"Hey Gidi Günler Hey.. Nerede 10 Yıl Önceki AK Parti?"
"Hey Gidi Günler Hey.. Nerede 10 Yıl Önceki AK Parti?"
AK Parti Çanakkale İl Yönetimi’nin 1 yıl değerlendirmesi toplantısında konuşan il başkanı Yeşim Karadağ’ın anlatımına ‘ayrıntı’ tespitleri ile eleştiriler getirdi. İşte, Ragıp İncesağır’ın madde madde anlattıkları
Sayın Karadağ,
Yönetim Kurulunuzun muhtemelen parti genel merkeziniz nezdinde hesap vermek, rapor sunmak (çünkü büyük bölümü direk bu amaçla yazılmış izlenimi veriyor) amacıyla yaptığınız açıklamayı okudum. Çok ciddi sorunlar gördüm.
1- “Çanakkale’de 1 yıllık görev sürecimiz kapsamında bir sürü yatırımın ya temeli atılmış ya da açılışı yapılmıştır.” diyorsunuz. Sanırım karıştırdınız ya da sosyal bilgiler dersinde okulu kırdınız. Merkezi hükümetler parti değildir. Bizim görevlendirdiğimiz meclisin içinden çıkan icraat organlarıdır ve Türkiye'yi temsil eder (etmelidir). İcraatları da milletin ihtiyaçları içindir. Hasılı, o icraatlar sizin değil. (Hükümet benim paramı benim ihtiyaçlarım için harcar (öyle olmalıdır). Gerçi “Milli İrade” denilen şeyi sadece kendinizden ibaret sanan bir zihniyet dünyanız var. Ama bunu hoş göremeyiz. Tekraren siz hükümet değil Ak Parti Çanakkale sözcüsüsünüz.
2- İcraat Çanakkale halkının başına kakmak için yapılmaz. İcraat iktidarın görevidir. Üstelik görevi olmayanları yapmak, görevi olanları da yapmamak ya da eksik yapmak gibi bir huyu var hükümetin. Siz bari Çanakkaleli olarak buna karşı durmalısınız.
a- Hizmet anlayışınızın temelini “inşaat” oluşturuyor. Neden? Hizmeti neden böyle anlıyorsunuz sayın Karadağ? Bunun üzerinde hiç düşündünüz mü? İnşaata dayalı büyüme öncelikle üretime ayrılması gereken kaynakların müteahhitlere aktarılmasına yarar. Müteahhit temelli bir ekonomi olmaz. Ne dünya ölçeğinde rekabetçidir ne de reel bir ekonomi yaratır. Belki rant (ki hatırlatmak lazım, belki ilgilenirsiniz; rant bizatihi faiz ile aynı mantıki süreçleri izler ekonomide.) ve büyük ölçekli inşaatlar (köprüler, tüneller, kanallar, havalimanları, kentlerin yıkılıp yeniden inşaası, avm’ler, plazalar, rezidanslar vb) büyük miktarlarda paraların hareketi demektir ama hiç bir şekilde imalat, gelişmiş teknoloji üretimi, tarımsal üretim vs ile ilgili olmadığı için; ekonomik büyümede yok hükmündedir. Hiç bir kalıcı ekonomik değer yaratmazlar. Kazanan sadece müteahhitler olur. Bu yüzden bir süredir büyük patronlar denince akla Koç, Sabancı filan değil, Ağaoğlu, Kolin, M. Cengiz vb. geliyor. Size burjuvazi kültür ilişkisinden filan hiç bahsetmeyeceğim. Umurunuzda bile olmadığının farkındayım. Ama inşaata dayalı ekonominin kalıcı bir istihdam üretmeyeceği belki sizi ilgilendirir. (Ya da saçmalıyorum, hiç ilgilendirmez. :)
b- Sayın Karadağ sosyal medyada çok konuşuldu, biliyorsunuzdur. Ama bir cevabınızı sizin ya da partinizin şu ana kadar okumadım. Sahi siz parayla satılan bir şeyin hizmet statüsünde olamayacağı hakkında ne diyorsunuz? Üzerinden (fahiş) parayla geçtiğim köprünün bana hizmet olduğunu nasıl iddia edebiliyorsunuz? Köşedeki Uysal Market’in bana hizmeti torbalarımı eve kadar taşıması olur ancak. Siz böyle bir hizmet verdiğinize nasıl vehmettiniz?
c- Neden Kazdağı’ndan, köprü inşaatı, termik santraller, maden aramaları vs’nin hayatımıza etkilerinden bahsetmiyorsunuz? Onları sürpriz “hizmetler olarak mı yaşayacağız? Ah sürprizleri çok seviyorsunuz. İlahi…
d- Çanakkale Köprüsü meselesi ayrı bir alem. Belli ki bir kesim hemşehrimizi bunun bir hizmet olduğu konusunda heyecanlandırmışsınız. Ama bir de eski İstanbullu olarak benden dinleyin. Her köprü yapıldığı şehri en az 2 kat bazen çok daha fazla oranda büyütür. Örneğin İstanbul’daki her köprü şehre en az 3 ilçe katmıştır. Bu ise daha fazla araç anlamına gelir. Yani yapılan köprü daha üzerinden 5 yıl geçmeden tıkanır. İstanbul’da bilinen ve dünyanın hiç bir şehrinde karşılığı olmayan “Köprü Trafiği” deyiminin kaynağı budur. Yani köprüler trafik açılsın diye yapılmaz, şehir büyüsün diye yapılır. Bunun nedeni de yukarıdaki a maddesinde yazılıdır.
e- Pekala, şehir büyüyünce ne olur? Biliyorum ki şehrin büyümesi nedense güzel bir şeymiş gibi algılanıyor. Zannediliyor ki şehir büyürse şehirlinin yaşam kalitesi artar. Oysa gerçek bunun tam tersidir. Evet, bir kısım arazi sahibi zengin olur. Çünkü zenginleşmenin kaynağı üretime değil, ranta dayanır büyüyen şehirlerde. Ama bir şehrin kendi nüfus artış hızı üzerinde bir hızla büyümesi esasen çok ciddi sorunlar yaratır. Büyüyen şehir; daha fazla işsizlik, sokaklarda beliriveren dilenciler, uyuşturucu vb karanlık sektörlerin ortaya çıkması, biten komşuluklar, mahalle kültürünün tamamen yok olması, şehir içinde varsa tek tük ağaç onların bile toplu imhası, AVM’ler ile kent esnafının yok olması, kentin tarihsel ve kültürel kimliğinin buharlaşması, “benim şehrim” duygusunun ve kentlilik bilincinin kaybolması, daha fazla iç göç, insanların yerinden yurdundan kalkıp ekmek için yollara düşmesi, artan etnik ayrımcılık, kadına yönelik şiddet vs. vs. demektir. Bence kentsel büyümeyi bu kadar iştiyak ile savunmayın. Hele cumhurbaşkanının son Şehircilik Şurası'ndaki konuşmasını dikkatli okursanız sonradan ters köşe olma ihtimaliniz bile var.
f- Gelelim Çanakkale’de tarıma yaptığınız hizmetlere. Eh bu konuda kendiniz bile ikirciklisiniz ki geçen gün Sayın Turan bile “köylünün gönlünü almak”tan bahsediyordu. 14 yıl sonra geldiğimiz nokta gönül alma noktası işte. Nedenini hepimiz biliyoruz. Tarım üvey evlat muamelesi bile görmedi. Tarım çökertildi. çökmesine göz yumuldu demiyorum bakın. Tarımı mahveden termik santraller, HES’ler, RES’ler ve turizm ve madenlerin tarımdan daha büyük değer ürettiğini zanneden zavallı bir “ekonomik akıl”, üretenin değil pazarın yanında konumlanmış alım politikaları, “serbest” pazarın insafına terkedilmiş köylü ile tarım yok olma seviyesine geldi. Şimdi tabii “gönül almaktan” bahsedersiniz. Bu ifade bile ne kadar talihsiz. Ne yapacaksınız gönül almak için? Elini mi öpeceksiniz? Birlikte cuma’ya mı gideceksiniz? Cebine üç kuruş mu koyacaksınız? Ya tarım? Tarım ne olacak?
g- Halı sahalar için teşekkürler. Baklavasına bir maça var mısınız?
3- Referandum argümanınız açıkçası zavallı. “Teröristler ‘hayır’ diyor” şeklinde bir argüman artık sizin heybenizde hiç bir şey kalmadığının isbatı. Hey gidi günler hey… Nerede 10 sene önceki Ak Parti? Hayır’lı günler…
Ragıp İncesağır
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.


