Sokaklardan Doğan Kelimeler Ziyaretçilerle Buluşuyor
Sokaklardan Doğan Kelimeler Ziyaretçilerle Buluşuyor
Her kentin kendine özgü bir dili, sokaklarında dolaşan bir sözü, gündelik hayatın içinden süzülen bir anlatısı vardır. Çanakkale Kent Müzesi ve Arşivi, tam da bu kültürel zenginliği görünür kılmak amacıyla hazırladığı yeni sergiyle ziyaretçileri kentin hafızasında bir yolculuğa çıkarıyor.
Her kentin kendine özgü bir dili, sokaklarında dolaşan bir sözü, gündelik hayatın içinden süzülen bir anlatısı vardır. Çanakkale Kent Müzesi ve Arşivi, tam da bu kültürel zenginliği görünür kılmak amacıyla hazırladığı yeni sergiyle ziyaretçileri kentin hafızasında bir yolculuğa çıkarıyor.
Sergi, yalnızca kelimeleri değil; bu kelimelerin taşıdığı mizahı, hafızayı, kuşaklar arası ortak yaşam deneyimini ve Çanakkale’ye özgü yaşam kültürünü merkezine alıyor. Sokakta, kahvede, pazarda, vapur sırasında ya da sahilde edilen bir muhabbetin içinden filizlenen ifadeler, bu sergide kentin ruhunu yansıtan birer kültürel miras unsuru olarak yer alıyor.
Çanakkalelilerin kelimelerle kurduğu samimi, yaratıcı ve çoğu zaman esprili ilişkiyi aktaran çalışma, ziyaretçileri kentin belleğine kulak vermeye çağırıyor. Kent Müzesi, kelimelerin yalnızca bir iletişim aracı olmadığını; kimlik, aidiyet ve toplumsal hafızanın da güçlü bir taşıyıcısı olduğunu vurguluyor.
Sergi, kent sokaklarında dolaşan kelimeleri bir araya getirerek, Çanakkale’nin çok katmanlı yapısını ve gündelik yaşam dinamiklerini gözler önüne sermeyi hedefliyor. Ziyaretçilere ise bu sözlüğe kendi kelimelerini ve hikâyelerini ekleme fırsatı sunuluyor. Müze, serginin hazırlanmasındaki katkılarından dolayı Özgül Keloğlu’na teşekkürlerini iletti.
KENT LÜGATINDAN KELİMELER
Ağdırık: Dengesiz, eğik, bir yana devrik(yük)
“Eşek yan yan yörüyo, semeri ağdırık galmış.” (Eşeğin yükü dengesiz yüklenmiş, hayvan yan yan yürüyor.)
Ağnanmak: Hayvanların yere boydan boya yatıp toza toprağa bulanması
“Sıpayı bostana kim saldı? Ağnanıp duru. Maksül yerlede.” (Sıpanın bahçeye girmesine kim göz yumdu? Hayvan yerde yatıp yuvarlanmış. Mahsulü ezmiş.)
Appacık: Tertemiz, bembeyaz
“Carşafları derede tokaçladım appacık oldu.” (Çarşafları derede üstlerine tahta tokmakla vurarak yıkadım. Çarşaflar tertemiz oldu.)
Aretlik: Yakın arkadaş, dost, ahretlik
“Aretlimlen gına yakındık.” (En yakın arkadaşımla elimize kına yaktık.)
Arık: Zayıf, sıska, cılız
“Sıpa arık zati, ne ezcek bostanı.” (Sıpa zaten sıska, bostanı ezemez.)
Avkalamak: Örselemek, hırpalamak, ansızın altına almak. Karıştırmak, iyice karıştırmak, kabartmak.
“Kediyi avkalaman, cirbesini çıkadınız.” (Kediyi şiddetli ovuşturarak sevmeyin, hayvanın posasını çıkardınız.)
Ayink: Düğünlerde ya da başka zamanlarda yapılan eğlence
“Len bizim oğlan, devrisi gün Yenice'de ayink vamış.” (Bakar mısın bizim oğlan, öbür gün Yenice'de eğlence varmış.)
Bea: Bir çeşit noktalama işareti diyebiliriz
“Yeter bea. Napıyon bea? Hadi bea!”
Bici: Civciv
Boduç: Küp
“Hele va valık bocutu kim gırdı?” (Elde avuçta bir küpümüz vardı, onu kim kırdı?)
Büvelek: Sığırları rahatsız eden bir çeşit sinek, gübre sineği
“Büvelek gibi öpem de öpem of bea!” (Büvelek sineği gibi rahatsız edici şekilde öpeyim diye ısrar ediyorsun. Darlama!)
Büvet: Su birikintisi, gölcük, bataklık. Suyun önüne çekilen set, bent. Irmağın en derin yeri.
“Te orda dereyi büvet etmişle, bizim tarlala hep gurak.” (Uzakta derenin önüne set çekmişler, bizim tarlalar susuz kaldı.) (İkinci anlamıyla kullanılmıştır.)
Caba: Bahşiş
“Civler köyü muhtarı Salaga'dan çalgıcılara caba.” (Civler köyü muhtarı Salih Ağa'dan çalgıcılara bahşiş.)
Cacala: İnce dokunmuş kilim
“Fatmenge cacalayı gızken mi tokudun?” (Fatma Yenge, kilimi evlenmeden önce mi dokudun?)
Cimciklemek: Çimdiklemek.
“Gız lâfı aazından gaçırınca anası gızıın golunu cimcikledi.” (Kız lâfı ağzından kaçırınca annesi kızının kolunu çimdikledi.)
Cungu: Kümes hayvanlarının yavrusu, civciv
Gurk davık hollukta cungulamış. (Folluktaki gurk tavuğun civcivleri yumurtadan çıkmış.)
Çelermek: Sinirlenerek gözlerini açıp bağırmak
“Barenge gene dadalara çeleripduru.” (Bahriye Yenge yine çocuklara sinirlenmiş, bağırıyor.)
Çepel: Toz, saman, yoz tohumlarla karışık hububat.
Çıkı/Çıkın: Bohça. Eşyaları sarmak için kullanılan büyük bez parçası.
Dada: Bebek, bir aylıktan iki yaşına kadar olan çocuk
“Dadalaan uykusu geldi.” (Çocukların uykusu geldi.)
Dığan: Yağ tavası
“Kirbiti verive de dığanın altını yakam.” (Kibriti veriver de yağ tavasının altını yakayım.)
Dıngılmak: Yıkılmak, devrilmek, yuvarlanmak
“Saykı çok çalıştın da hemen dıngıldın.” (Sanki çok çalıştın da hemen uzanıp yattın.)
Dizeme: Bahçe ve tarla kenarındaki parmaklık, çit, tahta perde
“Hosman Aganın düvesi dizemeyi yıkdı geçdi namıssız.” (Osman Ağa'nın dişi sığırı bahçe çitini yıktı geçti.)
Dürü: Düğün hediyesi
“Ezine'ye gitcez de dürüye babıç, anteri, göynek alıp gelcez.” (Ezine'ye giderek düğün evine hediye olarak götüreceğimiz pabuç, entari, iç giysisini alıp geleceğiz.)
Encek/Enik: Kedi ve köpek yavrusu
“Toktur Beğ, dadalara enikleri afkalaman, kışkırman, anası dalar didim didim diğnetemedim.” (Doktor Bey, çocuklara köpek yavrularını sarsmayın, kovmayın annesi ısırır dedim dedim dinletemedim.)
Gandak: Yamaç bir tarlaya bırakılan suyun, toprağı götürmemesi için yapılan set
Gıdışım: Kardeşim
“Gıdışıııııım… Emme özelemişim ha.” (Kardeşiiiim… Seni amma çok özlemişim ha.)
Gobak: Topaç
“Ok ka uyunur mu vire! Gözleen gobak gobak olmuş.” (O kadar çok uyunur mu yahu? Uyumaktan gözlerin şişmiş, topaç gibi olmuş.)
Gödek: Lokma, yağlı ve kıymalı pide
“Fırına gödek attım çay guy da yiyem.” (Fırında gödek pişiyor, çayı koy da yiyelim.)
Gulü: Hindi
“Düyünde kaföre saçını yaptırmış bööle gulü gibi.” (Düğün için kuaförde saçını çok kabarık yaptırmış.)
Haranı: Tencere
“İnge, haranıya papara doradım senin gızanna da yisin.” (Yenge, çocuklarım için tenceredeki sütün içine ekmek doğradım, senin çocukların da yesin.)
Havut: Semerlere doldurulan ot
“Deveyi havuduyla yutmak yani yasal olmayan yollardan büyük yarar sağlamak, herkesin gözü önünde büyük hırsızlık yapmak bizim ülkemizde hiç rastlanmayan bir durumdur.”
Here/Hire: Sincap
“Bizim gozları here çalıpduru.” (Cevizlerimizi sincap çalıyor.)
Hışdınmak: Boş vermek, önem vermemek, aldırmamak
“Alantiri söndür, hışdınma.” (Elektiriği kapat, boş ver.)
Hışır: Olmamış, ham meyve (daha çok kavun, karpuz için)
“Depreş de hışırları düveleen önüne atıve.” (Kalk da ham meyveleri sığırların önüne at.)
Hinci/Hincik: Şimdi
- Muhtar Emmi nere gitti? (Muhtar nereye gitti?)
- Hincik bordaydı. (Şimdi burdaydı.)
Irgalamak: Sarsmak, sallamak
“Dadanın beşiini ırgalayı ve.” (Çocuğun beşiğini sallayıver.)
Kapçık: Meyve kabuğu
“Kapçıklardan evde kompost yapabilirsiniz.”
Karamık: Saçma büyüklüğünde meyveleri olan dikenli bir bitki, çalı
“Dadanın garnı ağrıyo, karamık dolpa da kaynatam, içirem.” (Çocuğun karnı ağrıyor, karamuk topla da kaynatıp içirelim.)
Keleter: İki kulplu küfe biçiminde büyük sepet
“Bubaa! Avluda bakraçlan gıyında keleter varıdı. Nettin enkini?” (Babaa! Avluda, bakraçların yanında büyük sepet vardı. Onu ne yaptın?)
Kemre: Gübre, tezek
“Aeliiiiiiii, gımılda küree al ge draktöre kemre atcez!” (Aliiii, kımılda küreği al gel traktöre gübre atacağız.)
Kostak: Çalımlı, iyi giyinmiş, güzel, yakışıklı
“Hinciki gençle arık oldu mu kendini kostak sanır.” (Şimdiki gençler zayıf olmayı güzellik sanıyor.)
Kötürge: Kaldıraç
“Bana bir kötürge verin, dünyayı yerinden oynatayım." Arşimet
Künge: Toz, çöp, süprüntü
Emine İnge sen dur ben devrisi gün geliverem sana bayram temizline. (Emine Yenge, ben öbür gün sana bayram temizliğine gelirim.)
Marama: Kadınların başlarına örttükleri dokuma bez
“Yöremizde gelenek olarak vefat eden evli bir kadınsa tabutunun üstüne marama örtülür.”
Marı/Mare: Kadınlara özgü seslenme ünlemi
Meci: Parasız iş gören yardımcı
“Böön meci, Iraz Abanın zeytinleni dopladı ben de meciye tokmak hamuru bişirdim.” (Bugün Iraz Abla'nın zeytinleri imece usulü toplandı, ben de imecilere yemek pişirdim.”
Met: Çelik çomak oyunu ve bu oyunda kullanılan 10-15 cm uzunluğundaki değnek, çelik
“Atış yapacak olan oyuncu çomağı (uzun sopa) çukura daldırıp metin (çeliğin) altından vurarak havaya kaldırır ve havadaki mete çomakla hızla vurup meti olabildiğince ileri gönderir.”
Napan: Ne yapıyorsun?
Sadıç: Yakın, candan arkadaş
“Yaz bunu, erkez erkezciin sadıcı olabilmez.” (Herkes herkesin yakın arkadaşı olamaz.)
Söbü: Yumurta biçimi, oval
“Adi ordan düz dünyacı cayil, dünya söbü.” (Hadi ordan düz dünyacı cahil, dünya yumurta biçiminde, oval.)
Susak: Sukabağından oyulmuş maşrapa
“Bizim susak kabakları avize olmuş, dünya paraya satılıyormuş.
Şılak: Işıklı, aydınlık, parlak
“Yeni gelinin bilezikle ta burdan bure gada şılak.” (Yeni gelinin bilezikleri hem çok sayıda hem de parlak.)
Terezlemek: Temizlemek
“Terezledim terezledim terezlenmedi.” (Temizledim temizledim temizlenmedi.)
Terlik: Yeldirme, yerli dokumadan yapılan giysi
“Nazlı, terlimi geti ge gonşuya geççem.” (Nazlı, mantomu getiriver komşuya gideceğim.)
Tumbak: Karın
“Tumbaa topacık olmuş dadanın yidirme gali.” (Çocuğun karnı top gibi olmuş, artık yedirme.)
Uyuntu: Kişiliksiz, onun bunun ardına takılan, serseri, tembel, üretemeyen, uyuşuk, pısırık, ağır hareket eden
“Ayten uyuntuluk yapma, git yatakları yaz.” (Ayten tembellik etme, gidip yatakları hazırla.)
Yalık: Çiftleşme zamanı gelmiş köpek, kurt, çakal
“Yalık it kendi gibi fişirde(ği)ni bulmuş.” (Köpeğin çiftleşme zamanı gelmiş, kendisi gibi fingirdek bir eş bulmuş.)
Yalım: Sanırım
“Açbakırı ocakta unuttuk yalım.” (Küçük tencereyi ocağın üstünde unuttuk sanırım.)
Yastaç: Üstünde hamur açılan, yemek yenilen tahta
“Bezeliri yastacın üstüne göre aç bakam.” (Hamur toplarını hamur açtığımız tahtanın boyuna göre aç.)
Yelve: Boz renkli, uzun gagalı, çulluğa benzer bir kuş. Kadınların giydiği şayak ceket
“Bu gumaştan gözel yelve olu.” (Bu kumaştan güzel ceket olur.) (İkinci anlamıyla kullanılmıştır.)
Yovuz/Yavuz: Güzel, iyi, iyi huylu
“Yiyin bak yemişlemiz pek yavuz, almazsanız almayın helal olsun.” (İncirlerimiz pek güzel, tadına bakın, almazsanız almayın helal olsun.)
Yuka: İnce, sığ
“Beni bak, anterin yuka, üşüdürsün.” (Bana bak, entarin ince, üşürsün.)
Zebil: Bakımsız, perişan, değerlendirilememe, yazık olma
“Eeeee… gocadık gali gelinlen elinde zebil olduk.” (Eeee… Yaşlandık, gelinlerin elinde bakımsız kaldık.)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
