Tuygan Çalıkoğlu
Köşe Yazarı
Tuygan Çalıkoğlu
 

“Özgür İrade” Var Mı?

Son yıllarda bilimsel gelişmeler liberal felsefeyi ciddi biçimde yıpratıyor. Liberalizm; özgür iradeyi, anlamın ve otoritenin odağına koyar ve bireyi ön plana alarak serbest piyasaya ve demokratik seçimlere her şeyin üzerinde yer verir. Ancak teknolojik gelişmelere bakarsak, dünyaya uzun süredir hâkim olan liberal düşünce çok yakında tümüyle tarih olacak.   İnsanlar 21.yüzyılda ekonomik ve askeri değerlerini kaybetmeye başladılar. Nedeni teknolojinin insanları bu alanlarda işe yaramaz hale getirmesi. Her insana değer vermek geçmişte doğru bir tercihti. Çünkü ekonomide toplu üretim modeline dayalı üretim sisteminin başarılı olması için her insan gerekliydi. Savaşta silah ve ekipman kullanabilecek her el değerliydi. Bütün bunlar geçmişte kaldı.  Gelecek bilimciler, günümüzde ekonomik ve siyasal sistemin insanlara eskisi kadar değer vermesi için mantıklı bir nedenin kalmadığını öne sürüyorlar. Sistem kitlesel olarak insanlara değer verecek, ancak insan önemsizleşecek. Önem verilecek olanlar “özel bireyler” olacak, sıradan insanlar değil. Bu özel bireylerin oluşturdukları insan toplulukları, kitlelerden farklı olarak sürümleri yükseltilmiş, yeni bir süper insan eliti oluşturacak.   Teknolojilerin insanı nasıl değersizleştirdiği konusu, incelemeye değer önemli bir konu. Kişilere sorarsak, kendi istek ve kararları doğrultusunda hareket ettiklerini söylerler. Kişiler gerçekten “özgür iradeleri” ile mi hareket ediyorlar? “Özgür” ifadesiyle, kendi isteklerimizin doğrultusunda davranmayı kast ediyorsak bu doğru; “özgür irademiz var” diyebiliriz.  Davranışlarımız kendimizi yansıtıyor, ancak kendi isteklerimizi, kendimizin seçtiğini söyleyebilir miyiz? Neden farklı tercihler arasından birini seçiyoruz?  Neden rahatsız eden komsumuza göz yummak yerine, kavga etmiyor ya da öldürmüyoruz? Neden siyah renkte bir araba almak yerine beyazı istiyoruz? Neden pizza ya da pide yerine sebze ya da salata yemeyi tercih ediyoruz? Ya da neden sosyal demokrat bir parti yerine muhafazakâr bir partiye oy veriyoruz? Bu tercihlerin anlık duygularla değil, ölçülüp biçilerek geliştirilen fikirler olduğunu ileri sürebiliriz. Burada vurgulanmak istenen; sonuç ne olursa olsun, karar ya da tercihimize özgürce ulaşmadığımız gerçeği. Çünkü bilim insanları, kişinin içinde “isteğin” oluşma hissini biyokimyasal süreçlerin yarattığını söylüyorlar. Bu süreçlerin“deterministik” yani evrendeki tüm olay ve süreçlerin nesnel bir gerçeklik ya da “rastlantısal” olabileceği, ama bu süreçlerde “özgür” olmamızın mümkün olamayacağının altını çiziyorlar.   Özgür iradeyi sorgulamanın, felsefi bir tartışmanın ötesinde bir boyutu var. Çünkü geliştirilen ilaçlar, genetik mühendisliği veya beyin simülasyonları aracılığı ile beyni yönlendirebilmek ve kontrol altına alabilmek mümkün. Bilim insanları beyindeki duyu ve ödül merkezlerine yerleştirdikleri elektrotlar sayesinde organizmayı kontrol edebiliyorlar. Laboratuarlarda kısa bir eğitim sonrasında, robot farelere her türlü eylem yaptırabiliyor. Sadece sağa sola dönmek değil, merdiven tırmanmaktan, yüksekten atlamaya kadar farelerin hoşlanmadıkları davranışlar dâhil her şey. Üstelik New York State Üniversitesi’nden Prof. Sanjiv Talwar farelerin bu deneylerden keyif aldıklarını öne sürerek, hayvan hakları savunucularının kaygılarını da bertaraf ediyor. Beynindeki elektrotlar ödül merkezlerini uyardığından, farelerin “Nirvana’ya ulaştığını” söylüyor. Elde edilen bilgilere bakarsak, başka birisi tarafından kontrol edilse de, farenin zorlanma hissetmediği anlaşılıyor. Hatta fareye, bunları kendi isteğin ile mi yapıyorsun diye sormak mümkün olsa; “Ben özgür irademle hareket ediyorum, istediğimi yapıyorum ve bu özgür irademin varlığını kanıtlamak için yeterli” diyeceği dile getiriliyor. İnsan üzerinde yapılan deneylere de bakarsak; eğer beyindeki doğru noktalar uyarılırsa aşk, öfke, korku ya da depresyon gibi duyguları yaratmak ya da yok etmek mümkün. ABD ordusu, travma sonrası stres bozukluğu yaşayan askerlerin beynine bilgisayar çipi yerleştirerek tedavi etmeye çalışıyor. Kudüs’te Haddassh Hastanesinde de akut depresyon hastalarının beynine takılan elektrotlar, cilt altına yerleştirilen mikro bilgisayarlara bağlanıyor. Bilgisayar elektrotlara komutlar gönderiyor, elektrotlar da zayıf elektrik akımları yollayarak depresyonlu bölgeleri felç ediyor. Her vakada olmasa da belirli bir başarı istatistiklere geçmiş durumda.   “Davranışsal İktisatçıların” insanların ekonomik kararlar alırken neleri gözettiğini araştıran bir çalışması da tartışmaya yeni bir boyut getiriyor. Kararları kimin verdiğini anlamaya yönelik ilginç bir araştırma. Örneğin kim Mercedes yerine Toyota almayı tercih ediyor, kim tatil için Paris yerine Tayland’ı seçiyor? Ya da kim Şanghay borsası yerine Güney Kore hazine bonolarına yatırım yapıyor? Bilim insanları bu deneyin bize, insanların karar alırken tek bir benlik olmadığını gösterdiğini söylüyorlar.   21. yüzyılda tıbbın hedefi radikal bir değişime uğramış durumda. Artık hedef “hastayı iyileştirmek” değil, “sağlıklıyı geliştirmek”. Geçen yüzyılda eşitlikçi bir uygulama vardı ve her hastayı iyileştirmek amaçtı. Çünkü herkesin fiziksel ve zihinsel bir standarda sahip olduğu kabul ediliyordu. Bu yüzyılda amaç, sağlıklı insanı geliştirmek. Tabi ki bu eşitlikçi değil, elitist bir proje. Evrensel bir insan standardının varlığı artık geçmiş yüzyılda kaldı. Bu nedenle de bireylere daha iyi olmalarını sağlayacak ayrıcalıklar verilmesi planlanıyor. Bu hizmeti alacak insanlar böylelikle daha iyi bir belleğe, ortalamanın üstünde bir zekâya ve üst düzeyde cinsel yeteneklere kavuşacaklar. Bu projeyi; Allah’ın yarattığı insan sürümünü yetersiz görerek onu yükseltme çabası olarak ifade edebiliriz. Sürüm yükseltmek; bir genom düzenleme aracı olan CRISPR- Cas9 teknolojisi ile DNA üzerinde ekleme çıkarma yapmak ya da dizilim değiştirmekle mümkün. Ancak bunlar pahalı ve herkese uygulanabilecek işlemler değil.   Teknolojik açıdan gelişmiş ülkelerde doğum oranları hızla düşüyor. Gelişmekte olan ülkelerde yüksek nüfusun yanında, yetersiz sağlık ve eğitim hizmetleri var. En alt kategoride yer alan ülkelerde ise, yaygın hastalıklar, cehalet ve yoksulluk hâkim. Bugünün şartlarında gelişmekte olan ülkeler nasıl bir yol izleyecekler? Yüz milyonlarca yoksul insanın sorunlarını çözmek için mi? Yoksa birkaç milyon zengin insanı daha da zengin yapmak için mi? yatırımlar yapacaklar.   Teknolojik gelişmeler süper insanı yaratırsa, dünyada hâkim olan liberal sistemin ayakta kalması mümkün değil.  Geçen yüzyılda kıtlık, salgın ve savaşla yapılan mücadeleler ve evrensel hedefler vardı. Herkese bolluk, sağlık ve barış sağlamak insanlığın ortak hedefiydi. Ancak 21. Yüzyılda küresel elitlerin, ölümsüz olma ve tanrı mertebesine ulaşma gibi yeni hedefleri var. İnsanlığa bu süreçte hizmet edeceklerini söylüyorlar. Başarılı olurlarsa, yeni dönemde “süper insan sınıfı” ortaya çıkacak. Anlaşılan bu yeni efendiler sıradan insanlara, 19.yüzyılda Avrupalıların Afrikalılara davrandığı gibi davranacaklar.   Sonuç olarak bilimsel gelişmeler ve teknolojik gelişmeler yeni bir döneme girdiğimizi işaret ediyor. İnsanlığı iki kategoriye ayıracak olan bu süreçte; bir tarafta “işe yaramayan” büyük kitleler, diğer tarafta bir grup gelişmiş özelliklere sahip süper insanlar olacak. Biyokimyasal süreçlere dışarıdan müdahalenin mümkün olacağı bu yeni dönemde otorite el değiştirecek. Zeki algoritmaların otoriteyi ele geçirmesi, liberalizmin çökmesi anlamına geliyor. Sonrasında ne olur? Ulus devletler varlıklarını ne ölçüde sürdürebilir? Bugünkü yapılarıyla ve liderleriyle ayakta kalmaları zaten mümkün değil. Ortaya çıkacak boşlukta yeni dinler, yeni ideolojiler mi doğar? Güçler mücadelesinin çok arttığı bir döneme girdik ve geleceği öngörmek bugün için mümkün değil. Bildiğimiz yaşam tümüyle değişecek, hiçbir şey eskisi gibi kalmayacak. Biyolojik forma sahip son insan kuşağıyız ve önceki kuşakların hayal bile edemeyecekleri kaotik olayları yaşamak,ayakta kalmayı başaranlara nasip olacak.   Tuygan ÇALIKOĞLU   Not: İnsanların “Trans hümanizm” yani ölümsüzlük, mutluluk ve tanrısallık hedefini ve bu hedefe ulaşmak uğruna kendi sonunu nasıl hazırladığını araştıran ve yüzlerce referansa yer veren Yuval Noah Harrari’nin HOMODEUS- Yarının Kısa Tarihi kitabından faydalanabilirsiniz. Hümanizmin dünyaya hâkim bir din haline gelmesinin ve bunu gerçekleştirmeye çalışmanın, neden insanlığın kendi sonunu getireceğini anlamada çok yardımcı olacağına inanıyorum.
Ekleme Tarihi: 27 Aralık 2025 -Cumartesi

“Özgür İrade” Var Mı?

Son yıllarda bilimsel gelişmeler liberal felsefeyi ciddi biçimde yıpratıyor. Liberalizm; özgür iradeyi, anlamın ve otoritenin odağına koyar ve bireyi ön plana alarak serbest piyasaya ve demokratik seçimlere her şeyin üzerinde yer verir. Ancak teknolojik gelişmelere bakarsak, dünyaya uzun süredir hâkim olan liberal düşünce çok yakında tümüyle tarih olacak.

 

İnsanlar 21.yüzyılda ekonomik ve askeri değerlerini kaybetmeye başladılar. Nedeni teknolojinin insanları bu alanlarda işe yaramaz hale getirmesi. Her insana değer vermek geçmişte doğru bir tercihti. Çünkü ekonomide toplu üretim modeline dayalı üretim sisteminin başarılı olması için her insan gerekliydi. Savaşta silah ve ekipman kullanabilecek her el değerliydi. Bütün bunlar geçmişte kaldı.  Gelecek bilimciler, günümüzde ekonomik ve siyasal sistemin insanlara eskisi kadar değer vermesi için mantıklı bir nedenin kalmadığını öne sürüyorlar. Sistem kitlesel olarak insanlara değer verecek, ancak insan önemsizleşecek. Önem verilecek olanlar “özel bireyler” olacak, sıradan insanlar değil. Bu özel bireylerin oluşturdukları insan toplulukları, kitlelerden farklı olarak sürümleri yükseltilmiş, yeni bir süper insan eliti oluşturacak.

 

Teknolojilerin insanı nasıl değersizleştirdiği konusu, incelemeye değer önemli bir konu. Kişilere sorarsak, kendi istek ve kararları doğrultusunda hareket ettiklerini söylerler. Kişiler gerçekten “özgür iradeleri” ile mi hareket ediyorlar? “Özgür” ifadesiyle, kendi isteklerimizin doğrultusunda davranmayı kast ediyorsak bu doğru; “özgür irademiz var” diyebiliriz.  Davranışlarımız kendimizi yansıtıyor, ancak kendi isteklerimizi, kendimizin seçtiğini söyleyebilir miyiz? Neden farklı tercihler arasından birini seçiyoruz?  Neden rahatsız eden komsumuza göz yummak yerine, kavga etmiyor ya da öldürmüyoruz? Neden siyah renkte bir araba almak yerine beyazı istiyoruz? Neden pizza ya da pide yerine sebze ya da salata yemeyi tercih ediyoruz? Ya da neden sosyal demokrat bir parti yerine muhafazakâr bir partiye oy veriyoruz? Bu tercihlerin anlık duygularla değil, ölçülüp biçilerek geliştirilen fikirler olduğunu ileri sürebiliriz. Burada vurgulanmak istenen; sonuç ne olursa olsun, karar ya da tercihimize özgürce ulaşmadığımız gerçeği. Çünkü bilim insanları, kişinin içinde “isteğin” oluşma hissini biyokimyasal süreçlerin yarattığını söylüyorlar. Bu süreçlerin“deterministik” yani evrendeki tüm olay ve süreçlerin nesnel bir gerçeklik ya da “rastlantısal” olabileceği, ama bu süreçlerde “özgür” olmamızın mümkün olamayacağının altını çiziyorlar.

 

Özgür iradeyi sorgulamanın, felsefi bir tartışmanın ötesinde bir boyutu var. Çünkü geliştirilen ilaçlar, genetik mühendisliği veya beyin simülasyonları aracılığı ile beyni yönlendirebilmek ve kontrol altına alabilmek mümkün. Bilim insanları beyindeki duyu ve ödül merkezlerine yerleştirdikleri elektrotlar sayesinde organizmayı kontrol edebiliyorlar. Laboratuarlarda kısa bir eğitim sonrasında, robot farelere her türlü eylem yaptırabiliyor. Sadece sağa sola dönmek değil, merdiven tırmanmaktan, yüksekten atlamaya kadar farelerin hoşlanmadıkları davranışlar dâhil her şey. Üstelik New York State Üniversitesi’nden Prof. Sanjiv Talwar farelerin bu deneylerden keyif aldıklarını öne sürerek, hayvan hakları savunucularının kaygılarını da bertaraf ediyor. Beynindeki elektrotlar ödül merkezlerini uyardığından, farelerin “Nirvana’ya ulaştığını” söylüyor. Elde edilen bilgilere bakarsak, başka birisi tarafından kontrol edilse de, farenin zorlanma hissetmediği anlaşılıyor. Hatta fareye, bunları kendi isteğin ile mi yapıyorsun diye sormak mümkün olsa; “Ben özgür irademle hareket ediyorum, istediğimi yapıyorum ve bu özgür irademin varlığını kanıtlamak için yeterli” diyeceği dile getiriliyor.

İnsan üzerinde yapılan deneylere de bakarsak; eğer beyindeki doğru noktalar uyarılırsa aşk, öfke, korku ya da depresyon gibi duyguları yaratmak ya da yok etmek mümkün. ABD ordusu, travma sonrası stres bozukluğu yaşayan askerlerin beynine bilgisayar çipi yerleştirerek tedavi etmeye çalışıyor. Kudüs’te Haddassh Hastanesinde de akut depresyon hastalarının beynine takılan elektrotlar, cilt altına yerleştirilen mikro bilgisayarlara bağlanıyor. Bilgisayar elektrotlara komutlar gönderiyor, elektrotlar da zayıf elektrik akımları yollayarak depresyonlu bölgeleri felç ediyor. Her vakada olmasa da belirli bir başarı istatistiklere geçmiş durumda.

 

“Davranışsal İktisatçıların” insanların ekonomik kararlar alırken neleri gözettiğini araştıran bir çalışması da tartışmaya yeni bir boyut getiriyor. Kararları kimin verdiğini anlamaya yönelik ilginç bir araştırma. Örneğin kim Mercedes yerine Toyota almayı tercih ediyor, kim tatil için Paris yerine Tayland’ı seçiyor? Ya da kim Şanghay borsası yerine Güney Kore hazine bonolarına yatırım yapıyor? Bilim insanları bu deneyin bize, insanların karar alırken tek bir benlik olmadığını gösterdiğini söylüyorlar.

 

21. yüzyılda tıbbın hedefi radikal bir değişime uğramış durumda. Artık hedef “hastayı iyileştirmek” değil, “sağlıklıyı geliştirmek”. Geçen yüzyılda eşitlikçi bir uygulama vardı ve her hastayı iyileştirmek amaçtı. Çünkü herkesin fiziksel ve zihinsel bir standarda sahip olduğu kabul ediliyordu. Bu yüzyılda amaç, sağlıklı insanı geliştirmek. Tabi ki bu eşitlikçi değil, elitist bir proje. Evrensel bir insan standardının varlığı artık geçmiş yüzyılda kaldı. Bu nedenle de bireylere daha iyi olmalarını sağlayacak ayrıcalıklar verilmesi planlanıyor. Bu hizmeti alacak insanlar böylelikle daha iyi bir belleğe, ortalamanın üstünde bir zekâya ve üst düzeyde cinsel yeteneklere kavuşacaklar. Bu projeyi; Allah’ın yarattığı insan sürümünü yetersiz görerek onu yükseltme çabası olarak ifade edebiliriz. Sürüm yükseltmek; bir genom düzenleme aracı olan CRISPR- Cas9 teknolojisi ile DNA üzerinde ekleme çıkarma yapmak ya da dizilim değiştirmekle mümkün. Ancak bunlar pahalı ve herkese uygulanabilecek işlemler değil.

 

Teknolojik açıdan gelişmiş ülkelerde doğum oranları hızla düşüyor. Gelişmekte olan ülkelerde yüksek nüfusun yanında, yetersiz sağlık ve eğitim hizmetleri var. En alt kategoride yer alan ülkelerde ise, yaygın hastalıklar, cehalet ve yoksulluk hâkim. Bugünün şartlarında gelişmekte olan ülkeler nasıl bir yol izleyecekler? Yüz milyonlarca yoksul insanın sorunlarını çözmek için mi? Yoksa birkaç milyon zengin insanı daha da zengin yapmak için mi? yatırımlar yapacaklar.

 

Teknolojik gelişmeler süper insanı yaratırsa, dünyada hâkim olan liberal sistemin ayakta kalması mümkün değil.  Geçen yüzyılda kıtlık, salgın ve savaşla yapılan mücadeleler ve evrensel hedefler vardı. Herkese bolluk, sağlık ve barış sağlamak insanlığın ortak hedefiydi. Ancak 21. Yüzyılda küresel elitlerin, ölümsüz olma ve tanrı mertebesine ulaşma gibi yeni hedefleri var. İnsanlığa bu süreçte hizmet edeceklerini söylüyorlar. Başarılı olurlarsa, yeni dönemde “süper insan sınıfı” ortaya çıkacak. Anlaşılan bu yeni efendiler sıradan insanlara, 19.yüzyılda Avrupalıların Afrikalılara davrandığı gibi davranacaklar.

 

Sonuç olarak bilimsel gelişmeler ve teknolojik gelişmeler yeni bir döneme girdiğimizi işaret ediyor. İnsanlığı iki kategoriye ayıracak olan bu süreçte; bir tarafta “işe yaramayan” büyük kitleler, diğer tarafta bir grup gelişmiş özelliklere sahip süper insanlar olacak. Biyokimyasal süreçlere dışarıdan müdahalenin mümkün olacağı bu yeni dönemde otorite el değiştirecek. Zeki algoritmaların otoriteyi ele geçirmesi, liberalizmin çökmesi anlamına geliyor. Sonrasında ne olur? Ulus devletler varlıklarını ne ölçüde sürdürebilir? Bugünkü yapılarıyla ve liderleriyle ayakta kalmaları zaten mümkün değil. Ortaya çıkacak boşlukta yeni dinler, yeni ideolojiler mi doğar? Güçler mücadelesinin çok arttığı bir döneme girdik ve geleceği öngörmek bugün için mümkün değil. Bildiğimiz yaşam tümüyle değişecek, hiçbir şey eskisi gibi kalmayacak. Biyolojik forma sahip son insan kuşağıyız ve önceki kuşakların hayal bile edemeyecekleri kaotik olayları yaşamak,ayakta kalmayı başaranlara nasip olacak.

 

Tuygan ÇALIKOĞLU

 

Not: İnsanların “Trans hümanizm” yani ölümsüzlük, mutluluk ve tanrısallık hedefini ve bu hedefe ulaşmak uğruna kendi sonunu nasıl hazırladığını araştıran ve yüzlerce referansa yer veren Yuval Noah Harrari’nin HOMODEUS- Yarının Kısa Tarihi kitabından faydalanabilirsiniz. Hümanizmin dünyaya hâkim bir din haline gelmesinin ve bunu gerçekleştirmeye çalışmanın, neden insanlığın kendi sonunu getireceğini anlamada çok yardımcı olacağına inanıyorum.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve canakkaleaynalipazar.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.