Metaverse bugüne dek sanal âlem olarak bildiğimiz internetin çok ötesinde, gerçek dünyayı simüle eden kurgusal bir yaşam anlamına geliyor. Teknolojiler yardımıyla inşa edilmekte olan bu sanal dünya, fiziksel dünyaya bir alternatif oluşturacak. Kullanıcıların inşa sürecinde yer alabilme ve katkı verme şansları var. Aynen internetin 1,0 olarak tanımlandığı 1990’lı yıllarda, kullanıcıların çoğunun edilgen bir konumda olduğu ilk dönemden, internet 2,0’a geçildiğinde yaşananlar gibi. Bu süreçte geliştirilen sosyal medya ile herkes içerik üretme şansına ulaşmıştı. Şimdi internet 3,0 dönemi başlıyor ve bize hayal bile edemeyeceğimiz kurgusal bir dünyanın kapılarını açıyor.
Metaverse dünyasına girmek için bazı teknolojik nesnelere ihtiyaç var. Bunlar; sanal ve artırılmış gerçeklik gözlükleri, eldivenler, giysiler ve duyular ile beyin arasındaki koordinasyonu sağlayacak “ara yüz”, yani iki sistemin birbiriyle ya da kullanıcının bir sistemle etkileşime geçmesini sağlayan bir yazılım ya da donanım, bir aygıt ve 5 G bağlantısı. Bu nesneleri kullanarak içine girilecek bir evrenden söz ediyoruz. Fiziksel ve sanal dünya arasında var olan sınırları ortadan kaldıran, sınırsız bir evren. Metaverse sanal bir dünyadan çok öte bir kavram. Eş zamanda fiziksel olarak; hem kendinizin hem de dünyanın bir alternatifini yarattığınız“geçişken” bir yapı. Üstelik sadece fizikselden sanala geçiş anlamına gelmiyor. Verilerin sanaldan, fiziksele bir geçişi de var. Nasıl oluyor? Veriler fiziksel konuma, nesnelere, duyu organlarına aktarılabiliyor. Yani sanal olarak hissedilen her şey, fiziksel evrende de hissedilebiliyor.
Metaverse gerçek yaşamlarında mutsuz olanları, yeni insanlarla tanışmak, onlarla ilişkiye girmek ve para kazanmak isteyenleri bu sanal yaşama çağırıyor, “kendi avatarını oluştur ve yerini al” diyor. “Bu sanal âleme şirketin varsa taşı, yoksa orada bir şirket kur ve bol para kazan” diyor. Metaverse insanlık için sosyal, ekonomik ve kültürel boyutları olan yeni bir alternatif mekân. Bedensel olarak fiziksel yaşamdayken, zihinsel olarak sanal âlemdesiniz. Arazilerin, binaların, avatarların, yani sanal kimliklerin, hatta isimlerin ticaretinin yapıldığı, her türlü girişimin yanında tiyatroya, sinemaya, konserlere, maçlara gidebileceğiniz, restoranlarda, kafelerde zaman geçireceğiniz, yeni insanlarla tanışacağınız ve her türlü ilişkiye girebileceğiniz, istediğiniz eğitimi alabileceğiniz yeni bir sanal dünya. Arkadaşlarınızla programlar yapabilir, birlikte etkinliklere katılabilir, istediğiniz her yere seyahat edebilir, dünyanın her yerinden her türlü mal ve hizmeti satın alabilirsiniz. Nerede olduğunuz önemli değil, tam da “Hayat Eve Sığar” sloganına uygun bir yaşam. Yemek, içmek ve tuvalete gitmek dışında her şeyi sanal âlemde yapabileceksiniz ve fiziksel dünyaya dönmeniz için bir nedeniniz yok. Bu kurgusal evrene girmek için gerekli nesnelerinizi tedarik edip, kendinizin bir sureti olan üç boyutlu (3D) bir avatar oluşturduysanız, renkli Metaverse dünyası size kapılarını açıyor. Sokakları boşaltmak, insanları gerçek yüz yüze iletişimden uzaklaştırmak, eve kapatmak, hem de kendi iradeleriyle kapatmak ve “uslu çocuk” olmaları için ideal bir alternatif. Sanal âleme girince, büyük olasılıkla zaten orayı terk etmek gibi bir düşünce olmayacak.
Bütün bunlar teknolojinin yarattığı, hayallerin çok ötesinde sözde güzellikler. Ancak, eş zamanlı olarak birden çok yerde bulunmak ve birden çok işle uğraşmak nasıl bir şey? Üstelik tüm bu eylemleri sanal âlemde yaparken fiziksel olarak kendinizi bu dünyada hissedeceksiniz. İnsanlar bu durumun gerçeklik algısını nasıl etkileyeceği, onu nasıl belirsizleştireceği, son tahlilde fiziksel ve sanal sınırını nasıl ortadan kaldıracağını bilmek zorundalar. Dahası, bu sanal dünyayı yaratanlardan biri olmak, ona katkı verme gücüne sahip olmak, bizim gerçek evren ile var olan ilişkilerimiz açısından çok sorunlu gözüküyor.

Kurulacak bu sanal dünyanın ne denli güvenli olacağı ayrı bir tartışma konusu. Çünkü her türlü ekonomik, sosyal ve kültürel etkinliğin olduğu bu sanal dünyanın hukuk, bankacılık dâhil her alan için bir düzenleme getirmesi şart. Sanal da olsa işlenecek suçlar, yapılacak haksızlıklar olacak. Bunlara nasıl çözüm getirilecek? Kişisel veriler nasıl güvenlik altına alınacak? Bildiğimiz gerçek sosyalleşme olmadan ve bedeni hareketsizleşmeye mahkûm ederek, ortaya çıkacak fiziksel ve ruhsal sorunlarla nasıl başa çıkılacak? Metaverse’ün eski kuşaklardan çok, genç kuşaklar için bir cazibe merkezi olacağı çok açık. Bu süreçte zaten var olan kuşaklararası çatışmaların tavan yapması da kaçınılmaz.
İşin teknik tarafına bakarsak; paylaşımlar kripto varlıklar aracılığı ile gerçekleşeceğinden, bu kripto varlıklar temelinde kurulacak yeni bir finans sistemine ihtiyaç var. Şirketler de varlıklarını bu alana taşımak zorundalar. Bunun sonucu olarak yeni bir ekonomi yaratılmak zorun da. Yeni bir demokratik yönetim yapısının da geliştirilmesi bir zorunluluk. Bu aşamada Metaverse tam bir tartışma konusu haline geliyor. Bu mekânın sahibi, fiziksel evrendeki gibi kara, hava ve deniz üzerinde egemenlik hakları olan ulus ya da federal devletler değil. Bunların sanal evrende egemenliklerinden söz etmek mümkün değil. Peki, bu kurgusal evrende egemenlik kime ait olacak? Tabi ki bilgi işlem teknolojilerini üreten ve teknolojileri kullanarak bu evreni inşa edenler. Yani küresel sermaye elitleri; “Yeni Dünya Düzeni” dedikleri bir yapının, yani bildiğimiz insanın sonu anlamına gelen, insanın bugünkü biyolojik formunu dönüştürerek onu trans, sonra da human boyutlarına taşımak istediklerini artık hiç gizlemeden dile getirenler. Metaverse projesinin en önde gelen ismi Facebook, Instagram ve WhatsApp’in sahibi Mark Zuckerberg, şirketin adını geçtiğimiz günlerde “Meta” olarak değiştirdi. Artık “sosyal medyanın” yerini “kurgusal evren” alacak. Şirket sadece2021 de, Metaverse projesi için 10 milyar dolar yatırım gerçekleştirdi. Bugün sadece Facebook’un 2,5 milyar nüfusu var. Zuckerberg trilyon dolarlık şirketleriyle dünyanın pek çok ülkesinden daha güçlü bir konumda. Özellikle 2000’lerden sonra doğanlardan oluşan büyük kitleleri bu sanal âleme çekme olasılığı çok yüksek. Ancak, Metaverse projesinde küresel üst aklın temsilcilerinin adlarının geçmesi bile, projenin çekiciliğini bitiriyor. Bugün hala sınırlı da olsa, özgürlüğümüzün olduğu dünyamızı terk etmek ve ona benzer olduğu söylenen sanal bir dünyaya geçmek insanı bir daha geri gelmez süreçlere sokacağını ve tüm değerlerimizi yok edeceğini bilmek zorundayız.
İnsanlık çok büyük bir oyun ile karşı karşıya. Bu kurgusal evreni inşa etmek isteyenler, Allah’ın yarattığı dünyaya bir alternatif oluşturmak ve insanı fiziksel olarak ölse de avatarı ile sonsuza dek yaşamasını sağlama peşindeler. Bu sanal dünyaya giren insan, bildiğimiz merhameti olan, vicdanı olan, değerleri olan insan olmaktan çıkacak ve gerçek dünyadaki “toprakla” temasını kaybedecek. Bu insanın yaratılış felsefesine, doğasına ve hakikat arayışına aykırı bir durum. Böyle bir dünyanın kıskacına girmiş kişilere, zaten insan da denemez. Hepimiz bu dünyaya bir görev üstlenerek, bir süreliğine geliyoruz. Verilen süreyi tamamlayınca yaşamımız sona eriyor. Bunu tersine çevirmeye çalışmak beyhude bir çaba. Gerçek dünyaya alternatif bir yaşam yaratma çabasının rasyonalitesi yok.
Bu arada, Metaverse olayına bir başka pencereden bakarak onu bir fırsat olarak görebiliriz. Dünyada pek çok bilim insanının vurguladığı bir gerçeği dile getirmek istiyorum. Blockchain, yani dağıtık veri tabanı teknolojisini kullanarak, hiçbir merkezi otoritenin tekelinde olmayan yeni bir toplumu inşa etmek ve kripto paralar aracılığı ile geleneksel ekonomi politikalarını terk etmek mümkün. Çünkü yeni teknolojiler artık birkaç kişi, şirket veya ülke tekelinden kurtarıyor insanlığı. Böylece küresel finans elitlerinin ve onların şirketleri aracılığı ile yarattıkları kâbusları yok etmek ve küresel ölçekte insanların hiç seslerini çıkarmadan köle haline getirildiği düzeni sonlandırmak mümkün. İnsanların verilerini ele geçirmeden, üretimleri üzerinde kontrol korkusu yaratmadan, kendi iradeleri ile kendi toprakları üzerinde söz sahibi olduğu yeni bir dünyayı yaratabiliriz. Şeffaf yönetimler tesis ederek insanlığın ortak faydasına dayalı sistemler tasarlayabiliriz.
İnsanlığın öncelikle karşı karşıya olduğu kaotik süreci anlayarak, bir farkındalık yaratması gerekiyor. Sonrasında; kontrolü ulus devletlerin ellerinden alarak, içinde bulunduğumuz gerçek dünyayı yok etmek isteyen “üst akıl” projelerine,küresel ölçekte karşı çıkması gerek. Kurgusal bir evren inşasını ve insanları içine çekmesini engellemek, insanlığın gerekli farkındalığı yaratmasına ve küresel ölçekte kuracağı iletişim ve etkileşim becerisine bağlı. Sonrasında kendi iradesi ile yeni bir dünya kurması mümkün. Bunun olabilirliğini düşünmek ve dile getirmek bile umutları yeşertmek için çok değerli.
Tuygan ÇALIKOĞLU
