Tuygan Çalıkoğlu
Köşe Yazarı
Tuygan Çalıkoğlu
 

Ahlakın Tesisi İçin Hukuk Gerek

Ahlak yazılı olmayan kurallar sitemidir ve birlikte yaşam için uyulması gereken kuralları ifade eder. Toplum içinde yaşayan insanların, hem kendi hem de birbirleriyle olan davranışlarını düzenlemek için gerekli normlar ve değerler sistemidir. Amaç bireyin bir eylemde bulunurken, bir başka bir bireye ya da gruplara zarar vermemesini sağlamaktır. Zaman içinde“toplumun vicdanında” oluşur. Temel nitelikleri iyilik, doğruluk ve sorumluluktur. Ahlakın yok olması, anlamının kalmaması; krizlerin ve çatışmaların başlıca nedenleridir.   İnsan yaşam mücadelesi verirken son derece bencil davranan bir canlı. Sosyal bir varlık olarak yaşaması diğer insanlara bağlı olsa da, onlara “ahlaksız” olarak tanımlanacak davranışlar sergileyebiliyor. Ancak bencilliğin uzun vadede hiç bir getirisi yok. Bir arada yaşamak zorunda olan insan kurallara uymak zorunda, gelişmiş bir toplum için bu şart. Ayrıca bireysel çıkarların, toplumsal çıkarların üzerinde olmaması gerek. Aksi takdirde; gelişmekten, zenginleşmekten, uygarlıktan, mutlu ve huzurlu bir toplum olmaktan söz edemeyiz. Ekonomik gelişmeyi tarihsel süreçte ele alan Daron Acemoğlu ve James Robinson ünlü eserleri “Ulusların Düşüşü”nde, ahlakın çok önemli bir belirleyici olduğunu görürüz. Yazarlar, ahlaksızlığı kurumlaştıran ulusların nasıl yok olduklarını ve ekonomik başarının, dolayısıyla toplumsal refahın “bir arada yaşama hukukunun” kurumsallaşmasına bağlı olduğu somut örneklerle anlatırlar.   Gelirin paylaşımında yaşanan adaletsizlikler ve kaynaklara erişimin yarattığı sosyal eşitsizlikler sürdürülemez halde. Günümüzde milyarlarca insan barınma, beslenme ve üreme (cinsellik) gibi fizyolojik ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorluk çekiyor. Çaresizlik her geçen gün artıyor ve durum gerçekten vahim. Ancak küçük bir azınlık için yaşamak, hem de lüks içinde yaşamak hiç sorun değil. Bu insanlar da, elde ettikleri çeşitlilik ve seçenek bolluğunun sonucu olarak tatminsiz durumdalar. Dünyanın içinde bulunduğu bu kaos ortamında; belirsizlikler, doğruların göreceliliği, çeşitlilik, yaşamın hızı, bilgi ve işlem teknolojilerinin bildiğimiz yaşamı radikal değiştirmesi kafaları iyice karıştırmış durumda. Değer yargıları alt üst oldu, artık toplumsal normlar konusunda ortak bir kabul yok. Çok ciddi bir ahlaki çöküş yaşıyoruz. Toplum vicdanında ortak bir ahlak anlayışından söz etmek mümkün değil. Herkesin değerleri ele alışı farklı, kavraması farklı, algılaması farklı. İnsanlar ikilem içinde, tatmin arayışları bireysel ve duygusal alana kaymış durumda. Bu koşullarda bir arada yaşama ahlakının da yok olması kaçınılmaz.   Yapılan araştırmalar; hukukun üstünlüğüne dayalı, demokratik toplumlarda ahlaksızlığın azaldığını gösteriyor. Totaliter, otoriter sistemlerde ise, ahlaksızlığın her türlüsü sergileniyor. Ahlak, güvenin tesisinde çok önemli bir kavram. Günümüzde gelişmişlik düzeyi için, toplumu oluşturan bireylerin birbirlerine güveni, bir refah göstergesi olarak kabul ediliyor. “Dünya Değerler Araştırması” bu amaçla yapılıyor ve Türkiye birbirine güvenme açısından 58 ülke içinde, ne yazık ki 44. sırada. Nüfusumuzun sadece yüzde 11,6’sı insanlara güvendiğini söylüyor. Bu oran açık toplumlarda; örneğin Hollanda’da yüzde 66, İsveç’te yüzde 60, Almanya’da yüzde 44. Verilerin analizi, hukuk sisteminde ve gelir dağılımında ne denli büyük adaletsizliklerin olduğunu ortaya koyuyor.   Günümüzde hiçbir toplumun homojen bir yapısı yok. Ne bir ırkın, ne de bir dinin diğerlerinden yalıtılmış bir yaşam sürdürebilme şansı var. Geçmişin homojen toplumları tarihe karışmış durumda. Artık farklılıklarla bir arada yaşamak zorundayız. Bu nedenle bir arada yaşama ahlakını inşa etmemiz gerek. Çünkü toplumsal ahlakın hoyratça yok edildiğine her gün tanık oluyoruz. Ekonomik, sosyal, siyasal, ticari, sportif vs. yani yaşamın her alanında; çatışmalar, gerilimler var ve giderek tırmanıyor. Bunun anlamı; ahlakın temelini oluşturan iyilik, doğruluk ve sorumluluktan uzaklaşıyoruz demek. Sorunların özünde bir arada yaşama kurallarına saygılı olmamak yatıyor. Üzerinde çok düşünmemiz gereken vahim bir durum. Çoğulcu bir toplum olarak; daha iyi bir hayat için sinerji oluşturmamız gerekirken, henüz bir arada yaşama ahlakını bile tesis edebilmiş değiliz. Bunu başarmadan; birbirimizi ayrıştıran, kutuplaştıran siyasal dilin ve kültürün hegemonyasından kurtulmamızda mümkün değil. Mesele ahlakı tesis etmek ve kurumlaştırmak meselesi. Ahlak kavramının somut bir temele dayanmak zorunda olduğunu bilmek zorundayız. Harekete geçmedikten sonra erdemli bir niyetimizin olmasının bir anlamı yok. Peki, harekete geçmek için neler gerekli? Psikolog James Rest ahlaki davranışı dört aşamada ele alır ve birisinin bile eksikliğinin ahlaksızlığa yol açtığını söyler;   1.           Ahlaksızlığa karşı duyarlılık: Ahlaksızlığa tanık olunca ne yaparız? 2.           Ahlaki Bir Muhakeme: Neyin doğru neyin yanlış olduğuna yönelik ölçütlerimiz var mı? 3.           Ahlaki Motivasyon: Niyet ve bilgi gerekliliği. Görmezden mi gelmeli? Risk mi almalı? 4.           Ahlaki Eylem: Cesaret ve beceri gerekliliği. Kime şikâyet edilecek? Polise mi? Basına mı?   Ahlaki bir filozof olan Bernard Gert, ahlakın toplumsal boyutuna vurgu yapar. Ona göre ahlak kurumsal bir sistemdir ve bütün mantıklı insanların, diğer insanlarla olan ilişkilerini yönetmesine yardımcı olur. Gert “ahlakın özünü” oluşturan on temel ilkeyi şöyle sıralar; ÖLDÜRME/ ACIYA NEDEN OLMA/ SAKATLAMA/ ÖZGÜRLÜĞÜ YOK ETME/ HAZDAN MAHRUM ETME/ ALDATMA/ SÖZÜNÜ TUT/ HİLE YAPMA/  HUKUKA SAYGILI OL/ GÖREVİNİ YAP. Başta yöneticiler olmak üzere, günümüz insanının bu temel ilkelerden ne denli uzaklaştığını ibretle izliyoruz.   Ahlakı tesis etmek için temel ihtiyacımız, evrensel standartlarda bir hukuk sistemi. En basit bir örnekle ifade etmek için trafikteki davranışlarımızı ele alalım. Tam anlamıyla bir ahlak sorunu var karşımızda.  Çünkü ahlak herhangi bir dış yaptırım olmaksızın sergilediğimiz bir davranış ve kurallara uyma çabası. Dolayısıyla trafik kurallarına uymamak, ahlak kurallarına uymamak anlamına geliyor. Sorun öylesine büyük ki; trafik ahlakı üzerine konferanslar, yarışmalar düzenleniyor, psikiyatri uzmanlarının yanında ekonomistler de konuya ilgi gösteriyorlar. Ahlakın ekonomik gelişmenin temel bir parametresi olduğu söyleniyor ve ekonominin üçte birini oluşturan “ulaştırma” faaliyetlerinde yaşanan kaos için öneriler getiriliyor. Ekonomist Ege Cansen “Bir insanın ne denli ahlaklı ya da ahlaksız olduğunu en iyi şekilde gösteren test, bireylerin trafik içindeki davranışlarıdır. Çünkü trafik toplumsal bir olaydır.” diyor. Çok çarpıcı, çok doğru bir teşhis. Kural tanımazlık kuşkusuz salt trafikteki davranışlarla sınırlı değil.   Toplum olarak hedefimiz kötülükleri bertaraf etmek, her türlü ayrımcılığın önüne geçebilmek ve bir arada huzur içinde yaşayabilmek olmalı. Bu hedefe ulaşmak için; sevgi, saygı, hoşgörü, merhamet ve vicdan başta olmak üzere tüm ahlaki erdemleri yaşama geçirmemiz gerek. Bir arada yaşama ahlakını başka türlü tesis edemeyiz. Ancak bunları gerçekleştirmek için insanı eğitmek asla yeterli değil. Temel nitelikleri iyilik, doğruluk ve sorumluluk olan ahlakı tesis etmek, tek başına eğitimle olacak bir iş değil. Evrensel normlara dayalı bir hukuk sistemine sahip olmamız ve bireysel hak ve özgürlükleri güvence altına almamız şart. Çünkü ahlakı tesis etme sürecinde; niyetimiz, bilgimiz ve bunları sergileyecek cesaretimiz de olsa; eylem düzeyinde toplumsal desteğe ve bize sahip çıkacak bir hukuk sistemine ihtiyacımız var. Çünkü ahlakın olmadığı yerde kanun işe yaramaz. Aksi takdirde; yaşamın her alanına yayılmış ve ekonomik gelişmenin önündeki en büyük engel olan ahlaksızlığı aşmayı beklemek, hayalcilikten başka bir şey değil.   Tuygan ÇALIKOĞLU  
Ekleme Tarihi: 27 Aralık 2025 -Cumartesi

Ahlakın Tesisi İçin Hukuk Gerek

Ahlak yazılı olmayan kurallar sitemidir ve birlikte yaşam için uyulması gereken kuralları ifade eder. Toplum içinde yaşayan insanların, hem kendi hem de birbirleriyle olan davranışlarını düzenlemek için gerekli normlar ve değerler sistemidir. Amaç bireyin bir eylemde bulunurken, bir başka bir bireye ya da gruplara zarar vermemesini sağlamaktır. Zaman içinde“toplumun vicdanında” oluşur. Temel nitelikleri iyilik, doğruluk ve sorumluluktur. Ahlakın yok olması, anlamının kalmaması; krizlerin ve çatışmaların başlıca nedenleridir.

 

İnsan yaşam mücadelesi verirken son derece bencil davranan bir canlı. Sosyal bir varlık olarak yaşaması diğer insanlara bağlı olsa da, onlara “ahlaksız” olarak tanımlanacak davranışlar sergileyebiliyor. Ancak bencilliğin uzun vadede hiç bir getirisi yok. Bir arada yaşamak zorunda olan insan kurallara uymak zorunda, gelişmiş bir toplum için bu şart. Ayrıca bireysel çıkarların, toplumsal çıkarların üzerinde olmaması gerek. Aksi takdirde; gelişmekten, zenginleşmekten, uygarlıktan, mutlu ve huzurlu bir toplum olmaktan söz edemeyiz. Ekonomik gelişmeyi tarihsel süreçte ele alan Daron Acemoğlu ve James Robinson ünlü eserleri “Ulusların Düşüşü”nde, ahlakın çok önemli bir belirleyici olduğunu görürüz. Yazarlar, ahlaksızlığı kurumlaştıran ulusların nasıl yok olduklarını ve ekonomik başarının, dolayısıyla toplumsal refahın “bir arada yaşama hukukunun” kurumsallaşmasına bağlı olduğu somut örneklerle anlatırlar.

 

Gelirin paylaşımında yaşanan adaletsizlikler ve kaynaklara erişimin yarattığı sosyal eşitsizlikler sürdürülemez halde. Günümüzde milyarlarca insan barınma, beslenme ve üreme (cinsellik) gibi fizyolojik ihtiyaçlarını bile karşılamakta zorluk çekiyor. Çaresizlik her geçen gün artıyor ve durum gerçekten vahim. Ancak küçük bir azınlık için yaşamak, hem de lüks içinde yaşamak hiç sorun değil. Bu insanlar da, elde ettikleri çeşitlilik ve seçenek bolluğunun sonucu olarak tatminsiz durumdalar. Dünyanın içinde bulunduğu bu kaos ortamında; belirsizlikler, doğruların göreceliliği, çeşitlilik, yaşamın hızı, bilgi ve işlem teknolojilerinin bildiğimiz yaşamı radikal değiştirmesi kafaları iyice karıştırmış durumda. Değer yargıları alt üst oldu, artık toplumsal normlar konusunda ortak bir kabul yok. Çok ciddi bir ahlaki çöküş yaşıyoruz. Toplum vicdanında ortak bir ahlak anlayışından söz etmek mümkün değil. Herkesin değerleri ele alışı farklı, kavraması farklı, algılaması farklı. İnsanlar ikilem içinde, tatmin arayışları bireysel ve duygusal alana kaymış durumda. Bu koşullarda bir arada yaşama ahlakının da yok olması kaçınılmaz.

 

Yapılan araştırmalar; hukukun üstünlüğüne dayalı, demokratik toplumlarda ahlaksızlığın azaldığını gösteriyor. Totaliter, otoriter sistemlerde ise, ahlaksızlığın her türlüsü sergileniyor. Ahlak, güvenin tesisinde çok önemli bir kavram. Günümüzde gelişmişlik düzeyi için, toplumu oluşturan bireylerin birbirlerine güveni, bir refah göstergesi olarak kabul ediliyor. “Dünya Değerler Araştırması” bu amaçla yapılıyor ve Türkiye birbirine güvenme açısından 58 ülke içinde, ne yazık ki 44. sırada. Nüfusumuzun sadece yüzde 11,6’sı insanlara güvendiğini söylüyor. Bu oran açık toplumlarda; örneğin Hollanda’da yüzde 66, İsveç’te yüzde 60, Almanya’da yüzde 44. Verilerin analizi, hukuk sisteminde ve gelir dağılımında ne denli büyük adaletsizliklerin olduğunu ortaya koyuyor.

 

Günümüzde hiçbir toplumun homojen bir yapısı yok. Ne bir ırkın, ne de bir dinin diğerlerinden yalıtılmış bir yaşam sürdürebilme şansı var. Geçmişin homojen toplumları tarihe karışmış durumda. Artık farklılıklarla bir arada yaşamak zorundayız. Bu nedenle bir arada yaşama ahlakını inşa etmemiz gerek. Çünkü toplumsal ahlakın hoyratça yok edildiğine her gün tanık oluyoruz. Ekonomik, sosyal, siyasal, ticari, sportif vs. yani yaşamın her alanında; çatışmalar, gerilimler var ve giderek tırmanıyor. Bunun anlamı; ahlakın temelini oluşturan iyilik, doğruluk ve sorumluluktan uzaklaşıyoruz demek. Sorunların özünde bir arada yaşama kurallarına saygılı olmamak yatıyor. Üzerinde çok düşünmemiz gereken vahim bir durum. Çoğulcu bir toplum olarak; daha iyi bir hayat için sinerji oluşturmamız gerekirken, henüz bir arada yaşama ahlakını bile tesis edebilmiş değiliz. Bunu başarmadan; birbirimizi ayrıştıran, kutuplaştıran siyasal dilin ve kültürün hegemonyasından kurtulmamızda mümkün değil.

Mesele ahlakı tesis etmek ve kurumlaştırmak meselesi. Ahlak kavramının somut bir temele dayanmak zorunda olduğunu bilmek zorundayız. Harekete geçmedikten sonra erdemli bir niyetimizin olmasının bir anlamı yok. Peki, harekete geçmek için neler gerekli? Psikolog James Rest ahlaki davranışı dört aşamada ele alır ve birisinin bile eksikliğinin ahlaksızlığa yol açtığını söyler;

 

1.           Ahlaksızlığa karşı duyarlılık: Ahlaksızlığa tanık olunca ne yaparız?

2.           Ahlaki Bir Muhakeme: Neyin doğru neyin yanlış olduğuna yönelik ölçütlerimiz var mı?

3.           Ahlaki Motivasyon: Niyet ve bilgi gerekliliği. Görmezden mi gelmeli? Risk mi almalı?

4.           Ahlaki Eylem: Cesaret ve beceri gerekliliği. Kime şikâyet edilecek? Polise mi? Basına mı?

 

Ahlaki bir filozof olan Bernard Gert, ahlakın toplumsal boyutuna vurgu yapar. Ona göre ahlak kurumsal bir sistemdir ve bütün mantıklı insanların, diğer insanlarla olan ilişkilerini yönetmesine yardımcı olur. Gert “ahlakın özünü” oluşturan on temel ilkeyi şöyle sıralar; ÖLDÜRME/ ACIYA NEDEN OLMA/ SAKATLAMA/ ÖZGÜRLÜĞÜ YOK ETME/ HAZDAN MAHRUM ETME/ ALDATMA/ SÖZÜNÜ TUT/ HİLE YAPMA/  HUKUKA SAYGILI OL/ GÖREVİNİ YAP. Başta yöneticiler olmak üzere, günümüz insanının bu temel ilkelerden ne denli uzaklaştığını ibretle izliyoruz.

 

Ahlakı tesis etmek için temel ihtiyacımız, evrensel standartlarda bir hukuk sistemi. En basit bir örnekle ifade etmek için trafikteki davranışlarımızı ele alalım. Tam anlamıyla bir ahlak sorunu var karşımızda.  Çünkü ahlak herhangi bir dış yaptırım olmaksızın sergilediğimiz bir davranış ve kurallara uyma çabası. Dolayısıyla trafik kurallarına uymamak, ahlak kurallarına uymamak anlamına geliyor. Sorun öylesine büyük ki; trafik ahlakı üzerine konferanslar, yarışmalar düzenleniyor, psikiyatri uzmanlarının yanında ekonomistler de konuya ilgi gösteriyorlar. Ahlakın ekonomik gelişmenin temel bir parametresi olduğu söyleniyor ve ekonominin üçte birini oluşturan “ulaştırma” faaliyetlerinde yaşanan kaos için öneriler getiriliyor. Ekonomist Ege Cansen “Bir insanın ne denli ahlaklı ya da ahlaksız olduğunu en iyi şekilde gösteren test, bireylerin trafik içindeki davranışlarıdır. Çünkü trafik toplumsal bir olaydır.” diyor. Çok çarpıcı, çok doğru bir teşhis. Kural tanımazlık kuşkusuz salt trafikteki davranışlarla sınırlı değil.

 

Toplum olarak hedefimiz kötülükleri bertaraf etmek, her türlü ayrımcılığın önüne geçebilmek ve bir arada huzur içinde yaşayabilmek olmalı. Bu hedefe ulaşmak için; sevgi, saygı, hoşgörü, merhamet ve vicdan başta olmak üzere tüm ahlaki erdemleri yaşama geçirmemiz gerek. Bir arada yaşama ahlakını başka türlü tesis edemeyiz. Ancak bunları gerçekleştirmek için insanı eğitmek asla yeterli değil. Temel nitelikleri iyilik, doğruluk ve sorumluluk olan ahlakı tesis etmek, tek başına eğitimle olacak bir iş değil. Evrensel normlara dayalı bir hukuk sistemine sahip olmamız ve bireysel hak ve özgürlükleri güvence altına almamız şart. Çünkü ahlakı tesis etme sürecinde; niyetimiz, bilgimiz ve bunları sergileyecek cesaretimiz de olsa; eylem düzeyinde toplumsal desteğe ve bize sahip çıkacak bir hukuk sistemine ihtiyacımız var. Çünkü ahlakın olmadığı yerde kanun işe yaramaz. Aksi takdirde; yaşamın her alanına yayılmış ve ekonomik gelişmenin önündeki en büyük engel olan ahlaksızlığı aşmayı beklemek, hayalcilikten başka bir şey değil.

 

Tuygan ÇALIKOĞLU

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve canakkaleaynalipazar.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.