Tuygan Çalıkoğlu
Köşe Yazarı
Tuygan Çalıkoğlu
 

Bir Düşünce Yöntemi Olarak “Yürümek”

Türkiye’de nüfusun yüzde 93’ü il ve ilçe merkezlerinde yaşıyor. Özellikle metropollerde hayatın ritmi yüksek, zaman çok hızlı akıyor. İnsanlar sürekli olarak hareket halindeler; hep bir şeyler yapmak ya da bir yerlere yetişmek çabası içindeler. Bu süreçte bırakınız gökyüzüne bakmayı, etrafa bile bakmadan resmen koşuşturuyorlar.Kent yaşamının hızlı akışı insanı zorluyor, çünkühız insanın çok önemli bir özgürlüğünü elinden alıyor. Ağırdan alma şansı yok, yani yavaşlayamıyor. Fren yapmak yok, zihni rahatlatmak yok,yetiştirilecek pek çok iş var bekleyen. Bu durumda da, gökyüzünesadece hava durumunu anlamak için bakıyor.   Yürüyüş çoğunlukla bir egzersiz ya da spor olarak görülüyor. Önemli bir kesim de; zayıflamak, yediklerini hazmetmek, daha çekici bir görünüme sahip olmak ya da doktor tavsiyesi olarak yapıyor. Felsefi açıdan yürümeyi, bir düşünce yöntemi olarak yapan insan sayısı yok denecek kadar az. Çünkü eğitim ve öğrenim sürecinde yürüyüşün önemi bize öğretilmiyor. Kültürümüzde de böyle bir alışkanlık yok. Yürümenin iyileştirici gücünü bilmek önemli bir farkındalık. Yürümek en çok ihtiyacımız olan eylemi, yani “yavaşlamayı” gerçekleştirir. Bir yerlere yetişme çabası içinde olmadan çevremizdeki güzellikleri görür, kendimizi zamandan ve mekândan uzaklaştırır, böylelikle kendimizi daha iyi hissederiz.   Kent yaşamının hızından, stresinden bezmiş, bunalmış insanların en büyük hayalleri bir yerlere kaçıp gitmek. Pek çok nedenle sürdürmekte olduğumuz kent yaşamını emeklilik öncesinde bırakıp gitmek de öyle kolay değil. Bu nedenle çözümü, kaçıp gitmek yerine “yavaşlamada”bulabiliriz.Yürümek,bilinçli yapıldığında,çözüm için ciddi bir seçenek; keyif almak, hiçbir şey düşünmemek, tüm sorunları, bekleyen işleri bir tarafa bırakmak, zihni temizlemek, an ’da kalmakkişiye pek çok fayda sağlar.Felsefe Profesörü Frederic Gros “Yürümenin Felsefesi” adlı kitabında mutluluğa ulaşmanın formülünü şöyle verir; “Zamandan ve mekândan uzaklaştıran her şey, sizi hızdan uzaklaştırır”.  Bir başka deyişle mutluluk, ayaklarımızın altındadır aslında.   Yürümeyi yaşamının bir parçası haline getirmiş olan büyük filozof Friedrich Nietzsche yazmasını, düşünmesini sağlayan tek şeyin yürümek olduğunu söyler. Hareket halinde olmanın önemine dikkat çeker; çünkü evrende her şey hareket halindedir. Nietszche yürürken kazandığı ivmeyle kitaplarını yazdığını söyler. Bir başka deyişle, yazılar hareketin kendisinden doğar. Başkalarının etkisi altında kalmadan, kimsenin onayına ihtiyaç duymadan, içinden gelerek yazdığı yazılardır bunlar. Bir uyarı da yapar Nietszche; “ Yürüyüşü, başkalarıyla birlikte yapıp, pikniğe çevirmeyin”   Jean Jacques Rousseau “İtiraflar” adlı kitabında “Yalnızca yürürken derin düşüncelere dalabiliyorum. Durduğum zaman düşüncelerim de duruyor, zihnim yalnız bacaklarımla birlikte hareket ediyor” der. Rousseau şan ve şöhretin doruğunda, büyük bir zenginlik içinde geçirdiği yirmi yılın ardından yürüyüşlere başlar. Bunlar ormanda, göl kenarında meditasyon amaçlı yürüyüşlerdir.Bu dönemi “kendini bulma” olarak tanımlar. Çünkü artık “önemli işlerine “ dönmekten vazgeçmiş ve yeni bir döneme girmiştir. Arınmaya başladığını düşünerek, yürüyüşlerini zevkle sürdürür.  Frederic Gros’un kitabında yer verdiği, “İnsanın kendini sevmeyi yeniden öğrenebilmek için, uzun mu uzun bir yol tepmelidir” sözünün esin kaynağı, sanki Rousseau’nun yürümeye yüklediği bu anlamda yatmaktadır. Yazdıklarıyla Mahatma Gandi için bir çıkış noktası olan Amerikalı ünlü filozof Henry David Thoreau ise, “Yaşamak için ayağa kalkmamışken, yazmak için oturmak nasıl da beyhudedir” der. Yürümenin ruhani ve siyasi gücünü gören bir lider olan Gandhi, İngilizlerin himayesindeki Hindistan’ın bağımsızlık mücadelesinde, kötülüğe karşı etkili, ancak şiddet içermeyen bir yol izler. Yürümek ise bu mücadele sürecinin en etkileyici, en akılda kalan boyutudur.   Çoksayıda yazar ve düşünür; politik, felsefi ve düşünsel bakış açılarında yürüyüşü bir yaşam biçimi, bir varoluş hali olarak görür.  Peki, neden bu insanlar yürüyüşe böylesine önem verirler? Neden sürekli yürürler? Çünkü insan yürürken üzerinde biriktirdiği sıkıntı ve stresi atar. Kendinden uzaklaşır, çevreyle ilişkiye girer, görme alanı berraklaşır ve genişler. Hareketsiz kaldığında büyüyen, yoğunlaşan sıkıntı ve stres yürüyüş esnasında normal düzeyine iner. Bu durum, insanın kendisinin büyüttüğü sorunlarının da azalması anlamına gelir. Bu aşamaya gelmekçok değerli; çünkü umutsuzluk yok olmaya başlar, sorunlara bakış açısı değişir, onların üstesinden gelineceğine dair inanç yükselir. İnsanın kendisini çok iyi hissettiği bir süreçtir bu. Yürüyüş sonrasında yeni düşünceler, yeni planlar geliştirir, yenilenmiş, güçlenmiş bir hale gelir. Bu umudun, yaşama sevincinin artması demek. Ben de yıllardır düzenli olarak sabah/ akşam evden çıkar ve günde ortalama 15 km yürürüm. Getirdiği faydalar çok yüksek. Hiçbir ilaç kullanmamamın yanında, yaşamı anlamada, varoluşu anlamlandırmada ve yazılarımı kurgulamada bana sayısız faydalar sağlar. Yeni fikirler geliştiririm, enerji seviyem yükselir, her konuda inancım artmış olarak eve dönerim. Bütün bu kazanımlar, psikolojide varoluşun engelleri olarak tanımlanan; “ölüm”, “özgürlük”, “yalnızlık” ve “yaşamı anlamlandırma” sorunlarıyla başa çıkmamda çok yardımcı olurlar.   Evrenin özünde hareket var,her şey, ama her şey sürekli olarak hareket halinde. İnsan da oturmak değil, hareket etmek için tasarımlanmış bir canlı. Bu nedenle hareketsiz kalamaz, evrene ayak uydurmak, ona eşlik etmek zorunda. Yürüyüşü bu nedenle hayatımıza katmamız gerek; üstelik bunu hiçbir ilacın getiremeyeceği faydaları bize sağlayacağı için yapmalıyız.   Tuygan ÇALIKOĞLU
Ekleme Tarihi: 27 Aralık 2025 -Cumartesi

Bir Düşünce Yöntemi Olarak “Yürümek”

Türkiye’de nüfusun yüzde 93’ü il ve ilçe merkezlerinde yaşıyor. Özellikle metropollerde hayatın ritmi yüksek, zaman çok hızlı akıyor. İnsanlar sürekli olarak hareket halindeler; hep bir şeyler yapmak ya da bir yerlere yetişmek çabası içindeler. Bu süreçte bırakınız gökyüzüne bakmayı, etrafa bile bakmadan resmen koşuşturuyorlar.Kent yaşamının hızlı akışı insanı zorluyor, çünkühız insanın çok önemli bir özgürlüğünü elinden alıyor. Ağırdan alma şansı yok, yani yavaşlayamıyor. Fren yapmak yok, zihni rahatlatmak yok,yetiştirilecek pek çok iş var bekleyen. Bu durumda da, gökyüzünesadece hava durumunu anlamak için bakıyor.

 

Yürüyüş çoğunlukla bir egzersiz ya da spor olarak görülüyor. Önemli bir kesim de; zayıflamak, yediklerini hazmetmek, daha çekici bir görünüme sahip olmak ya da doktor tavsiyesi olarak yapıyor. Felsefi açıdan yürümeyi, bir düşünce yöntemi olarak yapan insan sayısı yok denecek kadar az. Çünkü eğitim ve öğrenim sürecinde yürüyüşün önemi bize öğretilmiyor. Kültürümüzde de böyle bir alışkanlık yok. Yürümenin iyileştirici gücünü bilmek önemli bir farkındalık. Yürümek en çok ihtiyacımız olan eylemi, yani “yavaşlamayı” gerçekleştirir. Bir yerlere yetişme çabası içinde olmadan çevremizdeki güzellikleri görür, kendimizi zamandan ve mekândan uzaklaştırır, böylelikle kendimizi daha iyi hissederiz.

 

Kent yaşamının hızından, stresinden bezmiş, bunalmış insanların en büyük hayalleri bir yerlere kaçıp gitmek. Pek çok nedenle sürdürmekte olduğumuz kent yaşamını emeklilik öncesinde bırakıp gitmek de öyle kolay değil. Bu nedenle çözümü, kaçıp gitmek yerine “yavaşlamada”bulabiliriz.Yürümek,bilinçli yapıldığında,çözüm için ciddi bir seçenek; keyif almak, hiçbir şey düşünmemek, tüm sorunları, bekleyen işleri bir tarafa bırakmak, zihni temizlemek, an ’da kalmakkişiye pek çok fayda sağlar.Felsefe Profesörü Frederic Gros “Yürümenin Felsefesi” adlı kitabında mutluluğa ulaşmanın formülünü şöyle verir; “Zamandan ve mekândan uzaklaştıran her şey, sizi hızdan uzaklaştırır”.  Bir başka deyişle mutluluk, ayaklarımızın altındadır aslında.

 

Yürümeyi yaşamının bir parçası haline getirmiş olan büyük filozof Friedrich Nietzsche yazmasını, düşünmesini sağlayan tek şeyin yürümek olduğunu söyler. Hareket halinde olmanın önemine dikkat çeker; çünkü evrende her şey hareket halindedir. Nietszche yürürken kazandığı ivmeyle kitaplarını yazdığını söyler. Bir başka deyişle, yazılar hareketin kendisinden doğar. Başkalarının etkisi altında kalmadan, kimsenin onayına ihtiyaç duymadan, içinden gelerek yazdığı yazılardır bunlar. Bir uyarı da yapar Nietszche; “ Yürüyüşü, başkalarıyla birlikte yapıp, pikniğe çevirmeyin”

 

Jean Jacques Rousseau “İtiraflar” adlı kitabında “Yalnızca yürürken derin düşüncelere dalabiliyorum. Durduğum zaman düşüncelerim de duruyor, zihnim yalnız bacaklarımla birlikte hareket ediyor” der. Rousseau şan ve şöhretin doruğunda, büyük bir zenginlik içinde geçirdiği yirmi yılın ardından yürüyüşlere başlar. Bunlar ormanda, göl kenarında meditasyon amaçlı yürüyüşlerdir.Bu dönemi “kendini bulma” olarak tanımlar. Çünkü artık “önemli işlerine “ dönmekten vazgeçmiş ve yeni bir döneme girmiştir. Arınmaya başladığını düşünerek, yürüyüşlerini zevkle sürdürür.  Frederic Gros’un kitabında yer verdiği, “İnsanın kendini sevmeyi yeniden öğrenebilmek için, uzun mu uzun bir yol tepmelidir” sözünün esin kaynağı, sanki Rousseau’nun yürümeye yüklediği bu anlamda yatmaktadır.

Yazdıklarıyla Mahatma Gandi için bir çıkış noktası olan Amerikalı ünlü filozof Henry David Thoreau ise, “Yaşamak için ayağa kalkmamışken, yazmak için oturmak nasıl da beyhudedir” der. Yürümenin ruhani ve siyasi gücünü gören bir lider olan Gandhi, İngilizlerin himayesindeki Hindistan’ın bağımsızlık mücadelesinde, kötülüğe karşı etkili, ancak şiddet içermeyen bir yol izler. Yürümek ise bu mücadele sürecinin en etkileyici, en akılda kalan boyutudur.

 

Çoksayıda yazar ve düşünür; politik, felsefi ve düşünsel bakış açılarında yürüyüşü bir yaşam biçimi, bir varoluş hali olarak görür.  Peki, neden bu insanlar yürüyüşe böylesine önem verirler? Neden sürekli yürürler? Çünkü insan yürürken üzerinde biriktirdiği sıkıntı ve stresi atar. Kendinden uzaklaşır, çevreyle ilişkiye girer, görme alanı berraklaşır ve genişler. Hareketsiz kaldığında büyüyen, yoğunlaşan sıkıntı ve stres yürüyüş esnasında normal düzeyine iner. Bu durum, insanın kendisinin büyüttüğü sorunlarının da azalması anlamına gelir. Bu aşamaya gelmekçok değerli; çünkü umutsuzluk yok olmaya başlar, sorunlara bakış açısı değişir, onların üstesinden gelineceğine dair inanç yükselir. İnsanın kendisini çok iyi hissettiği bir süreçtir bu. Yürüyüş sonrasında yeni düşünceler, yeni planlar geliştirir, yenilenmiş, güçlenmiş bir hale gelir. Bu umudun, yaşama sevincinin artması demek. Ben de yıllardır düzenli olarak sabah/ akşam evden çıkar ve günde ortalama 15 km yürürüm. Getirdiği faydalar çok yüksek. Hiçbir ilaç kullanmamamın yanında, yaşamı anlamada, varoluşu anlamlandırmada ve yazılarımı kurgulamada bana sayısız faydalar sağlar. Yeni fikirler geliştiririm, enerji seviyem yükselir, her konuda inancım artmış olarak eve dönerim. Bütün bu kazanımlar, psikolojide varoluşun engelleri olarak tanımlanan; “ölüm”, “özgürlük”, “yalnızlık” ve “yaşamı anlamlandırma” sorunlarıyla başa çıkmamda çok yardımcı olurlar.

 

Evrenin özünde hareket var,her şey, ama her şey sürekli olarak hareket halinde. İnsan da oturmak değil, hareket etmek için tasarımlanmış bir canlı. Bu nedenle hareketsiz kalamaz, evrene ayak uydurmak, ona eşlik etmek zorunda. Yürüyüşü bu nedenle hayatımıza katmamız gerek; üstelik bunu hiçbir ilacın getiremeyeceği faydaları bize sağlayacağı için yapmalıyız.

 

Tuygan ÇALIKOĞLU

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve canakkaleaynalipazar.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.