Hayata Dönüş Operasyonu’nun 17.Yılında İHD’den Açıklama

Çanakkale (Web Sitesi) - Web Sitesi | 20.12.2017 - 14:33, Güncelleme: 05.03.2026 - 16:40 2117+ kez okundu.
 

Hayata Dönüş Operasyonu’nun 17.Yılında İHD’den Açıklama

19 Aralık 2000 tarihinde 20 ayrı cezaevinde gerçekleştirilen ve 32 kişinin ölümüyle sonuçlanan "Hayata Dönüş Operasyonu"nun yıl dönümünde İHD Çanakkale Şubesi’nden sert açıklama geldi. Şube Başkanı Serpil Bayer, cezaevlerindeki tecrit koşullarının ve hasta mahpus sayısının endişe verici boyutlara ulaştığını vurguladı.
19 Aralık 2000 tarihinde cezaevlerinde gerçekleşen isyanları bastırmak amacıyla yürürlüğe konulan Hayata Dönüş Operasyonlarında ikisi asker toplam 32 kişi hayatını kaybetmişti. 30 mahkûmun ve 2 askerin ölümüyle sonuçlanan Hayata Dönüş Operasyonu’nun 17.yıldönümü nedeniyle İnsan Hakları Derneği(İHD) Çanakkale Şube Başkanı Serpil Bayer, İHD Genel Merkezi’nin yaptığı basın açıklamasını kamuoyu ile paylaştı. Yapılan açıklamada; cezaevlerindeki olayların nasıl başladığı ve sonrasında yaşananlar ile ilgili bilgiler verildi; “Operasyonun öncesinde, 20 Ekim 2000 tarihinde bazı tutuklu ve hükümlüler F tipi hapishaneleri ve tecrit uygulamalarını protesto etmek açlık grevine başlamışlardı. Demokratik kamuoyu tarafından F tipi cezaevlerine yöneltilen tepki ve eleştiriler karşısında, dönemin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, 9 Aralık 2000 tarihinde bir açıklama yaparak, toplumsal mutabakat sağlanmadan F tipi cezaevlerinin kullanıma açılmayacağını duyurmuştu. Ancak bu açıklamanın ardından henüz birkaç gün geçmeden yirmiye yakın cezaevinde operasyon başlatıldı ve 32 insan hayatını kaybetti. Yapılan operasyonun ardından cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlüler F tipi Cezaevlerine nakledildi. Cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlüler F Tipi Cezaevlerine yönelik eylemlerine devam ederek ölüm orucuna başladı. 2 yılı aşkın bir süre devam eden ölüm orucu eylemlerinde yüzlerce insan hayatını kaybetti, yüzlercesi yanlış müdahale sonucunda tedavisi mümkün olmayan Wernicke Korsakoff Sendromu’na yakalandı.”   “İKİ ASKER, 30 MAHKUM ÖLDÜ.. YÜZLERCE MAHKÛM YARALANDI, SAKAT KALDI”   Hayata Dönüş Operasyonu’nda hayatını kaybeden ve sakatlanan insanların yaşadıkları katliam olarak değerlendirilen açıklamanın devamında; “Bu operasyonlardan sonra F tipi tecrit uygulamalarına acımasızca geçildi, katliamla ilgili deliller ortadan kaldırılmaya, karartılmaya çalışıldı. Katliamda rol alan kişilerle ilgili olarak etkin bir soruşturma yürütülmedi. Aksine, bu kanlı operasyonun planlamasında ve icrasında görev alanlar, terfi ettirildiler, ödüllendirildiler. Dönemin Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun, operasyondan kısa bir süre sonra ‘Devlet Üstün Hizmet Madalyası’yla ödüllendirildi. Günümüz koşullarında, Türkiye hapishane rejiminde değişen bir şey olmamış; hapishaneler başta yaşam hakkı ihlalleri olmak üzere her türlü insanlık dışı ve onur kırıcı muamelenin yapıldığı birer işkence mekânı olmaya devam etmiş, hapishane şartları OHAL’de daha da ağırlaşmıştır. Derneğimizin, hapishanelerde yaşanan hak ihlallerinin önlenmesi ve yaşanan ihlallerin sorumlularının cezalandırılması çağrıları da sonuçsuz kalmış, aksine hükümet yetkililerince, hapishane görevlileri mahpuslara kötü muamelede bulunma noktasında cesaretlendirilmiştir. Türkiye Hapishanelerinde, halen yoğun olarak ölümler, sevk ve sürgünler, işkence ve kötü muamele, tecrit ve izolâsyon, ailelerle görüş engelleri, haberleşme haklarının engellenmesi, disiplin soruşturmaları gibi çok sayıda hak ihlali yaşanmaktadır. Özellikle hasta mahpuslara dönük gerek yasal düzenlemelerde gerekse uygulamadaki keyfiyet, etik olmayan yaklaşımlar ve bürokratik engeller, hasta mahpuslar için insani olmayan bir tablonun ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Hapishanelerdeki hasta mahpus sayısı bu durumu gözler önüne sermektedir” ifadeleri yer aldı.   “ŞUANDA 357’Sİ AĞIR 1025 HASTA MAHKUM CEZAEVLERİNDE..”   İHD Genel Merkezince yapılan açıklamada cezaevlerinde bulunan mahkumların sağlık durumları ile ilgili; “22 Haziran 2017 tarihli son İHD verilerine göre hapishanelerde toplam 357’si ağır olmak üzere 1025 hasta mahpus bulunmaktadır. Adalet Bakanlığı’nın verdiği bilgilere göre ise 2017 yılı Şubat ayı itibarı ile Adli Tıp Kurumu raporuyla ağır ve sürekli hastalığı belgelenen tutuklu ve hükümlü sayısı 841’e ulaşmıştır. İnsan Hakları Derneği, 16-17 Kasım 2002 tarihlerinde gerçekleştirdiği Genel Kurulu’nda tutuklu ve hükümlülerin insan haklarına saygı gösterilmesi, insan onuruna uygun koşullarda yaşamalarının sağlanması ve kamuoyunda hapishane sorunlarına dikkate çekmek amacıyla 19 Aralık gününü “Cezaevlerinde İnsan Hakları İçin Mücadele ve Dayanışma Günü” olarak ilan etme kararı almıştır” bilgileri verildi.   “OHAL UYGULAMALARINDAN VAZGEÇİLMELİDİR. HAPİS İÇİNDE HAPİS OLMAZ!”   İHD Genel Merkezi hapishanelerde yaşanan hak ihlallerinin OHAL ile birlikte arttığına dikkat çekerek OHAL uygulamalarından vazgeçilmesinin gerektiğini açıkladılar. Açıklamada şu ifadeler yer aldı; “Bizler, insan hakları savunucuları olarak, hapishanelerde yaşanan hak ihlallerini kamuoyunda paylaşmaya devam edeceğimizi, ihlallerde sorumluluğu bulunanların cezalandırılması için mücadelemizi sürdüreceğimizi bir kez daha belirtmek isteriz. Bu bağlamda; 19 Aralık Katliamının 17. yıl dönümünde, katliamda yakınlarını kaybeden, yaralanan yurttaşlarımızın acılarını paylaştığımızı belirtiyor, hükümet yetkililerine ve kamuoyuna sesleniyoruz; Türkiye’deki infaz rejimi mevzuatının ve politikasının uluslararası insan hakları hukukuna ve özel olarak da mahpus haklarına uygun hale getirilmesi gerekmektedir. Mahpuslara yaşatılan işkence ortamından derhal vazgeçilmeli, mahpuslara uluslararası hukukun emrettiği şekilde insana yaraşır bir şekilde bir muamele gösterilmelidir. Hapishaneler sivil denetime açık hale getirilmelidir. Mahpuslarla ilgili olarak “ayrımcılık yasağına” aykırı düzenlemeler ve OHAL uygulamalarından vazgeçilmelidir. “Hapis içinde hapis” anlamı taşıyan tecrit ve izolasyon uygulamalarına son verilmeli, tek kişilik İmralı Kapalı Cezaevi kapatılmalıdır. 19 Aralık Katliamının sorumluları yargılanmalıdır. Zamanaşımı usulü ile uygulanan cezasızlık politikasına son verilmelidir. Adalet Bakanlığı kendisinin hazırlayıp yayınladığı 45/1 no.lu Genelge’yi, hiçbir mazeret ileri sürmeden derhal uygulamalı, mahpusların sosyal ve kültürel aktivitelerindeki kısıtlamalar kaldırılmalıdır. Başta yaşam hakkı ihlali, işkence ve kötü muamele iddiaları olmak üzere hapishanelerde yaşanan hak ihlalleri etkin bir şekilde soruşturulmalı ve sorumlular yargı önüne çıkarılmalıdır. Mahpusların savunma, şiddete maruz kalmama, sağlık, eğitim, beslenme, aileleriyle, avukatlarıyla ve genel olarak dış dünya ile iletişim haklarına saygı gösterilmelidir. Mahpusların sağlığa erişim haklarının sağlanması, koruyucu sağlık hizmetlerine önem verilmesi, hastalığı olanların tedavi olanaklarından yararlanmaları için gerekli önlemlerin alınması gerekmektedir. Tüm ağır hasta mahpuslar derhal serbest bırakılmalıdır.”
19 Aralık 2000 tarihinde 20 ayrı cezaevinde gerçekleştirilen ve 32 kişinin ölümüyle sonuçlanan "Hayata Dönüş Operasyonu"nun yıl dönümünde İHD Çanakkale Şubesi’nden sert açıklama geldi. Şube Başkanı Serpil Bayer, cezaevlerindeki tecrit koşullarının ve hasta mahpus sayısının endişe verici boyutlara ulaştığını vurguladı.

19 Aralık 2000 tarihinde cezaevlerinde gerçekleşen isyanları bastırmak amacıyla yürürlüğe konulan Hayata Dönüş Operasyonlarında ikisi asker toplam 32 kişi hayatını kaybetmişti. 30 mahkûmun ve 2 askerin ölümüyle sonuçlanan Hayata Dönüş Operasyonu’nun 17.yıldönümü nedeniyle İnsan Hakları Derneği(İHD) Çanakkale Şube Başkanı Serpil Bayer, İHD Genel Merkezi’nin yaptığı basın açıklamasını kamuoyu ile paylaştı. Yapılan açıklamada; cezaevlerindeki olayların nasıl başladığı ve sonrasında yaşananlar ile ilgili bilgiler verildi; “Operasyonun öncesinde, 20 Ekim 2000 tarihinde bazı tutuklu ve hükümlüler F tipi hapishaneleri ve tecrit uygulamalarını protesto etmek açlık grevine başlamışlardı. Demokratik kamuoyu tarafından F tipi cezaevlerine yöneltilen tepki ve eleştiriler karşısında, dönemin Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, 9 Aralık 2000 tarihinde bir açıklama yaparak, toplumsal mutabakat sağlanmadan F tipi cezaevlerinin kullanıma açılmayacağını duyurmuştu. Ancak bu açıklamanın ardından henüz birkaç gün geçmeden yirmiye yakın cezaevinde operasyon başlatıldı ve 32 insan hayatını kaybetti. Yapılan operasyonun ardından cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlüler F tipi Cezaevlerine nakledildi. Cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlüler F Tipi Cezaevlerine yönelik eylemlerine devam ederek ölüm orucuna başladı. 2 yılı aşkın bir süre devam eden ölüm orucu eylemlerinde yüzlerce insan hayatını kaybetti, yüzlercesi yanlış müdahale sonucunda tedavisi mümkün olmayan Wernicke Korsakoff Sendromu’na yakalandı.”

 

“İKİ ASKER, 30 MAHKUM ÖLDÜ.. YÜZLERCE MAHKÛM YARALANDI, SAKAT KALDI”

 

Hayata Dönüş Operasyonu’nda hayatını kaybeden ve sakatlanan insanların yaşadıkları katliam olarak değerlendirilen açıklamanın devamında; “Bu operasyonlardan sonra F tipi tecrit uygulamalarına acımasızca geçildi, katliamla ilgili deliller ortadan kaldırılmaya, karartılmaya çalışıldı. Katliamda rol alan kişilerle ilgili olarak etkin bir soruşturma yürütülmedi. Aksine, bu kanlı operasyonun planlamasında ve icrasında görev alanlar, terfi ettirildiler, ödüllendirildiler. Dönemin Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü Ali Suat Ertosun, operasyondan kısa bir süre sonra ‘Devlet Üstün Hizmet Madalyası’yla ödüllendirildi. Günümüz koşullarında, Türkiye hapishane rejiminde değişen bir şey olmamış; hapishaneler başta yaşam hakkı ihlalleri olmak üzere her türlü insanlık dışı ve onur kırıcı muamelenin yapıldığı birer işkence mekânı olmaya devam etmiş, hapishane şartları OHAL’de daha da ağırlaşmıştır. Derneğimizin, hapishanelerde yaşanan hak ihlallerinin önlenmesi ve yaşanan ihlallerin sorumlularının cezalandırılması çağrıları da sonuçsuz kalmış, aksine hükümet yetkililerince, hapishane görevlileri mahpuslara kötü muamelede bulunma noktasında cesaretlendirilmiştir. Türkiye Hapishanelerinde, halen yoğun olarak ölümler, sevk ve sürgünler, işkence ve kötü muamele, tecrit ve izolâsyon, ailelerle görüş engelleri, haberleşme haklarının engellenmesi, disiplin soruşturmaları gibi çok sayıda hak ihlali yaşanmaktadır. Özellikle hasta mahpuslara dönük gerek yasal düzenlemelerde gerekse uygulamadaki keyfiyet, etik olmayan yaklaşımlar ve bürokratik engeller, hasta mahpuslar için insani olmayan bir tablonun ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Hapishanelerdeki hasta mahpus sayısı bu durumu gözler önüne sermektedir” ifadeleri yer aldı.

 

“ŞUANDA 357’Sİ AĞIR 1025 HASTA MAHKUM CEZAEVLERİNDE..”

 

İHD Genel Merkezince yapılan açıklamada cezaevlerinde bulunan mahkumların sağlık durumları ile ilgili; “22 Haziran 2017 tarihli son İHD verilerine göre hapishanelerde toplam 357’si ağır olmak üzere 1025 hasta mahpus bulunmaktadır. Adalet Bakanlığı’nın verdiği bilgilere göre ise 2017 yılı Şubat ayı itibarı ile Adli Tıp Kurumu raporuyla ağır ve sürekli hastalığı belgelenen tutuklu ve hükümlü sayısı 841’e ulaşmıştır. İnsan Hakları Derneği, 16-17 Kasım 2002 tarihlerinde gerçekleştirdiği Genel Kurulu’nda tutuklu ve hükümlülerin insan haklarına saygı gösterilmesi, insan onuruna uygun koşullarda yaşamalarının sağlanması ve kamuoyunda hapishane sorunlarına dikkate çekmek amacıyla 19 Aralık gününü “Cezaevlerinde İnsan Hakları İçin Mücadele ve Dayanışma Günü” olarak ilan etme kararı almıştır” bilgileri verildi.

 

“OHAL UYGULAMALARINDAN VAZGEÇİLMELİDİR. HAPİS İÇİNDE HAPİS OLMAZ!”

 

İHD Genel Merkezi hapishanelerde yaşanan hak ihlallerinin OHAL ile birlikte arttığına dikkat çekerek OHAL uygulamalarından vazgeçilmesinin gerektiğini açıkladılar. Açıklamada şu ifadeler yer aldı; “Bizler, insan hakları savunucuları olarak, hapishanelerde yaşanan hak ihlallerini kamuoyunda paylaşmaya devam edeceğimizi, ihlallerde sorumluluğu bulunanların cezalandırılması için mücadelemizi sürdüreceğimizi bir kez daha belirtmek isteriz. Bu bağlamda; 19 Aralık Katliamının 17. yıl dönümünde, katliamda yakınlarını kaybeden, yaralanan yurttaşlarımızın acılarını paylaştığımızı belirtiyor, hükümet yetkililerine ve kamuoyuna sesleniyoruz; Türkiye’deki infaz rejimi mevzuatının ve politikasının uluslararası insan hakları hukukuna ve özel olarak da mahpus haklarına uygun hale getirilmesi gerekmektedir. Mahpuslara yaşatılan işkence ortamından derhal vazgeçilmeli, mahpuslara uluslararası hukukun emrettiği şekilde insana yaraşır bir şekilde bir muamele gösterilmelidir. Hapishaneler sivil denetime açık hale getirilmelidir. Mahpuslarla ilgili olarak “ayrımcılık yasağına” aykırı düzenlemeler ve OHAL uygulamalarından vazgeçilmelidir. “Hapis içinde hapis” anlamı taşıyan tecrit ve izolasyon uygulamalarına son verilmeli, tek kişilik İmralı Kapalı Cezaevi kapatılmalıdır. 19 Aralık Katliamının sorumluları yargılanmalıdır. Zamanaşımı usulü ile uygulanan cezasızlık politikasına son verilmelidir. Adalet Bakanlığı kendisinin hazırlayıp yayınladığı 45/1 no.lu Genelge’yi, hiçbir mazeret ileri sürmeden derhal uygulamalı, mahpusların sosyal ve kültürel aktivitelerindeki kısıtlamalar kaldırılmalıdır. Başta yaşam hakkı ihlali, işkence ve kötü muamele iddiaları olmak üzere hapishanelerde yaşanan hak ihlalleri etkin bir şekilde soruşturulmalı ve sorumlular yargı önüne çıkarılmalıdır. Mahpusların savunma, şiddete maruz kalmama, sağlık, eğitim, beslenme, aileleriyle, avukatlarıyla ve genel olarak dış dünya ile iletişim haklarına saygı gösterilmelidir. Mahpusların sağlığa erişim haklarının sağlanması, koruyucu sağlık hizmetlerine önem verilmesi, hastalığı olanların tedavi olanaklarından yararlanmaları için gerekli önlemlerin alınması gerekmektedir. Tüm ağır hasta mahpuslar derhal serbest bırakılmalıdır.”

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve siteye yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.