ABD Merkez Bankası (FED)Başkanı Jerome Powel’in açıklamaları sonrasında finans piyasaları arka arkaya çökmeye başladı. Borsalar, kripto paralar düşüşe geçti. FED, faizi beklendiği gibi yüzde 0 - 0,25 aralığında tutarken, Mart ayından itibaren varlık alımını bitirerek, faiz artırımı yapmaya başlayacağını açıklaması bu durumu yaratan nedenler. ABD tahvil faizlerindeki güçlenme, faiz artırımının kesinleşmesi, FED ’in enflasyonu düşürmekte kararlılığı küresel çapta kripto paralara güveni azalttı. Altın fiyatları1800 doların altına indi. Dow Jones ve S&P 500’de çok düşük satışlar olsa da, teknoloji endeksi Nasdaq yüzde 3,13 oranında kayba uğradı.
FED Başkanı Powel, virüsün büyümeyi baskıladığını, ancak sanılan kadar kötü bir etki yaratmayacağının anlaşıldığını söyledi. İş piyasasının iyi olduğunu, ancak insanların korkularından dolayı çalışmak istemediklerini dile getirdi. Bunun enflasyonu etkileyebileceğini, arz- talepteki dengesizliklerin enflasyonu artıran temel unsur olduğunu ekledi. FED ’in, Mart ayında varlık alımını bitireceğini, faizi artıracağını söylemesi konuşmasının en önemli bölümü. Yani faiz artışından sonra FED, bilançoyu küçültecek. Pandemi sürecinde karşılıksız bastığı, dünyada ve ABD’de enflasyona yol açan 8,8 trilyon dolar geri çekilmeye başlanacak. Bu dünyadaki dolar miktarının ciddi biçimde azalması demek. Normalde piyasanın beklentisi yaz sonu iken, Powel bu operasyonu erken yapma kararını açıkladı, faizin de gelişmeler çerçevesinde artacağını vurguladı. “Bu gelişmeleri açık bir iletişim sürecinde yapacağız, kamuoyunu bilgilendirerek ne yapacağımızı anlatacağız” dedi. Bugünkü durumun 2015’de yaşanan faiz artırma sürecinden çok farklı olduğunun da altını çizdi. Enflasyonun çok daha yüksek olduğunu ve geri çekilmesi gereken dolar miktarının çok daha büyük olduğunu özellikle vurguladı. Stratejiyi de şu başlıklarla verdi “Bilanço çok büyük, enflasyon çok yüksek, bu nedenle daha hızlı hareket edeceğiz.” Bu sözler operasyonun çok hızlı gerçekleşeceğini ifade ediyor.
ABD bu gelişmelere kendini hazırlamış durumda. Türkiye’ye bakarsak hiçbir hareket yok, gelişmeleri ciddiye alan da yok. Ne kadar yabancı kaldı ki? Mantığı var.Ekonomide yaşanan olayları kavramaktan çok uzaklar. Anlayamıyorlar, ciddi bir bilgi yetersizliği var. Üstelik Türkiye’nin bağımsız olması gereken Merkez Bankası ne yazık ki bağımsız değil. Üstelik bu gerçeği Hazine Bakanı Nebati, geçenlerde açık açık söyledi. “MB bağımsız olamaz” dedi ve MB’ından da hiçbir tepki gelmedi. Bu olacak şey değil. Ancak bakan Nebati, Erdoğan’ın talimatı olmasa böyle bir açıklama yapabilir mi? Karşımızda küresel ölçekte ülkelerin ekonomilerini alt üst edecek nitelikte gelişmeler yaşanıyor ve bizim MB’nin yapacağı “hiçbir şey yok” noktasındayız. Bir çok ülke bu gelişmelerin olacağını aylar önceden görerek hazırlıklar yaparken, Türkiye durumu hiç ciddiye almadı. Rezervlerde para yok, önce 128 milyar doları, Aralık ayında da 19 milyarı sadece kuru baskılamak için kullandılar. Bu arada ABD’nin 10 yıllık tahvillerinin faizi yüzde 4’ lere çıktı. Bunun anlamı, Türkiye’nin artık çok daha yüksek faizlerle borçlanması demek. Ak Parti hala doları 14 lirada tutmak için inanılmaz bir çaba harcıyor. Ama boşa harcıyor, yaptıkları sadece maliyeti artıran süreçler. Mart ayında doları tutma imkânı da kalmayacak artık. Bakın İran doğal gazı kesti, neden kesti? Hiçbir bir açıklama yok.10 gün geçti sorun hala çözülemiyor. 20 gün 30 gün devam etse ne olacak? Üstelik İran’dan olası bir ikmal sorunu olduğunda, Türkiye’nin 3 ay yetecek depolama kapasitesi varken bunlar yaşanıyor. Bu sorun para meselesi değil de nedir? Organize sanayi bilgelerinde çalışan on binlerce işçi, zorunlu olarak evlerine gönderildi, fabrikalar üretime ara vermek zorunda kaldı. Diğer doğal gaz ihracatçısı Rusya, Ukrayna ile yaşanan gerginlik nedeniyle doğal gazı kapatsa ne yapacağız? Nasıl üretim yapacak Türkiye? Azerbaycan’dan gelen gaz yeterli değil. Türkiye yıllardır tercih ettiği dışa bağlı üretim modelinin sancılarını yaşıyor. Kur yukarı gittikçe maliyetler artıyor. Sonra politika faizi indiriliyor. Ticari kredi faizleri yüzde 40’lara dayanıyor. Politika faizi yüzde 14’de, ancak bankalar bu oranla MB’ından aldığı parayı, yüzde 24’lerle Hazine’ye satıyorlar. Düşünebiliyor musunuz? Gerek devlet, vatandaşına ve kurumlara uyguladığı faizde, gerekse bankalar verdikleri kredilerde bu politika faizini dikkate aldığı yok. Ak Parti ekonomi yönetimi bunu görmüyor mu? Her şey bilgileri dâhilinde ve onların tercihi olarak yaşanıyor. Doğal gaza, elektriğe zamlar yapılıyor. Dahası, üreticinin kullandığı enerjiyi keserek fabrikaları kapanmaya zorluyorlar. Çalışanlar evlerine gitmek zorunda kalıyorlar. Tam bir kaos hali. Üretici ne yapsın bu durumda? Bunlar enflasyonu azdıracak gelişmeler.
Çıkış öyle Arap emirliklerinden ya da Suudi Arabistan’dan gelmesi beklenen paralarla olacak gibi değil Türkiye’ye en az 25- 30 milyar dolar yabancı “yatırım sermayesi” gelmesi şart. Evrensel hukukun üstünlüğü ve bağımsız yargı olmadan yabancı yatırımcı nasıl gelsin? Yabancılar artık borsadan bile çıkıyorlar. Geriye Ak Parti’nin yapacağı tek şey kalıyor “Faizleri artırmak” Hem de en az yüzde 10- 15 puan artırmak. Yoksa hiçbir şansı yok Türkiye’nin, üstelik maliyetlerin her geçen gün artığını da unutmayalım. Türkiye bir inat uğruna, iktisat teorisine tamamen ters olarak aldığı kararların bedelini çok ağır ödeyecek. Ak Parti’ye bakarsak “Bütün dünya yanlış yapıyor, bir tek Türkiye doğru yolda”. Büyük bedel ödeyecek Türkiye. Hem devlet olarak, hem toplum olarak, hem de bu ülkede yaşayan insanlar olarak hep birlikte.

Dünyada durum hiç iç açıcı değil. Borsalar Ocak ayının ilk yarısından itibaren düşmeye başladı. Rusya’ya bakarsak düşüş daha da derin. Çünkü NATO ile Rusya arasında Ukrayna üzerinden yaşanan krizin doğal sonuçları bunlar. Mart ayına geldiğimizde küresel finans sistemin nasıl çöktüğü herkes tarafından dile getirilecek. Buna bir de artan enerji ve gıda krizini ekleyelim. Tam bir fırtına var karşımızda, hem de “kusursuz fırtına”. ABD’de bugün yüzde 7 tüketici enflasyonu var, ancak üretici enflasyonu yüzde 9,8. Tüketici enflasyonu çok kısa sürede bunun çok üzerine çıkacak. Zaten dolar dâhil, bütün para birimleri, emtia fiyatları karşısında değer kaybediyor. İşte bu kayıpların sonucunda bütün dünyada herkes paranın nasıl pul olduğunu anlayacak. Bu aşamada yeni bir para sistemine geçiş gündeme gelecek; “Dijital para sistemi”. Bu sistem; dijital diktatörlüğün yürürlüğe gireceği, insanların mutlak bir kontrol altında olacağı yeni bir dönemi ifade ediyor.
Küresel elitlerin getirmek istedikleri modele, bir tür “şirket sosyalizmi” diyebiliriz. Mülkiyetin kalkacağı, her şeyin kiralanacağı bir dönem. Ulus devletlerin siyasal yetkileri de yok olacak bu süreçte, yerine yeni bir ticari hükümet modeli hayata geçirilmesi planlanıyor. Davos zirvesinde Yuval Noah Harari’nin yaptığı konuşmayı hatırlayalım. Dijital kontrollerin yürürlüğe girmesinden sonra insanların taktığı bilekliklerle onların kan basıncından tutun da beyin aktivitesinin bile ölçülebileceğini söyledi. Teknoloji ile insanların gerçek duygularını anlamak mümkün olacak. Lidere hoşnutsuzluk sergilenmesi halinde de, itiraz edenlerin başına neler gelebileceğini, nerelere gönderilebileceğini, nasıl izole edileceğini öngörmek zor olmasa gerek. Yeni dönemde bir tarafta elitler, süper zenginler var, karşısında ise sınırlı sayıda “en alttakiler”.Orta sınıf kalmayacak. Her hareketimizin kontrol edildiği, yüksek algoritmalarla insan özgürlüklerin tümüyle kısıtlandığı bir dönem başlayacak.
Ulus devletler borç içindeler, insanlarına refah yaratamıyorlar. Ellerinde kontrol ettikleri bir tek iradi paralar kaldı. Onlar da yakında kalkacak. İşte o zaman ulus devletler, yeni bir ticari misyon yüklenecek ve küresel elitlerin güdümüne girecekler. Nüfusu çok azalacak insanlar evrensel temel gelirle yaşamak zorunda kalacaklar. Bunlar komplo teorisi değil, “yenidünya düzeni” diye bize sunulan bir proje ve çoktan yürürlüğe girdi. İnsanların artık kendilerine dayatılan bu düzeni anlamaları ve bir farkındalık yaratmaları gerekli. Önce Covit, sonra enerji ve gıda krizi; bütün bunlar insanları bezdirecek, diz çöktürecek ve dayatılanları kabul noktasına getirecek. Adamlar adını bile koymuşlar “Ajanda 2030”. O tarihte artık nakit para yok, dijital olarak her şekilde kontrol edilecek bir toplum var. Herkes insanlığın karşı karşıya bulunduğu bu çok büyük tehlikeyi görebilmeli ve ona göre hareket etmeli. An itibarıyla küresel sermaye elitleri çok güçlüler ve her şeyi kontrol altına almış durumdalar, bu oyunu bozacak olan tek bir şey var; insanlığın bu kirli oyuna hep birlikte itiraz etmesi ve ortak bir bilinç geliştirerek hareket etmesi. Unutmayalım ki zaman çok daralıyor.
Tuygan ÇALIKOĞLU
