Tuygan Çalıkoğlu
Köşe Yazarı
Tuygan Çalıkoğlu
 

Muhalefet Yönetmeye Hazır Mı?

MetroPoll Araştırma Şirketi Ocak sonunda yaptığı ankette, halkımıza “Muhalefet yönetmeye hazır mı?” sorusunu yöneltti. Cevaplar: yüzde 46 Evet, yüzde 47,1 Hayır. Muhalefet, seçmenin yarısından fazlasına, Türkiye’yi daha iyi yöneteceklerine dair henüz bir güven vermiş değil. Dahası, CHP’ye oy verenlerin yüzde 13,3’ü, İYİ Parti’ye oy verenlerin yüzde 16,7’si, HDP’ye oy verenlerin yüzde 25,9’u ve DEVA Partisi’ne oy verenlerin yüzde 43,8’i muhalefetin yönetmeye “hazır olmadığını” düşünüyor. Ancak muhalefet açısından olumlu bir durum, iktidar ile aradaki farkın oldukça azalması. Muhalefetin kazanması için yeni bir stratejiye ihtiyacı olduğu çok açık. Öncelikle muhalif partilerin ortak bir ekonomi programı üzerinde anlaşıp, kamuoyuna açıklamaları gerek. Sonrasında, Cumhurbaşkanı adayı konusunda uzlaşarak“ortak aday” ilan etmeleri şart.   CHP, İYİ, DEVA, Gelecek, Saadet ve Demokrat partilerinin genel başkanları 12 Şubat’ta bir araya gelecekler. Gündem2023 seçimleri. Kılıçdaroğlu oy oranlarına bakılmaksızın “Eşitler arasında birlik”ten söz ediyor. Altı muhalefet partisinin bir araya gelmesi önemli, ancak konuşmaların içeriği kadar biçimi üzerinde ciddi hassasiyetler var.   Liderler bu toplantıda, Erdoğan’ın seçimi kaybetmesi halinde, ortak talepleri olan parlamenter sisteme nasıl geçeceklerini müzakere edecekler. Konu genel başkan yardımcıları düzeyinde uzun süre tartışıldı ve bir metin üzerinde uzlaşıldı. Ancak, ‘Parlamenter Sistem’e geçebilmek için Anayasa değişikliğini ihtiyaç var ve bu karar için 360 milletvekili gerekli. Muhalefet bu kadar milletvekili çıkarabilecek mi? Erdoğan kaybederse, seçilecek Cumhurbaşkanı mevcut Anayasa’ya göre ülkeyi yönetecek. Her şey muhalefet partilerinin beklentisine uygun olarak gelişse bile, parlamenter sisteme geçiş için en az iki yıl öngörülüyor. Geçiş süreci hiç kolay değil. Nasıl yönetilecek? Kimler yönetecek? Parçalı bir yapıya sahip muhalefet, bunu başarabileceğine dair seçmene güven verilebilecek mi?   Ağır bir ekonomik kriz var ve etkileri her geçen gün artıyor. Hayat anormal pahalanıyor, tasarruflar eriyor, barınma, beslenme sorunu altından kalkılamaz bir hale gelmiş durumda. Geleceği öngörmek mümkün değil. Siyasal literatüre bakarsak, iktidarın yeniden seçilmesinde en önemli faktör ekonomi. Üstelik bu gerçek hem demokratik hem de otoriter sistemler için geçerli, dolayısı ile seçimlerin en önemli belirleyici faktörü ekonomi olacak. Muhalefet, böyle bir ekonomik krizin doğal olarak seçmenin iktidara verdiği desteği çekmesini bekliyor ve tam 20 yıl sonra kendilerine şans verileceği umudu çok yüksek. Ancak, Siyaset Bilimci Seda Demiralp geçen ay yayınlanan “Sadece ekonomik kriz iktidara seçim kaybettirir mi? adlı makalesinde çok ilginç tespitler yapıyor ve seçmenin ekonomik krize bakışının belirleyici olacağını söylüyor. Muhalefetin daha iyi olmayacağına dair bir kanaatin oluşması halinde, seçmenin iktidara yeniden oy vermesinin mümkün olabileceğini vurguluyor. Muhalefetin iktidar olma beklentisinin rasyonel bir karşılığı var mı? Bu sorunun tek bir cevabı yok. Olumlu ya da olumsuz cevap verilebilir. Evet, iktidar partisinin oyları ciddi bir düşüş içinde ve seçmen ekonomik sorunlara karşı çok tepkili. Fakat araştırma şirketlerinin anketlerine bakarsak, muhalefet partilerinin beklediği radikal bir sıçrama da görülmüyor. Ak Parti’den kopmuş görünen seçmen kitlesinin büyük bölümü bir başka partiye gitmiş değil. Bekliyorlar. Kendilerine seslenecek, sorunlarına çözüm önerebilecek biri var mı? diye bekliyorlar. Ve şu ana dek muhalefet partilerinin onları ikna ettiğini söylemek için elimizde veri yok. Muhalefetin oyu yeterince artmıyor. Çünkü iktidar partisinden uzaklaşanlar, henüz içlerine sinen bir adres bulabilmiş değiller. Bu seçmen grubunda kararsızlık, hem de ısrarlı bir karasızlık hali uzun zamandır devam ediyor. Muhalefet bu konuyu anlamlandıramıyor. Muhalefet partilerinin, farklı bir partiye yönelmenin neden bu denli zor olduğunu anlamaları gerek.   KONDA Gn. Md. Bekir Ağırdır bu durumu “negatif kimliklenme” ile açıklıyor. Negatif kimliklenme; bir partiye duyulan yakınlık hissinin, eş zamanda başka bir partiye duyulan uzaklık hissini yaratması demek. Var olan kutuplaştırıcı popülist politikalar bu durumu daha da derinleştiriyor. Özetle, Ak Parti’ye olan beğeni ve hayranlık, ana rakibi CHP’ye tepkiyi yaratıyor. Aynı durum CHP seçmeni için de geçerli;  CHP’ye duyulan pozitif duygular, AK Parti’ye yönelik negatif duyguları oluşturuyor. Ancak KONDA’nın Kasım anketleri bu negatif kimliklenmenin, özellikle Ak Parti seçmeninde azalmaya başladığını gösteriyor ki, bu durum muhalefet açısından çok önemli. İktidar bloğundaki bu kopuşları iyi analiz etmek ve iki temel soruya cevap aramak lazım. Birincisi, bu kopuşlar nasıl gerçekleşti ve gerçekleşmeye devam ediyor? İkincisi ise; partilerinden koptuğu halde, kutuplaşma nedeniyle muhalefet partilerine yönelmekte zorluk çeken bu kararsız seçmenin “zihinsel engellerinden” nasıl arındırılabileceği. Birinci sorunun birçok cevabı olsa da, en önemlisi ekonomik kriz. Bu arada İstanbul seçiminde Ekrem İmamoğlu’na yapılan haksızlığın yarattığı kitlesel rahatsızlığı da unutmamak gerek. Bunlara, iktidarın pandemi sürecini çok kütü yönetmesi ve halkın maddi ve manevi sıkıntılarına karşılık verememesini de ekleyebiliriz.Ak Parti seçmeninde negatif kimliklenmenin azalmasının bir nedeni de, Ak Parti’nin çok uzun süredir iktidarda olması. İktidar partisinin başlangıçtaki dinsel boyutu, iktidarı süresince giderek azaldı ve köktenci görüşler kitleselleşmedi, tersine marjinalleşti. Bu çok normal bir durum Çünkü muhalefetteyken radikal olmak kolay, ancak iktidarda olmanın fiilen bir sekülerleştirici ve ılımlılaştırıcı boyutu var. İkinci neden muhalefetin başarılı stratejisi. 2019 seçimlerinde kutuplaştırma stratejisinden çıkarak bir ilki başardı ve kimlik siyasetinden uzaklaştı. Bunların yerine refah, adalet ve barış mesajları verdi. Çevreye, özgürlüklere saygılı bir Türkiye’nin mümkün olduğunu söyledi. Seçmeni, farklılıklarıyla bir arada yaşayabileceğine inandırdı.   Hepimiz farklıyız, ancak aynı ülkenin vatandaşlarıyız, yani eşitiz. Siyaset yapanlar önce bu gerçeği içine sindirmek zorunda. Çünkü Türkiye’nin bu gerçeği içine sindirmiş siyasetçilere ihtiyacı var. Muhalefet seçim kazanmak istiyorsa, bu gerçeği dikkate almak ve mevcut durumu değiştirecek dokunuşları, ancak bu özelliklere sahip siyaset insanlarıyla yapabileceğini görmek zorunda.   Muhafazakâr seçmenin ısrarlı kararsızlığının önemli bir başka nedeninin, yaşadığı derin “yok olma” korkusu olduğunu muhalefetin anlaması gerek. Bu muhafazakâr kesimin, Ak Parti iktidarında kazandığı özgürlükleri ve olanakları kaybetme kaygılarını anlamak zor değil. Muhalefetin seçimi kazanması halinde, rövanşist olmasının ciddi bir olasılık olarak düşündüğünü de unutmayalım. Ak Parti’den zihinsel olarak uzaklaşan seçmenin yaşadığı bu korkuları muhalefet görebilmeli. Bu duyguların onları nasıl etkilediğini anlamalı ve bunları yok etmek için etkili stratejiler geliştirmeli.   Bugün itibarıyla seçmen, muhalefetin ülkeyi daha iyi yöneteceğine dair ikna olmuş değil. Bu nedenle salt ekonomik krizden dolayı seçmenin muhalefete yöneleceği beklentisi yanıltıcı. MetroPoll Ocak anketi bu gerçeği ortaya koyuyor. Aralık anketinde de çok ilginç bir nokta vardı; seçmen krizden ne denli şikâyetçi olsa da, krizi muhalefet partilerinin çözeceğine ikna olmuş değil. Yüzde 35,4 gibi bir orana sahip seçmen kitlesi ekonomik sorunları yine iktidar partisinin çözebileceğini düşünürken, yüzde 36,7’lik bir seçmen kitlesi çözüm için muhalefet partilerini daha güvenilir buluyor.   İçinde bulunduğumuz derin krizde seçmenin bu tutumu, muhalefeti şaşırtsa da, siyasal literatür açısından çok saçma değil. Çünkü seçmen iktidar partisinin performansını değerlendirirken, rakipleriyle bir karşılaştırma yapıyor. İktidarın, rakiplerinden daha iyi olacağına kanaat getirirse krize rağmen oy vermeye devam etmesi ciddi bir olasılık.   MetroPoll anketindeki ilginç bir başka nokta, Erdoğan’ın karşısına hangi aday çıkarsa çıksın yüzde 36,9 oranında seçmenin oy vereceğini söylemesi. Yüzde 29,3 ise, adaya bağlı olduğunu ifade ediyor. Muhalefet partileri, adayın seçimi kazanmada ne nedenli önemli olduğu görebilmeli ve halkın en fazla destek verdiği kişiyi aday yapmayı kabul etmeli. Bu bağlamda, Kılıçdaroğlu’nun adaylığının tartışılması rasyonel değil. Diğer taraftan, ortak ekonomik programın bir an önce kamuoyuna sunulması gerekiyor. Ancak, AB Büyükelçileriyle yaptığı toplantıda Kılıçdaroğlu’nun açıklamasına bakarsak, CHP’nin hazır olduğunu söylemek zor. Hatırlarsak Kılıçdaroğlu, ekonomik programları ile ilgili soruya “Bu konuyu DEVA partisi çalışıyor” diye cevaplayarak kamuoyunu adeta şok etmişti. Muhalefet partileri arasında, seçim sonrası için kamuoyuna “Ekonomik ve Finansal Eylem Planı” sunan bir tek Babacan’ın DEVA Partisi var. Ortak ekonomik program zor bir konu, çünkü her partinin öncelikleri farklı. Halkın önceliği ise; geçim sıkıntısı, hayat pahalılığı, elektrik ve doğal gaz zamları, sürekli artan gıda fiyatları, kiralar.   Altı muhalefet partisinin 12 Şubat’ta yapacakları toplantıda ekonomik programla ilgili çalışmaların başlatılması çok önemli. En büyük beklenti olan ekonomik krize çözüm getirmek demek, seçmenin güvenini kazanmak demek. Tabi ki aday konusunda, halkın beklentilerini karşılamak şartıyla.   Tuygan Çalıkoğlu
Ekleme Tarihi: 27 Aralık 2025 -Cumartesi

Muhalefet Yönetmeye Hazır Mı?

MetroPoll Araştırma Şirketi Ocak sonunda yaptığı ankette, halkımıza “Muhalefet yönetmeye hazır mı?” sorusunu yöneltti. Cevaplar: yüzde 46 Evet, yüzde 47,1 Hayır. Muhalefet, seçmenin yarısından fazlasına, Türkiye’yi daha iyi yöneteceklerine dair henüz bir güven vermiş değil. Dahası, CHP’ye oy verenlerin yüzde 13,3’ü, İYİ Parti’ye oy verenlerin yüzde 16,7’si, HDP’ye oy verenlerin yüzde 25,9’u ve DEVA Partisi’ne oy verenlerin yüzde 43,8’i muhalefetin yönetmeye “hazır olmadığını” düşünüyor. Ancak muhalefet açısından olumlu bir durum, iktidar ile aradaki farkın oldukça azalması. Muhalefetin kazanması için yeni bir stratejiye ihtiyacı olduğu çok açık. Öncelikle muhalif partilerin ortak bir ekonomi programı üzerinde anlaşıp, kamuoyuna açıklamaları gerek. Sonrasında, Cumhurbaşkanı adayı konusunda uzlaşarak“ortak aday” ilan etmeleri şart.

 

CHP, İYİ, DEVA, Gelecek, Saadet ve Demokrat partilerinin genel başkanları 12 Şubat’ta bir araya gelecekler. Gündem2023 seçimleri. Kılıçdaroğlu oy oranlarına bakılmaksızın “Eşitler arasında birlik”ten söz ediyor. Altı muhalefet partisinin bir araya gelmesi önemli, ancak konuşmaların içeriği kadar biçimi üzerinde ciddi hassasiyetler var.

 

Liderler bu toplantıda, Erdoğan’ın seçimi kaybetmesi halinde, ortak talepleri olan parlamenter sisteme nasıl geçeceklerini müzakere edecekler. Konu genel başkan yardımcıları düzeyinde uzun süre tartışıldı ve bir metin üzerinde uzlaşıldı. Ancak, ‘Parlamenter Sistem’e geçebilmek için Anayasa değişikliğini ihtiyaç var ve bu karar için 360 milletvekili gerekli. Muhalefet bu kadar milletvekili çıkarabilecek mi? Erdoğan kaybederse, seçilecek Cumhurbaşkanı mevcut Anayasa’ya göre ülkeyi yönetecek. Her şey muhalefet partilerinin beklentisine uygun olarak gelişse bile, parlamenter sisteme geçiş için en az iki yıl öngörülüyor. Geçiş süreci hiç kolay değil. Nasıl yönetilecek? Kimler yönetecek? Parçalı bir yapıya sahip muhalefet, bunu başarabileceğine dair seçmene güven verilebilecek mi?

 

Ağır bir ekonomik kriz var ve etkileri her geçen gün artıyor. Hayat anormal pahalanıyor, tasarruflar eriyor, barınma, beslenme sorunu altından kalkılamaz bir hale gelmiş durumda. Geleceği öngörmek mümkün değil. Siyasal literatüre bakarsak, iktidarın yeniden seçilmesinde en önemli faktör ekonomi. Üstelik bu gerçek hem demokratik hem de otoriter sistemler için geçerli, dolayısı ile seçimlerin en önemli belirleyici faktörü ekonomi olacak. Muhalefet, böyle bir ekonomik krizin doğal olarak seçmenin iktidara verdiği desteği çekmesini bekliyor ve tam 20 yıl sonra kendilerine şans verileceği umudu çok yüksek. Ancak, Siyaset Bilimci Seda Demiralp geçen ay yayınlanan “Sadece ekonomik kriz iktidara seçim kaybettirir mi? adlı makalesinde çok ilginç tespitler yapıyor ve seçmenin ekonomik krize bakışının belirleyici olacağını söylüyor. Muhalefetin daha iyi olmayacağına dair bir kanaatin oluşması halinde, seçmenin iktidara yeniden oy vermesinin mümkün olabileceğini vurguluyor.

Muhalefetin iktidar olma beklentisinin rasyonel bir karşılığı var mı? Bu sorunun tek bir cevabı yok. Olumlu ya da olumsuz cevap verilebilir. Evet, iktidar partisinin oyları ciddi bir düşüş içinde ve seçmen ekonomik sorunlara karşı çok tepkili. Fakat araştırma şirketlerinin anketlerine bakarsak, muhalefet partilerinin beklediği radikal bir sıçrama da görülmüyor. Ak Parti’den kopmuş görünen seçmen kitlesinin büyük bölümü bir başka partiye gitmiş değil. Bekliyorlar. Kendilerine seslenecek, sorunlarına çözüm önerebilecek biri var mı? diye bekliyorlar. Ve şu ana dek muhalefet partilerinin onları ikna ettiğini söylemek için elimizde veri yok. Muhalefetin oyu yeterince artmıyor. Çünkü iktidar partisinden uzaklaşanlar, henüz içlerine sinen bir adres bulabilmiş değiller. Bu seçmen grubunda kararsızlık, hem de ısrarlı bir karasızlık hali uzun zamandır devam ediyor. Muhalefet bu konuyu anlamlandıramıyor. Muhalefet partilerinin, farklı bir partiye yönelmenin neden bu denli zor olduğunu anlamaları gerek.

 

KONDA Gn. Md. Bekir Ağırdır bu durumu “negatif kimliklenme” ile açıklıyor. Negatif kimliklenme; bir partiye duyulan yakınlık hissinin, eş zamanda başka bir partiye duyulan uzaklık hissini yaratması demek. Var olan kutuplaştırıcı popülist politikalar bu durumu daha da derinleştiriyor. Özetle, Ak Parti’ye olan beğeni ve hayranlık, ana rakibi CHP’ye tepkiyi yaratıyor. Aynı durum CHP seçmeni için de geçerli;  CHP’ye duyulan pozitif duygular, AK Parti’ye yönelik negatif duyguları oluşturuyor. Ancak KONDA’nın Kasım anketleri bu negatif kimliklenmenin, özellikle Ak Parti seçmeninde azalmaya başladığını gösteriyor ki, bu durum muhalefet açısından çok önemli.

İktidar bloğundaki bu kopuşları iyi analiz etmek ve iki temel soruya cevap aramak lazım. Birincisi, bu kopuşlar nasıl gerçekleşti ve gerçekleşmeye devam ediyor? İkincisi ise; partilerinden koptuğu halde, kutuplaşma nedeniyle muhalefet partilerine yönelmekte zorluk çeken bu kararsız seçmenin “zihinsel engellerinden” nasıl arındırılabileceği. Birinci sorunun birçok cevabı olsa da, en önemlisi ekonomik kriz. Bu arada İstanbul seçiminde Ekrem İmamoğlu’na yapılan haksızlığın yarattığı kitlesel rahatsızlığı da unutmamak gerek. Bunlara, iktidarın pandemi sürecini çok kütü yönetmesi ve halkın maddi ve manevi sıkıntılarına karşılık verememesini de ekleyebiliriz.Ak Parti seçmeninde negatif kimliklenmenin azalmasının bir nedeni de, Ak Parti’nin çok uzun süredir iktidarda olması. İktidar partisinin başlangıçtaki dinsel boyutu, iktidarı süresince giderek azaldı ve köktenci görüşler kitleselleşmedi, tersine marjinalleşti. Bu çok normal bir durum Çünkü muhalefetteyken radikal olmak kolay, ancak iktidarda olmanın fiilen bir sekülerleştirici ve ılımlılaştırıcı boyutu var. İkinci neden muhalefetin başarılı stratejisi. 2019 seçimlerinde kutuplaştırma stratejisinden çıkarak bir ilki başardı ve kimlik siyasetinden uzaklaştı. Bunların yerine refah, adalet ve barış mesajları verdi. Çevreye, özgürlüklere saygılı bir Türkiye’nin mümkün olduğunu söyledi. Seçmeni, farklılıklarıyla bir arada yaşayabileceğine inandırdı.

 

Hepimiz farklıyız, ancak aynı ülkenin vatandaşlarıyız, yani eşitiz. Siyaset yapanlar önce bu gerçeği içine sindirmek zorunda. Çünkü Türkiye’nin bu gerçeği içine sindirmiş siyasetçilere ihtiyacı var. Muhalefet seçim kazanmak istiyorsa, bu gerçeği dikkate almak ve mevcut durumu değiştirecek dokunuşları, ancak bu özelliklere sahip siyaset insanlarıyla yapabileceğini görmek zorunda.

 

Muhafazakâr seçmenin ısrarlı kararsızlığının önemli bir başka nedeninin, yaşadığı derin “yok olma” korkusu olduğunu muhalefetin anlaması gerek. Bu muhafazakâr kesimin, Ak Parti iktidarında kazandığı özgürlükleri ve olanakları kaybetme kaygılarını anlamak zor değil. Muhalefetin seçimi kazanması halinde, rövanşist olmasının ciddi bir olasılık olarak düşündüğünü de unutmayalım. Ak Parti’den zihinsel olarak uzaklaşan seçmenin yaşadığı bu korkuları muhalefet görebilmeli. Bu duyguların onları nasıl etkilediğini anlamalı ve bunları yok etmek için etkili stratejiler geliştirmeli.

 

Bugün itibarıyla seçmen, muhalefetin ülkeyi daha iyi yöneteceğine dair ikna olmuş değil. Bu nedenle salt ekonomik krizden dolayı seçmenin muhalefete yöneleceği beklentisi yanıltıcı. MetroPoll Ocak anketi bu gerçeği ortaya koyuyor. Aralık anketinde de çok ilginç bir nokta vardı; seçmen krizden ne denli şikâyetçi olsa da, krizi muhalefet partilerinin çözeceğine ikna olmuş değil. Yüzde 35,4 gibi bir orana sahip seçmen kitlesi ekonomik sorunları yine iktidar partisinin çözebileceğini düşünürken, yüzde 36,7’lik bir seçmen kitlesi çözüm için muhalefet partilerini daha güvenilir buluyor.

 

İçinde bulunduğumuz derin krizde seçmenin bu tutumu, muhalefeti şaşırtsa da, siyasal literatür açısından çok saçma değil. Çünkü seçmen iktidar partisinin performansını değerlendirirken, rakipleriyle bir karşılaştırma yapıyor. İktidarın, rakiplerinden daha iyi olacağına kanaat getirirse krize rağmen oy vermeye devam etmesi ciddi bir olasılık.

 

MetroPoll anketindeki ilginç bir başka nokta, Erdoğan’ın karşısına hangi aday çıkarsa çıksın yüzde 36,9 oranında seçmenin oy vereceğini söylemesi. Yüzde 29,3 ise, adaya bağlı olduğunu ifade ediyor. Muhalefet partileri, adayın seçimi kazanmada ne nedenli önemli olduğu görebilmeli ve halkın en fazla destek verdiği kişiyi aday yapmayı kabul etmeli. Bu bağlamda, Kılıçdaroğlu’nun adaylığının tartışılması rasyonel değil. Diğer taraftan, ortak ekonomik programın bir an önce kamuoyuna sunulması gerekiyor. Ancak, AB Büyükelçileriyle yaptığı toplantıda Kılıçdaroğlu’nun açıklamasına bakarsak, CHP’nin hazır olduğunu söylemek zor. Hatırlarsak Kılıçdaroğlu, ekonomik programları ile ilgili soruya “Bu konuyu DEVA partisi çalışıyor” diye cevaplayarak kamuoyunu adeta şok etmişti. Muhalefet partileri arasında, seçim sonrası için kamuoyuna “Ekonomik ve Finansal Eylem Planı” sunan bir tek Babacan’ın DEVA Partisi var. Ortak ekonomik program zor bir konu, çünkü her partinin öncelikleri farklı. Halkın önceliği ise; geçim sıkıntısı, hayat pahalılığı, elektrik ve doğal gaz zamları, sürekli artan gıda fiyatları, kiralar.

 

Altı muhalefet partisinin 12 Şubat’ta yapacakları toplantıda ekonomik programla ilgili çalışmaların başlatılması çok önemli. En büyük beklenti olan ekonomik krize çözüm getirmek demek, seçmenin güvenini kazanmak demek. Tabi ki aday konusunda, halkın beklentilerini karşılamak şartıyla.

 

Tuygan Çalıkoğlu

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve canakkaleaynalipazar.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.