rahatsız olan da yok. Diğer yandan zamanın çok hızlı akması ve sosyalleşemeye pek zamanın kalmaması da bir gerçek. Uzmanlar bu dönemi “ben çağı” olarak tanımlıyorlar. İnsan kendine zaman ayırırken ilişkilerini azaltıyor, hatta bitiriyor. Bırakın dışarıda insanların kaynaşmasını, aile içinde yemek bile artık bir arada yenmiyor, birlikte zaman geçirilmiyor. Bilgi toplumunun “atomize birey” olarak tanımladığı günümüz insanı, kendi tercihleriyle yalnız yaşamak istiyor. Ailenin iletişim ve etkileşim kalitesi giderek azalıyor ve “aile aidiyetinden” söz etmek artık pek mümkün değil.

 

Gelişen teknoloji geleneksel medyayı dijitalleştirdi. Yaşam günümüzde daha hızlı akıyor ve sorunların çözümü için seçenekler çoğaldı. Dijitalleşme, yaşamı radikal bir biçimde değiştiren bilgi iletişim teknolojilerinin gelişmesinin ve yaygınlaşmasının ana nedeni. Olumlu yanının yanında riskleri de beraberinde getiriyor bu gelişmeler. İnternet bağımlılığı ortaya çıkan en büyük tehdit. Akıllı telefonlarla çekilen ve sosyal medyada paylaşılan binlerce fotoğraf var. İnsanlar başkalarının fotoğraf albümlerine bakmak için saatlerini harcıyorlar. Uzmanlar “photolurking” adını verdikleri bu bakma işinin de, insan sağlığını tehdit ettiğini dile getiriyorlar. Cep telefonsuz yapamamak, hastalıklar için hekimden çok internete başvurmak, gelişmeleri kaçırmaktan korkmak gibi, başkalarının resimlerine bakmak da dijital hastalıklardan biri olarak kabul ediliyor. Uzmanlara göre bu hastalıklar, kişinin biyolojik, fizyolojik ve psikolojik açıdan “iyi olmadığını” gösteriyor.

Sürekli değişen ve devinen yeni medyada aktif olarak yer almak insanlar için çok çekici. İnternetin gelişmesi, özgürleşmesi insanın yaşamını etkiliyor, internet kullanımı her geçen gün dramatik biçimde artıyor. İnsanlarda sürekli olarak internette olma duygusu hâkim. Yani hep çevrimiçi olmak istiyorlar. Giderek yalnızlaşan her türlü insan var sosyal medyada. Kendini ifade etmekte zorluk çeken de, bilgi veren de. Herkesin düşüncesini dilediğince paylaştığı bir platform.  Burada sorulması gereken önemli bir soru var; yalnızlaşan insan bu platformda sosyalleşiyor mu? Kullanıcı kullanıyor mu? Yoksa kullanılıyor mu? Sosyal medya ortamı kullanıcıyı kontrol mü ediyor? Yoksa onu demokratlaştırıyor ve özgürleştiriyor mu? Öncelikle “Digital in 2021 Global Overview” raporuna birlikte bakalım;

 

DÜNYADA DİJİTALLEŞME- 2021

 

 

    

DÜNYA NÜFUSU

AKILLI TELEFON

İNTERNET KULLANICISI

SOSYAL MEDYA KULLANICISI

7,83 Milyar

5,22 Milyar

4,66 Milyar

4,20 Milyar

 

DÜNYADA DİJİTAL BÜYÜME KARŞILAŞTIRMASI

2021- 2020 OCAK

    

DÜNYA NÜFUSU

AKILLI TELEFON

İNTERNET KULLANICISI

SOSYAL MEDYA KULLANICISI

+1%

+1,80%

+7,30%

+13,20%

        

DÜNYADA SOSYAL MEDYA KULLANIMI- 2021 OCAK

 

    

AKTİF KULLANICI

DÜNYA NÜFUSU

YILLIK DEĞİŞİM

TELEFONLA GİRİŞ YAPANLAR

4,20 Milyar

53,60%

13,22%

4,15 Milyar

 

  • Dünyada aylık internet kullanıcısı 316 milyon, sosyal medya kullanıcısı ise 490 milyona ulaştı
  • Sosyal medyaya girişin yüzde 98,8’i akıllı telefonlarla yapılıyor
  • Corona virüs pandemisi nedeniyle birçok ülkeden veri alınamadığından bu istatistik içinde yer almıyor
  • 2021 yılında sosyal medya kullanıcı artışı bir kat artmış, son üç yılda katılan yeni kullanıcı sayısı ise 1 milyarı aşmış durumda
  • Ortalama bir kullanıcı sosyal medyada her gün 2 saat 25 dakika zaman harcıyor
  • Türkiye günlük 2 saat 57 dakika kullanımı ile dünyada 47 ülke arasında 14. Sırada yer alıyor. En yüksek kullanım, günlük 4 saat 15 dakika ile Filipinler’ ait. Japonya ise günlük 51 dakika ile en az zaman harcayan ülke

Sosyal medyanın bu denli popüler olmasının temelinde; kişinin aktif konumda olması, etkileşime girebilmesi ve düşüncelerini özgürce ifade edebilmesi yatıyor. Ayrıca katılımcıların birbirini cesaretlendirmesi de bir başka boyut. Toplumda kendini ifade etmekte zorlanan insanların, aldıkları geri bildirimlerle önemli bir birey konumuna geldiklerini görüyoruz. “Onaylanma ihtiyacı” önemli bir psikolojik ihtiyaç. Beğenilmek ve kabul görmek insanı mutlu ediyor. Ancak bu süreçte insanın “bağlılığı”, “bağımlılığa” dönüşebiliyor. Bağımlılık, internet başında gereğinden fazla zaman geçirmek demek. Kişilerin, ruhsal, fiziksel, kişisel ve sosyal ilişkilerinde olumsuzluk yarattığı nesnel bir gerçeklik. Bu kişilerin yüz yüze iletişim yerine sanal ortamı tercih ettiklerini ve savunduklarını görüyoruz. İnternette kalma süresini yönetemeyen, zaman kavramını unutan bu insanlar gerçek yaşam sorumluluklarını da yerine getiremiyorlar. Sosyal medya hesaplarını sürekli takip etmek, takipçi sayısını yükseltmeye çalışmak peşindeler. Sürekli internete girmek isteği, olumsuzluk halinde sinirlilik, mutsuzluk, agresiflik ortaya çıkıyor. Bu süreçte kişinin sosyal yaşamı azalıyor, çevresi tarafından “anlaşılmama duygusu” onun içine kapanmasına, dolayısıyla yalnızlığı tercih etmesine yol açıyor.

 

Gelişmiş ülkelerde telefonlarını ellerinden bırakamayan insanlar için programlar var. Terapi, uzak tutma, farkındalık sağlama gibi yöntemlerle sosyal medya kullanımı azaltılmaya çalışılıyor. Uzmanlara göre; dijital platformların yol açtığı psikolojik etkileri tedavi etmek, alkol ve uyuşturucu bağımlılığının tedavisinden daha zor. Çünkü kişi tümüyle bu alana odaklanmış vaziyette ve bu faaliyetin kötü olduğunu düşünmüyor.

 

İnternet abartılı kullanıldığında, kişilerin yaşam döngüsünü alt üst ettiğini görüyoruz. Bağımlı kişiler için dijital araçların hayati önemi var. Yemekten, aile ilişkilerinden, uykudan bile daha değerli. “Netlessfobi” olarak tanımlanan, internetsiz ortamda psikolojik olarak rahatsızlanan bireyler bunlar. Bu denli dijitalleşen toplumda bireyin kendisini “özgür” hissetmesi gerçekçi değil. Aslında çaresiz durumda. Birey olmaktan çıkmış, ürün haline gelmiş, sanal bir insana dönüşmüş “sözde insan”.

 

Tuygan ÇALIKOĞLU

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve canakkaleaynalipazar.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.