Yaşam eski yaşam değil, her alanda tam bir kaos hali var. İnsanın, daha önce karşılaşmadığı, deneyimlemediği belirsizliklerle başa çıkması gerekiyor. Bu süreci yönetmek hiç kolay değil ve hepimizin yardıma ihtiyacı var. Tarihsel sürece bakarsak; on binlerce yıldır varlığını sürdüren insanın, yaşadığı pek çok kaos halini görüyoruz. Hepsinin de üstesinden geldiği için bugün hayatta. Peki, insan hayatta kalmayı nasıl başarmış? Neler yapmış? Düşünme tekniği olan felsefeyi bulmuş ve onu geliştirmiş. Bu felsefi bilgi ile yaşamın kaynağı, anlamı ve nedeni üzerine düşünerek çözüm üretmiş.
Bu makalemde, yaşamın gerçeklerine ve sorunlarına yönelik çözümler sunan bir düşünce sistemi olan Stoizmden söz etmek istiyorum. Kökleri MÖ 3. yüz yıla dayanan bu felsefi görüş ile yaşamı daha kolay hale getirmek ve mutlu olmak mümkün. Son Roma İmparatoru, büyük filozof Marcus Aurelius, kuşaklar boyunca birbirine aktarılan temel ilkeleri bir düşünce sistemine dönüştürüyor ve Meditations (Kendime Düşünceler) adıyla kitaplaştırıyor. Bünyesinde; liderlikten, kurumsal yönetimlere, siyasal, sosyal, kültürel vs. her türlü insan ilişkilerine kadar başarı için pratik çözümler, çatışmasız mutlu bir yaşam için şifreler var.
Bu felsefi görüş öncelikle “kontrol alanı” kavramını dile getiriyor ve bu kavramın önemine işaret ediyor. Hayatta karşımıza çıkan,bizim kontrolümüzde olan ve olmayan pek çok olay var. Yaşadığımız üzüntülerin temelinde, insanın kontrol edemeyeceği şeyleri, kontrol edebileceğini düşünerek hareket etmesi yatıyor. Başarısızlığa üzülmek yerine; ona yol açan nedenleri sorgulamak, ders çıkartmak ve bir daha yaşamamak için neler yapılması gerektiğini anlamak gerek. İnsanın enerjisini bunları yapmak için yoğunlaştırması, üzülmekten çok daha doğru bir tavır. Bu gerçeği kavramak ve bir yaşam pratiği haline getirmek muazzam bir güce erişmek demek.
Hayat sürprizlerle dolu bir alan ve başımıza her an, her şey gelebilir. İyi şeyler de, kötü şeyler de. Üstelik kötü şeyler, gerçekten kötü şeyler midir? Stoizm her krizi bir fırsat olarak görür. Ancak bunu görebilmek, öncelikle “kötü şeyler” dediklerimizi kabullenmemize bağlı. Sonrasında bu krizden bir çıkış yolu arayabilir, seçenekler geliştirebiliriz. Tabi ki kolay değil bu soruları kendimize sormak? Ancak başka yolu yok krizden çıkmanın ya da hayatımızı yok etmeden sürdürmenin. Bir başka önemli nokta; kötü şeylerin her zaman olabileceği ve buna hazırlık yapmamızın gerekliliği. Bu nedenle stoik felsefe; insanın aklını kullanmasını ve en kötü olasılıkları, daha başına gelmeden düşünmesini ister. Bu bağlamda, “En kötüsü ne olur?” sorusu çok değerli bir sorudur. Bu soru bize; olaylar karşısında hazırlıklı olmamızın gereğini hatırlatır. Hayatın getireceği sürprizlere karşı, direncimizin artmasını sağlar.
Stoik felsefe “erdem” ve “bilgelik” üzerinde yoğunlaşıyor. Bu özellikler kriz anlarında sakin kalabilmek ve ayrıntılara boğulmadan büyük resmi görebilmek için gerekli. “Bilge insan” olma yolunda ilerlemeliyiz. Yani, düşünen ve yaptıklarını sürekli tartan insan olmalıyız. Kendi bilgilerinin sınırını bilen, farklı bakış açılarını arayan, sürekli hareket halindeki evrenle uyumlu olmaya çalışan ve değişimin önemini kavrayan insan. Bilgiye ulaşmak gerekli, ancak daha iyi, daha dengeli ve erdemli insana dönüşmek için, edinilen bilgilerin asla zihinde kalmaması gerek. Ünlü mottoyu hatırlayalım; “Bilmek Uygulamaktır”
Stoik felsefe “Momento Mori”, yani “Öleceğini Hatırlayarak Yaşa” der. Çünkü hayat sonsuz değildir, üstelik “ölüm” her an gelebilir. Sağlığın yerindeyken “en iyisini yap, en iyisi ol, erteleme” der. Kuşkusuz insanın kendisinin ya da yakınlarının ölümünü hatırlaması, üzüntü verici bir durumdur. Ancak, zamanın çok değerli olduğu, bu nedenle çok iyi yönetilmesi gerektiği mesajını verir. Ölümü hatırlamak; kendimize değer vermemizi, hayallerimizi gerçekleştirmemizi ve sevdiklerimize sevgimizi hissettirmemizi sağlar. Bizi sonsuzluk yanılgısından uzaklaştırır. Zor durumda kaldığımızda; zihnimiz bir yanılsama içine girer ve bu olumsuz durumun hep süreceği hissine kapılırız. Stoik felsefe bizi uyarır; “dur ve biraz geri çekil” der. Geçmişte yaşadığımız benzer olaylar karşısında, yaşadığımız kötü duyguları hatırlamamızı ister. Bunu yaparak; eskiden dert ettiğimiz pek çok şeyin, artık bizi üzmediğini, hatta bir anlamı kalmadığını fark ederiz. Bu bilinç ciddi bir rahatlık getirir.
Çoğu insan kendisini; güçlü, kusursuz ve hiçbir şeyi umursamaz bir kişi gibi gösterme çabasındadır. Stoizm insana “Kırılganlığını saklama, göster, insanlardan yardım istemekten çekinme” der. Bunu yapmak hayatı kolaylaştırır. Çünkü herkes olmasa da, bir bölüm insan koşulsuz olarak bu çağrıya cevap verecektir. O insanlara ulaşmanın yolu, yardım istemektir. Aksi takdirde o insanların varlığını keşfedemeyiz. Bir başka önemli nokta; kırılganlık bir yetersizlikten de kaynaklanabilir. Bu durumda ortaya “öfke” çıkar. Stoizm öfkeyi zayıflık olarak tanımlar, kontrolü kaybetmek anlamına geldiğini söyler ve şu soruyu sorar; “Geçmişte öfkelendiğinde ne elde ettin? Öfkelenmek seni mutu mu etti? Yoksa pişmanlık mı duydun? Genel olarak yaşanan pişmanlıktır. Bu nedenle öfkenin olumsuz bir duyguyu gizlediği gerçeğini bilirsek, onu kontrol edebiliriz. Bunu yapmak için cesaretle geçmişimize gitmemiz gerek. Nedir bizi öfkelendiren? Yetersizlik mi? Aşağılanmak mı? Terk edilmişlik mi? Bu duygu durumunu anlamak bizi öfkeden uzaklaştırır.
Stoizmin işaret ettiği bir başka nokta; insanın zihninde oluşturduğu, kaygı yaratan, acı veren olayların, gerçek yaşamda karşılaştığında çok daha az acı verecek olmasıdır. Bir başka deyişle zihinde yaratılan acı çok daha fazladır. Çünkü zihin sürekli olarak olumsuzu döndürdüğünden, oraya takılı kalır insan. Acıyı, kaygıyı sürekli olarak büyütür. Gerçek yaşamda ise; karşılaştığımız acının üstüne cesaretle giderek, çözüm sürecini başlatabiliriz. Bunu yapmak rahatlık sağlar, yaşamı kolaylaştırır.
İnsan başarılı olmak istiyorsa, bütün düşüncelerini ve çabalarını ulaşmak istediği hedef üzerinde yoğunlaştırmak zorundadır. Kafa karışıklığının nedeni, insanın kendi ürettiği düşüncelerdir, dış dünyadaki gelişmeler değil. Bu nedenle düşüncelerin kalitesi önemlidir. Yaşamda karşımıza çıkan engelleri, yeni yol ve yöntem geliştirmek için bir fırsat olarak görmek gerek. Engelin kendisi aslında kişiyi çözüme götürecek bir yoldur.
Yaşamı anlamak için olaylara yukarıdan, kuş bakışı bakabilmeyi öğrenmek gerek. Çünkü hayattaki bütün olaylar bir karşıtlık içindedir; doğumlar- ölümler, evlilikler- boşanmalar, köleler- özgür insanlar, huzurlu- çatışmacı ortamlar, etnik, dinsel ve mezhepsel kimlikler. Dikkat edersek, bütün bu karşıtlıklar uyum içinde mevcudiyetlerini sürdürüyorlar.
Felsefe bizim dünyayı ve kendimizi anlamamızı, başımıza gelen olayları doğru yorumlamamızı sağlar. Felsefe neleri bilmediğini bilmektir. Doğruyu bulma yolunda düşünsel bir çalışmadır, Mutlu olmamızı sağlar. Dahası; insana, insan olma bilinci kazandırır, onun sistemli, doğru, önyargısız ve saygı duyarak düşünmesine rehberlik eder.
Tuygan ÇALIKOĞLU
