Tuygan Çalıkoğlu
Köşe Yazarı
Tuygan Çalıkoğlu
 

Farklılıklarla Birarada Yaşamak

Sosyal bilimciler ve düşünürler siyaseti, toplumsal grupların diyalogu olarak tanımlarlar. Bu düşünürler; toplumsal sorunların temelinde, kamusal alanda dile getirilmeyen ve bilinçaltında tutulan korkuların, yasakların yattığı düşüncesini savunurlar. Bu nedenle de; konuşulmayanı konuşmak, kısaca diyaloga geçmek, bir şekilde “öteki” ile ilişki kurmak, siyasetin işi denebilir. Bu süreçte uzlaşmak da gerekli değildir, önemli olan konuşmayı başarmak ve sürdürebilmektir. Kavgasız, çatışmasız birliktelik; yüz, yüze bakmakla, diyalogla mümkündür. Barış içinde yaşamanın başka yolu da yoktur. Sanayi toplumlarında gerilim sınıfsal nitelikli iken; 1970 sonrasında gelişen yeni toplumsal yapıda yaşanan gerilim, kültürel, etnik ve dinsel niteliktedir. Sosyal demokrasinin günümüzdeki kimlik temelli siyaset arayışlarına cevabı ve muhafazakar yaklaşımlardan farkı bu nedenle önemlidir. Bilindiği gibi, 1970’lerde yaşanan küresel boyutta ekonomik kriz ve onun yarattığı işsizlik, enflasyon, düşük büyüme ve refah devleti harcamaları gibi sorunlar, sosyal demokrat hareketi çözüm üretmekte çaresiz bırakmıştır. Sovyetler Birliği’nin dağılması ile sol ideolojilerinin içine girdiği bunalım sosyal demokrasiyi de etkilemiştir. Sonraki dönem milliyetçi, etnik, dinsel ve yerel değerlerin yükseldiği bir dönemdir ve tüm dünyayı etkisine almıştır. Bu dönem ulus- devletlerin meşruiyetinin sorgulandığı bir dönem olarak tanımlanabilir. Dahası, yaşanan süreçte tarihin sonuna gelindiği ileri sürülerek liberalizm ve kapitalizmin tartışılmaz zaferi iddia edilmiştir. Devleti salt güvenlik unsuru olarak ele alan bu neo- liberal görüş yeni sağ siyaseti temsil etmektedir ve küresel düzeyde yaşanan adaletsizliklerin, yoksullukların ve eşitsizliklerin yaratıcısıdır. Neo- liberal siyaset; eşitlik, demokrasi, refah devleti, küresel adalet gibi sosyal demokrat değerleri tehdit etmektedir.  İşte bu siyaset anlayışına alternatif olarak Antony Giddens’in “Üçüncü Yol” olarak tanımlanan, yeni sol anlayışın dönüştürdüğü çağdaş sosyal demokrasi hareketi, geleneksel ile modern olanı buluşturmayı savunmaktadır. Yeni sosyal demokrat anlayışın amacı; artan şiddet, terör, yoksulluk ve sömürüye karşı siyasal çözümler üretmektir. Yeni Sosyal Demokrasi unutulan toplumsal dayanışmayı yeniden tesis etmek için, bencil birey anlayışının yerine, toplumsal sorumluluğu olan birey yaratmayı hedefler. Söz konusu birey aklını kullanan, hiçbir gücün vesayetini kabul etmeyen özerk bireydir, ama aynı zamanda toplumsal bir varlıktır.  Yeni Sosyal Demokrasi siyasetin yalnız profesyonel siyasetçilerin tekelinde olmamasını savunur. Gelişmeleri sorgulayan, eleştiren ve proje geliştirebilen bireydir. Söz konusu birey;  kendi yerel çevresi içinde sosyal, ekonomik, çevresel sorunlara çözüm arayışındadır.  Yeni Sosyal Demokrasi güven kurumunu yeniden inşa etmeyi hedefler. Bunun için üretken siyaseti ve onun öznesi aktif bireyi gerekli görür. Yeni Sosyal Demokrasi toplumsal sorunların temelinde, bireysel ve grupsal iletişim eksikliğinin yattığını düşünür, bu nedenle de toplumla diyalogu şart koşar. Bu diyalogun olmadığı yapılarda; etnik, dinsel, kültürel sorunların tartışılmadan bilinçaltına atıldığını ve bunun da zaman içinde daha büyük sorunlara dönüşeceğini ileri sürer. Yeni Sosyal Demokrasi; küçültülmek istenen “refah devleti” nin yeniden kurumsallaşması gerektiğini savunur, toplumsal çözülme ve istikrarsızlığın önüne ancak bu şekilde geçilebileceğini dile getirir. Yeni Sosyal Demokrasi, şiddetin nedenlerini anlamak ve çözüm üretmek için çalışır. Şiddet, üzerinde önemle durulması gereken bir konudur ve ailede şiddet, kentsel şiddet, terör, savaş gibi türleri tüm dünya toplumlarının gündemindedir. Görüldüğü gibi yeni sosyal demokrat anlayış, geleneksel sosyal demokrat anlayışa göre bazı temel farklılıklar ortaya koyar. Artık sınıf çatışması, sendikalar üzerinden siyaset yapmak geçmişte kalmıştır, toplumun tümünü kapsayan bir yaklaşım söz konusudur. Günümüzde kültürel, dinsel, etnik ve cinsel temelli kimlik taleplerine ilişkin siyaset üretmek ihtiyacı vardır. Farklılıklar ulus-devletin homojenleştirme projesine uygun bir kavram değildir, bu nedenle de ulusal güvenliği tehdit eden bir unsur olarak değerlendirilebilir. Ancak farklılıklardan korkmak yerine, farklılıklarla bir arada, barış içinde yaşamayı öngören bir siyasal proje daha rasyoneldir, daha anlamlıdır. Doğal olarak böyle bir projeyi hayata geçirmek kolay değildir, çünkü farklılıklara, yani “öteki”ne duyulan korku hakim bir duygudur.  Günümüzde bu korku bütün modern toplumlarda yaygın olarak görülmektedir. Ötekine, yabancıya, azınlığa, İslam’a, bizden olmayana karşı duyulan korkudur küresel ölçekte yaşanmaktadır. Yeni sosyal demokrat anlayış bu tür talepleri güvenliği tehdit olarak algılamaz, tersine toplumsal azınlıkların hak talepleri olarak algılar. Farklılıklar içinde bütünlük anlayışı, yeni sosyal demokrat anlayışın temel iddialarından biridir. Farklılıkları, ulusal güvenliği tehdit olarak algılayan muhafazakar siyasi anlayıştan bu nedenle ayrılmaktadır. Sonuç olarak farklılıklardan korkmayan, bu nedenle de kimseyi ötekileştirmeden, birlikte yaşamayı başarmayı amaçlayan bir sosyal demokrat anlayışa, bugün çok fazla ihtiyaç vardır. Bu sadece batı demokrasilerinin değil, Türkiye demokrasisinin de ihtiyacıdır. Bugün muhafazakarlık, ırkçılık, milliyetçilik ve yabancı düşmanlığı gibi hareketler tüm dünyada yükselişe geçmiştir. Avrupa Birliği özelinde bu yükseliş somut biçimde görülmektedir. Muhafazakar siyaset anlayışı AB’yi, kültürel ve dinsel temelde tanımlamak isterken, yeni sosyal demokrat anlayış siyasal, seküler ve ulus-ötesi temelde ele almaktadır. AB’nin içine düştüğü krizden çıkabilmesinde bu sosyal demokrat yaklaşım çok önemlidir. Bu gelişmelere bakarak; Türkiye’deki sosyal demokrat anlayış, farklılıkların bir arada yaşaması konusuna yaklaşımını gözden geçirmelidir ve böylelikle muhafazakar anlayışlardan farkını ortaya koyabilmelidir. Ülkemizin en temel ihtiyacı; farklı toplumsal, kültürel, dinsel ve etnik grupları Türkiye’nin geleceği için bir araya getirmemizdir ve bunu gerçekleştirebilecek tek siyasi anlayış, farklılıkları ve azınlıkları Cumhuriyet ve devrimlerinin karşısında tehdit olarak algılamayan çağdaş sosyal demokrat anlayıştır.   Tuygan ÇALIKOĞLU   tuygan@hotmail.com     www.tuygancalikoglu.com.tr  Kaynak: Politics and Morality, Susan Mendus The Third Way: The Renewal of Social Democracy, Anthony Giddens,
Ekleme Tarihi: 27 Aralık 2025 -Cumartesi

Farklılıklarla Birarada Yaşamak

Sosyal bilimciler ve düşünürler siyaseti, toplumsal grupların diyalogu olarak tanımlarlar. Bu düşünürler; toplumsal sorunların temelinde, kamusal alanda dile getirilmeyen ve bilinçaltında tutulan korkuların, yasakların yattığı düşüncesini savunurlar. Bu nedenle de; konuşulmayanı konuşmak, kısaca diyaloga geçmek, bir şekilde “öteki” ile ilişki kurmak, siyasetin işi denebilir. Bu süreçte uzlaşmak da gerekli değildir, önemli olan konuşmayı başarmak ve sürdürebilmektir. Kavgasız, çatışmasız birliktelik; yüz, yüze bakmakla, diyalogla mümkündür. Barış içinde yaşamanın başka yolu da yoktur.

Sanayi toplumlarında gerilim sınıfsal nitelikli iken; 1970 sonrasında gelişen yeni toplumsal yapıda yaşanan gerilim, kültürel, etnik ve dinsel niteliktedir. Sosyal demokrasinin günümüzdeki kimlik temelli siyaset arayışlarına cevabı ve muhafazakar yaklaşımlardan farkı bu nedenle önemlidir.

Bilindiği gibi, 1970’lerde yaşanan küresel boyutta ekonomik kriz ve onun yarattığı işsizlik, enflasyon, düşük büyüme ve refah devleti harcamaları gibi sorunlar, sosyal demokrat hareketi çözüm üretmekte çaresiz bırakmıştır. Sovyetler Birliği’nin dağılması ile sol ideolojilerinin içine girdiği bunalım sosyal demokrasiyi de etkilemiştir. Sonraki dönem milliyetçi, etnik, dinsel ve yerel değerlerin yükseldiği bir dönemdir ve tüm dünyayı etkisine almıştır. Bu dönem ulus- devletlerin meşruiyetinin sorgulandığı bir dönem olarak tanımlanabilir. Dahası, yaşanan süreçte tarihin sonuna gelindiği ileri sürülerek liberalizm ve kapitalizmin tartışılmaz zaferi iddia edilmiştir. Devleti salt güvenlik unsuru olarak ele alan bu neo- liberal görüş yeni sağ siyaseti temsil etmektedir ve küresel düzeyde yaşanan adaletsizliklerin, yoksullukların ve eşitsizliklerin yaratıcısıdır. Neo- liberal siyaset; eşitlik, demokrasi, refah devleti, küresel adalet gibi sosyal demokrat değerleri tehdit etmektedir.  İşte bu siyaset anlayışına alternatif olarak Antony Giddens’in “Üçüncü Yol” olarak tanımlanan, yeni sol anlayışın dönüştürdüğü çağdaş sosyal demokrasi hareketi, geleneksel ile modern olanı buluşturmayı savunmaktadır. Yeni sosyal demokrat anlayışın amacı; artan şiddet, terör, yoksulluk ve sömürüye karşı siyasal çözümler üretmektir.

Yeni Sosyal Demokrasi unutulan toplumsal dayanışmayı yeniden tesis etmek için, bencil birey anlayışının yerine, toplumsal sorumluluğu olan birey yaratmayı hedefler. Söz konusu birey aklını kullanan, hiçbir gücün vesayetini kabul etmeyen özerk bireydir, ama aynı zamanda toplumsal bir varlıktır. 

Yeni Sosyal Demokrasi siyasetin yalnız profesyonel siyasetçilerin tekelinde olmamasını savunur. Gelişmeleri sorgulayan, eleştiren ve proje geliştirebilen bireydir. Söz konusu birey;  kendi yerel çevresi içinde sosyal, ekonomik, çevresel sorunlara çözüm arayışındadır. 

Yeni Sosyal Demokrasi güven kurumunu yeniden inşa etmeyi hedefler. Bunun için üretken siyaseti ve onun öznesi aktif bireyi gerekli görür.

Yeni Sosyal Demokrasi toplumsal sorunların temelinde, bireysel ve grupsal iletişim eksikliğinin yattığını düşünür, bu nedenle de toplumla diyalogu şart koşar. Bu diyalogun olmadığı yapılarda; etnik, dinsel, kültürel sorunların tartışılmadan bilinçaltına atıldığını ve bunun da zaman içinde daha büyük sorunlara dönüşeceğini ileri sürer.

Yeni Sosyal Demokrasi; küçültülmek istenen “refah devleti” nin yeniden kurumsallaşması gerektiğini savunur, toplumsal çözülme ve istikrarsızlığın önüne ancak bu şekilde geçilebileceğini dile getirir.

Yeni Sosyal Demokrasi, şiddetin nedenlerini anlamak ve çözüm üretmek için çalışır. Şiddet, üzerinde önemle durulması gereken bir konudur ve ailede şiddet, kentsel şiddet, terör, savaş gibi türleri tüm dünya toplumlarının gündemindedir.

Görüldüğü gibi yeni sosyal demokrat anlayış, geleneksel sosyal demokrat anlayışa göre bazı temel farklılıklar ortaya koyar. Artık sınıf çatışması, sendikalar üzerinden siyaset yapmak geçmişte kalmıştır, toplumun tümünü kapsayan bir yaklaşım söz konusudur. Günümüzde kültürel, dinsel, etnik ve cinsel temelli kimlik taleplerine ilişkin siyaset üretmek ihtiyacı vardır. Farklılıklar ulus-devletin homojenleştirme projesine uygun bir kavram değildir, bu nedenle de ulusal güvenliği tehdit eden bir unsur olarak değerlendirilebilir. Ancak farklılıklardan korkmak yerine, farklılıklarla bir arada, barış içinde yaşamayı öngören bir siyasal proje daha rasyoneldir, daha anlamlıdır. Doğal olarak böyle bir projeyi hayata geçirmek kolay değildir, çünkü farklılıklara, yani “öteki”ne duyulan korku hakim bir duygudur.  Günümüzde bu korku bütün modern toplumlarda yaygın olarak görülmektedir. Ötekine, yabancıya, azınlığa, İslam’a, bizden olmayana karşı duyulan korkudur küresel ölçekte yaşanmaktadır. Yeni sosyal demokrat anlayış bu tür talepleri güvenliği tehdit olarak algılamaz, tersine toplumsal azınlıkların hak talepleri olarak algılar. Farklılıklar içinde bütünlük anlayışı, yeni sosyal demokrat anlayışın temel iddialarından biridir. Farklılıkları, ulusal güvenliği tehdit olarak algılayan muhafazakar siyasi anlayıştan bu nedenle ayrılmaktadır.

Sonuç olarak farklılıklardan korkmayan, bu nedenle de kimseyi ötekileştirmeden, birlikte yaşamayı başarmayı amaçlayan bir sosyal demokrat anlayışa, bugün çok fazla ihtiyaç vardır. Bu sadece batı demokrasilerinin değil, Türkiye demokrasisinin de ihtiyacıdır. Bugün muhafazakarlık, ırkçılık, milliyetçilik ve yabancı düşmanlığı gibi hareketler tüm dünyada yükselişe geçmiştir. Avrupa Birliği özelinde bu yükseliş somut biçimde görülmektedir. Muhafazakar siyaset anlayışı AB’yi, kültürel ve dinsel temelde tanımlamak isterken, yeni sosyal demokrat anlayış siyasal, seküler ve ulus-ötesi temelde ele almaktadır. AB’nin içine düştüğü krizden çıkabilmesinde bu sosyal demokrat yaklaşım çok önemlidir. Bu gelişmelere bakarak; Türkiye’deki sosyal demokrat anlayış, farklılıkların bir arada yaşaması konusuna yaklaşımını gözden geçirmelidir ve böylelikle muhafazakar anlayışlardan farkını ortaya koyabilmelidir. Ülkemizin en temel ihtiyacı; farklı toplumsal, kültürel, dinsel ve etnik grupları Türkiye’nin geleceği için bir araya getirmemizdir ve bunu gerçekleştirebilecek tek siyasi anlayış, farklılıkları ve azınlıkları Cumhuriyet ve devrimlerinin karşısında tehdit olarak algılamayan çağdaş sosyal demokrat anlayıştır.

 

Tuygan ÇALIKOĞLU

 

tuygan@hotmail.com     www.tuygancalikoglu.com.tr 

Kaynak:

Politics and Morality, Susan Mendus

The Third Way: The Renewal of Social Democracy, Anthony Giddens,

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve canakkaleaynalipazar.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.