Tuygan Çalıkoğlu
Köşe Yazarı
Tuygan Çalıkoğlu
 

AK Parti’nin “Gerçek Ötesi” Siyaseti

Türkiye, hala 20 Aralık gecesi yaşanan akıl almaz operasyonu tartışıyor. Milyarlarca doların kuru baskılamak için, bir gecede nasıl harcandığını yetkin kişilerden öğrendik. Doların spekülatif olarak 18 liraya yükseltilmesinin bir şekilde durdurulması gerekliydi. Aksi takdirde; fiyatlama durma noktasına gelir, sonunda ne sistem, ne üretim ne de ticaret kalırdı. Ancak pek çok ekonomistin ifade ettiği gibi; hükümetin önerdiği “1970 model kur endeksli TL” mevduatın soruna çözüm getirmesi ve sürdürülebilirliği yok. Hükümet, doların anormal yükselişinin bir süreliğine durmasını sağladığından dolayı, çok ihtiyacı olan bir kaç aylık zaman kazandı. Hepsi bu kadar.   Ak Parti’nin enflasyon sorununa gerçek çözüm bulmadan, dolarizasyonu bu ürünle durdurması mümkün değil. Enflasyon, TUİK’in artık kimsenin inanmadığı rakamla Kasım ayında yüzde 22’lerdeyken, siz faizleri daha da aşağıya çekerek yüzde 14’e indiriyorsunuz. Yani bankaya tasarrufunu koyan vatandaşa, eksi faiz verdiğiniz halde, dolara geçmemesini ve yatırımını TL olarak tutmasını istiyorsunuz. Bu olacak iş değil. Dahası, faizleri indirmeye devam edeceğinizi söylüyorsunuz. İşte Ak Parti’nin tercihi olan bu ekonomi politikası, doları çığırından çıkartarak 18 liraya yükseltti. Hükümet; bankalardan gelen öneriler doğrultusunda, yükü hazineye bindirerek kur endeksli TL mevduat hesabı önerdi. Hazinenin parası vatandaştan, onun vergilerinden geliyor. Hukuki zemini olmaması bir yana, hazinede bu zararı kapatmak için para var mı? Yok. O zaman hükümet, devlet adına verdiği sözünü nasıl yerine getirecek? MB’nin karşılıksız basacağı paralarla. Ak Parti iktidarı döneminde MB rezervlerinde 128 miyar dolar kaybolmuş, Hazine de 2,2 trilyon lira borçlanmış durumda. Kendisinden önceki 80 yılın tam 7 katı. MB sürekli para basıyor; M1 Para arzı 2020 Mart ayında 782 milyar TL idi. 3 Aralık 2021’de 2 trilyon TL’ye yükseldi. Artış tam yüzde 158. Özetle hükümet zor durumda ve çözüm arıyor, ancak çare diye sunduğu çare değil. Geçmişte Turgut Özal’ın, hazineye büyük bedeller ödettikten sonra itiraf ettiği gibi, bu “1970 model dövize endeksli TL mevduat hesabı” asla bir daha gündeme gelmemeliydi. Hükümet aslında her şeyin farkında. İçinde pek çok çelişki barındıran, uygulamada devasa sorunlar çıkaracak bu ürünü bu nedenle “bir defalık” olarak sundu. Bu arada vatandaş sağduyulu ve ürüne çok temkinli yaklaşıyor. Bugüne dek mevduat sahiplerinin döviz hesaplarında kayda değer bir azalma olmadı. Zaten enflasyonu dikkate alan bir kişinin, ürünü çekici bulması imkânsız. Kaldı ki,biz bu enflasyonu önümüzdeki aylarda mumla arayacağız. Çarşı, pazarda fiyatların gerilediği yok. Hükümet tepki vereceğine, önce enerji fiyatlarını indirmesi gerek. Üretici enflasyonu öylesine yüksek ki, eski fiyatlara dönmek artık bir hayal.   Peki, Ak Parti’nin bu hamlesi ne anlama geliyor? Dünyada bir süredir yürütülen ve birçok ülkede seçim kazandıran “Gerçek Ötesi” (Post- True) diye tanımlanan bir siyaset anlayışı var. Bu siyaset anlayışında gerçeğin bir önemi yok. Politikacılar başarı için topluma neyi inandırmak istiyorlarsa onu söylüyor ve kabul ettiriyorlar. Gerçeğe uymasa da sorun değil, çünkü gerçekleri ciddiye almıyorlar. Bu siyaset anlayışında tek bir hedef var; insanların duygu ve inançlarını hedefler doğrultusunda şekillendirmek. Bu süreçte yalan yaygınlaşıyor, dürüstlük değer kaybediyor. Başarı için, aklın yerini duygular ve inanışlar alıyor. Gerçek ötesi siyaset, gerçeği yadsımayı, değersizleştirmeyi ve önemsizleştirmeyi öngörüyor. Bu yolla gerçek göz ardı ediliyor, üzeri yalanla örtülüyor, önyargılar güçlendiriliyor. Önyargılar bizi yanlışa düşüren, sorgulamadan kabullendiğimiz düşmanlarımız. Bu süreçte kitleleri manipüle etmek için özellikle öfke ve nefret duygusu kullanılıyor. Gerçek ötesi tercih; sorgulamayan, düşünmeyen toplumlar için ciddi bir tehdit. Gerçek ötesi tercihler kişiye zarar verebiliyor, onları yanlış yola sokabiliyor, kandırabiliyor. Bu süreçte büyük düş kırıklıklarının çıkması ciddi bir olasılık. Ancak asıl zarar, çoğunluğun bu tercihi yapmasında. İşte o zaman sorun toplumsallaşıyor ve ortaya devasa sorunlar çıkabiliyor. Unutmamalıyız ki, gerçek çok önemlidir, çünkü gerçek var olandır. Gerçekten koparak, uzaklaşarak, gerçeği dikkate almayarak yaşayamayız. Gerçek ötesi siyasetin hayat bulacağı toplumlar, cehaletin yüksek olduğu toplumlar. Bu toplumları yöneten siyasetçilerin gerçek üstü tercihleri ise, sadece ekonomik, sosyal ve kültürel kayıplar yaratır. Ak Parti oylarının eridiğini görerek son bir hamle ile sadece kaybettiği seçmeni yeniden kazanma peşinde. Metropol son araştırmasında Ak Parti’nin kaybettiği seçmeni yüzde 12 olarak açıkladı. Bu seçmen grubu ekonomik nedenlerle AK Parti’den koptu, ancak başka bir yere gitmiş değil. Prof. Özer Sencer Ak Parti’nin yarattığı bu algı ile kaybettiği seçmeninin yarısını tekrar kazanabilmesinin mümkün olduğunu söylüyor. Bence haklı. Türkiye’de çoğunluk ekonomiyi, dolar kuruna bakarak değerlendiriyor; “dolar yükseliyorsa işler kötü, iniyorsa iyi”. Bu işler bu kadar basit değil. Ak Parti şimdi durumu test ediyor; çok kısa zamanda seçim kararı alacak bir iklimin oluştuğunu görürse, yani çözüm için ileri sürdükleri kur endeksli TL mevduatına halkımız ilgi gösterir ve dövizlerini bozarsa, Türkiye seçime gidecektir. Aksi takdirde yepyeni bir gündem bizi bekleyecek ve bu “sihirli” mevduat ürünü daha hayata geçmeden tarih olacaktır.   Peki, böylesine yüksek bir dolarizasyon karşısında Türkiye ne yapmalı? Dünyadaki gelişmeleri görmesi, anlaması, yeni bir strateji geliştirerek dönüşümünü gerçekleştirmesi gerek. Erken sanayileşmiş ülkelerde neler oluyor? Fabrikalar kapanıyor, üretimler işgücünün düşük olduğu Çin, Vietnam, Bangladeş gibi ülkelere kayıyor. Gelişmiş ülkeler tümüyle bilgi ekonomisine ve onun katma değeri yüksek ürünlerine yönelmiş durumdalar. Tabi ki, kapanan fabrikalardan dolayı yaşanan sorunları var ve bunu MB’ları para basarak karşılamaya çalışıyorlar. Bilmemiz gereken iki önemli nokta var: Birincisi dünyanın finans siteminin çöküyor olması. ABD’nin 1971’den beri karşılıksız bastığı dolarlarla, bugünkü finansal sistem tıkandı ve artık sürdürülebilirliği kalmadı. Yürürlükteki kısmi rezerv bankacılığı inanılmaz bir borç oluşturuyor. Ne ülkelerin, ne kuruluşların ne de hane halkının borçlarını ödeme şansı var. Dünyada başlamış olan finansal sistemin yıkılış sürecinde neler yaşanacağını hep birlikte göreceğiz. Bir laboratuar üretimi olan Cavit 19 ve varyantlarının da, yeni finansal sistemi hayata geçirmek için geliştirildiğini unutmayalım.Yeni sistemde devletlerin iradi paraları olmayacak. Bu nedenle MB rezervlerinde; dolar yerini altın, gümüş gibi sınırlı metallere ve bitcoin gibi sınırlı sayıda kripto paralara bırakmak zorunda. İkincisi“merkeziyetsizliğin” öne çıkıyor olması. Bunu sağlayan blok chain (blok zincir) teknolojisi. Bilgi ekonomisinin önünü bu teknoloji açıyor. Yani çift kayıt sorununu çözmek için merkezi bir sunucuya ihtiyaç yok. Banka ya da hükümet gibi üçüncü kişilere gerek olmaksızın, para, mülk, sözleşmelerin güvenli transferleri yapılabiliyor. Veriyi bir kez blok zincire işlemek yeterli, sonrasında değiştirmek neredeyse imkânsız. Bu teknolojiyi, gıda, ekonomi, emlak, eğitim, hukuk, siyaset gibi yaşamın her yanında kullanmak mümkün. Ekonomist Erkan Öz bu konuyu Türkiye’de en iyi işleyen kişilerin başında geliyor ve kripto paralar konusunda çok çarpıcı örnekler veriyor. Daha 11 yıl önce ortaya çıkan bitcoin 7 cent olan değerini bugün düşme sürecinde bile 50.000 dolar seviyesine getirmiş durumda. Değeri 700 bin kat arttı. Geleceğini tahmin etmek mümkün değil. Etherium da öyle; 75 cent 4 yılda tam 4.000 dolarlık değere ulaşarak 5 bin 300 kat arttı. Erkan Öz soruyor; “Bu denli katma değeri yaratan başka bir sektör var mı?”. Altın ve gümüş gibi sınırlı varlıkların da doların yerini alması gerekiyor. Altın – dolar rasyosuna bakarsak, altının en az 20 kat daha değerleneceğini görebiliriz. Gümüş de farklı değil. Ekonomi yönetimi bu gerçekler ışığında adımlar atmak ve rezervlerindeki doları bu sınırlı metal ve kripto paralarla değiştirmek zorunda. Aksi takdirde, 20 Aralık gecesi yaşanan olayları daha çok görürüz. Özetle, dolar indi diye sevinmek, hele hele horon tepmek akla ziyan bir gösteri. İnsanlarımız aidiyet duygusuyla hareket ediyor, olayları sorgulamıyor. Bu onların hatası değil. Çünkü temel eğitimde sorgulayan, itiraz eden çocuklar yetiştirmiyoruz.   Bilgi ekonomisine geçmek için blok zincir teknolojisine yatırım yapmak, onu yaşamın her alanında hayata geçirmek gerekiyor. Acilen “kripto para yasası” çıkartılmalı, blok zincir “finans siteminde” yer almalı, üniversitelerde öğrenim programlarına fakülte düzeyinde girmeli. Bugün var olan mesleklerin yüzde 90’ı yakında kaybolacak. Yapay zekâ bu işleri yüksek algoritmalar kullanarak yapacak. Gelecek blok zincir teknolojisine yatırım yapmaktan geçiyor. Türkiye’nin bunu ıskalamaması lazım. Gençleri bu alana teşvik etmeliyiz. Bugün, blok zincir teknolojisini kullanabilen bir genç, ayda 5- 10 bin doları internet üzerinden rahatlıkla kazanabiliyor. Üstelik evden çalışarak.   Sonuç olarak; enflasyonu düşürmeden faizleri indiremezsiniz. Borç ya da emanet paralarla düşürseniz bile kalıcı olmaz, tekrar aynı noktaya dönersiniz. Buna karşı çıkmak iktisat bilimine karşı çıkmak demektir. Üretmek için ithalata mahkûm olduğumuzu unutmamalıyız. Ayrıca üretimimiz içinde katma değeri yüksek ürünlerin payı sadece yüzde 3 iken Çin’in yüzde 30.Türkiye’nin bu üretim tarzıyla gelişmesi,  zenginleşmesi mümkün değil. Ayrıca, hukukun üstünlüğünü ve yargı bağımsızlığını tesis etmeden, gerekli yapısal reformları yapmadan ve en önemlisi halkımızı kutuplaştırmayı sonlandırmadan ne yapsanız fayda yok. Sadece yoksulluğu daha da artırmış olursunuz. Bu işin ekonomik boyutu; bir de bunun çok tehlikeli psikolojik ve sosyolojik boyutu var. Ülkeyi böyle bir notaya getirmeye hiç kimsenin hakkı yok. Herkes sağduyulu olmak zorunda. Düşmanca duyguları bir yana bırakarak yeryüzü aklıyla, bilimin gösterdiği yolda hızlı adımlar atmak şart. Çünkü başka çare yok.   Tuygan ÇALIKOĞLU   Not; Siyasetin, seçmeni manipüle ederek seçim kazanmak için uyguladığı stratejilerle ilgili olarak, Siyasal İletişim ve Politik Psikoloji, Kitlesel Hipnoz ve Gerçek Ötesi konularında daha kapsamlı okumalar için aşağıdaki kitaplarımdan faydalanabilirsiniz.   •             Recep Tayyip Erdoğan USTALIK DÖNEMİ, Tuygan ÇALIKOĞLU, Yol Akademi Yayınları •             RUHSUZLUK, Tuygan ÇALIKOĞLU, Yol Akademi Yayınları
Ekleme Tarihi: 27 Aralık 2025 -Cumartesi

AK Parti’nin “Gerçek Ötesi” Siyaseti

Türkiye, hala 20 Aralık gecesi yaşanan akıl almaz operasyonu tartışıyor. Milyarlarca doların kuru baskılamak için, bir gecede nasıl harcandığını yetkin kişilerden öğrendik. Doların spekülatif olarak 18 liraya yükseltilmesinin bir şekilde durdurulması gerekliydi. Aksi takdirde; fiyatlama durma noktasına gelir, sonunda ne sistem, ne üretim ne de ticaret kalırdı. Ancak pek çok ekonomistin ifade ettiği gibi; hükümetin önerdiği “1970 model kur endeksli TL” mevduatın soruna çözüm getirmesi ve sürdürülebilirliği yok. Hükümet, doların anormal yükselişinin bir süreliğine durmasını sağladığından dolayı, çok ihtiyacı olan bir kaç aylık zaman kazandı. Hepsi bu kadar.

 

Ak Parti’nin enflasyon sorununa gerçek çözüm bulmadan, dolarizasyonu bu ürünle durdurması mümkün değil. Enflasyon, TUİK’in artık kimsenin inanmadığı rakamla Kasım ayında yüzde 22’lerdeyken, siz faizleri daha da aşağıya çekerek yüzde 14’e indiriyorsunuz. Yani bankaya tasarrufunu koyan vatandaşa, eksi faiz verdiğiniz halde, dolara geçmemesini ve yatırımını TL olarak tutmasını istiyorsunuz. Bu olacak iş değil. Dahası, faizleri indirmeye devam edeceğinizi söylüyorsunuz. İşte Ak Parti’nin tercihi olan bu ekonomi politikası, doları çığırından çıkartarak 18 liraya yükseltti. Hükümet; bankalardan gelen öneriler doğrultusunda, yükü hazineye bindirerek kur endeksli TL mevduat hesabı önerdi. Hazinenin parası vatandaştan, onun vergilerinden geliyor. Hukuki zemini olmaması bir yana, hazinede bu zararı kapatmak için para var mı? Yok. O zaman hükümet, devlet adına verdiği sözünü nasıl yerine getirecek? MB’nin karşılıksız basacağı paralarla. Ak Parti iktidarı döneminde MB rezervlerinde 128 miyar dolar kaybolmuş, Hazine de 2,2 trilyon lira borçlanmış durumda. Kendisinden önceki 80 yılın tam 7 katı. MB sürekli para basıyor; M1 Para arzı 2020 Mart ayında 782 milyar TL idi. 3 Aralık 2021’de 2 trilyon TL’ye yükseldi. Artış tam yüzde 158. Özetle hükümet zor durumda ve çözüm arıyor, ancak çare diye sunduğu çare değil. Geçmişte Turgut Özal’ın, hazineye büyük bedeller ödettikten sonra itiraf ettiği gibi, bu “1970 model dövize endeksli TL mevduat hesabı” asla bir daha gündeme gelmemeliydi. Hükümet aslında her şeyin farkında. İçinde pek çok çelişki barındıran, uygulamada devasa sorunlar çıkaracak bu ürünü bu nedenle “bir defalık” olarak sundu. Bu arada vatandaş sağduyulu ve ürüne çok temkinli yaklaşıyor. Bugüne dek mevduat sahiplerinin döviz hesaplarında kayda değer bir azalma olmadı. Zaten enflasyonu dikkate alan bir kişinin, ürünü çekici bulması imkânsız. Kaldı ki,biz bu enflasyonu önümüzdeki aylarda mumla arayacağız. Çarşı, pazarda fiyatların gerilediği yok. Hükümet tepki vereceğine, önce enerji fiyatlarını indirmesi gerek. Üretici enflasyonu öylesine yüksek ki, eski fiyatlara dönmek artık bir hayal.

 

Peki, Ak Parti’nin bu hamlesi ne anlama geliyor? Dünyada bir süredir yürütülen ve birçok ülkede seçim kazandıran “Gerçek Ötesi” (Post- True) diye tanımlanan bir siyaset anlayışı var. Bu siyaset anlayışında gerçeğin bir önemi yok. Politikacılar başarı için topluma neyi inandırmak istiyorlarsa onu söylüyor ve kabul ettiriyorlar. Gerçeğe uymasa da sorun değil, çünkü gerçekleri ciddiye almıyorlar. Bu siyaset anlayışında tek bir hedef var; insanların duygu ve inançlarını hedefler doğrultusunda şekillendirmek. Bu süreçte yalan yaygınlaşıyor, dürüstlük değer kaybediyor. Başarı için, aklın yerini duygular ve inanışlar alıyor. Gerçek ötesi siyaset, gerçeği yadsımayı, değersizleştirmeyi ve önemsizleştirmeyi öngörüyor. Bu yolla gerçek göz ardı ediliyor, üzeri yalanla örtülüyor, önyargılar güçlendiriliyor. Önyargılar bizi yanlışa düşüren, sorgulamadan kabullendiğimiz düşmanlarımız. Bu süreçte kitleleri manipüle etmek için özellikle öfke ve nefret duygusu kullanılıyor. Gerçek ötesi tercih; sorgulamayan, düşünmeyen toplumlar için ciddi bir tehdit. Gerçek ötesi tercihler kişiye zarar verebiliyor, onları yanlış yola sokabiliyor, kandırabiliyor. Bu süreçte büyük düş kırıklıklarının çıkması ciddi bir olasılık. Ancak asıl zarar, çoğunluğun bu tercihi yapmasında. İşte o zaman sorun toplumsallaşıyor ve ortaya devasa sorunlar çıkabiliyor. Unutmamalıyız ki, gerçek çok önemlidir, çünkü gerçek var olandır. Gerçekten koparak, uzaklaşarak, gerçeği dikkate almayarak yaşayamayız. Gerçek ötesi siyasetin hayat bulacağı toplumlar, cehaletin yüksek olduğu toplumlar. Bu toplumları yöneten siyasetçilerin gerçek üstü tercihleri ise, sadece ekonomik, sosyal ve kültürel kayıplar yaratır.

Ak Parti oylarının eridiğini görerek son bir hamle ile sadece kaybettiği seçmeni yeniden kazanma peşinde. Metropol son araştırmasında Ak Parti’nin kaybettiği seçmeni yüzde 12 olarak açıkladı. Bu seçmen grubu ekonomik nedenlerle AK Parti’den koptu, ancak başka bir yere gitmiş değil. Prof. Özer Sencer Ak Parti’nin yarattığı bu algı ile kaybettiği seçmeninin yarısını tekrar kazanabilmesinin mümkün olduğunu söylüyor. Bence haklı. Türkiye’de çoğunluk ekonomiyi, dolar kuruna bakarak değerlendiriyor; “dolar yükseliyorsa işler kötü, iniyorsa iyi”. Bu işler bu kadar basit değil. Ak Parti şimdi durumu test ediyor; çok kısa zamanda seçim kararı alacak bir iklimin oluştuğunu görürse, yani çözüm için ileri sürdükleri kur endeksli TL mevduatına halkımız ilgi gösterir ve dövizlerini bozarsa, Türkiye seçime gidecektir. Aksi takdirde yepyeni bir gündem bizi bekleyecek ve bu “sihirli” mevduat ürünü daha hayata geçmeden tarih olacaktır.

 

Peki, böylesine yüksek bir dolarizasyon karşısında Türkiye ne yapmalı? Dünyadaki gelişmeleri görmesi, anlaması, yeni bir strateji geliştirerek dönüşümünü gerçekleştirmesi gerek. Erken sanayileşmiş ülkelerde neler oluyor? Fabrikalar kapanıyor, üretimler işgücünün düşük olduğu Çin, Vietnam, Bangladeş gibi ülkelere kayıyor. Gelişmiş ülkeler tümüyle bilgi ekonomisine ve onun katma değeri yüksek ürünlerine yönelmiş durumdalar. Tabi ki, kapanan fabrikalardan dolayı yaşanan sorunları var ve bunu MB’ları para basarak karşılamaya çalışıyorlar. Bilmemiz gereken iki önemli nokta var: Birincisi dünyanın finans siteminin çöküyor olması. ABD’nin 1971’den beri karşılıksız bastığı dolarlarla, bugünkü finansal sistem tıkandı ve artık sürdürülebilirliği kalmadı. Yürürlükteki kısmi rezerv bankacılığı inanılmaz bir borç oluşturuyor. Ne ülkelerin, ne kuruluşların ne de hane halkının borçlarını ödeme şansı var. Dünyada başlamış olan finansal sistemin yıkılış sürecinde neler yaşanacağını hep birlikte göreceğiz. Bir laboratuar üretimi olan Cavit 19 ve varyantlarının da, yeni finansal sistemi hayata geçirmek için geliştirildiğini unutmayalım.Yeni sistemde devletlerin iradi paraları olmayacak. Bu nedenle MB rezervlerinde; dolar yerini altın, gümüş gibi sınırlı metallere ve bitcoin gibi sınırlı sayıda kripto paralara bırakmak zorunda. İkincisi“merkeziyetsizliğin” öne çıkıyor olması. Bunu sağlayan blok chain (blok zincir) teknolojisi. Bilgi ekonomisinin önünü bu teknoloji açıyor. Yani çift kayıt sorununu çözmek için merkezi bir sunucuya ihtiyaç yok. Banka ya da hükümet gibi üçüncü kişilere gerek olmaksızın, para, mülk, sözleşmelerin güvenli transferleri yapılabiliyor. Veriyi bir kez blok zincire işlemek yeterli, sonrasında değiştirmek neredeyse imkânsız. Bu teknolojiyi, gıda, ekonomi, emlak, eğitim, hukuk, siyaset gibi yaşamın her yanında kullanmak mümkün. Ekonomist Erkan Öz bu konuyu Türkiye’de en iyi işleyen kişilerin başında geliyor ve kripto paralar konusunda çok çarpıcı örnekler veriyor. Daha 11 yıl önce ortaya çıkan bitcoin 7 cent olan değerini bugün düşme sürecinde bile 50.000 dolar seviyesine getirmiş durumda. Değeri 700 bin kat arttı. Geleceğini tahmin etmek mümkün değil. Etherium da öyle; 75 cent 4 yılda tam 4.000 dolarlık değere ulaşarak 5 bin 300 kat arttı. Erkan Öz soruyor; “Bu denli katma değeri yaratan başka bir sektör var mı?”. Altın ve gümüş gibi sınırlı varlıkların da doların yerini alması gerekiyor. Altın – dolar rasyosuna bakarsak, altının en az 20 kat daha değerleneceğini görebiliriz. Gümüş de farklı değil. Ekonomi yönetimi bu gerçekler ışığında adımlar atmak ve rezervlerindeki doları bu sınırlı metal ve kripto paralarla değiştirmek zorunda. Aksi takdirde, 20 Aralık gecesi yaşanan olayları daha çok görürüz. Özetle, dolar indi diye sevinmek, hele hele horon tepmek akla ziyan bir gösteri. İnsanlarımız aidiyet duygusuyla hareket ediyor, olayları sorgulamıyor. Bu onların hatası değil. Çünkü temel eğitimde sorgulayan, itiraz eden çocuklar yetiştirmiyoruz.

 

Bilgi ekonomisine geçmek için blok zincir teknolojisine yatırım yapmak, onu yaşamın her alanında hayata geçirmek gerekiyor. Acilen “kripto para yasası” çıkartılmalı, blok zincir “finans siteminde” yer almalı, üniversitelerde öğrenim programlarına fakülte düzeyinde girmeli. Bugün var olan mesleklerin yüzde 90’ı yakında kaybolacak. Yapay zekâ bu işleri yüksek algoritmalar kullanarak yapacak. Gelecek blok zincir teknolojisine yatırım yapmaktan geçiyor. Türkiye’nin bunu ıskalamaması lazım. Gençleri bu alana teşvik etmeliyiz. Bugün, blok zincir teknolojisini kullanabilen bir genç, ayda 5- 10 bin doları internet üzerinden rahatlıkla kazanabiliyor. Üstelik evden çalışarak.

 

Sonuç olarak; enflasyonu düşürmeden faizleri indiremezsiniz. Borç ya da emanet paralarla düşürseniz bile kalıcı olmaz, tekrar aynı noktaya dönersiniz. Buna karşı çıkmak iktisat bilimine karşı çıkmak demektir. Üretmek için ithalata mahkûm olduğumuzu unutmamalıyız. Ayrıca üretimimiz içinde katma değeri yüksek ürünlerin payı sadece yüzde 3 iken Çin’in yüzde 30.Türkiye’nin bu üretim tarzıyla gelişmesi,  zenginleşmesi mümkün değil. Ayrıca, hukukun üstünlüğünü ve yargı bağımsızlığını tesis etmeden, gerekli yapısal reformları yapmadan ve en önemlisi halkımızı kutuplaştırmayı sonlandırmadan ne yapsanız fayda yok. Sadece yoksulluğu daha da artırmış olursunuz. Bu işin ekonomik boyutu; bir de bunun çok tehlikeli psikolojik ve sosyolojik boyutu var. Ülkeyi böyle bir notaya getirmeye hiç kimsenin hakkı yok. Herkes sağduyulu olmak zorunda. Düşmanca duyguları bir yana bırakarak yeryüzü aklıyla, bilimin gösterdiği yolda hızlı adımlar atmak şart. Çünkü başka çare yok.

 

Tuygan ÇALIKOĞLU

 

Not; Siyasetin, seçmeni manipüle ederek seçim kazanmak için uyguladığı stratejilerle ilgili olarak, Siyasal İletişim ve Politik Psikoloji, Kitlesel Hipnoz ve Gerçek Ötesi konularında daha kapsamlı okumalar için aşağıdaki kitaplarımdan faydalanabilirsiniz.

 

•             Recep Tayyip Erdoğan USTALIK DÖNEMİ, Tuygan ÇALIKOĞLU, Yol Akademi Yayınları

•             RUHSUZLUK, Tuygan ÇALIKOĞLU, Yol Akademi Yayınları

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve canakkaleaynalipazar.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.