16 Nisan 2017’de, olağanüstü hâl ortamında yapılan Anayasa Referandumundan bu yana tam 5 yıl geçti. Az bir farkla değiştirilen Anayasal rejimi sonrası, 9 Temmuz 2018’de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi yürürlüğe girdi. O günden itibaren yürütme yetkisi tek başına Erdoğan’da, hem de partili kimliğini bırakmadan.
Ak Parti rejim değişikliğini bürokratik engelleri aşmak, daha etkili ve hızlı karar almak için istedi. Yetkiler tek başına Cumhurbaşkanına verilirse, yapısal reformlar acilen yapılacak ve ekonomi istikrara kavuşacaktı. İddiaları buydu. Ak Parti kampanya sürecinde kullandığı “Kararımız Evet” kitapçığında da vurguladığı gibi, büyük yatırımların yapılması ve ülkedeki yaşam kalitesinin artması, ancak bu rejimle mümkün olabilecekti. Çünkü mevcut sorunlar; karar süreçlerinin yavaş işlemesinden, hızlı karar alınamamasından kaynaklanıyordu, dolayısıyla vatandaşın ihtiyaçları karşılanamıyordu.
Anayasayı bu nedenlerle değiştirmemizin üzerinden bunca yıl geçtikten sonra, hedeflere ulaşabildik mi? Bu yazının konusu nesnel veriler kullanarak Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni sorgulamak. Karşımızdaki tablo, ekonomideki refah beklentisinin hiçbir şekilde gerçekleşmediğini, tam tersine çok ciddi gerilemelerin yaşandığını ortaya koyuyor. 2017 yılında milli gelirimiz, yani Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçmeden önce, 840 milyar dolar ve kişi başı gelir ise 10 bin 600 dolardı. 2021 yılı sonunda ne oldu? Milli gelir 802,6 milyar dolara, kişi başı gelir ise 9 bin 539 dolara geriledi. Yeni dönemde yabancı yatırımlar durma noktasına geldi, sadece yabancı gayrimenkul yatırımlarında 1,8 milyar dolar artış oldu. Rejim değişikliğinden beklenen; bürokrasiyi azaltmaktı. Böylece yatırımcı teşvik edilecekti, ancak bu beklenti gerçekleşmedi. Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi, Ekonomist Prof. Erinç Yelda’nın yeni sistem hakkında önemli bir yorumu var. “Yeni sistem bize; hukukun üstünlüğü, bağımsız kurumlar, bağımsız denetimler gibi konuların ne denli önemli olduğunu gösterdi. Yargının bağımsız denetimi olmadan kararlar alınıyor ve bu durum yatırımları olumsuz etkiliyor.”
Gündemin birinci maddesi olan enflasyona bakalım. Nisan 2017’de yüzde 11,87 olan enflasyon, 2022 ilk çeyreğinde yüzde 61,14’e yükseldi. Yani yeni dönemde beş kattan fazla artmış durumda. Üstelik gerçeği yansıtmaktan çok uzak TÜİK rakamlarıyla. Bağımsız Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) bu rakamı yüzde 142,63 olarak açıkladı. Resmi işsizlik oranına baktığımızda; yüzde 10,5’dan yüzde 10,7’ye yükseldiğini görüyoruz. Bu oranların da gerçeklerden ne denli uzak olduğu ayrı bir tartışma konusu. Prof. Yeldan, Ak Parti’nin hedefinin ekonomiyi istikrara kavuşturmak olduğunu söylüyor ve halkın refahını artırmanın, yatırımları, istihdamı, sürdürülebilir büyümeyi, kalkınmayı sağlamanın bu hedefler arasında olmadığını vurguluyor. Ve ekliyor; “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin hedefi, Ak Parti’nin denetimden muaf, hesap sorulmayan, kendi başına buyruk bir yönetim anlayışının nihai aşamasını oluşturuyordu.” Prof. Yeldan konunun daha iyi anlaşılması için yaptığı açılamalar çok daha çarpıcı; “Ak Parti’nin aslında bir cemaatler ve şirketler koalisyonu olduğunu unutmamamız gerekiyor. Ak Parti bu koalisyonu bir arada tutabilmek için rant dağıtımı mekanizmalarını devreye soktu. Üretime odaklanmadı. Amaç rant yaratıp yandaş şirketler ve cemaatler arasında paylaşıma olanak sağlayan bir rejim kurgulamaktı. Bu nedenle; bu süreci kolaylaştıran, hızlandıran ve yargı denetiminden uzak tutma çabasındaydı.” Prof. Yeldan “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi dediğimiz olgu aslında bu rant yaratma ve yandaşlarla beraber paylaşma rejiminin adıdır.” vurgusunu da yapıyor.
Türkiye’nin dünya rekoru kıran, herkesi yoksullaşma sürecine sokan yüksek enflasyonunun ve değersizleşen Türk lirasının ana nedeni, Ak Parti’nin iktisat bilimine aykırı faiz politikası. Referandum öncesi dolar 3,68 liraydı. Bugün dolar kuru ise 14,70’lerde seyrediyor. Yani yaklaşık dört katı. Türkiye’nin iflas risk primini gösteren CDS oranı ise, 230 puandan 590’lara yükseldi. Erdoğan referandum kampanyasında ne demişti? “Bu kardeşinize verin yetkiyi ve görün”. Ekonomist Barış Soydan’ın bu konuda yaptığı açıklama ilginç;” Erdoğan satır arasında,Türkiye’yi ilk döneminden çok farklı yöneteceğini net biçimde dile getiriyor?”
Ekonomi yönetiminde en büyük değişiklik faiz politikasında yapıldı. Hatırlarsak Erdoğan Haziran seçiminden önce hem Bloomberg’e hem de Londra’da yabancı yatırımcılara “Faiz neden, enflasyon netice” açıklaması yapmıştı. Bu nedenle Merkez Bankası politika faizini indirilerek bugünkü ekonomik kaosu yarattı. Nisan 2017’de dış ticaret açığımız 54 milyar dolarken, Şubat 2022’de 59 milyar dolara çıktı. Aynı dönemde ihracat 153 milyar dolardan 231 milyar dolara çıkarken, ithalatımız ise bunun çok üzerinde arttı. 207 milyar dolardan 290 milyar dolara yükseldi. Aradaki fark tam 59 milyar dolar.

Ak Parti’nin 2023 yılı hedeflerini hatırlıyor musunuz? Gerçeklikten çok uzak bu hedeflere göre; Türkiye’de milli gelir 2 trilyon dolar, kişi başı yıllık gelir 25 bin dolar, ihracat ise 500 milyar dolar, turizm gelirleri 50 milyar dolar olacak, işsizlik de yüzde 5’e inecekti. Bu hedeflerin yarısına bile ulaşabilmiş değiliz. Ak Parti’nin bu hedefleri belirlerken gerçeklerden nasıl uzaklaştığı çok açık. Bugün karşımızda; yüksek enflasyonu, döviz kurundaki büyük kayıpları olan, işsizliği, dış ticaret açığı ve cari açığı sürekli büyüyen temelleri sarsılmış bir ekonomi var. Bu sonuçları yaratan, yeni rejimde Cumhurbaşkanının kararnameler ve kararlar yoluyla TBMM’den daha güçlü bir konumda olması. Yani tek adam sistemi.
2018’den bugüne dek ilk kabineden tam sekiz bakan değişti. İlginç olan bu sekiz bakanın altısının ekonomiyle ilişkili olması. Yine bu dönemde üç Merkez Bankası Başkanı, Cumhurbaşkanı tarafından kararname ile görevlerinden alındı. Ekonomist Barış Soydan; Ali Babacan, Mehmet Şimşek gibi görece bağımsız karar alan ekonomiden sorumlu bakanların yerlerini, önce Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’a, sonra düşük profilli bakanlara bırakmasının altını çiziyor ve ekliyor; “Böylece ekonomi de başkana bağlandı.” Peki, sonuç ne oldu? Bu sorunun cevabını“Başkanlık Sisteminin” bilançosunda görüyoruz. Enflasyon patladı ve son 20 yılın doruğuna çıktı, dolar 15 liraya yükseldi, kişi başına gelir 8 bin dolara indi, işsizlik arttı, dış ticaret açığı, cari açık sürdürülemez boyutlara ulaştı ve yabancı yatırımcı Türkiye’den kaçtı.
Bu dönemde başta Merkez Bankası olmak üzere, birçok kurumun başkanı ve yardımcıları ile çok sayıda bürokrat görevlerinden alındı. TÜİK gerçeklikten uzak açıklamalarıyla güvenilirliğini tümüyle yitirdi. TÜİK’te son bir yılda tam üç kez başkan değişti. Yeni dönemde bürokratların görev yapamamasına rağmen, yanlışların onların üzerine yıkılması çok düşündürücü. Yapısal reformlar yapılmıyor, hatta gündeme bile gelmiyor. Sürekli ortaya atılan yeni ekonomi programları var, enflasyonla mücadeleden söz ediliyor, yeni büyüme modelleri dile getiriliyor, ancak bunların hiç birisinin bir karşılığı yok. Prof. Yeldan bütün bunların bir propaganda malzemesi olduğunu ve aslında arka plandaki rant kurgusunun göz ardı edilmek istendiğini özellikle vurguluyor. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin Türkiye’ye maliyeti çok yüksek oldu. Ekonomik istikrar sarsılmış durumda, yıkılan ekonomi yüksek enflasyon yarattı ve Hiper enflasyon kaçınılmaz görünüyor.
Bu arada emeklilerin bayram ikramiyesi1.100 lirada kaldı. Bunun mantıklı bir açıklaması yok. Resmen insanların gururuyla oynandı. Ak Parti aylardır düzenleme yapılacağına dair kamuoyunda bir beklenti oluşturmuştu. Hatta 2000- 2500 lira gibi rakamlar telaffuz edildi ve insanları beklentiye soktular. Dar gelirli emekliler bayram ikramiyesini, başta elektrik, doğal gaz ve kredi kart olmak üzere borçlarını ödemek için bekliyorlardı. Hazin olan; Ak Parti’nin, enflasyon karşısında yüzde 70 değer kaybetmiş bayram ikramiyesini hiç arttırmazken, “Kur Korumalı” mevduata para yatıran 800 bin hesap sahibine hazineden 300 milyar lira aktarması. Vatandaşın ne denli zor durumda olduğunu anlamak için Bankalar Birliğinin verilerine bakalım. 2021 ile 2022yıllarının sadece Ocak ve şubat aylarında bireysel kredi ve kredi kartı borçlarını ödeyemediğinden yasal takibe intikal etmiş vatandaş sayısı 132 binden 367 bine yükseldi. Durum vahim, ancak devlet de vatandaş gibi borçlu. MB verilerine göre; 1 yıl içinde ödememiz gereken dış borç miktarı, 2022 Ocak sonu itibarıyla 173,7 milyar dolar ve kasada eksi 55 milyar dolar var. Yani para yok, borç var. Dahası, bugüne dek tam 145 milyar doları dövizi baskılamak için harcadık ve harcamaya devam ediyoruz. Ekonomi yönetimi; yollara, köprülere, şehir hastanelerine ve KKM sahiplerine döviz bazında garantili ödemelerini rahatlıkla yaparken, borç içindeki vatandaşına bayram ikramiyesini, enflasyon oranında bile artırmadan vermeyi içine sindirebiliyor. Referandum öncesinde Ak Parti “Söz de karar da milletin” diyordu. Sormak istiyorum. Bu kararlar milletin kararı mı?
Türkiye’nin yeni rejim sayesinde, dünyanın en büyük ilk 10 ülke arasında yer alacağı iddia ediliyordu. Bugün ise bırakın ilk 10 ekonomi arasında yer almayı, yer aldığımız en büyük 20 ekonomi arasından bile çıkmak üzereyiz. Makro ekonomik göstergeler dramatik biçimde düşüşte. Her alanda başarısızlıklarla dolu ve toplumsal maliyeti çok yüksek bir deney yaşadık. Ak Parti sonuçları doğru okumaz ve derhal politika değişikliğine gitmezse sorunlar aratarak devam edecek. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Başarısızlığın; Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden kaynaklandığını herkesin bilmesi gerek. Çünkü sistemde denge ve denetleme mekanizmaları yok. Uyarılara rağmen referandumda “Evet” oyu verenler vatandaşlarımız ya geleceği hiç öngöremediğinden ya da hiç sorgulamadığından körü körüne oy verdiler. Ancak inanıyorum ki, hiçbirinin hayali bugün karşımıza çıkan tablo değildi. Çünkü bu dönemde hep birlikte kaybettik, bütün Türkiye kaybetti.
Tuygan ÇALIKOĞLU
