<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
                 <rss version="2.0" 
                 xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
                 xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" 
                 xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" 
                 xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
                 <channel><title>Aynalı Pazar - Çanakkale’nin Haftalık Gazetesi</title>
                      <link>https://www.canakkaleaynalipazar.com/rss.xml</link>
                      <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.canakkaleaynalipazar.com/rss.xml" type="application/rss+xml" rel="self"/>
                      <language>tr</language>
                      <description>Aynalı Pazar, 25 yıldır Çanakkale ve ilçelerinden güncel, son dakika, tarafsız ve güvenilir yerel haberler sunan bağımsız haber sitesidir.</description>
                      <category>News</category>
                      <lastBuildDate>Thu, 21 May 2026 05:13:27 +0000</lastBuildDate>
                      <ttl>1</ttl>
                      <generator>Aynalı Pazar - Çanakkale’nin Haftalık Gazetesi - Haberler</generator>
                      <copyright>Copyright - 2026 - Aynalı Pazar - Çanakkale’nin Haftalık Gazetesi</copyright><item><title><![CDATA[“Değişim.. Şimdi Zamanı ve Tamda Zamanıdır”]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-degisim-simdi-zamani-ve-tamda-zamanidir-23498.html</guid>
                    <link>https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-degisim-simdi-zamani-ve-tamda-zamanidir-23498.html</link>
                    <description><![CDATA[Kurultayda CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun karşısına rakip olarak çıkan Özgür Özel’i destekleyeceğini ifade eden Özgür Ceylan, Aynalı Pazar Gazetesinin sorularını yanıtladı. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 15 Ekim 2023 tarihinde gerçekleşen CHP İl Kongresinde konuşma yapan CHP Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylan, değişimden yana olduğunu açıkça ilan etmişti. Kurultayda CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun karşısına rakip olarak çıkan Özgür Özel’i destekleyeceğini ifade eden Özgür Ceylan, Aynalı Pazar Gazetesinin sorularını yanıtladı. Ceylan CHP içerisinde değişimin kaçınılmaz olduğunu belirterek; “Değişim.. Şimdi zamanı ve tamda zamanıdır” ifadeleriyle CHP’deki değişime duyulan ihtiyaca dikkat çekti.
 
14-28 Mayıs seçimlerinde alınan şok yenilgiler sonrasında CHP’de kazanlar kaynadı. Parti içi muhalefet özellikle seçim yenilgisinin başarı olarak gösterilmesine, ittifak içindeki siyasi partilere aldıkları oylardan daha fazla sayıda CHP’den milletvekili verilmesine, MYK ve PM üyelerinin yanı sıra milletvekillerinden habersiz yapılan seçim çalışmaları ve bakanlık protokollerine kadar tepki gösteriyor. CHP’de yaşanan seçim yenilgisi sonrasında Özgür Özel ve Prof. Dr. Örsan Öymen 4-5 Kasım 2023 tarihinde yapılacak kurultayda Genel Başkanlığa adaylıklarını açıklayan isimler oldu.
 
“KİŞİLERLE İŞİMİZ YOK, PRENSİP OLARAK BİRŞEYLERİN DEĞİŞMESİNDEN YANAYIZ”
Değişim talebiyle yola çıkan Özgür Özel’e ise Çanakkale’den de büyük destek var. CHP Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylan, yaptığı konuşmada özetle; “14-28 Mayıs seçimleri toplumda büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Parti içerisinde tartışmalar yaşanıyor. Değişimi destekliyoruz. Bu değişim asla “Genel Başkan gitsin, her şey hallolacak” şeklinde değil. Biz böyle bir değişim içerisinde değiliz, bizim istediğimiz bu değil. Bizim derdimiz asla bu olmadı. Sokakta aldığımız tepkileri biliyorsunuz. Kaybettiğimiz, başaramadığımız seçimden sonra partimizde, örgütümüzde, bizlere oy veren seçmenlerimizde bir geriye gidiş oldu. Partiye küsme, sandığa gitmeme, reddetme hali ortaya çıktı. Bunları aşmak bizim kendi elimizde olan bir şey. Biz bu durumu fırsata çevirerek, gerekli yenilenmeyi, dönüşümü, değişimi ve gelişmeyi sağlayarak aşabiliriz. Şahsen ben bu değişimleri Özgür Özel ekibinde ve onun liderliğinde gördüğüm için onunla birlikte hareket ediyorum. Bizim kişilerle işimiz yok, prensip olarak bir şeylerin değişmesinden yanayız. Sorumluluk ne kadar artarsa ödenecek bedel de o kadar ağırdır. Bu kararları kim verdiyse; bu kararların bedelini de ödemek zorundadır” demişti.
 
Toplumdaki ve CHP içerisindeki değişim taleplerinin yanı sıra özellikle parti içerisinde değişimin zamanlaması, hatta değişim değil yenilenme hareketinin devam etmesini isteyenler de var. Değişim ve Değişimin içeriği ile ilgili olarak CHP Çanakkale Milletvekili Özgür Ceylan sorularımızı yanıtladı.

- İl Kongresinde yaptığınız konuşmada “Değişim” adayı Özgür Özel’i desteklediğinizi açıkladınız. CHP içerisinde bahsedilen “Değişim” tam olarak nedir, neleri kapsamaktadır.
Özgür Ceylan; “Bahsettiğimiz ‘Değişim’ parti programımızı, parti tüzüğümüzü ve yönetim kadrolarımızı kapsayan çok kapsamlı bir değişim. Hedefimiz partimizi Türkiye’nin en iyi yönetilen kurumu haline getirmek ve iktidar yapmak. Geniş bir çerçevede değişimin neleri kapsadığını 15 Eylül’de Sayın Özgür Özel’in açıkladığı ‘Değişimin Yüzyılı Yüzyılın Değişimi’ isimli tutum belgesinde ayrıntılarıyla görmek mümkün. İç politikadan dış politikaya, parti içi işleyişten, iktidara gelince ülkemizi ulaştırmak istediğimiz hedeflere kadar her şey tutum belgesinde bulunmakta.”
 
- İl kongresinde “Değişim” yapılmalı ancak zamanı değil söylemleri de oldu. Sizce değişim için en uygun zaman nedir? 
Özgür Ceylan; “Değişim gerçekten gerekliyse bunun zamanı olmaz. Zaten engelleyemezsiniz, değişim kendiliğinden başlar. Zamanı gelen bir değişimin önünde hiçbir şey duramaz. Biz değişimin zamanının geldiğini düşünüyoruz. Genel seçimlerde Türkiye genelinde istediğimiz sonuçları alamadık. Bu bizi üzdü. Şimdi bu sonuçlardan parti olarak bir ders çıkarmalı gerekli yenilenmeyi ve değişimi sağlamalıyız. Bunu ertelemenin bir faydası olmayacaktır. Aksine şimdi yapılacak değişimle genel seçimlerde daha iyi sonuçlar elde edebiliriz.”
 
- CHP kurultayında Özgür Özel ve değişim taraftarı grup Kemal Kılıçdaroğlu’nu yenebilecek mi? Kurultay delegeleri arasındaki dağılım nasıl?
Özgür Ceylan; “Biz olaya yenmek yenilmek olarak bakmıyoruz. Bizim partimiz diğer partilere benzemez. Bizde her üye yeterli imzayı bulursa genel başkanlığa aday olabilir. Bu bir bayrak yarışıdır. Genel başkanımızı kurultay delegelerimiz seçimle belirler. Bizim en büyük zenginliklerimizden biridir bu. Yine böyle bir süreç yaşanacak. Kurultay delegelerimiz eğer uygun görüyorlarsa genel başkanımızı değiştirecekler. Ya da devam etmesini onaylayacaklar. Dağılımı sorarsanız benim kendi kanaatim partide bir değişim isteyenlerin sayıca daha fazla olduğu yönünde.”

- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun tam da CHP İl Kongresinin yapıldığı gün açıkladığı “Delege sistemi kaldırılacak” sözleri ne ifade ediyor? Parti genel başkanı da üyeler tarafından mı seçilecek? Eğer böyle ise hangi üyeler bu seçimi nasıl, hangi yöntemle yapacaklar?
Özgür Ceylan; “Sayın genel başkanımızın ifadesinin neleri kapsadığını bilemiyorum. Milletvekili grubuna bu konuda herhangi bir bilgilendirme yapılmadı. Bir tüzük komisyonu kuruldu. O komisyonun çalışmaları arasında yer alan bir konu olabilir. Bizim 15 Eylül’de açıkladığımız ‘Değişimin Yüzyılı Yüzyılın Değişimi’ tutum belgesinde de bu konu yer almaktaydı. Biz yapılacak üye reformuyla birlikte genel başkanı tüm üyelerin seçmesini ve partideki her kademenin seçiminde, doğrudan üyelerin söz sahibi olacağı yöntemleri geliştireceğimizi açıkça ifade ettik. Bu konudaki siyasi partiler yasasından kaynaklanan mevzuat engellerini aşmanın yollarını bulmak zor değil.”
 
- CHP’de Özgür Özel ve Değişim taraftarları, topluma, partililere ve vatandaşlara neyi vaat ediyor?
Özgür Ceylan; “Partililerimize ve topluma daha iyi yönetilen, yanlışlarından ders çıkarmış, üyelerinin daha çok söz sahibi olduğu, yenilenmiş bir parti sözü veriyoruz. Daha sol ve sosyal demokrat politikaların öne çıktığı, çağın getirdiği gelişmelere uygun çalışma biçimlerinde de yeniliklerin yapıldığı, gençlerin, kadınların, doğa ve hayvan hakları savunucularının, insan hakları savunucularının, çiftçi, işçi, memur, emekli, ev hanımı özetle her kesimin kendisini bulabileceği politikalar vaat ediyoruz. Bu politikaları uygulamak üzere önce yerel seçimlerde yüksek bir başarı ardından genel seçimlerde iktidar olmayı vaat ediyoruz.”
 
- Küskün muhalif seçmen Özgür Özel’e nasıl bakıyor? CHP’de lider değişiminin etkileri yerel seçimlere nasıl yansır?
Özgür Ceylan; “Grup başkanımız ve genel başkan adayımız Özgür Özel’e her geçen gün ilginin daha fazla arttığını ben şahsen gözlemleyebiliyorum. Toplumda nasıl bir etki bıraktığını bize zaman gösterecek ama bir değişikliğin kesinlikle olumsuz olmayacağını söyleyebilirim. Bence parti programı tüzük ve yönetim kadrolarındaki değişim seçmene olumlu olarak yansıyacak ve oyumuzu arttıracak. Bunu düşündüğüm içinde bu değişim hareketine destek olmaya çalışıyorum.”
 
- CHP İl Kongresi’nde parti içi çatışmanın gün yüzüne çıktığına şahit olduk. Ağır eleştiriler yapıldı, partinin Televizyonunun, Su Zebilinin bile alınıp götürüldüğü gündeme geldi. Kongre sonrasında CHP’deki gruplar arası çatışma son bulacak mı? 
Özgür Ceylan; “CHP içerisinde tartışmalar her zaman olur. Ama tüm partililerimiz gereken sağduyuyu zamanı geldiğinde göstereceklerdir. Bu tartışmalar yalnız biz de yok şu anda AKP’de de yaşanmakta. Başka partilerde de var.”
 
- CHP Çanakkale örgütünde “Değişim” grubunun seçimlerden başarıyla çıktığı görüldü. Bu başarı sizce neyi ifade ediyor? Özgür Özel önümüzdeki günlerde Çanakkale’ye gelerek CHP’lilerle veya delegeleri ziyaret edecek mi?
Özgür Ceylan; “Çanakkale’de partimize oy veren vatandaşlarımızın büyük oranda değişimi desteklediklerini söyleyebiliriz. Özgür Özel’in şu an için belirlenmiş bir Çanakkale programı yok ama olursa çok memnun olur, Çanakkale olarak kendisini ağırlamaktan mutluluk duyarız.” ]]> </content:encoded><category domain="https://www.canakkaleaynalipazar.com/roportajlar-haberleri">Röportajlar</category><dc:creator><![CDATA[“Değişim.. Şimdi Zamanı ve Tamda Zamanıdır” - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 23 Oct 2023 04:13:46 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/WhatsAppZImageZ2023-10-18ZatZ21.47.08.jpeg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/WhatsAppZImageZ2023-10-18ZatZ21.47.08.jpeg"/>
                    <enclosure url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/WhatsAppZImageZ2023-10-18ZatZ21.47.08.jpeg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA["Her Kesimin Adayıyım ve Göreve Talibim"]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-her-kesimin-adayiyim-ve-goreve-talibim-16440.html</guid>
                    <link>https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-her-kesimin-adayiyim-ve-goreve-talibim-16440.html</link>
                    <description><![CDATA[15 Eylülde Çanakkale, Kent Konseyi Başkanını ve Yürütme Kurulunu seçecek. Daha önce Çevre Meclisi Başkanı ve Yürütme Kurulunda görev yapan, şimdi de Kent Konseyi Başkanlığına aday olan Avukat Ali Aydın Çalıdağ ile yaptığımız söyleşiyi sunuyoruz. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 15 Eylülde Çanakkale, Kent Konseyi Başkanını ve Yürütme Kurulunu seçecek. Daha önce Çevre Meclisi Başkanı ve Yürütme Kurulunda görev yapan, şimdi de Kent Konseyi Başkanlığına aday olan Avukat Ali Aydın Çalıdağ ile yaptığımız söyleşiyi sunuyoruz.
 
Soru: Çanakkale Kent Konseyi Başkanlığı’ na neden adaysınız, siz kimsiniz, kimin adayısınız?
Ben sorunuzun ikinci kısmından başlayarak cevap vermek istiyorum. Ben  Avukat Ali Aydın Çalıdağ,öncelikle Vatan ve Çanakkale sevdalısı bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Kısa özgeçmiş olarak da 22 Mayıs 1967 Kütahya Emet doğumluyum, Öğrenimimi Babamın memuriyet görevi dolayısıyla farklı yerlerde yaptım1981- 86 yıllarında Geyikli Beldesinde yaşadık, Ezine Lisesinden Mezun olduktan sonra Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesine girdim. Askerliğimi Gaziantep’ te Askeri Savcı olarak yaptım. Halen Çanakkale de Hazine Avukatı olarak görev yapmaktayım ki belki de bu benim tarafsızlığımın en büyük teminatıdır. Üyesi bulunduğum Çanakkale Barosunda bir dönem Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu başkanlığı yaptım. Barodan temsilci olduğum Çanakkale Kent Konseyinde 4 yıl süreyle Çevre Meclisi Başkanlığı görevini sürdürdüm.  Evliyim, eşim Ulviye Çalıdağ Çanakkale Sağlık Çalışanları ve Emeklileri Derneği Başkanlığı görevini yürütmektedir. Ben de Derneğimizin kurucu üyelerindenim.  Bir oğlumuz var ve üniversitede okuyor. 2003 yılından bu yana Çanakkale’de yaşıyoruz ve kent yaşamına katkı koymaya çalışıyoruz.
 
Kent Konseyi Başkanlığına, birikim ve potansiyelinin çok büyük olduğuna inandığım Çanakkale merkezli ya da şubeli derneklerin ve diğer Sivil Toplum Kuruluşlarının kent yaşamına daha fazla katkı koymalarını, kenti yöneten yerel ve merkezi idare yöneticilerinin kararlarına etki etmelerini, kentin yüzünü kentlinin istediği yöne döndürmelerini sağlamak, böylece de kentlinin refahını, mutluluğunu, ekonomik gücünü, demokrasi inançlarını ve özgürlüklerini arttırmak amaç ve inancıyla adayım.
 
Aday olmaya karar verirken de; hiçbir şekilde siyasi veya idari bir otoritenin telkiniyle hareket etmedim. Benim gibi vatan ve Çanakkale sever olduğuna kalben inandığım, kente dokunan, bu amaçla mücadele veren insanların teşvik ve destekleriyle kent için aday oldum. Bu yaşıma kadar kimsenin adamı olmadım, bundan sonra da olmam. Bu yüzdende her kesimden insanın adayıyım ve bu göreve talibim.
 
Soru: Genel olarak Kent Konseylerinin bir işe yaramadığı, özellikle belediyelerin işine gelen işleri yaptığı söyleniyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Bu sorunun cevabı aslında Kent Konseyi Başkanlığı ve Yürütme Kurulu seçim sürecinin içinde saklı diye düşünüyorum. Bir seçime katılmanın doğal sonucu olarak ben de ulaşabildiğim Çanakkale de toplumun aktörleri olan siyasi partileri, sendikaları, meslek odalarını, dernekleri ve tüm diğer katılımcılara nezaket ziyaretinde bulunarak kendimi, planlarımızı anlatıp, onların görüşlerini ve desteklerini istedim. Ama kimseden icazet istemediğim gibi, desteklerini deklere ederek baskı grubu oluşturmalarını da talep etmedim. Eğer ki, böyle bir talebim olsa idi bu talepte bulunduğum grup yada grupların baskılarını hissetmem ve taraflı bir çalışma sergilemem bunun doğal sonucu olurdu.
 
Ben aksine ortaya çıkış amacı kentin paydaşlarının serbestçe ve eşit olarak kent yönetimine katılmaları olan Kent Konseyini arzuladığım için kimseye gebe kalmadan serbest iradelerle seçilme amacıyla hareket ediyorum ve etmeye de devam edeceğim. Bu şekilde oluşacak Kent Konseyimizin de önceden olduğu gibi kentlinin üstlenmek istediği rolü oynamalarını sağlayacak güçte olacağına eminim. Demokrasiye olan saygım gereği seçim sonucuna da saygılı olacağım. Ancak, etki altında geçecek bir dönemin daha yaşanması halinde, ülkemizde kurulan birçok Kent Konseyinin ilham kaynağı olan ve geliştirdiği mevzuatı örnek alınan Çanakkale Kent Konseyinin sonlanması neticesini getireceği korkusunu da yüreğimde taşıyorum.
 
Soru: Okuyucularımıza son olarak ne söylemek istersiniz?
Çanakkale’de doğmadım ama büyük dedem Şehitlikte babam Çanakkale’de yatıyor, bu kutsal topraklara olan borcumu ödemek için çalışmaya talibim.
 
Bir de; sosyal medyada Başkan adaylarının temsilciler ve halk  huzurunda kendilerini tanıtıp, proje ve hedeflerini açıklamaları yönünde talepler görüyorum. Bu konuda tarafsız bir ortamda yapılacak söyleşide soruları cevaplamaktan mutluluk duyacağımı da belirtmek istiyorum. Bana bu imkanı tanıdığınız için size teşekkür ediyor, tüm Çanakkale halkına iyi pazarlar diliyor. Saygı ve selamlarımı sunuyorum. ]]> </content:encoded><category domain="https://www.canakkaleaynalipazar.com/roportajlar-haberleri">Röportajlar</category><dc:creator><![CDATA["Her Kesimin Adayıyım ve Göreve Talibim" - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 09 Sep 2019 04:07:40 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/AYK_0859.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/AYK_0859.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/AYK_0859.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Ülgür Gökhan: "Doğayı Ranta Hiç Açmadık"]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-ulgur-gokhan-dogayi-ranta-hic-acmadik-14906.html</guid>
                    <link>https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-ulgur-gokhan-dogayi-ranta-hic-acmadik-14906.html</link>
                    <description><![CDATA[Çanakkale Belediyesi Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, başkanlıkta 16 yılı geride bıraktı. Ülger Gökhan’ın dönemi, “sosyal belediyecilik” ile anılıyor. Gökhan, önümüzde yerel seçimlerde CHP’den aday adayı. Ama bir şartı var: O da ön seçim. Ülgür ile Çanakkale’yi, belediyeyi ve adaylık sürecini konuştuk. Mevcut başkan Ülgür Gökhan, ön seçim talebi için, “Bunun artık bir üslup olması lazım. Hiçbirimiz vazgeçilmez değiliz” diyor.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Birgün Gazetesi kent muhabiri Uğur Şahin'in sorularını yanıtlayan Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, çarpıcı açıklamalarda bulundu.
Çanakkale Belediyesi Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, başkanlıkta 16 yılı geride bıraktı. Ülger Gökhan’ın dönemi, “sosyal belediyecilik” ile anılıyor. Gökhan, önümüzde yerel seçimlerde CHP’den aday adayı. Ama bir şartı var: O da ön seçim. Ülgür ile Çanakkale’yi, belediyeyi ve adaylık sürecini konuştuk. Mevcut başkan Ülgür Gökhan, ön seçim talebi için, “Bunun artık bir üslup olması lazım. Hiçbirimiz vazgeçilmez değiliz” diyor.
 
Yönetimde hayallerinizi gerçekleştirebildiniz mi?
Evet, kentlerde yapılacak iş bitmez malum. Ama başladığım andan itibaren nüfusumuz arttı, 130 binlere geldi. Tabii Çanakkale’ye ilgi çoğaldı ama başladığım günden beri Çanakkale’nin çok önemli sorunlarını çözdüğümü söyleyebilirim. Çöp depolama alanımız yoktu, üniversitenin altında vahşi depolama alanımız vardı, yangınlar çıkardı. Çanakkale’de koku altında kalırdık. Onu yaptık. Atık su arıtma tesisimiz yoktu, denize derin deşarj yapıyorduk, onu çözdük. Şu anda arıtma tesisimiz var. İçme suyu zaten arıtılarak yapılıyordu, yeni bir projeyle onu dönüştürmeye çalışıyoruz, altyapıya da çok ciddi yatırım yaptık. Altyapıyı A’dan Z’ye değiştirdik. Yağmur yağdığında su basardı etrafı ve kordonu, bunların hepsini hallettik.
 
Çanakkale’ye ilginin arttığından bahsettiniz. Bu ilginin sebebini neye bağlıyorsunuz?
Çanakkale özgür bir kent, insanlar burada özgürlüklerini yaşıyor. Hiç kimse ne siyasi görüşünden dolayı, ne kimliğinden dolayı ne cinsiyetinden dolayı ne de ırkından dolayı ayrımcılığa uğrar. LBGTİ’ler de dahil olmak üzere engellilerin, kadınların çok özgür yaşadığı, tek başına çok rahatlıkla yaşadığı bir kent… Özgürlüklerin ve barışın kenti diyoruz. Artı, kentin mevcut yapısı itibariyle de kolay yaşanılabilen ve ulaşılabilen bir kent. Pazarlarında hemen yakınındaki tarlalardan, köylerden ürünlerin satılabildiği, yürüme mesafesinde işlerin olduğu bir kent olduğu için, buraya gelen insanlar, buraya gelmek isteyen insanları teşvik ediyor. Çocuklar burada özgürce hareket edebiliyorlar parklarda. Şimdi İstanbul’da, Ankara’da bir çocuğu evden parka götürmek bile seremoni… Burada ise yaşam kolaylığı var. Büyük kentlerimiz düzensizlik ve risk taşıyor.
 
Bu anlamda Çanakkale, büyük şehirlerin yanında bir alternatif mi?
Kesinlikle. Üniversiteye çocuğu gelenler, çocuğunu getirdiği zaman, buraya yerleşiyor. Üniversiteli çocuk buradan gidiyor, iş için onlar burada kalıyor. Tabii Çanakkale’ye gelen insanların hepsi, belli bir kültür seviyesindeki insanlar. Mesela Çanakkale’de kültürel etkinlikler bedava. 250 kişiye birden tiyatro oyunu sahnelettik ve müzik... Çok ciddi konserlerimiz oldu, güzel sanatçılar getirdik ve hepsi bedava. Çünkü mantık şu; bu kentin insanı zaten belediyesine para veriyor, kumbaraya atıyor. Kişi başına Ankara’dan para geliyor, emlak vergisi ödüyor, su parası ödüyor, kiracıysa kira ödüyor, katılım payı ödüyor. Kumbaraya hep para atıyor. Kumbara kimlerin parası? Onların parası. Biz de o kumbaradan onların kültürel hayatına katkıda bulunuyoruz. Yolunu yapıyoruz, suyunu yoruz, asfaltını yapıyoruz, taşını yapıyoruz, kültürel aktivitelerini yapıyoruz. Biz bunlara para verirken kumbara da bu işlere yarıyor… İnsanlar şaşırıyor, işte bu yüzden bedava. Bir de ayrı yeten niye para alalım? Ona göre getiriyoruz, israf etmeden yapıyoruz tabii bunları.
 
Büyük kentlerde mutsuz insanlara alışkınız. Siz Çanakkale’de insanların yüzlerini güldürebildiğinizi düşünüyor musunuz?
Kesinlikle. Yeterli mi, onu tartışmıyorum. Daha iyisi olacak tabii, bütçemiz elverdiği ölçüde.
 
BAKANLIK’TA DOSYALAR BEKLETİLİYOR
 
Peki, başkanlık sürecinize dair özeleştiriniz yok mu hiç?
Yaptığım her şeyin arkasındayım. Yetemediğim projeler var. Bizim dışımızda, bürokrasiye takıldığımız şeyler olabiliyor.
 
Bürokrasiden kastınız, siyasi iktidar mı?
Önümüzü açmıyorlar. Ankara’ya mesela, bir şey gönderiyorsun Bakanlığa, imzalanması lazım, orada bekliyor. Birileri bekletiyor onu, bir emir bekliyorlar. Bu hale geldik. Hâlbuki eskiden böyle miydi; bürokrat, genel müdür, tek başına en kötü ihtimal müsteşar işi bitiriyordu. Şimdi siyasi otorite ve milletvekili bekletiyor. Bu tür engeller oluyor. Yoksa daha hızlı hareket edebilirdik. Bir kültür merkezi meselesi vardı. “Yapalım” dedik, “Yok biz yapacağız” dediler. Plan tadilatını yaptık, hiç öyle bir şey yok, yapmadılar.
 
Adaysınız ve ön seçim talep ettiniz. Bu süreci anlatır mısınız?
Bunun artık bir üslup olması lazım. Adaylık şartım da buydu zaten. İki şartım vardı: Kamuoyu araştırmasında önde çıkmak ve eğilim yoklaması. Ben bu kitlenin çoğunluk oyunu alamıyorsam, bu seçmenin oyunu nasıl alacağım? Ben milletvekilliği seçimi için de bunu demiştim. Sıkıntı oldu, dediğimi yapmadılar. Hiçbirimiz vazgeçilmez değiliz.
 
Peki, Çanakkalelilere ne vaat ediyorsunuz?
Bir kültür merkezine ihtiyacımız var, yeri hazır. Keza gençlik merkezine de ihtiyacımız var. Bir bilim merkezi kuruyoruz. Ulaşımı rahatlamaya yönelik planlarımız var. Kırsal tarımı çok önemsiyorum. Bir de eğitim kooperatifi ve enerji kooperatifi çalışmalarımız var.
 
ÜNİVERSİTE YÖNETİMİ ÇOCUKLARIN ÖNÜNÜ AÇMIYOR
 
Belediyeniz, öğrenci dostu kent seçildi. Ne düşünüyorsunuz?
Kısmen yetiyor tabii ki. Daha fazlası lazım ama. Biraz da etkinliklerini sağlayabilecek alanlar yaratmamız lazım üniversiteler dışında. Hep söylerim, tiyatro yapabilecekleri bir stüdyo vs. ne istiyorlarsa, kentte eksiliğini hissettiği ne varsa hepsini biz onlara vermek için hazırız. Üniversite öğrencisiyle biraz kopukluğumuz var. Bu iki taraftan da kaynaklanıyor. Üniversitenin idaresi de maalesef çocukların önünü açmıyor.
 
TOKİ’YE HİÇBİR ŞEKİLDE YÜZ VERMEDİK
 
Kentsel dönüşüm projelerinde farklı bir yol izliyorsunuz. Bunu anlatabilir misiniz?
İsmet Paşa Mahallesi’nde dönüşüm planlıyoruz. Orada TOKİ gelmişti. Biz yüz vermedik, kendimiz yaparız dedik. Orada da direniyorlardı mesela. Biz belediye binamızı da projeyle yaptık. Alanında yetkin insanlar geliyor, yarışma yapıyoruz. Yeni belediye iş merkezini öyle yaptık. Her şeyi yarışmayla yapıyoruz. “Şuna yaptıralım” demiyoruz. Bugüne kadar hiçbir yeri ranta çevirmedim. Belediye Başkanı olduğum zaman, her tarafı satıyorlardı. Telekom’u sattılar, arsaları satıyorlar. Solda bir yüzme havuzu var, orada satılık yazıyor. Havaalanı tarafında da, arsaları satıyorlar. Birileri alacak sonra kapıya dayanacak, “Abi biz orayı aldık, konut yapalım” diyecek. Gittim Telekom’a dedim ki: “Oraları ben alacağım. Kaç lira?” Verdim, aldım. “Kesinlikle imar tadilatı istemiyorum” dedim. Aldım, dedim ki “Burası resmi kurum alanı.” Oraları yüzme havuzu yaptım. Neden? Arkadaki aldığım yeri kat karşılığı aldım. İki tane alanı ranttan kurtardım. Yetmedi, bir daha sattı Telekom. Onu da gittim aynı şekilde aldım. Yaşlı merkezi yaptım. Asla ve asla Çanakkale’de hiçbir yeşil alanı hiçbir şekilde ranta açmadım.
 
DOĞA SALDIRI ALTINDA
 
Gelelim Çanakkale’nin en önemli sorununa. Çanakkale ve çevresinde büyük bir tahribat yaşanıyor. Siz de buna karşı çıkıyorsunuz...
Çok vahşi şekilde Çanakkale’nin doğasına saldırıyorlar. Kaçıncı oldu bilmiyorum ama izin alan şu anda beş tane termik santral var. Siyanürle altın işleme noktasında ruhsat alma aşamasında birçok yatırımcı var. Termik santraller yörenin coğrafyasını bozacak nitelikte. Orman alanlarını, tarım alanlarını etkileyecek şekilde kuruluyor. Bizim için kritik olan Atikhisar Barajımız var. İçme suyumuzu temin edebileceğimiz yegâne baraj. Tam onun tepesinde bu işlemi yapıyorlar. Biz de onla mücadele ediyoruz çünkü eğer Atikhisar Barajı bir gün kirlenecek olursa, Çanakkale’de hayat durur, çünkü artık yeraltı suyu da yok. Suyumuzu korumak zorundayız. Kazdağları’nın bu ovalara verdiği katkıları yok edersen, ben de bunun mücadelesini veririm.
 
 
Bir tarafta böyle bir tablo var. Diğer taraftan da sizin ‘yeşil projeleriniz’ var. Bu projeleri anlatır mısınız?
Olabildiğince küresel ısınmaya karşı tedbirler almaya çalışıyoruz. Bunlardan bir tanesi de yeşil yönetim yerel binası. Bin megawatlık bir güneş enerjisi santralı kurduk, yakında sisteme vereceğiz. 4 megawatlık da hakkımız var. Tarım üzerine de tohum sandığımız var yerli tohumu teşvik amaçlı. ]]> </content:encoded><category domain="https://www.canakkaleaynalipazar.com/roportajlar-haberleri">Röportajlar</category><dc:creator><![CDATA[Ülgür Gökhan: "Doğayı Ranta Hiç Açmadık" - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 29 Nov 2018 04:29:42 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/canakkale-belediye-baskani-ulgur-gokhan-dogayi-ranta-hic-acmadik-536148-5.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/canakkale-belediye-baskani-ulgur-gokhan-dogayi-ranta-hic-acmadik-536148-5.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/canakkale-belediye-baskani-ulgur-gokhan-dogayi-ranta-hic-acmadik-536148-5.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Megan Fox Çanakkale'de Kahve Falı Baktırmış!]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-megan-fox-canakkalede-kahve-fali-baktirmis-14197.html</guid>
                    <link>https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-megan-fox-canakkalede-kahve-fali-baktirmis-14197.html</link>
                    <description><![CDATA[Amerikalı oyuncu ve manken Megan Fox, bir belgesel çekimi için geldiği Çanakkale'de Troya Antik Kenti'ni 2 Temmuz 2018 günü ziyaret etmişti. Dünyanın en seksi kadını olarak gösterilen Megan Fox’un Çanakkale’de olduğu günlerde Türk Kahvesi içerek fal baktırdığı ortaya çıktı. Amerika'ya dönen güzel oyuncu ile bir araya gelen Hürriyet Kelebek yazarlarından Barbaros Tapan, Megan Fox ile gerçekleştirdiği röportaj'da Çanakkale ve Türkiye izlenimlerini sordu.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Megan Fox, mitolojik efsaneleri konu alan belgesel programı “Myths &amp;Mysteries”in Troya Savaşı konulu bölümünün çekimleri için geçtiğimiz günlerde Türkiye’ye geldi. Ünlü oyuncu, Karga 7 Pictures’ın yapımcılığını üstelendiği, önümüzdeki aylarda Travel Channel’da yayınlanacak belgeselin çekiminin hemen ardından Los Angeles’ta Barbaros Tapan’la buluştu. İkili hem belgeseli hem de Fox’un Türkiye günlerini konuştu.
 

 Travel Channel’a hazırladığınız belgesel projeniz için geçtiğimiz günlerde Türkiye’ye gittiniz. Öncelikle Troya Savaşı’nı anlatan bölümün detaylarından biraz söz eder misiniz?
- Biz bu belgeselde, eski hikayeleri, mitolojik efsaneleri, onlarla ilgili ulaşılan son bilgileri ve gelişmeleri veriyoruz. Türkiye’ye de Troya Savaşı ile ilgili son keşifleri öğrenmek için gittik. Neler olup bittiğini, ulaşılan son bulguları uzmanlarla konuştuk. Troya Savaşı bir gerçek mi yoksa kurgusal bir mit mi sorusuna cevap aradık.
 
 Tarihe, eski kültürlere merakınız ne zaman başladı?
- 13-14 yaşlarımdayken, eski kültürlerin ve mitolojik olayların dikkatimi çektiğini, bu bilgileri öğrenmeye aç olduğumu fark ettim. İyi bir öğrenci değildim. Okula gitmeyi hiç sevmiyordum. Okulla ilgili sevdiğim tek şey tarih dersleriydi. Sanırım 8’inci sınıftayken tarih dersinde Yunan Mitoloji okumuştum. İyi not aldığım ve ödevlerimi yaptığım ilk ders o olmuştu... Diğer derslerde ödev yaptığımı hiç hatırlamıyorum (gülüyor). Sadece sınavlara girip sınıfı geçmeme yetecek kadar not almaya çalışırdım. Sadece tarih derslerinde ödev yapıyordum çünkü gerçekten öğrenmek istiyordum.
 

 

BU GİDİŞLE 6 ÇOCUK DAHA YAPARIM
 Belgeseli, Los Angeles merkezli olan, İstanbul’da da faaliyet gösteren Karga 7 Pictures çekiyor. Projenin yapımcıları Emre Şahin ve eşi  Sarah Wetherbee ile nasıl tanıştınız?
- Birkaç yıl önce, daha son çocuğum doğmamışken tanıştık. “Son çocuğum” da dememeliyim aslında! Sonuçta birkaç yılda bir dünyaya çocuk getiriyorum, bu gidişle 6 tane daha yapacağım herhalde. Neyse, konuya dönersek... Bir proje geliştiriyordum. Fikir aşamasındaydı. Prodüksiyon şirketi araştırıyordum onun için. Derken bir arkadaşım Karga 7’den bahsetti. Emre’nin yaptığı birçok yapımı izlemiştim zaten. Hepsi harika, beğenerek takip ettiğim şovlardı. Benim için de belgeselimin güzel olması, izleyicinin ilgisini çekecek şekilde çekilmesi, gittiğimiz yerlerin ruhunu ve güzelliğini izleyiciye yansıtması, hikayenin anlatımı önemliydi. Karga 7’nin yapımlarını daha detaylı inceleyince isteklerime en güzel onların cevap vereceğini anladım. Devamında zaten birlikte çalışmaya başladık.
 
 Çekimler sırasında Türk yemekleri yediniz mi?
- Yemez miyim... Ketojenik diyet yapıyorum, o yüzden karbonhidratlı besinlerden uzak durmaya çalışıyorum. Ne yedin derseniz; çok fazla kuzu eti yedim. Hatta normalin oldukça üstünde tükettim diyebilirim. Türkiye’de en çok hoşuma giden şey etin lezzeti ve doğal olmasıydı. Burada (Amerika’da) doğal et bulmak için gerçekten çaba sarf etmek zorundasınız. Türkiye’de her şey çok lezzetli ve doğaldı. Onun dışında Türk baharatları da favorilerim arasına eklendi.
 
KAHVE FALI BAKTIRDIĞIM ANLAR BELGESELDE DE VAR
 Astrolojiye meraklı olduğunuzu duydum. Peki falla ilginiz var mı? Mesela Türkiye’deyken Türk kahvesi içip fal baktırdınız mı?
- İstanbul’a ilk gittiğimde her sabah bir Türk kahvesi içiyordum. Çok sert ama çok da güzel bir tadı var. Servis ediliş şekli ve minik olması da hoşuma gitmişti. Artık kahve içmiyorum. Yıllar sonra ilk kahvemi yine Türkiye’de içmiş oldum. Kahvemi hazırlarlarken çok az kahve koymalarını özellikle belirttim. Biliyorsun minik fincanı en tepeye kadar dolduruyorlar, ben de tamamını içtim. Kalp atışlarım nasıl yükseldi anlatamam, kan damarlarımın içinde deli gibi akıyordu. Başka bir yaratığa dönüşüyormuş gibi hissettim çünkü yıllar olmuştu kahve içmeyeli. Türk kahvesi de hafife alınacak bir kahve değil...
 
 Ya fal?
- Evet, o kahveyi içtikten sonra bir hanım falıma baktı, söylediği her şey pozitifti. Kötü bir şey demedi. Yaptığım işle ilgili cesaret verici şeyler söyledi. Hepsini belgeselde izleyeceksiniz. Kahve falı çekimlerini Emre’nin babası Dr. Haluk Şahin’in evinde yaptık zaten. Çok güzeldi.
 

 

iSTANBUL’U ANLAMAK iÇiN KAPALIÇARŞI’YI GÖRMEK ŞART
 Gelelim benim de doğup büyüdüğüm, dünyanın en özel şehirlerinden olan İstanbul’a... Neler söylemek istersiniz İstanbul’la ilgili?
- İstanbul çok güzel bir şehir gerçekten. Çok yoğun, çok hareketli bir şehir. Çok da kalabalık, öyle değil mi? Kaç milyon insan var İstanbul’da emin değilim ama New York’tan bile fazla olabilir. Her yer inanılmaz kalabalık (gülüyor). İstanbul’da bana en ilginç gelen şey tüm modern yapıların yanında bir bakıyorsunuz yüzlerce yıllık bir saray çıkıyor karşınıza. İstanbul’da tüm o yeni binaların içinde bile eskiyi hissetmek mümkün. Bu bana çok ilginç gelmişti.
 
 Nerelere gittiniz İstanbul’da?
- İstanbul’da bir günümüz tamamen boştu. Hedefimiz Kapalıçarşı’ya gitmekti ama şöyle oldu... Öncesinde kendime sandalet almak istedim, çünkü yanımda sadece kapalı ayakkabılar vardı ve hava çok sıcaktı. Ayaklarım hava alsın istedim (gülüyor). Onun için bir alışveriş merkezine gittik, tesadüfen de indirim vardı. Dört saat alışverişte harcayınca Kapalıçarşı’ya geç kaldık, meğer saat 19.00’da kapanıyormuş. Kapanması için çok erken bir saat değil mi? Annem de benimleydi ve özellikle onun görmesini çok istemiştim oysa. Çünkü bana sorarsanız, İstanbul’u anlamak için mutlaka Kapalıçarşı’ya gitmek zorundasınız.
 
 Ama İstanbul’a ilk geldiğinizde gitmiştiniz oraya, öyle değil mi?
- Evet, ben görmüştüm Kapalıçarşı’yı. O kadar çok şey almıştım ki hem de... Kırılabilir bir sürü süs eşyası ve lambalar. Onları yanımda taşıyıp riske atmak istememiş, hepsini adresime postalatmıştım.
 
TÜRKiYE’DE SiNEMA FiLMi iÇiN SEÇENEK ÇOK
  Bu sefer Çanakkale’ye de gittiniz. Oradan bir şey aldınız mı?
- Evet. Gezdiğim müzelerin hediyelik eşya mağazalarından birçok heykel ve harika koleksiyon parçaları satın aldım...
 
 Türkiye inanılmaz film lokasyonlarına sahip bir ülke fakat bizim ülkemizde çok fazla büyük prodüksiyon çekilmiyor. Sizce neden? Sektörde uzun yıllar çalışan biri olarak neler söylemek istersiniz bu konuda?
- Sektörde uzun zamandır varım fakat karar verenler tarafında değilim. Parayı ben yönetmiyorum. Yine de çok iyi bildiğim bir şey var, vergi kolaylığı sağlayan, prodüksiyonun ucuza mal olduğu ülkeler bu açıdan daha şanslı. Doğru diyorsun, Türkiye’de seçenek çok; özellikle arkeoloji ve tarih konusunda Türkiye’nin her yeri cennet. Öte yandan prodüksiyonlar için çok farklı seçenekler de var, mesela Bodrum harika bir yer, neden orada film çekilmesin değil mi? Ama dediğim gibi bu konuda vergi anlaşmaları çok önemli...
 

 

HAYATIMIZ NORMAL AiLELER GiBi
  3 çocuğunuz var, çocuklarla Megan’ın bir günü nasıl geçiyor?
- En küçük bebeğim 2 yaşına girecek. O hâlâ bizimle uyuyor. Genelde 05.30-06.00 arası uyanıyor. Biz de onunla birlikte kalkıyoruz. Biz kalktığımızda diğer iki çocuğum zaten kalkmış ve oyun oynuyor oluyor. Kahvaltımızı yapıp iki büyüğü okula bırakıyoruz. Sonra spor yapıyoruz, öğlen yemeğimizi yiyip bebekle ilgileniyoruz. Akşam yemeği pişiriyoruz. Akşam yemekten sonra çocuklara hikayeler okuyor, onlarla resim yapıyoruz. Diğer normal aileler gibi bir hayatımız var.
 
 Ailece seyahat ediyor musunuz?
- Hayır etmiyoruz... Üç çocukla uçağa binmek bana hiç eğlenceli gelmiyor. Çocuklara iPad ve telefon vermediğim için onları meşgul edip oyalamak da tümüyle bize düşüyor. O yüzden hep birlikte seyahati açıkçası tercih etmiyorum...
 

 

SÜREKLi HAMiLEYiM VE ÇOCUK DOĞURUYORUM
 Ufukta yeni film projeleri var mı?
- Bende ne oluyor biliyor musun? Sürekli hamileyim ve çocuk doğuruyorum (gülüyor). Sinema sektöründe hamileyken çalışılmıyor maalesef. Her hamilelik 1-2 yıl götürdü kariyerimden. En son televizyon serisi “New Girl”ü yaptım. Çok sevdiğim de bir iş oldu. Şimdi üzerinde çalıştığım birkaç bağımsız film var. Sonra belki bir gişe filmi yapabilirim ama şimdilik odaklandığım tek şey “Myths&amp;Mysteries”...
 
 Megan Fox’un güzellik sırları ile de röportajımızı noktalayalım o halde...
- Sadece çok sağlıklı besleniyorum, başka bir sırrım yok (gülüyor)...
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.canakkaleaynalipazar.com/roportajlar-haberleri">Röportajlar</category><dc:creator><![CDATA[Megan Fox Çanakkale'de Kahve Falı Baktırmış! - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 29 Jul 2018 06:57:09 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/pUkrlVRx9EKvyyZmSScQyQ.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/pUkrlVRx9EKvyyZmSScQyQ.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/pUkrlVRx9EKvyyZmSScQyQ.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Klodet Gormezano’nun Anlatımıyla ‘Bir zamanların Çanakkale’si]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-klodet-gormezanonun-anlatimiyla-bir-zamanlarin-canakkalesi-14106.html</guid>
                    <link>https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-klodet-gormezanonun-anlatimiyla-bir-zamanlarin-canakkalesi-14106.html</link>
                    <description><![CDATA[Çanakkale Yahudi Cemaatinin seçkin ailelerinden Gormezano ailesinin temel taşlarından Klodet Gormezano ‘Bir zamanların Çanakkale’sini Yahudi cemaatine yönelik yayın yapan Şalom gazetesine anlattı. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Çanakkale Yahudi Cemaatinin seçkin ailelerinden Gormezano ailesinin temel taşlarından Klodet Gormezano ‘Bir zamanların Çanakkale’sini Yahudi cemaatine yönelik yayın yapan Şalom gazetesine anlattı.
 
1937 yılında Çanakkale’de dünyaya gelen Klodet Gormezano oğlu İzi ve kızı Nur’u da Çanakkale’de büyüttü. 1974 yılında İstanbul’a göç eden Gormezano eşini yıllar önce kaybetti.
 
Çanakkale Yahudi Cemaatinin seçkin ailelerinden biriydiniz. Klodet Gormezano deyince, Çanakkaleliler arasında sizi tanımayan yok. Eşiniz, Çanakkale’deki geniş toplumda da çok sevilen, sayılan bir kişi idi.
 
Eşim Moiz Gormezano çok sosyal bir kişi idi. Aydın zümre içinde her zaman sevilir, sayılır ve fikirlerine saygı duyulurdu. Hatta bu sebeple ona ‘Rektör’ lakabını takmışlardı. Milletvekilleri, vali ve belediye başkanı ile hep yakın ilişkiler içindeydi. Çocuk Esirgeme Kurumu ve Çanakkale Lisesini kalkındırmak amacı ile balolar düzenlerlerdi. Eşimle birlikte, Cumhuriyet Bayramı Balolarına, Yılbaşı Balolarına, ayrıca yardım amacı ile tertip edilen tüm etkinliklere iştirak ederdik.
 
Eşim, Cumartesi ve Pazar günleri, Şehir Kulübüne gider, seçkin kişilerle briç oynardı. Geceleri de, orada birlikte yemek yerdik.  Ayrıca, eski bir yedek subay olduğu için, Orduevine de gider, orada yemek yer ve müzikli gecelere de katılırdık.
 
Geniş toplumda düğün ve sünnet olduğu zaman, Yahudi cemaati davet edilirdi. Tabii biz de onları davet ederdik. O zamanlar, şehrimizde sadece bir pastanemiz vardı. Bu sebeple, akrabalar, komşular, yemekleri, tatlıları, imece usulü hep birlikte evlerde hazırlardık.
 
Biraz da Çanakkale’deki günlük hayatınızdan bahseder misiniz?
 
O zamanlar, Çanakkale’deki hayatımız renksiz ve monotondu. Erkeklerin her günü, evden işe, işten eve giderek geçerdi. Hanımlar ise, ev işlerinin dışında, komşu ve akrabalarla bir araya gelir, örgü örer veya kızlarına çeyiz hazırlarlardı. Haftada bir kez sinemaya gidilirdi. Genç erkekler kahvelerde toplanırlardı.
 
Yaz ayları da kış ayları gibi monoton mu geçerdi?
 
Yaz ayları daha canlı geçerdi. Deniz kıyısında (La Eskalika de Maydoz) adı ile andığımız çay bahçesinde toplanırdık. Akşam üstüleri Kordon’da gezerdik. Çocuklarımızı oynamaları için Halk Bahçesine ve Ziraat Bahçesine götürürdük. Belediye Plajından ve Askeri Plajdan denize girerdik. Her yere paytonlarla gidilirdi. Zaman zaman, birkaç aile bir araya gelir, Erenköy Çamlarına piknik yapmaya gider, orada yer içer, gramofon ve akordeon eşliğinde dans eder, eğlenirdik.

Geleneklere ve bayramlara çok bağlı bir cemaattiniz, değil mi?
 
Her zaman geleneklerimize bağlı bir cemaat olduk. Kaşer olmayan eti eve sokmazdık. Tavuklarımızı haham keser, sağlıklı olmayan hayvanlara bıçak atmaz, onları geri yollardı. Pesah’ta matsa, kaşer fırında pişer, cemaatin gabayı tarafından kontrol edilir ve evlere dağıtılırdı.
 
Bayramları büyük bir coşku ile kutlardık. Küçükken, Purim bayramını biz çocuklar dört gözle beklerdik, zira büyüklerimiz bize Purimlik Folar (bayrama özgü yumurtalı çörek) ve çikolata dağıtırlardı. Ayrıca, çeşit çeşit hediyeler de verirlerdi.
 
Pesah bayramı hazırlıkları bir ay önceden başlardı. Sobalar sökülür, duvarlar badana yapılır, ev temizliği yapılır, yeni elbiseler satın alınırdı. Bayram geceleri, şehrimizde askerlik yapan gençleri babalarımız alır sinagoga götürür akşam da Seder masamıza davet ederlerdi.
 
Kipur geceleri, sinagogumuz dolup taşardı. İskemle sayısı yetmez, evlerden iskemle taşırdık. Küçükler büyüklerin elini öpmeden sinagoga gitmezlerdi.
 
Şavuot bayramında, annelerimiz bize güzel yemekler yapmak için, günlerini mutfakta geçirirlerdi.
 
Cumartesi sabahı, sinagog çıkışı kahvaltıları çok güzel olurdu. Babalarımız, yanında bir arkadaşını veya bir akrabamızı eve getirir hep birlikte kahvaltı edilirdi.
 
Her zaman kahvaltı masasında, borekitas, fırın yumurtası, ‘leçe koça’ dediğimiz bir nevi sütlaç, poğaça, kavun ve rakı bulunurdu. Çocukluğumdan hatırladığım kadarı ile eve gelen konuklarımıza tatlı kasesinin yanına rakı kadehleri de konurdu.
 
Çanakkale’de gençlerin toplanabileceği bir derneğiniz yok muydu?
 
Maalesef öyle bir dernek yoktu. Kızlarla erkekler pek bir arada olmazdı zaten. Ancak bayram, düğün gibi olaylar bir araya gelip eğlenmelerine vesile olurdu. Kızlar, genelde, aralarında toplanıp şarkı söyler, fıkra anlatır, dans ederlerdi. Erkekler de kendi aralarında görüşürlerdi.
 
Erkekler genelde hangi meslekleri yaparlardı?
 
Ticaretle uğraşan kişiler vardı. Bunların bir kısmı, dış ülkelere büyük gemilerle (American Export Line) hububat, badem ve ayrıca deri boyasına yarayacak palamut sevk ederlerdi. Bunun yanı sıra sarraf, manifatura, tuhafiye, hırdavat, toptan bakkaliye ile uğraşan tüccarlar da vardı. Gümrük komisyoncusu, terzi, ayakkabıcı, fırıncı, şarap imalatçısı, kasap, zahireci, şekerci, kahveci, tenekeci esnaflar da vardı. Ayrıca, cemaatimizde yetişen doktorlarımız da vardı.
 
Eskiden, cemaatlerimizde düğün öncesi hazırlıklarımız ve geleneklerimiz çok zengin olurdu. Biraz da bunlardan bahseder misiniz?
 
Düğün öncesi, salonun dört duvarına çeyizlikler asılırdı. Bütün hafta boyunca tüm akrabalar gelip çeyizlikleri görürdü. Hafta sonu erkekler gelir çeyiz için ne kadar masraf yapıldığını tespit eder, Ketuba’ya (evlilik sözleşmesi) yazılırdı.
 
Gelin hamamına (mikve) tüm akrabalar, dostlar davet edilirdi. Hamam o gün için kiralanırdı. Herkes ellerine tefleri alır, ladino lisanında düğün şarkıları söylerlerdi.  ‘De oy mos se empeso la boda’ (düğünümüz bugünden başladı)sözleri ile şarkılar başlar ve devam ederdi. Tabii ki hamam sefasında tatlılar, şerbetler ve limonatalar da ikram edilirdi. Hamam çıkışında kız evine gidilir, kahve ve biskoços yenilirdi. Düğünlerimize roman çalgıcılar gelirdi. Bu çalgıcılar klarnet çalmada ustaydılar. ‘Çal bir tango, komparsita, veya vals’ dendiğinde alasını çalarlardı.
 
Eskiden, çeyiz, hamam, düğün hazırlıkları ve eğlenceleri çok tantanalı geçerdi. Kipur öncesi, erkek tarafı kapara için kız evine canlı beyaz bir tavuk yollardı. Tavuğun boynuna da, herkesin bütçesine göre bir altın bağlanırdı.
 
Purim bayramında ise, büyük bir sini büyüklüğünde, üstü çeşitli şekerlemelerle dolu susam helvası, yanında da damla sakızı, çiklet ve çeşitli hediyeler yollanırdı. Kız tarafı bunları, komşu, arkadaş ve akrabalarla paylaşır, bir kısmını da tadımlık olarak erkek evine yollarlardı. Ayrıca, kız tarafı damat evine bir tepsi içinde maronçino (Çanakkale Yahudilerine has bir çeşit tatlı) ve çeşitli hediyeler yollardı.
 
Sizin döneminizde Çanakkale Yahudi Cemaatinde karışık evlilikler oldu mu?
 
Hatırladığım kadarı ile o dönemde sadece üç tane karışık evlilik oldu.
 
Daha ileriki dönemlerde, Çanakkale’de ne gibi değişiklikler oldu?
 
Çocuklarımız büyümeye başlayınca, Çanakkale de diğer şehirler gibi gelişmeye başlamıştı. Restoranlar ve müzikli yerler açılmaya başladı. Ailece yemeğe gider, geceleri de eşler dans etmeye giderdi. Hatırlıyorum o dönemde Doğan Caz adında bir orkestra kurulmuştu. Çanakkale’de tek bir lisemiz vardı, üniversite yoktu. Aileler, çocuklarını okutmak veya evlendirmek için İstanbul’a göç etmeye başladılar. Böylece, cemaat de erimeye başladı. Bugün, orada sadece dört beş Yahudi yaşıyor.
 
Çanakkale Yahudileri, Çanakkale’yi boşlamadılar. Yılda bir kez, toplanıp hep beraber Çanakkale’ye gidiyorlar. Sinagog’u açıp, orada Şabat duasını yapıyorlar, değil mi?
 
Çanakkaleliler, yirmi yıldan beri her yıl Ekim ayı sonunda, Cumhuriyet bayramına denk gelen günlerde topluca Çanakkale’ye gidiyor, Mekor Hayim Sinagog’unu açtırıyorlar ve orada Şabat duasını yapıyorlar. Böylec, cemaatimizin sadık üyeleri, Çanakkale ile bağlarını koparmamış oluyorlar. Bunun bir örneği, dünyada çok az yerde var zannediyorum. ]]> </content:encoded><category domain="https://www.canakkaleaynalipazar.com/roportajlar-haberleri">Röportajlar</category><dc:creator><![CDATA[Klodet Gormezano’nun Anlatımıyla ‘Bir zamanların Çanakkale’si - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 13 Jul 2018 04:07:22 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/b_1172018f62h5S59GOlisUQvHMTPRf1hn.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/b_1172018f62h5S59GOlisUQvHMTPRf1hn.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/b_1172018f62h5S59GOlisUQvHMTPRf1hn.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[“İstikbalimizi Değil; Devletin ve Milletin İstiklalini Düşünüyoruz”]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-istikbalimizi-degil-devletin-ve-milletin-istiklalini-dusunuyoruz-10923.html</guid>
                    <link>https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-istikbalimizi-degil-devletin-ve-milletin-istiklalini-dusunuyoruz-10923.html</link>
                    <description><![CDATA[Aynalı Pazar Gazetesi olarak, referandum sürecinde hem Çanakkale’de hem de Türkiye genelinde çalışmalarıyla isminden sıklıkla söz ettiren Muharrem Erkek referandum sonucu ile ilgili olarak; Türkiye’nin dört bir yanında süreci yaşadık. Çanakkale’de gitmediğimiz yer kalmadı. Alana yansıyan görüş net: Hayır. Sandıktan hayır sonucu çıkacak, halk devletine de milletine de sahip çıktığını gösterecektir. Yeter ki sandığa gidelim" dedi.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Aynalı Pazar Gazetesi olarak, referandum sürecinde hem Çanakkale’de hem de Türkiye genelinde çalışmalarıyla isminden sıklıkla söz ettiren Muharrem Erkek ile röportaj gerçekleştirdik. Kendisi Çanakkale Milletvekili ve hukukçu olmasının yanında, TBMM Anayasa Komisyonu üyesi, bu sıfatıyla da değişiklik paketinin Anayasa Komisyonu ve TBMM Genel Kurul aşamasını yakından takip etti. Referandum sonucu ile ilgili olarak tahminini açıklayan Muharrem Erkek; "“Türkiye’nin dört bir yanında süreci yaşadık. Çanakkale’de gitmediğimiz yer kalmadı. Alana yansıyan görüş net: Hayır. Sandıktan hayır sonucu çıkacak, halk devletine de milletine de sahip çıktığını gösterecektir. Yeter ki sandığa gidelim. Görüşümüz ne olursa olsun,  belki yüz yıllarca duracak, geleceğimizi belirleyecek bir değişiklikle karşı karşıyayız. Herkes sandığa gitmeli" dedi.
 
Aynalı Pazar: “Muharrem Bey, siz değişikliği en başından beri takip ediyorsunuz. 16 Nisan’da biz herhangi bir Anayasa değişikliğini mi oylayacağız?”
 
Muharrem Erkek: “Öncelikle Çanakkale’nin en önemli basın yayın organlarından biri olan Aynalı Pazar’a bu röportaj için teşekkür ediyorum. 16 Nisan Pazar günü gideceğimiz sandık, herhangi bir Anayasa oylaması olmayacak. Bir rejim değişikliği yapılıp yapılmayacağına dair halka görüşü sorulacak. Rejim değişsin mi? Buna evet mi diyoruz, yoksa hayır mı bunun kararı verilecek. Geleceğimizi tek kişi, bir imzayla mı şekillendirsin, her şeye tek kişi mi karar versin, yasama ve yargıyı Parti üyesi bir Başkan mı biçimlendirsin? Bu sorulara evet ya da hayır diyeceğiz.”

Aynalı Pazar: Yani bu bir sistem değişikliği değil, rejim değişikliği mi diyorsunuz? 
 
Muharrem Erkek: “Aynen öyle. En başından beri diyoruz ki bu bir sistem değişikliği değil, tümden rejim değişiyor. Demokratik Cumhuriyet yok edilmek isteniyor. Bunu sadece biz mi dedik? Hayır. Bakınız, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, 16 Nisan’da “devrim” olacağını ifade edip “rejim” değişikliği gerçekleşeceğini belirtiyor. Geçtim rejim değişikliğini, devlet değişecek diyor. Kimse kusura bakmasın. Bu ülke, Cumhuriyet ve devlet; kanla gözyaşıyla mücadeleyle kuruldu. Parti ayrımı olmaksızın, halkımız Cumhuriyetine bağlıdır. 1920’de, 1923’te ne oldu? Ezineli Yahya Çavuş, Seyit Onbaşı niye tarihe altın harflerle kazınacak öylesine zor bir mücadele verdiler? Türkiye’nin önsözü Çanakkale’de yazıldı derken bunun altında ne var? Kimse bunları bir kenara atamaz.”
 
Aynalı Pazar: “Değişiklik paketine başından beri rejim değişikliği diyoruz” dediniz. Sizin görüşleriniz değişiklik teklifine yansıtılmadı mı?” 
 
Muharrem Erkek:  “Anayasa değişikliğine dair süreç teklifin hazırlanmasından itibaren yanlış yürütüldü. Anayasa nedir, bir ülkede yaşayan her yurttaşı ilgilendiren bir uzlaşma metnidir. Böyle bir hukuki metin hazırlanırken odaların, birliklerin, STK’ların, muhalefetin görüşleri alınmadan, kapalı kapılar ardında hazırlanır mı? Buna uzlaşma denebilir mi? Kaldı ki AK Parti’li milletvekillerinin de teklifi okumadıklarını, boş kâğıda imza attıkları anlaşıldı. Nasıl mı: 316 milletvekilinin imzasıyla TBMM Başkanlığına sevk edilen teklifte, toplam 319 imza bulunmaktaydı. Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın hem 1’inci hem de 2’nci sayfada imzaları vardı. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’nın hem de Kahramanmaraş Milletvekili İmran Kılıç’ın aynı teklifte ikişer imzaları mevcuttu.
 
Hadi bizim görüşlerimiz, STK’ların ve uzmanların değerlendirmeleri ve hatta kendi vekillerinizin görüşleri teklif hazırlanırken alınmadı. Bari Anayasa Komisyonu’nda gereği yapılsaydı. Yapılmadı. Demokrasi, teklif aşamasında rafa kaldırılmıştı zaten. Görüşmeler ısrarla halktan kaçırıldı. Teklif Anayasa Komisyonu’na geldiğinde, görüşmeler canlı yayınlansın, halkımız görüşmeleri canlı dinlesin diye teklif verdik, teklifimiz reddedildi. Milletvekillerine, Anayasa ve TBMM İçtüzüğüne aykırı biçimde söz verilmeyerek, teklif apar topar Anayasa Komisyonu’ndan geçirilip Genel Kurula sevk edildi. Genel Kurulda yaşananlar hepimizin malumu. Kabin dışında göstererek oy kullanmalar akıllara kazındı. Özetle kapalı kapılar ardında hazırlanan teklif için kimsenin görüşüne başvurmadılar.”
 
Aynalı Pazar: “Teklif TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildikten sonra nasıl bir süreç izlendi?”
 
Muharrem Erkek: “Artık referanduma gidileceği anlaşıldığında şaşırdığımız başka bir durum oldu. Teklif, Cumhurbaşkanı tarafından günlerce onaylanmadı. Niye bu kadar acele ettiniz o zaman? Kaldı ki dünyanın demokratik ülkelerine baktığımız zaman ne görürüz: Anayasa değişiklikleri OHAL ortamlarında yapılmaz.”
 
Aynalı Pazar: “OHAL, referandum kampanyalarında bir eşitsizlik mi yaratıyor?”
 
Muharrem Erkek: “Kesinlikle. Hem OHAL hem devletin tüm gücünün evet kampanyası yürütenlerce kullanılması eşitsizliğin zirvesidir. Uçaklar, otobüsler, arabalar vb hepsinin masraflarının karşılandığı vergilerde hepimizin payı var. Çanakkale’de ve Türkiye’nin dört bir yanında bir bakıyoruz, kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri Cumhurbaşkanına yaranabilmek için evet kampanyasına açıktan destek oluyor. O kurumda “hayır”ı savunan kimse olamaz mı? Bu adalet midir? Kurumlarını ve üyelerini temsil etmek yerine iktidar yanaşmacılığı yapanlara en iyi yanıtı 16 Nisan'da Çanakkale halkı verecektir!
 
Başka bir nokta daha var: 15 Temmuz Darbe Girişimi ertesinde 20 Temmuz’da ilân edilen OHAL, amacından sapmış, muhalifleri susturma; akademiden bürokrasiye, memuriyetten gazetecilere kadar kendine aykırı tüm sesleri kısma girişimine ve hatta referandum ve sonrası için kaynak yaratmak için Varlık Fonu hokus pokusunu kullanma sürecine dönüşmüştür. OHAL KHK’sı ile OHAL’in süresi ve konusunu aşan düzenlemeler yapılmış, hatta o kadar ki kış lastiği düzenlemesine gidilmiştir. Kış lastiği düzenlemesi ile FETÖ mücadelesinin ilgisi hakkında bir soru önergesi sundum. Bakalım yanıt verecekler mi. Böyle bir OHAL sürecinde anayasa değiştirilir mi? Düşünün “hayır broşürü dağıtamazsınız, evet dağıtırsanız olur” diye sözde önlemler alındığı, gazetecilerin tutuklandığı, hayır çalışmalarında bulunanlara saldırıldığı, her türlü şeyin OHAL KHK’sı ile düzenlendiği bir ortamda anayasa değiştirilir mi? Referandum yapılır mı? Sırf bu yasa öncesi süreç dahi “hayır” denmesi için başlı başına yeterli.”
 
Aynalı Pazar: “Neden hayır denmeli? Yani siz kararsız bir yurttaşa bunu nasıl anlatırsınız?”
 
Muharrem Erkek:  “Dünyada durum ne? Birleşmiş Milletler İnsani Gelişmişlik Endeksi'ne göre ülkelere bir bakalım. İlk 10 ülkeyi sayacağım sizlere. Norveç, parlamenter sistem, kişi başına düşen millî gelir 74 bin dolar; 2'nci sırada Avustralya, parlamenter sistem, kişi başına düşen millî gelir 58 bin dolar; 3'üncü sırada İsviçre, parlamenter sistem, 80 bin dolar; Danimarka, parlamenter sistem, 51 bin dolar; Hollanda, Almanya, İrlanda, ABD, Kanada ve Yeni Zelanda; ilk 10 ülke. Bakın, dünyanın en gelişmiş 10 ülkesinden 9'u parlamenter sistemle yönetiliyor, başkanlık sistemiyle yönetilen de ABD, ki o da eyalet sistemi ve kendi kuruluş felsefesi var. Peki, son 10 ülkeye bakalım: Dünyada en az gelişmiş 10 ülke Mali, Mozambik, Gine, Burkina Faso, Burundi, Çad ve bunların bir tanesi bile parlamenter sistemle yönetilmiyor. Dünyanın en az gelişmiş 10 ülkesinin 6'sı başkanlıkla 4'ü de yarı başkanlıkla yönetiliyor.
 
Ayrıca dünyada parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçen bir tek demokratik ülke dahi yok. Geçenleri sayayım ki onlar zaten otoriter sistemle yönetiliyorlar. Dünyada parlamenter sistemden başkanlığa geçiş yapmış ülkeler: Burundi, Gana, Afganistan, Malavi, Nijerya, Sierra Leona, Sudan, Zimbabve. 16 Nisan’da olmayacak ama ola ki evet çıkarsa Türkiye'yi işte bunlara eklemek istiyorlar. İnsan hakları, demokrasi konusunda Süper Lig’de mücadele etmek varken, üçüncü lige indirmek istiyorlar bizi. 
 
 
Değişikliğin içeriğine bakılınca da evet demek için hiçbir gerekçe yok. Zaten dikkat edin, evet savunusunda bulunanlar ısrarla referandum, Anayasa hariç her konuda konuşuyorlar. Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu çok açık biçimde diyor, ben de söyledim. Gelin televizyonda demokratik ülkelerde olduğu gibi siz neden evet diyorsunuz, biz neden hayır diyoruz konuşalım. Israrla kaçıyorlar. Çünkü söyleyecek bir şeyleri yok.
 
Yasa teklifinde en önemli nokta değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez ilk üç maddenin değiştirilmeye çalışılmasıdır. AKP’nin getirdiği teklifte, ilk üç madde şeklen değiştirilmemiş gibi görünse de demokratik hukuk devleti, demokratik cumhuriyet ve kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı düzenleme söz konusudur. Öncelikle Cumhuriyetin özü egemenliğin kaynağının millette, halkta olmasıdır. Aynı zamanda bu egemenlik hakkının millette kalması gereklidir. Egemenlik soyut bir kavram olmadığı gibi, millet egemenliği de soyut bir kavram değildir. Yasama, yürütme ve yargıda ifadesini bulur. Peki, bu kuvvetler bir elde toplanırsa ne olur? Eğer asli olarak milletin elinde bulunan, seçerek gönderdiği egemenliğinin temsilcileri birbirlerini denetleyemez ve o güçler tek bir elde toplanırsa orada artık demokratik cumhuriyetten bahsedilemez. Tüm güçleri tek elde toplayan kişinin sandık marifetiyle iktidara gelmesi, bu gerçekliği değiştirmez. Bir sistemi demokratik yapan, egemenliğin gerçekten millette olduğunu gösteren unsur, güçlerin birbirini denetleyebilme gücüdür, yeteneğidir ve sistemin buna göre kurgulanıp kurgulanmadığıdır.”

Aynalı Pazar: “Anayasanın değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddeleri şeklen olmasa da özü itibariyle değiştirilecek mi?”
 
Muharrem Erkek: “Aynen. Bununla da kalmayacak. Getirilen teklif kabul edilirse 30 gün içerisinde Hâkimler Savcılar Kurulu değişikliği devreye girecek. Dikkat edelim, aceleyle yargıda düzenleme yapılacak ve biri Adalet Bakanı, diğeri müsteşarı olmak üzere 6 kişiyi Cumhurbaşkanı atayacak. AKP çoğunluğu olan Meclis de kalan 7 üyeyi belirleyecek. Nedir bu acele? Hâkim ve Savcıların atama, özlük, görevde yükselme, soruşturma gibi işlemlerini gerçekleştiren, Yüksek Yargı’da önemli sayıda belirleyiciliği olan HSYK alelacele değiştirilmek isteniyor. Tüm denge ve denetim mekanizmaları, bir kişi lehine yok ediliyor ve egemenlik şahsileşiyor. Kararnameler ile yasama, yani milli iradenin merkezi Meclis devre dışı bırakılıyor. Daha ötesi, teklifin 11. maddesi ile Başkana tek başına ve hiçbir gerekçe göstermeksizin Meclis’i feshetme yetkisi veriliyor. Bu yetkiler demokratik bir hukuk devletinde tek bir kişiye verilemez. Tüm üst düzey kamu yöneticilerini Başkan, tek başına atayacak. Normal bir demokratik ülkede bu atamalar Meclis’in onayına sunulur. Bu bile denge ve denetleme örneğidir. Seçildikten sonra tarafsız kalacağına dair yemin edecek hem devletin hem de partinin başkanı; sabah partisinin grup toplantısında konuşacak, ardından parti Genel Merkezinde il başkanlarını, ilçe başkanlarını belirleyecek, öğlen Milli Güvenlik Kurulunu toplayacak, orada ülkenin yüzde yüzünün çıkarına olacak kararlara imza atması gerekecek, sonra gidip Valileri, Kaymakamları atayacak. Zaten Meclis’te partisinin vekillerinin tamamını yazmış, doğrudan ve dolaylı üst düzey yargı üyelerinin neredeyse tamamını belirlemişti. Böyle bir şey zaten mantıklı değil. Cumhurbaşkanı ülkenin birliğini, bütünlüğünü temsil eder. Diyelim ki Vali, Kaymakam devlet çıkarı doğrultusunda bir tavır sergiledi; Cumhurbaşkanının üyesi olduğu partinin il, ilçe başkanları da ayrı bir tavır sergiledi. Ne olacak? Kaos doğacak. Asıl çift başlılık ve hatta çok başlılık o zaman ortaya çıkacak. Demokratik bir düzenin olmazsa olmazı niteliğindeki kuvvetler ayrılığını yok ettiği gerekçesiyle bu teklife hayır demek, geleceğimiz için boynumuzun borcudur.

Ülkemizin dış politikası iflas etmiş. Çevremiz yangın yeri. Ekonomi dibe vurmuş. Kadına şiddet, çocuk tecavüzü zirvede, cezaevleri ağzına kadar dolmuş durumdayken bir iktidarın görevi nedir? Bunların çözümüne ilişkin çözüm geliştirmesidir. Oysa getirilen teklifin bir sorunumuza çare olduğu yok. Her patlama sonrası oylarımız artıyor dedikleri dönemde, 1 Kasım’dan önce verin tek başına terörü bitirelim dediler. Bitti mi? Katlanarak artıyor. 15 yıldır istedikleri her düzenlemeyi yapabildiler. Peki, şimdi ne oluyor da istikrarsızlık diyorlar?
 
Bütçeyi de hazırlayabilen ve yukarıda saydığım tüm yetkilere sahip Başkan en azından denetlenebilir değil mi? Öyle olmalı. Maalesef böyle değil. Dilediği kadar Yardımcı atayabilir kendisine. Bakanlıkları istediği gibi kurup kaldırabilir. Daha da ötesi istediği kamu tüzel kişiliğini kurabilir. Kararnameyle sosyal ve ekonomik haklarda düzenlemeler yapabilir. Peki, bu Başkan denetlenmez mi? Ya hata yaparsa? Ya yeni Habur, Oslo, FETÖ olayları başımıza çıkarsa ne olacak? Olabilir, beşer şaşar. Bir kişi hata yapmaya daha uygundur. Ortak akıl her zaman daha iyidir. Ancak işte bu denli yetkiyle donatılmış bir Başkan, fiilen denetlenemeyecek maalesef. Sadece kendisi de değil. Atadığı, sayısı belli olmayan Yardımcıları ve Bakanlar da hem de ömür boyu aynı biçimde denetimden kaçırılacak (Yüce Divana sevk etmek için 600 kişilik Meclis’in üçte iki çoğunluğu, yani 400 milletvekili gerekecektir.) Nedir bu kadar korkulan merak ediyoruz tabii ki. Oysa demokrasinin yaşaması için denge ve denetim mekanizmaları yaşamsal önemdedir. "ABD Anayasası'nın babası" olarak nitelendirilen James Madison, "...çeşitli yetkilerin gitgide aynı uzuvda toplanmasına karşı asıl teminat, her uzvu yönetenlere öbürlerinden gelecek müdahalelere dayanabilmeleri için gerekli anayasa araçlarını ve şahsi saikleri vermektir... İnsanlar melek olsaydı devlete lüzum kalmazdı. İnsanları melekler yönetseydi, insanlar üzerinde ne dış denetlemelere ihtiyaç duyulurdu ne de iç denetlemelere" diyerek, anayasal denge ve denetim mekanizmalarının önemini vurgulamıştır.

Getirilen anayasa değişikliği teklifiyle egemenliğin bir kişi lehine sınırlandırılması; başka bir ifadeyle Cumhuriyetin niteliklerine aykırı biçimde "yürütmede tekleşme, devlette tekelleşme" amaçlanmaktadır. 16 Ağustos 1789 tarihli Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesinin 16’ncı maddesinde şu şekildedir: “Hakların güvence altına alınmadığı ve kuvvetler ayrılığının olmadığı bir toplumda anayasa yoktur.”
 
 
Aynalı Pazar: “O zaman siz parlamenter sistemle devam edilmesini savunuyorsunuz”
 
Muharrem Erkek:  “Biz yasa değişikliğine ilişkin muhalefet şerhimizde de ayrıntıyla belirttik. Mevcut parlamenter sistemimiz çok önemli bir geçmişe sahiptir. Eksiklikleri muhakkak bulunmaktadır. Ama unutulmasın ki Türkiye birinci sınıf demokrasiyi hak etmektedir. Bunun için özgürlükleri genişleterek; çoğulculuğu tesis ederek; parlamenter sistemi güçlendirerek; parlamenter denetim mekanizmalarını etkin kılarak; yargının gerçek anlamda bağımsızlığını ve tarafsızlığını sağlayarak; yargı düzeninin niteliğini yükselterek; sivil toplumu güçlendirerek; örgütlülüğü destekleyerek; laikliği ısrarla savunmaya devam ederek; basınla değil, basının sesini kısmaya çalışanlarla mücadele ederek; şeffaflığı devletin her kademesine hâkim kılarak; siyasete egemen kılınmaya çalışılan kavga dilinin karşısına, uzlaşı kültürünü koyarak; kadın haklarını, kadınlarla beraber savunarak doğru yolda ilerlemelidir.
 
Özgürlükçü ve çoğulcu demokrasinin, hukuk devletinin, temelinde insan hakları bulunan bir düzenin inşa edilebileceği yer TBMM'dir. Kurtuluş Savaşı’nı yöneten Meclis, Türkiye’nin haklar, özgürlükler ve hukukun üstünlüğü vizyonu ile yeniden kuruluşunun da merkezi olmalıdır. Türkiye’de demokrasinin sarayı TBMM'dir, başka saraylara ihtiyaç yoktur. Bu gerekçeyle milli iradenin mabedi ve demokrasinin güç merkezi olan TBMM öne çıkarılmalıdır. Yasa tasarılarının ve tekliflerinin yasama organında ve ulusal kamuoyunda yeterince tartışıldıktan sonra kabul edilmesine özen gösterilmelidir. TBMM’nin iradesini gasp eden Kanun Hükmünde Kararname uygulamaları istisnai hale getirilmeli, yasama sürecinin işleyişini bozan, şeffaflıktan uzak “torba kanun” uygulamalarına son verilmelidir. Yasamayı yürütmeye tabi kılan ve milletvekillerinin iradesine ipotek koyan anlayışla mücadele edilmelidir. Ancak bu yolla lider sultası yıkılabilir. Meclis komisyonlarının sayısı ve etkisi  artırılmalıdır. Denge ve denetim mekanizmaları her koşulda etkin tutulmalıdır. Araştırma komisyonlarını çeşitlendirerek TBMM’nin denetleme işlevi güçlendirilmelidir. TBMM İçtüzüğü baştan ele alınarak demokratikleştirilmelidir.
 
Türkiye'ye en uygun Cumhurbaşkanlığı; partiler üstü, sembolik yetkilerle donatılmış, yürütme ve yasama üzerindeki etkisi sınırlandırılmış bir Cumhurbaşkanlığı modelidir. Cumhurbaşkanı’nın yargı ve diğer üst düzey bürokrasi atamalarındaki yetkileri kaldırılmalı, bir denge ve milleti temsil makamı olarak yapılandırılmalıdır.”
 
 
Aynalı Pazar: “Sayın Cumhurbaşkanı ve AK Partili yetkililer, Partili Cumhurbaşkanlığı ya da tek adamlık konusunda Atatürk’ü örnek gösteriyorlar. Buna ne diyeceksiniz?”
 
Muharrem Erkek:  “Kurucu Cumhurbaşkanımız, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk hiçbir zaman tek adam olmak istememiştir. Kaldı ki kendisi için gerekirse canımı veririm diyen kişiler, tek adamlık teklifi kendisinden habersiz yapıldığında, buna hayır demiştir. Yine kendisine Başvekillik görevini de üstlenmesi söylendiğinde, şu karşılığı vermiştir:
 
“Arkadaşlarımız içinde başvekillik yapacak zevat çoktur; fakat bütün bu arkadaşlarım da dahil olduğu halde, milletin umumi temayülü, benim şu veya bu zaruret karşısında başvekil olmamı icap ettirirse, bu vazifeyi kemali tevazu ve minnetle yapmaya hazırım. Bu takdirde benim aynı zamanda Reisicumhurluğu üzerimde bulundurmamın elbette kanuni imkanı yoktur. Sistemsiz ve kanunsuz tarzda, reisicumhurlukla başvekaleti birleştirmeyi düşünmedim ve düşünecek adam olmadığım milletçe malumdur zannederim.”
 
Atatürk, Şahsi idarenin ne derece sakat olduğunu da hep vurgulamıştır: “Şaşarım, o efendilerin aklı perişanına. Hep biliyoruz ki, memleketimizin başına gelen felaketlerin çoğu şahsi idareden gelmiştir. Bu kadar geri kalmamızın başlıca amillerinden biri de budur. Biz öteden beri, böyle bir idareyi bertaraf etmek için mücadele ettik. Şimdi nasıl olur da benim aynı yola girmekliğim, yeniden devlet hayatında tarafımdan böyle bir çığır açılması istenebilir.”
 
Savaş sürüyorken milli iradeye önem verip Meclis’i açan ve kararlarının uygulanmasını sağlayan, hatta daha öncesinde Erzurum, Sivas Kongreleri ile ülkede yaşayan insanların görüşüne önem veren böyle bir kişiye, lidere tek adam denemez.”

Aynalı Pazar: “Referandum Nasıl Sonuçlanır?” 
 
Muharrem Erkek:  “Türkiye’nin dört bir yanında süreci yaşadık. Çanakkale’de gitmediğimiz yer kalmadı. Alana yansıyan görüş net: Hayır. Sandıktan hayır sonucu çıkacak, halk devletine de milletine de sahip çıktığını gösterecektir. Yeter ki sandığa gidelim. Görüşümüz ne olursa olsun,  belki yüz yıllarca duracak, geleceğimizi belirleyecek bir değişiklikle karşı karşıyayız. Herkes sandığa gitmeli. Umarım katılım %95’i bulur. Katılım da yetmez. Herkes, lütfen oy kullandığı sandığa saat 17.00’dan sonra giderek oylarına sahip çıksın, ıslak imzalı tutanağı görsün.”
 
Aynalı Pazar: “Son olarak bir şey demek ister misiniz?”
 
Muharrem Erkek:  “Değişiklik teklifini Anayasa Mahkemesi’ne götürmedik. Amasya Kongresi’nde olduğu gibi, ne dedik: “milletin istiklalini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” İstikbalimizi değil, devletin ve milletin istiklalini düşünüyoruz. Biz CHP olarak demokratik Cumhuriyetin tasfiyesine karşı duruyoruz ve konunun sadece CHP, AK Parti, MHP ile ilgili olmadığını, vatanın geleceğini söz konusu olduğunu düşünerek hareket ediyoruz. Sonuç da hepimizin iyiliğine ve “hayır”lı olacaktır.” 
  ]]> </content:encoded><category domain="https://www.canakkaleaynalipazar.com/roportajlar-haberleri">Röportajlar</category><dc:creator><![CDATA[“İstikbalimizi Değil; Devletin ve Milletin İstiklalini Düşünüyoruz” - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 14 Apr 2017 07:14:09 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/muharrem-erkek_2.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/muharrem-erkek_2.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/muharrem-erkek_2.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Saim Yavuz "Kent Konseyi Kenti de Yönetemez"]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-saim-yavuz-kent-konseyi-kenti-de-yonetemez-9886.html</guid>
                    <link>https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-saim-yavuz-kent-konseyi-kenti-de-yonetemez-9886.html</link>
                    <description><![CDATA[İdare Mahkemenin kararından sonra ileri bir tarihe ertelen Çanakkale Kent Konseyi genel kurulu öncesinde konsey başkanı Saim Yavuz ile görüştük. Yavuz, Aynalı Pazar okurlarına Kent Konseyi hakkında yanlış bilinenleri anlattı.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ İdare Mahkemenin kararından sonra ileri bir tarihe ertelen Çanakkale Kent Konseyi genel kurulu öncesinde konsey başkanı Saim Yavuz ile görüştük. Yavuz, Aynalı Pazar okurlarına Kent Konseyi hakkında yanlış bilinenleri anlattı.
 
Başkan Saim Yavuz, “Kent Konseyi, halkın görüşlerini oluşturarak, önerilerini ve taleplerini belirleyerek, bir rapor halinde kent yöneticilerinin önüne koyar. Raporu uygularlar uygulamazlar, o da yönetici kurumların sorumluluğudur” dedi.
 
Kimilerinin çok önemsediği, kimilerinin de hiç umurunda olmadığı Kent konseyi bugün, kentin gündeminde önemli bir yer işgal ediyor. Nedir bu kopartılan fırtına? 
Bizim ülkemizde fırtınalar hep kopar. Koptuğuyla da kalır! Bizi daha çok o fırtınanın gürültüsü, şiddeti heyecanlandırır. Yarattığı tahribat, geride bıraktığı yıkıntı ve kayıplarla boğuşurken biz, bir dahaki fırtınaya kadar, “fırtınayı” unuturuz. Ve sonra hadi yeniden, sil baştanı yaşarız. Yukarıdan aşağıya kültürümüzde böyle bir anlayış ve tutumumuz vardır. Kent Konseyi, belirli zaman aralıklarında kentin gündeminde yer almaya başladı. Bu iyi bir şey. Şimdilik, kitleleri ilgilendiren şeyin “seçim” olduğu aşikârdır. 2014 seçimleri öncesinde olduğu gibi şimdi de, kitlelerin çok umurunda olduğu Kent Konseyi başkanı ile kitlelerin hiç umurunda olmadığı yürütme kurulunun seçimleri ilgiye neden olarak görülüyor. Evet, başkan ve yürütme kurulu ayrı ayrı organlar olarak Kent Konseyinin genel kuruldan sonra gelen en önemli iki organı, bu iki organın da görevleri çok sınırlı. Kitlelerde sorunlu olan durum da bu bence? Karıştırıyorlar. Geleneksel örgütlü yapılarda (odalar, sendikalar, partiler, dernekler vb.) “başkan ne derse” o olur. Başkanlık kültü vardır. Başkan tek başına odadır, sendikadır, partidir. Onun ağzından çıkan kelâmdır. Üyeler de onun “ağzına” bakar. Dolayısıyla buralardan bakıldığında da Kent Konseyi başkanı öyle görülüyor, öyle biliniyor.
 
Kent Konseyi başkanlığı değersiz mi demek istiyorsunuz?
Hayır, onu söylemiyorum. Tam aksine Kent Konseyi başkanlığı çok önemli. Önemi de diğerlerinden farklı bir görev ve işlevi olmasındandır. Bu anlamda da diğerlerinden ayrılan bu yanıyla çok kıymetlidir. Çünkü, alışılmış, geleneksel, ezberlenmiş, kimsenin dışına çıkamadığı başkanlık uygulamalarından farklıdır ve bütün bu alışkanlıkları, ezberleri bir tarafa bırakarak Kent Konseyi’nde başkanlık yapmak kıymetlidir. Kent Konseyi başkanının görevi nedir biliyor musunuz? Yönetmelikte aynen şöyle der: Kent Konseyi başkanı genel kurula başkanlık eder. Yürütme Kurulu’na başkanlık eder. Genel Kurul’da oluşturulan kararları belediye meclisinde sunar. Kurum ve kuruluşlarla yapılan yazışmalar, ortak çalışmalar, toplantı ve görüşmelerde Kent Konseyini temsil eder. Bu kadar. Bu çerçevede kalarak başkan, kendisi de dahil olmak üzere Kent Konseyi’nin yönetmeliğe uygun olarak çalışmasını sağlar. Buradaki sıkıntı şudur: Kent Konseyi Başkanının, Kent Konseyi olarak algılanmasıdır. Kent Konseyi adı üstünde bir “danışma” organıdır ve Vali, Belediye Başkanı, 10 Kamu kurumu ile Muhtarlar, Partiler, Üniversiteler, Odalar, Sendikalar, Noterler ve İlgili Dernekler ile vakıflardan birer temsilcinin katılımıyla oluşmuştur. Kent Konseyi denilince anlaşılması gereken de bu yapıdır. Saim Yavuz, Kent Konseyi değildir, Kent Konseyi’nin başkanıdır. Yani Kent Konseyinin yılda en az 3 kez bir araya geldiği Genel Kurul toplantılarına başkanlık yapar. O genel kurul yani Kent Konseyi, bir karar verdiği zaman Başkan, o kararı kente taşır. O karar etrafında oluşacak aktivitelere, düşüncelere yanıt verir, açıklamada bulunur.  Onun ötesinde kişisel fikirlerini söyleyemez. “Ben böyle istiyorum” deyip iş yapamaz. “Ben, kentimize şunun yapılmasını istiyorum” diyemez. Ayrıca, Kent Konseyi kenti de yönetemez. Kent Konseyi, halkın görüşlerini oluşturarak, önerilerini ve taleplerini belirleyerek, bir rapor halinde kent yöneticilerinin önüne koyar. Raporu uygularlar uygulamazlar, o da yönetici kurumların sorumluluğudur.

Kent Konseyi Genel Kurul’u rapor hazırlar dediniz. Raporlar nasıl hazırlanıyor? Kim hazırlıyor? Sonra ne oluyor? Bizde raporlar hazırlanır, sonra bir köşede unutulur. Bir işe yarıyor mu bu hazırlanan raporlar?
Aslında bu sorunun yanıtı, Kent Konseyi’nin ne olduğunun, nasıl olduğunun, ne işe yarayıp yaramadığının da yanıtıdır. Dilim döndüğünce basit bir şekilde anlatmaya çalışacağım. Önce Kent Konseyinin yapısını aşağıdan yukarıya tarif ederek başlayayım. Kent Konseyini bir binaya benzetelim. Bu binaya aşağıdan başlayarak merdivenleri çıkalım: Kent Konseyinin temelinde Çalışma Grupları ve Meclisler vardır. Daha sonra Yürütme Kurulu ve Başkan gelir. Daha sonrada en üst organ Genel Kurul’la yapı tamamlanır. Bir örnek: “Çanakkale’de ulaşım sorunu vardır” ve bu konuyla ilgili olarak birkaç vatandaş, ya da bir grup, ya da bir kurum, ya da Kent Konseyi meclislerinden biri veya Kent Konseyi Yürütme Kurulu veya Kent Konseyi Genel Kurulu, “bu konuyla ilgili bir çalışma yapılmalı-yapılırsa iyi olur” diye bir talep ya da karar alındı. Bununla ilgili çalışma yapmak üzere bir Çalışma Grubu kurulur. Bu çok basittir. Çalışma grubu, amacını, hedefini belirler ve çalışmaya başlar. Öncelikle bu çalışmanın içinde yer alması gerek kurum, kuruluş, uzmanlıklar ve ilgili kişiler kimlerdir, belirlenir. Konuyla ilgili olabilecekleri mümkün olduğu ölçüde çalışmaya katmaya özen gösterilir. Üniversite mutlaka olmalıdır bu çalışmaların içinde. Belediye, Valilik kurumları, emniyet, çevre şehircilik müdürlüğü, şoförler odası-dernekleri, bisiklet grupları, toplu taşımacılık, taksi-dolmuş dernekleri, şehir plancıları, mimarlar, eğitimciler vb. Bunlar belirlenip, davetleri çıkartılır ve Çalışma Grubu böylelikle oluşmuş olur. Bundan sonra Çalışma Grubu oluşturacakları iş planları ve programlarına göre çalışmaya başlarlar. Bu süreçte Kent Konseyi Yürütme Kurulu ve Başkanı ile sekretarya Çalışma grubunun taleplerini karşılayacak destekleri sağlarlar. Çalışma grubu konuyla ilgili durum tespitlerini yapar, sorunları belirler. Çözümleri ve önerilerini de içeren bir rapor hazırlar. Çalışma Grubunun bu raporu Kent Konseyi’nin yürütme kurulunda görüşülür ve Çalışma Grubunun sunduğu haliyle Yürütme Kurulu tarafından Genel Kurul’a götürülür. Rapor, genel kurulda görüşülmeden önce özeti bütün genel kurul üyelerine genel kurul davet yazısıyla birlikte gönderilir. Varsa önerileri beklenir. Daha sonra Kent Konseyi Genel Kurul toplantısında rapor Çalışma Grubu tarafından sunulur ve görüşülür. Sonunda da rapor oylanır. Kabul edilen rapor Kent Konseyi başkanı tarafından belediye meclisinin ilk toplantısında görüşülmek üzere sunulur. Ayrıca ilgili olan bütün kurum ve kuruluşlara da rapor gönderilir. Bu aşamadan sonra Kent Konseyi Yürütme Kurulu ve Başkanı bu raporun akıbetini, Çalışma grubuyla birlikte takip eder. Uygulanmayla ilgili bilgileri kentliyle paylaşır.  Ana hatlarıyla Kent Konseyinin yapısal işleyişi budur. Çalışma grupları yoluyla, dernekler, odalar, sendikalar, kurumlar sürecin içinde yer alırlar. Esas olan ilgili bütün kurumların bu süreçlerin içinde yer almalarını sağlamaktır. Bir başka deyişle “katılım” Kent Konseyinin olmazsa olmazıdır. Özellikle de Çalışma gruplarında ve meclislerin çalışmalarında çoğulcu katılım ve demokratik müzakerelerden oluşmuş bir çalışma ortamının oluşturulması, sonuçlardan herkesin memnun olacağı ve kendini bulacağı bir imkân olmaktadır. Böylesi çalışma ortamları, el birlikleri kentin huzuruna da yansıyacaktır. Farklılıklarıyla, herhangi bir ayrım yapmadan, bilgileri, becerileri ve uzmanlıkları ya da gönüllülükleriyle insanların kentleri için bir şey yapmak adına çalışmalarını çok önemsiyoruz.
 
Bu çalışmalara katılanlar para alıyor mu? Siz para alıyor musunuz? Bütçeniz ya da kaynaklarınız nereden geliyor?
Çalışma grupları, meclislerin yürütme kurulu üyeleri, Kent Konseyi’nin Yürütme Kurulu ve Başkanı tamamıyla gönüllü. Herhangi bir ad altında bir para verilmiyor kimseye.  Çalışmalarla ilgili gerekli olan bütün harcamalar karşılanıyor. Mal, malzeme, hizmet, yol, konaklama gibi giderler belgeli olarak bütçeden karşılanıyor. Kent Konseyi ofisinde çalışan sekretarya maaş alır.  Çalışma ofislerimiz ile  mahalle meclisleri binalarımızın kiraları vardır. Bütçemiz belediye tarafından ayrılır. Başka herhangi bir yerden para almayız. Herhangi bir ulusal veya uluslararası projelere girmeyiz, ortak olmayız. Bu tarz projeler için dernekleri bilgilendirir, onların kaynak almalarını ve yapmalarını teşvik ederiz. O tarz projelerinde yönetmelik çerçevesinde derneklere destek oluruz ki, Kent Konseyinin önemli görevlerinden birisi de, Sivil Toplum Kuruluşlarının yapabilirliklerini, güçlenmesini desteklemektir. Bütçemizi de, Haziran ayında bir sonraki yıl için faaliyet programlarımız çerçevesinde, belediye bütçe kullanma usul ve esaslarına uygun olarak hazırlayarak belediyeye veririz. Belediye meclisi de bütçe talebimizi genellikle bir miktar keserek belirler ve onaylar. Kent Konseyi de bu bütçe faaliyet planlarına göre çalışmalarını yapar. Bütün bu bütçe harcamaları ve personelden Kent Konseyi Genel Sekreteri sorumludur ve yetkilisi odur. Genel Sekreter de yönetmelik gereği belediye tarafından atanır.
 
Son olarak, sizin hakkınızda söylenenler var. Kent Konseyini bırakmadığınız, tapulu malınızmış gibi davrandığınız, birkaç entel, seçkin kişilerin elinde hep aynı yüzlerden oluşmuş kişiler deniliyor. Kente dair hiçbir şey yapmıyormuşsunuz…
Diyecekler, ama biraz vicdan biraz izanla. Diyecekler, ama arada bir de kendilerine dönüp bakacaklar. Dedikleri yere “dışarıdan gazel okumayacaklar”. İçine girecekler ya da kenarında dolaşacaklar hiç değilse. Benim hakkımda söylenenlerin hiçbirisine yanıt vermeyeceğim, çünkü hepsi yalan, hepsi saptırma. Kent Konseyi tabii ki benim tapulu malım değil. Buna dair de herhangi bir beyanatım olmadığı gibi öyle de davranmadım, davranmam. Ben şunu bilirim: Kent Konseyi kentlilerindir. 2009’dan buyana Kent Konseyi’nin başkanlığını yapıyorum. Kent Konseyi’ni özel, grupsal, siyasal çıkarlarına alet etmek isteyenlere karşı çıktım; kullandırtmadım; ne kendim için ne de başkası için. Kişisel kariyer, kişisel nüfuz alanı, kişisel menfaat alanı olarak görenlere yol vermedim. Bu amaçla gelenlerin bazıları da kendiliğinden birkaç gün sonra zaten çekip gittiler.  Kent konseyinde entel ve seçkin kişiler olabilir, niye olmasın ki? Dalkavukluk yapmanın bir manası yok. Her cinsten, her inançtan, her düşünceden, her sosyal sınıf ve statüden, yoksulundan zenginine, az düşüneninden çok düşünenine, az yapandan çok yapana herkese yer var Kent Konseyi’nde. Kent dediğimiz şeyde bunlar yok mu? Kent Konseyi taraflar üzerinde bir yapıdır. Herhangi bir tarafa ait değildir. Herkes bu yapının içinde eşittir ve özgürdür. Yani Vali, Belediye başkanı neyse; bir dernek temsilcisi de bir gönüllü kişi de aynı değerde ve önemdedir. Kimse kimseden üstün değildir Kent Konseyi’nde. Orada herkes koltuklarını ve kimliklerini bir tarafa bırakır, yalnızca bu kentte yaşayan, bu kentin sorunlarından da güzelliklerinden de aynı oranda etkilenen kentli hemşeriler olarak vardırlar. Tek farkları, farklı bilgi ve deneyimlere sahip olmalarıdır ve bu birikimlerini özgürce orada ifade ederler. Zaten bu özellikleriyle çok kıymetlidir herkes. Kararlar verilirken bu farklı birikimler, bilgiler Kent Konseyi’nden çıkan karara çok yönlü düşünülmüş ve katkı sağlanmış güçlü bir içerik kazandırır. “Hep aynı yüzler”! Ne kadar klişe bir lâf. “Sen yüzünü gösterdin de yüzüne peçe çeken mi oldu. Üstüne üstlük ‘hep aynı yüzler’ dediğin ve hiç yüzünü göstermediğin Kent Konseyi’nin başkanlığına hangi yüzle aday oluyorsun? Olmayan yüzünle mi?”  diye sormak lâzım, ama gerek yok. Bugün, Çanakkale Kent Konseyi’nde Yürütme kurulu ve çalışma gruplarında, meclislerin yürütme kurulu ve çalışma gruplarında 200’ün üzerinde gönüllü var; kentleri için, mahalleleri için; çocuklar için; kadınlar için; çevre için; engelliler için; sporcular için… 36 kişilik,  engelliler ve annelerinden oluşmuş bir halk müziği korosu var Kent Konseyi’nin 4 yıldan buyana.  5 yıldan buyana Eylül ayında yapılan ve kente önemli bir turizm girdisi de sağlayan Kırkyama Festivali var. Kentin çevre sorunlarına dikkat çeken ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını savunmak ve sağlamak amaçlı, 5 yıldır yapılan “Atikhisar Kır Şenliği” var. Mahallelilerin mahalle meclisi öncülüğünde 3.süne hazırlandığı  “Bahar Şenliği” var. Çalışma grupları tarafından hazırlanmış ve Genel Kurul tarafından onaylanmış, belediye meclisine sunulmuş 15 raporu var Kent Konseyi’nin ve meclislerin-çalışma gruplarının yüzlerce günlük etkinliklerini saymıyorum bile…
 
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.canakkaleaynalipazar.com/roportajlar-haberleri">Röportajlar</category><dc:creator><![CDATA[Saim Yavuz "Kent Konseyi Kenti de Yönetemez" - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 26 Dec 2016 03:51:39 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/AYK_4433.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/AYK_4433.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/AYK_4433.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Miller’de Ticaret Cumhuriyet ile Yaşıt]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-millerde-ticaret-cumhuriyet-ile-yasit-5267.html</guid>
                    <link>https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-millerde-ticaret-cumhuriyet-ile-yasit-5267.html</link>
                    <description><![CDATA[Dede Hasan Mildon 1920 yılında Gelibolu’da ticarete başlar. 1923’da Cumhuriyetin ilanına tanıklık eder. Mildon’larda Cumhuriyet ile yaşıt olan ve 95 yıldır kesintisiz sürer. Miller A.Ş ile tam 48 yıl öce baba Turhan Mildon tarafından kurulur. Şimdi Mert ve Can Mildon Kardeşlerin omzunda koskoca bir holding var…]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
Dede Hasan Mildon 1920 yılında Gelibolu’da ticarete başlar. 1923’da Cumhuriyetin ilanına tanıklık eder. Mildon’larda Cumhuriyet ile yaşıt olan ve 95 yıldır kesintisiz sürer. Miller A.Ş ile tam 48 yıl öce baba Turhan Mildon tarafından kurulur. Şimdi Mert ve Can Mildon Kardeşlerin omzunda koskoca bir holding var…
 
CUMHURİYET TARİHİ İLE YARIŞAN TİCARET HAYATI
 
Miller Holding Yönetim Kurulu üyesi Can Mildon, Gelibolu’nun ve Çanakkale’nin sosyal ve ticari hayatına büyük hizmetlerde bulunan babaları işadamı Turhan Mildon’un bilinmeyen yönlerini anlattı. İşadamı Turhan Mildon ile anılarını anlatan Can Mildon’un hatıraları bir anlamda Miller Holding’in de bugünlere nasıl geldiğini gözler önüne seriyor. 1921 yılında Türk-Yunan mübadelesi ile Gelibolu’ya göç eden Mildon ailesinin Cumhuriyet tarihi boyunca sürekli ticaretle uğraştığını ifade eden Can Mildon, babaları Turhan Mildon’dan geriye para puldan daha önemli büyük bir miras kaldığını söyledi.
 
Can Mildon 60 yıl boyunca otomotiv sektöründe olduklarını söyleyerek başladığı anlatımlarında Mildon ailesinin Girit’in Melidoni kasabasından Gelibolu’ya göç ettiğini anlattı; “Miller ailesi olarak 60 yıl boyunca otomotiv, buna yan sanayide dahil olmak üzere sektör içerisinde yer alıyoruz. Ticari kökenimiz ise Türkiye Cumhuriyeti ile yaşıt hatta daha öncesinden başlar. Aile olarak bizler Gelibolulu, Çanakkaleliyiz. Ama bunun da bir öncesi var. Öncesi ise; 1921 yılından önce gerçekleşen Türk-Yunan mübadele antlaşması gereği Girit’ten göç ettik. Mesela Girit’te bugün hala bazı mülklerimiz var ama o haklar artık kaybedildi, sadece yerlerini biliyoruz. 1921 yılında bir akşam deniyor ki ‘Siz artık Anadolu’ya gidiyorsunuz, sabah yola çıkacaksınız’ ve bu cümle ile bir ailenin kaderi değişiyor. Tabi bu yolculuk büyük sıkıntılarla geçen bir yolculuk, içinde bulunulan yük gemisi birçok yerde duruyor; mal indiriyor, bindiriyor. Çanakkale’ye gelirken adalarda duruyor ama bir yolcu gemisi değil bir yük gemisi. Yanınıza çok az eşya alabildiğiniz bir gemi. Gelibolu açıklarından geçerken Büyük dedem Şevki Mildon; ‘Buralar bizim oralara benziyor burada kalalım’ diyor ve aile bölünüyor. Büyük dedemin kardeşleri İstanbul’a devam ederken büyük dedemiz Şevki Mildon ise Gelibolu’da kalıyor.”
 
GİRİT’TEN GELİBOLU’YA GÖÇ
 
“Gelibolu’nun bizim hayatımızda bu yönden çok büyük önemi var”diyen Can Mildon anlatımlarına şöyle devam etti; “Ne olursa olsun Gelibolu bizim memleketimiz’ dedik. Mildon ismi de Girit’in Melidoni kasabasından geliyor. Soyadı kanunu çıktığında birazcık yuvarlatılarak Mildon’a çevriliyor. Büyük dedemiz Şevki Mildon Girit’te de ticaretle uğraşıyor ama asıl mesleği Askerlik. Girit’te büyük bir Osmanlı karakolu var, orada rütbeli askeri personel olarak görev yapıyor. Çok güzel bir hayatları var Girit’te. O yıllarda Osmanlı Donanması bile Girit’teki üstte bulunuyor. Tabi mübadele ile hayatlar değişiyor. Büyük acılar ve zorluklarla Gelibolu’ya geliniyor. O yıllarda Gelibolu bir Osmanlı Sancağı ve ticari hayatı çok gelişmiş bir kasaba. Her yerde konsolosluklar, askeri birlikler var. Musevi ve Rum nüfus o kadar yoğun ki, ticari hayatı ellerinde bulunduruyorlar. Yaptıkları ticaret ise inanılmaz rakamlarda o yıllarda.”
 
1920’Lİ YILLARDA GELİBOLU
 
Dede Hasan Mildon’un ve baba Turhan Mildon’un anlatımları Can Mildon’un çocukluk anılarıyla 1920’li yıllardaki Gelibolu iş hayatını anlatan Can Mildon; “Gelibolu Limanı, şu anda restaurantların olduğu, küçük sandalların bağlandığı yerin ben resimlerini gördüm. O yıllarda Armut Tekneler denilen büyük tekneler var; İstanbul’dan yük taşırlarmış çünkü yol denen bir şey yok. Babamın küçükken bana anlattığına göre; Armut Tekneleri Şarköy açıklarında gözüktüğü zaman insanlar limana akın ederlermiş. Armut tekneler hem yolcu hem de yük taşıyorlarmış. Gemilerin şeklinden ziyade gemilerde Armut taşınmasından da bu isim verilmiş olabilir. Babamın o zamanlardan kalma bir deniz tutkusu varmış demek ki. Mübadeleler ve 6-7 Eylül olaylarından sonra Gelibolu’da bulunan gayri Müslim yurttaşlar buralardan ayrılmışlar. Kimisi İstanbul’a kimisi Avrupa’ya gitmişler. Babamın vefat ettiği sene Gelibolu da ilkokul arkadaşları ile buluşmuştu. O aralar festivalde var, festivalde bir araya gelmişlerdi. Arkadaşlarının bir kısmı yurt dışında bir kısmı İstanbul’da yaşıyorlar. Ama hepsi ilkokul arkadaşları ve Gelibolu’da bir araya gelmişlerdi. Resmen bir veda yemeği gibiydi; çok uzun süre görüşmedikleri için birbirleriyle.. Sağ olsunlar daha sonra hepsi bizi cenazede bizi aradılar, bizleri yalnız bırakmadılar.”
 
GELİBOLU FESTİVALİ’NİN KURUCUSU TURHAN MİLDON
 
Gelibolu Sardalya Festivali’nin fikir babası ve kurucusunun Turhan Mildon olduğunu söyleyen Can Mildon, eski festivalleri ise şu sözlerle anlattı; “Gelibolu festivalinin de kurucusu Turhan Mildon’dur. Belediye Başkanımızda bu festivali güzel bir şekilde devam ettiriyor. Tabi bu yıl yapılamadı terör olayları nedeniyle ama gerçekten çok güzel ve eğlenceli bir festival gerçekleştiriliyor. Çocukluğumdan hatırlıyorum festivali; o yıllarda Hürriyet Tiyatrosu gelirdi. Adile Naşit, Münir Özkul gibi kıymetli sanatçılar, Deve Kuşu Kabare gibi gruplar gelirdi. Bir hafta boyunca iskelenin bulunduğu yerde büyük eğlenceler yapılırdı. Tam bir şenlik havasında geçerdi; tabi şimdi bu tür olaylar günümüzde yaygın değil. Bugün daha çok konserlerle, müzik etkinlikleri ile insanlar daha fazla eğleniyor olabilir ama benim gördüğüm dönemler daha çok sosyalleşmeyi sağlıyordu.”
 
İŞADAMI TURHAN MİLDON
 
Miller Holding Yönetim Kurulu üyesi Can Mildon, Miller Holding’in temellerini atan, birçok yatırımın öncülüğünü yapan Turhan Mildon’un ticari girişimlerini anlattı; “Turhan Mildon 1946 yılında Gelibolu’da doğdu. Öğretim hayatına İktisadi ve İdare Bilimler Akademisinde bitirdi. Çocukluğundan beri ticaretin içerisindeydi, çünkü dedemiz Hasan Mildon’da otomotiv sektöründeydi ve ithalat ile de uğraşıyordu. General Elektrik firmasından elektrik ürünleri ithal eder, İstanbul’da satışını yapardı. O yıllarda babam otomotiv sektörüne biraz daha önem verdi ve önce Gelibolu’da TOFAŞ’ın yeni çıkarttığı Murat 124 modellerinin satışını yapmaya başladı.  Aynı yıllarda Türkiye de revaçta olan Amerikan otomobil ve kamyonlarında satışını yapıyordu. Bu arada yedek parçacılık ve yanlış hatırlamıyorsam o yılların ünlü lastik markası Fisk’inde Gelibolu da bayiliğini yapıyordu. 1970’li yılların sonuna doğru da akaryakıt sektörüne girdi. Gelibolu da bir tane benzin istasyonu açtı. Zamanla Gelibolu da kullanılan yolun değişmesi ile birlikte benzin istasyonu da değişerek bugünkü ana istasyona dönüştü. Otomotiv sektörü Türkiye’de geliştikçe TOFAŞ’ın tam yetkili satıcısı oldu.1984 yılına geldiğimizde Gelibolu’da TOFAŞ’ınana bayiliğini yapmaya başladı.”

SİYASETE DEMOKRAT PARTİ İLE BAŞLADI
 
Turhan Mildon’un siyasi kariyerini de anlatan Can Mildon, Turhan Mildon’un siyasete Adnan Menderes’in partisi olan Demokrat Parti Gelibolu Gençlik Kolları Başkanlığını yaptığını söyledi; “Babam Turhan Mildon gençliğinde siyasete Adnan Menderes’in kurduğu partinin Gelibolu Gençlik kolları başkanlığı ile başlamıştı. Rahmetli Turgut Özal Başbakan olduğunda babamda Gelibolu Belediye başkanlığını kazanmıştı. Bu görevi 1989 yılına kadar sürdü. Bir dönem ara verdikten sonra 1994 seçimlerinde tekrar belediye başkanı seçildi.”
 
“Siyaseti de insanlar için yapardı, bu onun ilkesiydi ve Gelibolu’da yaptığı hizmetler ve yaptığı işlerin etkileri hala duruyor. Şu an da bile Gelibolu’da onun üzerine bir şeyler yapılmaya çalışılıyor. Gelibolu da ‘Turhan Mildon yaptırmıştı, burayı Turhan Mildon açtırmıştı’ diye nereye gitseniz size anlatırlar. 1999 yılına gelindiğinde ise; Belediye başkanlığı devam ederken; Türkiye genel seçimlere giriyordu. Anavatan Partisinden Çanakkale ikinci sıra milletvekili adayı oldu. O seçimlerde Türkiye’nin içinde bulunduğu konjektür farklıydı ve milletvekili seçilemedi. Bu seçimlerden sonra siyaset ikinci planda kalırken ticaret hayatı ilk sırayı aldı. Tabi bizde iyice büyümüştük, çocukluk dönemimiz geride kalmıştı. Eğitimlerimizi tamamlamış ticaretin içine dalmıştık.”
 
TİCARET HAYATINDA BÜYÜME
 
“O dönemde Gelibolu’daki istasyonlar artmaya başladı, Eceabat’ta bir istasyon daha açtık. Yatırımlarımızı hızla geliştirirken 2002 yılında İstanbul’da araç kiralama işine babamızın önderliğinde girdik. O yıllarda yaptığımız yatırımlar ve ticari faaliyetlerimiz büyük bir hız kazandı. Bugün toplamda 15 akaryakıt istasyonumuzun 11 tanesi Çanakkale-Gelibolu bölgesinde faaliyet gösterirken, 4 akaryakıt istasyonumuzda İstanbul’da yer alıyor, Çanakkale’nin tek FİAT ana bayisiyiz. Akaryakıt istasyonlarımızda yıllık 60 bin ton civarında satış gerçekleşiyor. Otomotiv satışında yıllık 1400-1500 civarında araç satışı gerçekleştiriyoruz. Akaryakıt satışında Türkiye’nin en iyi 5 bayisinden bir tanesiyiz. Bizim akaryakıt satışında uyguladığımız stratejiler diğer bayi ve istasyonlara örnek gösteriliyor. Bunların dışında Miller inşaat sektöründe Çanakkale’de yatırımlarına başladı. Bir projemizi tamamladık, önümüzde devam eden üç tane birbirinden güzel ve büyük projemiz daha var. İstanbul da bir projemiz var, kış aylarında orada da çalışmalara başlayacağız. Araç kiralama sektöründe ciddi rakamlara ulaştık; 600-700 civarında araç filomuz ile uzun dönemde olsun günlük kiralamada olsun hem Çanakkale hem de İstanbul’da hizmet veriyoruz.”

ARMATÖRLÜĞE BAŞLANGIÇ
 
“Babamın en büyük hayali ve en önem verdiği şey denizcilikti” diyen Can Mildon, Turhan Mildon’unDenizcilik sektörü içerisinde sürekli yer almak istediğini anlatarak şunları söyled; “Armatör arkadaşları ile alış-veriş yaparken konuşurken kendisinden sürekli “Bende bu işe girmek, bu işi yapmak istiyorum” der ve bunu planlardı. 2006 yılında 2600 tonluk Turhan Mildon gemisini satın alarak armatörlük hayatına başladı. Herhalde o gün hayatının en mutlu günlerinden birini yaşıyordu. Bugün babamın en bilinen resmi o gün o gemide çekilmiştir. Gençliğinden beri sürekli hayalini gerçekleştirmek istediği şeyi sonunda başarmıştı. Tabi onun o mutluluğu bizleri de çok mutlu ediyordu.Daha sonra bu filo genişlemeye başladı. İlk geminin hemen ardından 4 bin tonluk yeni bir kuru yük gemisi aldık. Onunda adını M.TurhanMildon koyduk çünkü babamın ön ismi Muhsin’dir, onun kısaltması olarak M.TurhanMildon koyduk. Bu geminin ardından da 2 tane daha gemi aldık; bir tanesi 7 bin tonluk LeaderÇanakkale, diğeri ise 10 bin tonluk Diamond Çanakkale. Maalesef babamız 10 bin tonluk Diamond Çanakkale’yi göremeden aramızdan ayrıldı.  Ama Leader Çanakkale’yi gördü hatta güvertesinde resimler çekilmiştik. Tersane de güzel bir gün geçirmiştik.”
 
DENİZDEN HİÇ BİR ZAMAN KOPMADI
 
“Denizcilik sevgisini bize de aşıladı” diyen Can Mildon, Turhan Mildon’un Denizcilik tutkusunu şu sözlerle ifade etti; “Denizcilik sektörü babamın en büyük keyif aldığı, her türlü işin yoğun, temponun hızlı olduğu zamanlarda bile rahatlamak için denizcilik şirketimizin ofisine giderdi ya da gemilerden bir tanesi o gün geçecek ise; saat kaç olursa olsun Çanakkale Boğazı’ndan olsun, İstanbul Boğazı’ndan geçişlerini oturur izlerdi. Denizcilikten zevk almasını biz çocukluğumuzdan biliyoruz; çünkü küçücük bir sandalımız vardı. Müsait olduğu akşamlarda bizi de yanına alır sandal ile denize açılır balık tutar ağ atardık. Denizden hiçbir zaman kopmadı; kıyısından köşesinden denizi bir yerden mutlaka görmek isterdi. O yüzden tekrar ediyorum ya; onun en büyük hayali denizcilikti.”
 
“Bu sebeple bizlerde onun evlatları olarak Turhan Mildon’u en iyi şekilde anabileceğimiz yer denizde anmaktı. İsmini en iyi denizlerde anabileceğimizi düşünerek su sporlarına daha doğrusu yelken sporu etkinlikleri düzenleme kararı aldık. Geçen yıl ilk Turhan Mildon Kupasını yapmaya karar verirken Turhan Mildon’un en çok keyif duyduğu bir şeyle analım istedik. Babamızın Gelibolu Belediye Başkanlığı yaptığı dönemler de bile Yelken sporu ile alakalı çok büyük aktivitelere destek vermiştir. Türkiye’nin en büyük yelken yarışı olan ve İstanbul’dan başlayıp Bodrum’da son bulan Donanma Kupası’nın bir etabı Gelibolu-İstanbul etabıdır. Bugün bile devam eden bu yarışlara Türkiye’nin en iyi komodorları, yelkencileri katılırlar. Temmuz-Ağustos aylarında güzel rüzgârların estiği günlerde düzenlenirdi. Hakikatten çok çetin mücadelelerin geçtiği bir yarışmadır. Bunun bir etabının da İstanbul-Gelibolu etabı olması son derece önemlidir. Maalesef artık Gelibolu etabı yerine İstanbul-Bozcaada etabı yapılıyor.”
 
“ÇANAKKALE DENİZCİLİK İLE KALKINACAK” DERDİ
 
“Turhan Mildon, 670 kilometrelik kıyı şeridi ile Türkiye’nin en uzun kıyıya sahip ikinci ili olarak Çanakkale’nin denizcilik ile kalkınacağına inanıyordu” diyen Can Mildon, Turhan Mildon’un Çanakkale’de denizciliğin gelişmesi için birçok fikre sahip olduğunu, birçok projeyi geliştirdiğini anlattı; “Çanakkale’yi yatçılık, marinacılık gibi projeleri de vardı. Marina konusunda Çanakkale’nin herhangi bir noktasında yapılacak her hangi bir yerde ciddi projeler hazırlatmıştır. En son Kepez Limanı’nın yanında ki bir yer için Settur ile görüşmeler bile yapmıştı. O dönem Kepez Belediye Başkanı olan İsmail Yaşar Oğuz’u da görüşmelere dahil etti. O bölgede çok ciddi çalışmalar başlattı ama teknik problemler nedeniyle orada marina yapılamadı. Çanakkale merkezdeki Marina’nın büyütülmesi gibi çalışmaları vardı. Gelibolu’nun denizcilik hayatı ile ilgili olarak da çalışmaları vardı. Gelibolu’da deniz taşımacılığında Gestaş’ın kullandığı alan ile Çardak motorlarının kullandığı yer var.  Çardak motorları konusunda da ön ayak olan ilk isimdir. Gestaş devlette olduğu için alternatifsizdi ve yetersizde kalıyordu. Bölgede bir iskele daha olsun, taşımacılık daha hızlı olsun, Gelibolu’nun daha fazla revaçta olması geçişlerde vatandaşların Gelibolu’yu tercih etmesi açısından daha faydalı olacağını düşünerek o hat çalışmasına ön ayak olmuştu.”
 
“Çanakkale’de liman konularına da büyük hassasiyet gösteriyordu. Hatta bir değil iki liman olsun, daha büyük antre depoların olduğu belki biraz daha güneyde, boğaza girmeden yapılabilecek liman gibi çeşitli fikirleri ve girişimleri vardı. Bunlar hala hazırda konuşulan ve düşünülen projelerdir. Örneğin boğaza girmeden, Yeniköy bölgesinde yapılacak bir liman tüm armatörler ve gemi taşımacılığı yapan tüm şirketlerin rağbet gösterebileceği bir liman olabilir. Çünkü boğazdan geçişlerde bir ücret ödeniyor; özellikle yabancı gemiler. Marmara’ya girip-çıkmak çok zor, limanlar çok kalabalık ve yetmiyor. Çanakkale’de böyle bir liman yapılabilirse ki buraya demiryolu da bağlanması, karayollarının çoğaltılması da çok önemli.  Çanakkale’nin güney tarafında böyle bir liman olması Çanakkale’ye de çok şey katacaktır.”
 
BABAMIZIN DENİZCİLİĞİNİ KENDİMİZE ÖRNEK ALDIK
 
Mildon ailesi olarak Turhan Mildon’un denizciliğe ve denizcilik sektörüne bakış açılarını kendilerine örnek aldıklarını söyleyen Can Mildon; “ Çünkü denizcilikte en önemli şey risk almamaktır. Daha doğrusu aptalca risk almamaktır. Risk alabilirsiniz ama havanın kötü olduğunu görüyorsanız denize çıkmazsınız. Ama denizde iken o kötü havayı görünce de geriye dönmez, üstüne gidersiniz. Biz bu bakış açısını ticari hayatımıza uyguladık; riskleri iyi hesapladık, iyi fizibiliteler çıkartarak hareket etmeye çalışıyoruz. Yola çıktıktan sonra bir aksilik ile karşılaşıyorsak da; artık ne kadar mücadele edilmesi gerekiyorsa o kadar mücadele ediyoruz. Sadece ticari hayatta değil sosyal hayatlarımızda, aile hayatlarımızda da bunları uyguluyoruz. Adım adım daha ileriye daha yukarıya gitmeye çalışıyoruz.”
 
PARA PULDAN ÇOK DAHA BÜYÜK BİR MİRAS BIRAKTI
 
“Babamızdan bize güzel hatıralar ve çok önemli bir miras kaldı” diyen Can Mildon sözlerini şu ifadelerle noktaladı; “Bu bir insan için büyük bir zenginlik; güzel hatıraları arkasında bırakarak bu dünyadan göçüp gittiğin zaman ‘İyi insandı’ denmesi. Paradan puldan çok daha büyük bir miras bu çocuklara bırakılabilecek. Bizim açımızdan baktığınızda bu mirası taşımakda çok zor. Çünkü Turhan Mildon’un yaptığı güzel şeylerin üzerine bir şey katmamız gerekiyor ve buna gayret ediyoruz. Her türlü çalışmamızda da buna göre kendimizi hazırlıyoruz. İnşallah bizlerde ilerde çocuklarımıza böyle güzel bir miras bırakırız arkamızda, bizlerinde arkasından iyi ve güzel sözler söylenir. Bir insanın arkasından hala hayır duası ediliyorsa bu gerçekten büyük zenginliktir, her şeyin üzerindedir. O hayır duasını alıp da insanlardan ‘Allah razı olsun’ demek gerçekten ailemiz içinde büyük bir gurur.”
 
“Turhan Mildon’dan sürekli bahsettik ama annem Dilek Mildon’un da babamızın üzerinde çok büyük emekleri vardır. Babamın her zaman her konuda yanında olmuştur.  Ticarette de, siyasette de, iyi günde, hastalık da sağlık da hep yanında olmuştur ve her şeyi beraber yapmış paylaşmışlardır. Biz çocukken bile babam gün içerisinde yaşadığı işle ilgili iyi şeyleri de kötü şeyleri de bize anlatırdı. Bizleri resmen işlerin içinde büyüttü. Bizde çocuklarımıza bunları anlatıyoruz. Kendisini çok özlüyoruz..”
 
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.canakkaleaynalipazar.com/roportajlar-haberleri">Röportajlar</category><dc:creator><![CDATA[Miller’de Ticaret Cumhuriyet ile Yaşıt - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 25 Aug 2015 12:32:14 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/3.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/3.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/3.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA["50'nci Yılımızda 50 Büyük Aile Arasına Gireceğiz" ]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-50nci-yilimizda-50-buyuk-aile-arasina-girecegiz-4920.html</guid>
                    <link>https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-50nci-yilimizda-50-buyuk-aile-arasina-girecegiz-4920.html</link>
                    <description><![CDATA[İş dünyasının nabzının tutan Ekonomist dergisine röportaj veren Doğanlar Yatırım Holding Başkanı Davut Doğan 50.yıl hedeflerinin Türkiye’nin ekonomiye yön veren 50 büyük ailesi arasında girmek olduğunu söyledi. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Ekonomist Dergisinin Temmuz sayısında, Sibel Atik’in sorularını cevaplayan Davut Doğan, Mobilya sektörünün geleceği ve Doğanlar Yatırım Holding’in gelecek vizyonu hakkında çarpıcı açıklamalarda bulundu. Doğanlar Yatırım Holding Başkanı Davut Doğan’ın Ekonomist dergisinde yayınlanan röportajı;
 
"50'NCİ YILIMIZDA 50 BÜYÜK AİLE ARASINA GİRECEĞİZ" 
 
Ulusal Mobilyanın iki güçlü markası, Doğtaş ve Kelebek'i bünyesinde bulunduran Doğanlar Yatırım Holding, yatırım atağına geçti. Holding, mobilya ile birlikte enerji, inşaat ve gıda alanlarında 5 yıl içinde 3 milyar dolarlık yatırım yapacak. Doğanlar Yatırım Holding Başkanı Davut Doğan, 7 yıl içinde Türkiye'nin en büyük 50 ailesi arasına gireceklerini söyledi.
 
Bundan 43 yıl önce kurulan ve mobilya sektöründe Doğtaş markasıyla hızlı büyüyen Doğanlar Yatırım Hol-ding, enerji, inşaat ve gıda alanındaki yeni girişimlerle büyüme temposunu hızlandırmayı hedefliyor. Önümüzdeki 5 yıl içinde 2 milyar dolan enerji olmak üzere toplamda 3 milyar dolarlık bir yatırımla aileyi daha ileriye taşımak istediklerini belirten Doğanlar Yatırım Holding Yönetim Kumlu Başkanı Davut Doğan, zenginlik sıralamasında grubun iş hayatındaki 50'nci yılı olan 2022'de Türkiye'nin 50 büyük ailesi arasında yer almayı hedeflediklerini dile getiriyor. Mobilya sektöründe iki yıl önce Kelebek markasını satın alarak dikkatleri çeken grubun bir markayı daha bünyesine katmak istediklerini ve bunun için bazı yerel markalarla görüştüklerini söyleyen Doğan, yeni bir iş kolu olarak ise lojistik sektörüne yönelebileceklerini ifade ediyor.
 
Grubun ana işi mobilya sektöründe Doğtaş'ın yanı sıra satın aldığınız Kelebek markasıyla da yer alıyorsunuz. Bu işlerin grup içinde gelirlerdeki payı nedir? Grubun cirosu şu an nerede? 
200'ü Doğtaş, 150’de Kelebek mağazasıyla yer aldığımız mobilya sektörü grubun amiral gemisi durumunda. Baktığınızda 400 milyon TL'lik cironun 330 milyonu bu işten geliyor.
 
Kelebek markasının büyümede etkisi ne oldu?
Kelebek durağan bir hale gelmiş bir markaydı. Biz satın aldıktan sonra markayı cilaladık ve hızlı büyüme sürecine girdi. Doğtaş geçen yıl yüzde 15 büyürken, Kelebek yüzde 65 büyüdü. Dolayısıyla yeniden yapılanmanın olumlu etkileri oldu. Örneğin Doğtaş ile Berlin'de yer alırken, Kelebek'i de buraya taşıyacağız. Doğtaş'a Londra' da dördüncü mağazayı açacağız.
 
Mobilya sektöründe Kelebek markasını satın almanızın ardından İşbir ile de gündeme geldiniz fakat olmadı. Bu alanda yeni bir satın alma olacak mı? 
Yeni marka düşüncemiz var. Üçüncü markayı bünyemize katmak istiyoruz ama piyasaların netleşmesini bekliyoruz.
 
Kamuoyuna açıklanmasına rağmen İşbir'de beklenenin aksine bir satın alma olmadı. İşbir'le neden olmadı? 
Uyku merkezleri olması nedeniyle bu markayı çok istedik, hatta fiyatta da anlaştık. Fakat bölge bayiliklerindeki yapılanma dolayısıyla anlaşmaya varamadık. Bölge bayilikleri bize geçerken bir takım ek talepleri oldu. Biz de fiyatta anlaştığımızı ve bayilerle ilgili yapılanmayı onların düzeltmesi gerektiğini ifade ettik. Fakat anlaşamadık.
 
Grubun gelirlerini çeşitlendirmek üzere farklı sektörlerde önemli yatırımlara da soyundunuz. Bunlar arasında enerji sektörü ciddi pay alıyor. Bu işte şu an hangi yatırımlarınız sürüyor? 
Enerjide şu anda HES yatırımlarımız öncelikle gündemde. Erzurum İspirdeki HES'te üretim başladı, hatta perakende elektrik satışına da başladık. Ordu'da planladığımız HES yatırımımız ise gelecek yıl Şubat ayında faaliyete geçecek. Bunun yanı sıra iki ay kadar önce devletin ihale ettiği güneş enerjisi santrallerinde de lisans aldık. Kahramanmaraş ve Niğde'de 20 megavatlık GES projemiz olacak. Rüzgarda ise Amerikalı ortağımızdan hisselerini satın alarak yolumuza devam etmek istiyoruz. Çünkü biraz ağır davranıyorlar. Bir de Aydın'da bir termik santral projemiz söz konusu. Bu da bin 200 megavatlık bir yatırım olacak.
 
Bu yatırımların toplam bütçesi nedir? Bunu nasıl sağlamayı planlıyorsunuz? 
Tabii baktığınızda toplamda 4-5 yıl gibi bir sürede sadece enerji sektöründe 2 milyar dolarlık bir yatırım programından söz ediyoruz. Bunlar büyük projeler ve ortaklı ilerlemek istiyoruz. Bu doğrultuda bir yerli ve bir de yabancı iki şirketle görüşmemiz söz konusu.
 
Kim bu şirketler? 
İsimlerini açıklayamam, yerli olan şirket bu alanda önde gelen büyük gruplardan biri. Yabancı şirket ise Çin menşeli.
 
Sözünü ettiğiniz yatırımlarla birlikte kendinize koyduğunuz 5 yıllık büyüme hedefi nedir? 
Tabii aile üyeleriyle birlikte hedefimiz 50'nci yılında yani 2022 yılında yatırımlarımızın da tamamlanmasıyla ciroda 400 milyon TL olan rakamı 3 milyar dolar civarında bir büyüklüğe taşımak istiyoruz. Bu rakamla birlikte Türkiye'nin en büyük 50 ailesinden biri olmayı istiyoruz. Baktığınızda 2 milyar dolar enerji yatırımının yanı sıra 500 milyon dolar inşaat, 500 mobilya, 100 milyon da gıda işine yatıracağız. Toplamda 3 milyar doları aşan bir yatırım programımızla ciromuzu da yukarı taşıyacağız.
 
Peki mevcut işlerdeki yatırımların yanı sıra gireceğiniz yeni sektör olacak mı?
İki oğlumuzun üçüncü kuşağı temsilen yer aldığı strateji geliştirme departmanında yeni sektörlere ilişkin çalışmalar yürütülüyor. Bu departmandaki ekibinde yönlendirmesiyle lojistiğe girme eğilimimiz söz konusu. Baktığınızda dünya ekonomisi ortalaması yüzde 4 büyürken, lojistik sektörü yüzde 10 büyüdü. Bizde bu doğrultuda üçüncü havalimanı etrafında antrepoculuk konusunda çalışmalar yürütüyoruz.
 
Ekonomist dergisine açıklamalarda bulunan Doğanlar Yatırım holding başkanı Davut Doğan; Kufta Markası, Enerji yatırımları ve İnşaat faaliyetleri ile ilgili son gelişmeler hakkında bilgiler de verdi.
 
LEVENT'E 80 KONUTLUK REZİDANS YAPACAK 
 
Çanakkale'de Troypark AVM'yi geçen yıl devreye alan grubun gayrimenkul geliştirme alanında yeni yatırımları olacağını kaydeden Davut Doğan, "Yenibosna'da çalışmaları süren 15 dönüm alandaki projemizin yanı sıra, Levent'te de bir projeyi hayata geçirmek üzere adım attık. İmza aşaması yeni tamamlanan Levent'teki projemiz altı AVM üstü 80 konutluk rezidanstan oluşacak. Katma değeri yüksek bu proje 100 milyon dolar değerinde olacak" dedi.
 
KUFTA'DA 7 ŞUBEYE ULAŞTI 
 
Biga'nın lezzetiyle ünlü köftesini ulusala taşımak üzere restoran işine de giren Doğan ailesi, Kufta markasıyla Çanakkale'de başlayan işi 7 şubeye çıkardı. Son şubeyi Zincirlikuyu'da Doğanlar Yatırım Holding merkez binasının alt katında hizmete açan grup, önümüzdeki 5 yıllık süreçte bu işe 100 milyon dolar yatırmayı planlıyor. Şadan Doğan'ın yönetimini üstlendiği markada bu yılsonu hedefi ise 15 şubeye ulaşmak.
 
BİTLİS VE ARDAHAN'A YATIRIMDA BARIŞI BEKLİYOR 
 
Önümüzdeki yıl projelerin devreye girmeye başlamasıyla enerji sektörünün gelirlerde ilk sıraya yerleşeceğini aktaran Davut Doğan, Bitlis ve Ardahan'da lisans sahibi olan grubun uygun zamanı beklediğini de sözlerine ekliyor. Önümüzdeki 5 yıllık süreçte enerjiye 2 milyar dolar kaynak ayıran şirketin Bitlis ve Ardahan'da toplam 46 megavatlık iki HES lisansı olduğunu aktaran Doğan, "50 milyon dolarlık bu yatırım için beklemedeyiz. Lisanslarımız var fakat çözüm süreci ve barışa bağlı bir yatırım olacak" diyor.
 
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.canakkaleaynalipazar.com/roportajlar-haberleri">Röportajlar</category><dc:creator><![CDATA["50'nci Yılımızda 50 Büyük Aile Arasına Gireceğiz"  - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Sun, 26 Jul 2015 07:46:51 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/Adsz_27.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/Adsz_27.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/Adsz_27.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Atlara Fısıldayan Kız Sude...]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-atlara-fisildayan-kiz-sude-4841.html</guid>
                    <link>https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-atlara-fisildayan-kiz-sude-4841.html</link>
                    <description><![CDATA[Çanakkale'de binicilik sporunda tek kadın olma özelliğini taşıyan Sude Bozkurt, yaşıtlarının aksine zamanın çoğunu atlar ile birlikte geçiriyor. Çocukluğunda en büyük hayalin atlarla zaman geçirmek olduğunu söyleyen Bozkurt, şimdi Uluslararası Binicilik Federasyonu tarafından düzenlenen yarışlara hazırlanmak için sponsor arıyor. Hedefi ise Çanakkale'nin adını uluslararası alanda duyurabilmek.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 14 yaşındaki Sude Bozkurt, Çanakkale'de üç yıldır binicilik sporu yapıyor. Zamanının çoğunu atlarla geçiren Bozkurt, aynı zamanda bu yıl lise sınavlarına girerek yüzde 5 başarı diliminin içinde yer alan yetenekli bir öğrenci. Lâpseki Kaplankaya Mevkiinde bulunan at çiftliğinde eğitimlerini sürdüren Sude Bozkurt ile binicilik sporu ve Çanakkale'de binicilik sporuna dair konuları konuştuk. Kendini sıradan bir öğrenciyim diyerek tanıtan Sude Bozkurt, Biga Okçuluk ve Atçılık Festivali için at üzerinde ok atabilme dersleri aldığını ve bu süre zarfında çok eğlendiğini dile getirdi.
 
Sude Bozkurt sizi biraz tanıyabilir miyiz?
Ben 14 yaşında TEOG stresinden yeni kurtulmuş, hem sporla hem de lise tercihleriyle uğraşan tamamen sıradan bir öğrenciyim.
 
Binicilik sporuna nasıl başladın? Ve bu sporu gerçekleştirdiğin zaman duygu ve düşüncelerin ne yönde oluyor? Spor mu yoksa atlar mı sizi etkiledi? 
Çocukluğumdan beri hayalim ata binmek ya da en azından atlarla ilgilenmekti. İstanbul'da bu olay oldukça kısıtlıydı, Çanakkale'de ise hiç yoktu. Lâpseki’de çiftliğin açıldığını duyar duymaz biniciliğe başladım. Beni etkileyen sanırım hem doğayla iç içe olması, hem de çok zarif bir spor olması. Ama tabi ki beni daha çok atlar etkiledi.
 
Öncelikle bu spor hakkında deneyimlerinizi bizimle paylaşır mısınız? Türkiye’de ve Çanakkale’de kadınlar bu spora nasıl yaklaşıyor? Hedefleriniz nelerdir?
Deneyimlerimden yola çıkarak şunu söyleyebilirim, önce atı tanıyın yoksa çok zorluk yaşayabilirsiniz. İstanbul gibi büyük şehirlerde binicilik sporuyla genellikle kadınlar ilgileniyor, ama Çanakkale'de ilgilenen kadın sayısı yok denecek kadar az. Hedefim yükselebildiğim yere kadar yükselmek. Şimdi uluslararası yarışlara katılabilmek için lisans almaya çalışıyorum.
 
Binicilik hakkında ‘zengin sporu’ diye bir algı var. Siz ne düşünüyorsunuz binicilik pahalı bir spor mu?
Ben şimdilik aşırı bir pahalılığını görmedim, ama profesyonelleştikçe masraflar artıyor. At almak, onun konaklaması besinler, malzemeler derken çok pahalıya patlayabiliyor. Ama amatör olarak bu spor ile ilgilenmek oldukça ucuz ve kolayca ulaşılabilir.

Türkiye’de bazı spor dalları çok popüler malum. Binicilik sporu ne durumda, başarılar elde ediyor muyuz?
İstanbul gibi büyük şehirlerde yaygın denebilir. Ama Türkiye genelinde gerektiği kadar değer görmüyor. Çünkü oldukça zaman alan bir spor ve çok disiplin gerektiriyor, diğer sporlara kıyasla yani.
 
Uluslararası Binicilik Federasyonu tarafından çeşitli branşlarda yarışmalar düzenlenmekte, siz bunlardan hangisine katılmak istiyorsunuz? Peki sponsor durumunuz ne durumda? Çanakkale’den ne tür beklentileriniz var?
Biniciliğinin oldukça fazla branşı var. Ben engel atlama üzerinde profesyonelleşmek ve yarışlara katılmak istiyorum. Çanakkale'de at ve binicilik hayranları çok az sponsor olabilecek bütçeye sahip. Ne de olsa Çanakkale küçük bir yer ama ilerleme kaydedebilmek için sponsor bulmam şart.
 
Binicilik sporu ve okçuluk sporunu nasıl bir süreçti? İki sporu aynı anda kullanacağın Biga Okçuluk Festivali’nde görev alacağını duyduk bize bu konu hakkında bilgiler verebilir misiniz?
At biniciliği için 3 yıldır uğraşıyorum, okçulukta ise daha yeni sayılırım. Normalde hedefim binicilik lisansı alıp Biga'daki festivale atlı okçu olarak katılmaktı. Ama hem tarih belirlenmediğinden, hem de bazı imkânların kısıtlılığından yetiştiremedim.
 
Son olarak eklemek istedikleriniz var mı?
Söyleşide binicilik ile ilgili aklıma gelen bütün bilgileri size anlattığımı düşünüyorum. Umarım bazı kişilerin binicilik sporu ile ilgili bakış açısını etkileyebilmişimdir.
 
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.canakkaleaynalipazar.com/roportajlar-haberleri">Röportajlar</category><dc:creator><![CDATA[Atlara Fısıldayan Kız Sude... - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 20 Jul 2015 09:44:22 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/sude1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/sude1.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/sude1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Bir Yastıkta 68 Yıl]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-bir-yastikta-68-yil-3533.html</guid>
                    <link>https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-bir-yastikta-68-yil-3533.html</link>
                    <description><![CDATA[Dile kolay. Tam 68 yıl önce evlendi onlar… Biri öğretmen, diğeri ise orman işletmesinde görevliydi. Bütün zorluklara boyun eğip bu evliliklerini günümüze kadar sürdürdüler. İkisinin de yaşı 89. Günümüzde kısa sürede evlenip boşanan çiftleri görünce çok üzülüyorlar. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
 
“Bu 68 yıllık evliliğimiz süresince birbirimizi hiç kırmadık. Birbirimize karşı hep anlayışlı davrandık. Birbirimizi dinledik. Ortak karar verdik ve ortak karar aldık. Bizce uzun süre evli kalmanın en önemli sebebi kişilerin birbirine sevgi ve saygılı olmasıdır. Bizde bu durum 67 yıldır devam ediyor” diyorlar. Bu haftaki sayımızda sizlere 68 yıldır aynı yastığa baş koyan örnek çift Ahmet ve Fatma Demirkan’ı tanıtmak istedik….
 
ÖZEL RÖPORTAJ: AYHAN ÖNCÜ / ÇANAKKALE
E-Mail: info@canakkaletravel.com
 
 
Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
 
İsmim Ahmet Demirkan. 1925 Çankırı doğumluyum. Rahmetli annemin rahatsızlığı sebebiyle küçük yaşlarda İstanbul’a göç etmek zorunda kaldık. İlk ve orta öğrenimimi İstanbul’da yaptım. İstanbul’da İstanbul Üniversitesi’nde Fizik Profesörü olan Ordinaryüs Profesör Salih Murat Uzdilek beni oğlu gibi severek sahip çıktı.1943’lerde üniversite sayısı çok azdı. O yıllarda takip ettiğim bir okul vardı. Bursa’da bulunan Orman Okulu’na pekiyi ile bitirenleri doğrudan sınavsız aldıklarını öğrendim. Pekiyi ile okulu bitirdiğim için buraya müracaat ettim ve kabul edildim. Fakat 1.350 TL kefalet senedi istiyorlardı. Bu konuda maddi imkânımız yoktu. İşte bana manevi babalık yapan İstanbul Üniversitesi’nde Fizik Profesörü olan Ordinaryüs Profesör Salih Murat Uzdilek sahip çıktı ve kefil oldu. 1944 yılında oradaki okulu bitirip Yenice Orman İşletmesi’nde Bölge Şefi olarak göreve başladım. Eşim Fatma Demirkan da yine benimle aynı doğumlu. 1925 yılında Çanakkale’de doğdu. İlkokulu İstiklal İlkokulu’nda okudu. Ortaokulu da Çanakkale’de tamamladıktan sonra Karşıyaka Öğretmen Okulu tamamlayarak öğretmen oldu. İlk öğretmenlik yeri de Yenice ilçesine bağlı Kalkım’da Engeci (Kayatepe) İlkokulu oldu. Eşimle de işte orada tanıştık.
 
Örnek bir aile yaşantınız var. 68 yıllık da evlisiniz. Bu gerçekten çok uzun bir süre. Bize tanışma hikâyenizi anlatır mısınız?
 
O yıllarda yani 1944’lerde eşim Fatma, Yenice’de Kalkım beldesi yakınlarında Engeci (Kayatepe) köyünde görevliydi. Bana da arkadaşlarım orada bir öğretmenin olduğunu ve ikimizin birbirimize uygun olduğunu söyledi. Bende tabii merak ettim. Görevim icabı o bölgeden geçerken ara sıra onu teneffüslerde çocukların yanında görüyordum. Sonra tanıştık ve 4-5 ay içinde de evlenmeye karar verdik. O köyde de nikâhımız kıyıldı. Senesini ve ayını çok iyi hatırlıyorum. 28 Temmuz 1947 yılıydı. Ardından Yenice merkezde ev tuttuk ve orada yaşamaya başladık.
 
“68 YILLIK EVLİLİĞİMİZ SÜRESİNCE BİRBİRİMİZİ HİÇ KIRMADIK”
 
1953 Yenice depreminde neredeydiniz?  Deprem Yenice’de büyük hasana sebep olmuştu. Bize o günleri anlatır mısınız?
 
Eşim ve ben ikimizde o depremi çok iyi hatırlıyoruz. 18 Mart 1953 yılıydı. Büyük bir şans eseri sömestr tatili olduğu için biz Yenice’den Çanakkale’ye gelmiştik. Eskiden okullarda sömestr tatilleri 3 dönemdi. Akşamüzeriydi. Saat 19.00 civarı. Çok büyük bir sarsıntı oldu. Herkes evlerinden dışarıya çıkmaya çalışıyordu. Tabii depremin merkez üssünü o sırada bilemiyorduk. Yıkılan yerler vardı. Kısa bir süre sonra depremin merkez üssünün Yenice ilçesi olduğu söylendi. Ne yapacağımız şaşırdık. Evimiz Yenice merkezdeydi. Büyük bir şans eseri sömestr tatili sebebiyle Çanakkale’ye gelmiştik. Yenice yerle bir olmuş.  Bir gün sonra Çanakkale’den Yenice’ye geri dönerek evimize gittik. Fakat 2 katlı evimizin tek kat halindeki görüntüsünü görünce şok olduk. Çünkü bina çökmüştü ve bir katı zemine gömülmüştü. Bütün ne kadar eşyamız varsa yok olmuştu. Sonradan 7,2 şiddetinde olduğunu öğrendiğimiz bu depremde Yenice’de yüzlerce kişi hayatını kaybettiğini öğrendik. Biz ise tatil sebebiyle Çanakkale il merkezinde olmamız sebebiyle hayatta kalmıştık.
 
Günümüzde yeni evlenen çiftler birkaç ayda dahi boşanabiliyorlar. Siz bu kadar uzun süre evli kalmayı nasıl başardınız?
 
Bu 68 yıllık evliliğimiz süresince birbirimizi hiç kırmadık. Birbirimize karşı hep anlayışlı davrandık. Birbirimizi dinledik. Ortak karar verdik ve ortak karar aldık. Bakın 15 yıl çocuğumuz olmadı. Ne o bana sitem etti, ne de ben ona. Gitmediğimiz doktorlar kalmadı. Allah sonra bize bir kız, bir oğlan evlat verdi. 15 yıl sonra önce bir kız çocuğum, ondan 4 yıl sonra da bir erkek çocuğumuz oldu. Bizce uzun süre evli kalmanın en önemli sebebi kişilerin birbirine sevgi ve saygılı olmasıdır. Bizde bu durum 68 yıldır devam ediyor..
 
Evlenmenizin ardından mutlaka diğer ailelerde olduğu gibi sizde de bazı sorunlar, sıkıntılar çıkmıştır. Nasıl bunların üstesinden geldiniz?
 
Bakın. İnanmayacaksınız ama 68 yıllık evliyiz. Aramızda en ufak bir tartışmamızın olduğunu bilmiyoruz. Bu da birbirimize karşı anlayışımızdan kaynaklanıyor. Keşke herkes böyle olabilse…

“EVLİLİKLERDE SEVGİ VE SAYGI ÇOK ÖNEMLİ”
 
Hiç aranızda kıskançlık olmadı mı?
 
Yok yok. Birbirimize güvenimiz olduğu için hiç birbirimizi kıskanmadık biz. Bizim sevgimiz 68 yıl önceki gibi şuan, aynen devam ediyor. Hiç azalma yok..
 
Evlilikte en önemli ve dikkat edilmesi gereken şey sizce ne?
 
Karşılıklı saygı ve sevginin olmasıdır tabii ki.. Özellikle saygı çok önemli. Halen biz birbirimizi sayarız. O bir şey yapacağı zaman bana sorar, ben bir şey yapacağım zaman ona sorarım ve ortak karar veririz. Bu olmazsa o evlilikler yürümez zaten.
 
Mutlu olmak için ille para gerekli mi sizce? Yani para olmadan da mutlu olabilir mi?
 
Bizce mutlu olmak için ille paranın olması gerekmiyor. Evlendiğimiz yıllarda o kadar da paramız yoktu. Fakat mutluyduk ve huzurluyduk. Bizim kesinlikle para hırsımız hiç olmadı. Çok paran olsa ne olacak? Allah yemek nasip etmiyor. Karnın doyuyor mu, sağlığın yerinde mi? Ona bakacaksın? Eğer bunlar varsa en büyük mutluluk bunlar olur.
 
Kısa sürede evliliklerin sona ermesinin, yani boşanmaların en önemli sebebi sizce ne?
 
Sanırız evlendikten sonra herkes kendi dediğinin olmasını istiyor. Dedikleri olmayınca da çiftler arasında uyumsuzluk yaşanıyor. Sonunda da anlaşmazlıklar oluyor ve boşanmalar yaşanıyor.
 
Son yıllarda bir moda başladı. Televizyonlarda evlilik programlarının sayısı artıyor. Evlenemeyenler televizyonlara çıkıp kendilerine eş arıyorlar. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
 
Biz şahsen bu tür evliliklere karşıyız. Televizyonda bir araya gelip bu tür evlenmeler bize göre uygun değil.
 
“ATATÜRK’Ü YAKINDAN GÖRDÜĞÜM GÜNÜ HİÇ UNUTAMIYORUM”
 
Sizce görücü usulü ile evlenmek mi, yoksa birbiri ile tanışarak evlenmek mi daha iyi?
 
Anlaşarak, tanışarak evlenmek çok önemli. Fakat burada ailelerinde onayının olması şart. Böyle olduğu takdirde huzur olur. Aksi halde huzursuzluklar yaşanabilir.
 
Mutlu bir evliliğiniz var. 68 yıllık bu evlilik hayatınız boyunca mutlaka başınızdan unutamadığınız anılar da geçmiştir. Bunlardan bize birkaç tanesini anlatır mısınız?
 
1934-1935 yıllarıydı. Bende İlkokulu İstiklal’de okuyordum. O zamanlar papatyadan yelekler yapılırdı. Ablamda bana çok güzel böyle papatyalı bir yelek yapmıştı. O yeleği çok sevmiştim. Yeleğimi giyip öğretmenim Mürvet Bayar’ın elini öpmeye gittim. Öğretmenim yeleğimi görünce çok beğendi. “Fatma bu ne kadar güzel böyle bir yelek “ dedi. “Ablam yaptı öğretmenim” dedim. “Keşke benimde böyle bir yeleğim olsa?” dedi. Hemen ben yavaşça yeleğimi çıkardım ve oturduğum yere bıraktım. Dışarı çıktım ve eve doğru gitmeye başladım. Öğretmenim dışarı çıkmamın ardından bana seslenerek, “Fatma bu yeleği neden bıraktım” dedi. Ben de “Beğendiniz ya.. Size bıraktım öğretmenim” dedim. “Yok. O sana yakışıyor. Bana yakışmaz” dedi ve bana geri verdi. Çok sevindim. Çünkü bende gerçekten o yeleği çok sevmiştim. Öğretmenim yeleği geri verdiği için çok sevindim..
 
Bende (Ahmet Demirkan) Atatürk’ü yakından görenlerden birisiyim. İstanbul’da öğrenim görüyordum. İlkokul 4 veya 5. sınıftaydım. 1936’lı yıllardı. Kadıköy’de Feneryolu civarında istasyondan Fenerbahçe tarafına bir demiryolu makası vardı. Atatürk’ün orada köşkü vardı. Atatürk’ün treni de oradan geçerken makas değiştirme sırasında biraz duraksardı. İşte bizde orada onu görmüştük. Pencereden bize el sallamıştı. Yaklaşık 4-5 metre mesafemizdeydi Atatürk. O günü unutamam…
 
Evliliğiniz sırasında sizi en çok mutlu eden ve en üzüldüğünüz şey neydi?
 
Bizi en çok mutlu eden olay 15 yıl sonra ilk çocuğumuzun olmasıydı. Hanımın midesi çok rahatsızdı. Sürekli rahatsızlığını söylüyordu. Hatta öğretmen olduğu için bu sebeple bir iki gün okula da gidemedi. O yıllarda okuttuğu öğrenciler arasında Nil Molinas vardı. Onun babası da Dr. Hayım Molinas’tı. Öğretmeni okula gelmediği için Nil babasına durumu söylemiş. Birgün Dr. Hayım Molinas’ın muayenehanesinin önünden geçerken bizi gördü ve bizi içeriye davet etti. Eşimi muayene etmek istediğini söyledi. Muayene sonunda da bizim mutlaka bir ebeye görünmemizi istedi. Ben şaşırdım. Bunun üzerine Ebe Fitnat’a giderek eşimi muayene ettirdim. Eşimin 4,5 aylık hamine olduğunu söyleyince ikimizde şok olduk. Çünkü 15 yıl gitmediğimiz doktor kalmamıştı ve çocuğumuz olmuyordu. Buna da inanmak istemedik. Bunun üzerine Nisaiye (Kadın Hastalıkları) Uzmanı Fahri Ege’ye gittik. O da muayene etti ve eşimin hamile olduğunu söyledi. Bu bizi çok mutlu etti. 15 yıl sonra bir kız çocuğumuz oldu. Ardından 4 yıl sonra bir erkek çocuğumuzun daha olması bizi ikinci kez mutlu etti. En üzüldüğün şey ise Yenice Depremiydi. Bu depremde yenice’deki evimiz tamamen yıkılmıştı ve çok sayıda kişi hayatını kaybetmişti.
 
“UZUN YIL YAŞAMADA DENGELİ BESLENME VE YÜRÜYÜŞ ÇOK ÖNEMLİ”
 
Yaşınız 89’a ulaşmasına rağmen yine de dinçsiniz? Sağlığınızdaki bu dinçliği nasıl sağlıyorsunuz?
 
Biz öğünlerimizde azar azar ve çok çeşitli yemek yeriz. Fakat kesinlikle aşırıya kaçmayız. Özellikle sebze ve çereze önem veririz. Fındık, badem, incir ve cevizden her akşamüstü birer tutam yeriz. Düzenli kahvaltıya ve meyve yemeye de özen gösteririz. Tebii burada yoğurt ve sütü de unutmamak lazım. Birde çok uzun yıllar biz yürüyüş yaptık. Zamanla tabii yaşında getirdiği bir rahatsızlık sebebiyle artık yürüyemiyoruz ama bu yürüyüşünde bu yaşa gelmemizde etkisi oldu diye düşünüyoruz.
 
Günümüz gençlerine mutlu bir evlilik için neler tavsiye edersiniz?
 
Öncelikle birbirlerini sevecekler ve ardından da fikirlerine hürmet edecekler. Ayrıca çiftler birbirlerine saygılı olacaklar. Birbirlerine anlayışlı davranacaklar. Çifterden biri ayrı söyler, diğeri ayrı söylerse evlilikler yürümez.
 
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.canakkaleaynalipazar.com/roportajlar-haberleri">Röportajlar</category><dc:creator><![CDATA[Bir Yastıkta 68 Yıl - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Thu, 26 Mar 2015 06:12:19 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/a4.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/a4.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/a4.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Her Zaman, Her Şartta Hazırız..]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-her-zaman-her-sartta-haziriz-3426.html</guid>
                    <link>https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-her-zaman-her-sartta-haziriz-3426.html</link>
                    <description><![CDATA[Çanakkale AKUT Ekip Lideri Hüseyin Şahin, vatandaşların can ve mal güvenliklerini sağlamak için her zaman ve her şartta hzır olduklarını söyledi.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 
Sayın Hüseyin Şahin, sizi tanıyabilir miyiz?
 
1967 İstanbul doğumluyum. Evliyim, bir çocuk babasıyım. Doğa sporlarının birkaç dalı ile amatör olarak uğraşmaktayım.
 
AKUT ile ilişkiniz nasıl başladı, nasıl ekip lideri olarak seçildiniz?
 
AKUT’a, Akdeniz Üniversitesi BESYO’da eğitmen olarak derslere girdiğim dönemde AKUT Antalya Ekip Lideri Yılmaz Sevgül’ün teşvikiyle gönüllü oldum. 2009 yılında Çanakkale’ye taşınmamla birlikte Başkanımız Ali Nasuh Mahruki ve AKUT Yönetim Kurulu’nun destekleriyle 2010 yılında AKUT Çanakkale Ekibini kurduk ve ekip lideri olarak çalışmalara başladım.
 
Bölgenizdeki AKUT ekibinin tarihçesi ve kapasitesi hakkında bilgi verir misiniz?
 
AKUT Çanakkale ekibi 2010 yılında kuruldu. Şu an 40 gönüllümüz mevcut. Bu gönüllülerden 15’i operasyonel yetkinliğe sahip. Diğer gönüllülerimizin eğitimleri devam etmektedir. Operasyonel anlamda arama-kurtarma konusunda; sualtı, arazi, enkaz arama kurtarma konusunda donanıma ve yeterliliğe sahip bir ekibiz. Bunun yanında iç yapılanmamızı oluşturan, sosyal sorumluluk projelerini yöneten Proje, Eğitim, Seminer, Kurumsal İletişim ve İletişim Lojistiği birimlerimiz mevcut ve hep birlikte çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
 
Çanakkale’nin fiziki ve beşeri durumunu özetler misiniz?
 
Çanakkale 938 km², 120 bin nüfusu olan, turistik ve tarihi değeri yüksek olan bir şehir. Çanakkale il merkezi ile birlikte toplam 12 ilçeye sahibiz. İlimizin yüzölçümünün % 53’ü ormanlarla kaplı, diğer yarısı kentleşmiş ve dikime elverişli araziden oluşmakta. Marmara Denizi’ni Ege Denizi ile buluşturan bir boğazımız var iki yakanın ortalama uzunluğu 86’şar km. Şehitliklerimiz ilimizin ve ülkemizin önemli bir değeri… 18 Mart Üniversitesi de şehrin modern yüzünü yansıtmak açısından önemli bir değerimiz.
 
Marmara Bölgesi’nin Uludağ’dan sonra en büyük dağı olan Kazdağı (1774m.) ilimiz sınırları içinde. Yüksekliği 1000 m.yi aşan 11 dağımız mevcut. Ekonomimizde tarım başı çekmekte. Ayçiçeği ve üzüm üretiminde ilk üç ilden biri, zeytin yetiştiriciliğinde 4. sıradayız. Bal ve Balık da önemli gelir kaynaklarımız arasında. Tarım sanayinin yanı sıra seramik başta olmak üzere taş ve toprağa dayalı sanayide de gelişmiş durumdayız.
 
Çanakkale il merkezine 30 km mesafede bulunan Truva harabeleri, en eski yerleşim merkezlerindendir. Truva iki bin sene boyunca Anadolu’nun kültür merkezi olmuştur. Truva harabeleri M.Ö. 3200 ile M.S. 400 seneleri arasına aittir. Çanakkale’de tarih boyunca pek çok medeniyet yaşamıştır.
 
Şehir, adını Fatih Sultan Mehmet’in Anadolu yakasına yaptırdığı kaleden alır. Kaleye ilk başlarda Kale-i Sultâni adı veren halkımız zaman içinde kaleyi çanağa benzeterek “Çanakkale” isminde karar kılmıştır.
 
Çanakkale topraklarının tamamı 1. Derece deprem kuşağında yer almaktadır. Uzak geçmişe bakacak olursak M.Ö. 2500 yılında Truva Antik Kenti’nin büyük bir deprem ile yıkıldığını biliyoruz. Yakın geçmişte ise 1900 yılında Ayvacık Çanakkale’de 5.2, 1912’de sınır ilçemiz olan Şarköy’de 7.3, 1935’de Yenice Çanakkale’de 7.3, 1968’de Ezine Çanakkale’de 5.2, 1983’de Ayvacık Çanakkale’de 5.2, 1983 Biga Çanakkale’de 5.8, 2013 Ege Denizinde 6.2 şiddetiyle yaşanan depremler, ilimize etkisi açısından önemli depremlerdir.
 
Çanakkale’de bir AKUT ekibinin kurulmasına bu depremlerden yola çıkarak karar verdiğinizi söyleyebilir miyiz?
 
Evet, ülkemizin deprem haritası, AKUT’un ülke genelindeki ekiplerinin mevkilerini belirleyici unsurların başındadır. AKUT Arama Kurtarma Derneği, özellikle deprem arama kurtarma konusunda profesyonelleşmiş gibi görünse de sualtı, su üstü, dağ arama kurtarma, yangın gibi pek çok alanda başarılı operasyonlara imza atmakta ancak depremler kitlesel afetlere neden olabildiği için önlem almak için daha kapsamlı ön hazırlıklar yapmak gerekiyor.

Bildiğiniz gibi ülkemizin yüzölçümünün % 42’si (ki az evvel de belirttiğim gibi Çanakkale de bu gruba dâhil) 1. derece deprem kuşağında, % 92’si farklı derecelerde de olsa deprem kuşağında, nüfusun ise % 95’i deprem kuşağı üzerinde yaşamaktadır. AKUT Çanakkale ekibi, ülkemizin deprem gerçeğinin yanı sıra, bölgemizin konumu itibariyle turizmden dolayı yaşanan sualtı kazalara hızlıca müdahale edebilmek için ihtiyaç hissedildiğinden kurulmuştur.
 
AKUT sizin için ne ifade ediyor?
 
AKUT benim için koşulsuz vatan ve insan sevgisidir. Vatanımıza olan borcumuzdur. Her insanın, içinde yaşadığı topluma faydalı bir birey olması; gelişmiş ve birbirine sevgi ve saygıyla bağlanmış toplumların temelini oluşturur.
 
Özellikle ekip lideri, bölüm, birim sorumlusu gibi lider kadroda yer alan gönüllülerin büyük bir özveriyle çalıştığını biliyoruz. Hayatın kişisel alanları ve sorumluluklarıyla birlikte bütün bunları nasıl başarıyorsunuz?
 
Elbette güzel olan hiçbir şey kolay olmuyor. AKUT gibi, kendini uluslararası standartlarda hayat kurtarmaya adamış bir kurumdaysanız çok çalışmanız gerekiyor. Sağlığınıza dikkat etmeniz, çağın gerekliliklerine hızlıca adapte olmanız, yenilikleri takip etmeniz, eğitimlerinizi yinelemeniz gibi pek çok mecburiyetin içindesiniz… Gönüllü olmak keyfe keder çalışmak demek değil, taşın altına elini koymaya karar vermek anlamına geliyor. Gönüllüysek sorumluyuz, sorumluysak zorunluyuz diye düşünüyorum. Bu seçimi yapmaktan, bu büyük ailenin bir parçası olmaktan gururluyum. Ailem de bana bu konuda her zaman destektir. Bu kurumun yerine getirmeye çalıştığı misyonun hedeflerine ulaşabilmesi için bana destek vermekteler.
 
Bölgenizde en çok ne tür operasyonlara çıkıyorsunuz ve ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?
 
Çanakkale ve civarı irili ufaklı dağlar ve ormanlarla kaplı. Bu coğrafi koşullardan dolayı çok çeşitli operasyonlara çıkabiliyoruz. Ancak genellemek gerekirse operasyonlarımızın çoğu doğada kaybolma ve mahsur kalma olayları üzerine oluyor. Ancak tabii ki her AKUT ekibi gibi deprem (enkaz) arama kurtarmada gerekli yeterliliğe sahibiz.
 
Ekibinizin kuruluşundan bugüne kadarki operasyon istatistiklerini paylaşır mısınız?
 
AKUT Çanakkale ekibi olarak, kurulduğumuz 2010 yılından bu yana 33 operasyon gerçekleştirdik. 3 bireyi yaşama döndürdük. Yaşamını kaybetmiş 4 bireyi bulundukları yerden kurtarıp sağlık ekiplerine teslim ettik, 2 hayvanı kurtardık. Ayrıca katılımı AKUT Genel Merkez tarafından planlanan Van depremi gibi ulusal veya uluslararası düzeydeki arama kurtarma operasyonlarının kadrosunda aktif olarak yer almaktayız.
 
Bir ihbar geldiğinde operasyona çıkma kararını nasıl ve neye göre alıyorsunuz?
 
İlk olarak ihbarı yapan kişi ya da kişilerin çözüm bulabilmeleri için çevrelerinde bulunan çözüm kaynaklarına ulaşıp ulaşmadıklarını tespit ederiz. Şayet çözüm kaynaklarına ulaşılabilecekse bu konuda yönlendirme yaparız. Böyle bir durum söz konusu değilse, ekibimizin mevcut duruma yönelik gerçekleşmesi gereken operasyonu yönetmek için gerekli şartlara sahip olup olmadığının değerlendirmesini yaparız. Eğer şartlar uygunsa operasyon birimine haber vererek buluşma noktasında birleşir ve planlama yaparız. Aynı zamanda operasyona çıkmadan evvel AKUT İstanbul Genel Merkezini arayıp operasyonun detayını, katılacak gönüllü arkadaşlarımızın isimlerini bildiririz. Şayet bizim elimizdeki mevcut gücün yetersiz kalacağı büyüklükte bir vaka ile karşı karşıya kalmışsak en yakındaki AKUT ekiplerine destek çağrısı geçeriz.
 
Diğer ekiplerle ne sıklıkta çalışmalar yapıyorsunuz? Sadece büyük operasyonlarda mı bir araya geliyorsunuz?
 
Sadece operasyonlarda değil, eğitimlerde de sıklıkla bir araya geliyoruz. Yine AKUT Genel Merkez tarafından planlanan ve tüm ekiplerin bir araya geldiği “Beyin Fırtınası” gibi büyük organizasyonlarda da buluşuyoruz. Diğer ekiplerle ortak çalışmalar yapmak gönüllü arkadaşlarımızın motivasyonunu artırıcı önemli bir faktör. Her ekibin kendi bölgesinin ihtiyaçlarıyla paralel, uzmanlık alanı farklı. Bir araya gelip bilgi paylaşımı yapıldığı zaman hem yeni şeyler öğreniyor olmak hem de büyük bir ailenin mensubu olduğunu görmek gönüllülerimizi motive ediyor. Özellikle kalabalık kadro ile gerçekleşen eğitimlerde gönüllü arkadaşlarımın kendileri ile gurur duyduklarını, AKUT içinde olmaktan mutlu olduklarını çok daha net biçimde gözlemleyebiliyorum.
 
Operasyonların başlangıç, yürütme, bitirme ve sonrasındaki süreci bizle paylaşır mısınız?
 
Operasyon kararı verildikten sonra operasyon ile ilgili telefon zinciri kurulur. Operasyon için gerekli olan temel gönüllü sayısı tamamlandıktan sonra hızlıca olay yerine intikal edilir. Olay ile ilgili genel durum incelemesi yapıldıktan ve bilgi alındıktan sonra çözüme ulaştırıcı çalışmalar başlatılır. Operasyonun tamamlanmasından sonra AKUT Çanakkale idare binasına geri dönüp ilgili bilgileri AKUT Genel Merkez’e bildiririz. Daha sonrasında operasyon ile ilgili durum değerlendirmesi yaparız.
 
Hoşlanmadığınız bir operasyon türü var mıdır?
 
Tabii ki bazı operasyonlar diğerlerinden hayli zor ilerliyor ancak çıkış noktamız can kurtarmak olunca operasyon ayırt etmiyoruz. Her operasyon bizim için aynı önemde.
 
Bölgenizde, arama kurtarma alanında çalışan başka kurumlar, STK’lar, oluşumlar var mı, varsa acil durumlarda aranızdaki koordinasyonu nasıl sağlıyorsunuz?
 
Bölgemizde arama kurtarma alanında çalışan kurumlar var. Herhangi bir acil durum ihbarı aldıklarında, eğer bize ihtiyaç duyarlarsa o anda olaydan haberdar ediliyoruz. Eğer biz bir ihbar alırsak, donanım ya da insan kaynağı eksiğimiz varsa yahut bizim karşılayamayacağımız bir operasyon ile karşı karşıya kalmışsak bu kurumlar ile iletişime geçiyoruz.
 
Bölgenizdeki yerel yönetimlerin, kamu kurumlarının, özel sektörün, medyanın ve yurttaşların STK’lara, AKUT’a ve gönüllü hizmetlere yaklaşımlarını değerlendirir misiniz? Kurumlardan yeteri kadar destek alabiliyor musunuz?
 
AKUT zaten ülke genelinde saygın bir kurum. Çanakkale bölgesindeki halkımız da arama kurtarma çalışmalarımızı takdirle takip etmekteler. Yine ücretsiz olarak düzenlediğimiz “Afet Bilinçlendirme” ve benzeri seminerlere de son derece ilgililer. AKUT Çanakkale ekibi olarak, halkımızın talep edeceği benzer eğitimleri, ekibimizin mevcut potansiyeli dâhilinde karşılamaya her zaman hazırız. Şu ana dek ne devletin bir kurumu ile ne de diğer kurumlarla en ufak olumsuz bir durum ile karşılaşmadık. Gönüllü olarak faaliyet gösteren kurumlarda en önemli ihtiyaç sürdürülebilir insan gücüdür. Bu konuda yani AKUT’a gönüllü olma noktasında verecekleri destek en önemli ihtiyacımızdır. İnsan hayatına değer veren herkese kapımız açık.
 
Çanakkale’de STK’lar ile uyum içerisinde çalışmalarımızı sürdürmekteyiz. Resmî olarak arama kurtarma ile ilgili Valilik düzeyinde yapılan toplantılara davet edilmekte ve gerekli olduğu durumlarda programlara dâhil edilmekteyiz. Basın da sadece medyatik operasyonlarda değil, vatana hizmet ettiğimiz tüm çalışmalarda yanımızda yer almakta. Bu noktada herkese teşekkürlerimizi iletmeliyim.
 
Bölgenizdeki AKUT yapılanmasıyla ilgili kısa ve uzun dönemli hedeflerinizi bizle paylaşır mısınız?
 
Kısa dönemde, bu yılki planlarımız içinde yer alan seminer, eğitim ve projelerimizi bitirmeyi, uzun dönemde ise gönüllü sayımızı artırarak ulusal ve uluslararası afetlere önemli bir kadro ile katılım sağlayabilecek eğitimli gönüllü sayısına ulaşmayı hedefliyoruz. Yine bisiklet faaliyetleri kapsamında bir merkez olmak da hedeflerimiz arasında.

AKUT, arama kurtarmanın dışında Vakıf, Spor Kulübü, Üniversite Toplulukları, Çocuk Akademisi gibi pek çok farklı kurumsal yapılanmasıyla da hizmetlerini sürdürüyor. Bölgenizde AKUT’un bu tür diğer kurumsal yapılanmalarıyla ne tür projeler gerçekleştiriyorsunuz?
 
Çanakkale bölgesinde AKUT Spor Kulübüne bağlı Bisiklet Branşı ile ilgili çalışmaların yapılmasını üstlendim. Bu konu ile ilgili planlarımız hazırlıyoruz. Önümüzdeki yıl bu planların uygulamaya dönüştürülebilmesi için çalışmalara başladık. Ayrıca her ekipten bir gönüllümüzü tespit ederek bisiklet takımı oluşturma planımız var.
 
Ekibinizde eksikleriniz, ihtiyaçlarınız nelerdir, AKUT’a katkıda bulunmak isteyen okuyucularımıza ne mesajlar vermek istersiniz?
 
AKUT gibi STK’ların en önemli ihtiyacı süreklilik sağlayacak destekler bulabilmek. Bunların başında akaryakıt, yer, kullandığımız taşıtların ve malzemelerin bakım-yedek parça ihtiyaçları geliyor. AKUT gibi uluslararası standartlarda faaliyet gösteren ve ülkenin en güvenilir kurumlarının başında gelen bir STK’nın, günümüzün sürekli yenilenen teknolojik gelişmelerine de anında ayak uydurabilmesi gerekiyor. Arama kurtarma malzemelerinin maliyeti çok yüksek. Her AKUT ekibinin olduğu gibi bizim de malzeme anlamında birçok eksiğimiz var tabii ki ancak bunları burada saymak mümkün değil. Lojistik birimimiz tarafından bu eksikler sürekli güncel halde tutulmaya çalışılıyor ve bize destek sağlayacak kaynakları bulduğumuzda aciliyet durumuna göre listemizden karşılanmasını sağlıyoruz.
 
Yazık ki AKUT sadece depremde hatırlanıyor ama biz bir depreme hazırlıklı olabilmek için kesintisiz eğitim yapmak zorundayız. Ayrıca deprem olmadığı zaman da AKUT var, operasyon var, gider var... Ülke genelindeki 35 ekibimizle haftada ortalama 3-4 operasyona çıkmaktayız. Halkımıza şunu söylemek isterim; AKUT’a bağış yapmak bir cana bağış yapmaktır. Yaptığınız bağışlar mutlaka bir cana dokunacaktır. AKUT’a destek olmak isteyenler AKUT web sitesinden bizlere her zaman desteklerini ulaştırabilirler. Zira bağışlardan ve kurumlara verdiğimiz eğitimlerden başka gelir kaynağımız yok.
 
Gençleri zararlı ve faydasız alışkanlıklardan uzak tutmak ve kişisel gelişimlerine katkıda bulunmak için STK’lara katılımın ve gönüllülüğü teşvik etmenin önemi ve olumlu etkisi biliniyor. Bir AKUT ekip lideri olarak bu konuda neler söyleyebilirsiniz?
 
Bana göre gençler için gönüllü olarak bir STK’da görev almak vazgeçilmez olmalı ve hatta devlet tarafından da desteklenmeli, yönlendirilmeli. Gençlerin boş zamanlarını faydaya dönüştürebilmeleri için fikirlere ve seçeneklerle buluşturulmaya ihtiyaçları var.
 
Bizim AKUT Çanakkale ekibi olarak gençlere her zaman kapımız açık. Okul yöneticileri, STK’lar ve aileler, gençlerle ilgili her projeyi görüşmek üzere bize her zaman ulaşabilirler.
 
www.akut.org.tr adresinden “Operasyonel Ekiplerimiz” seçeneğini tıkladığınızda size en yakın AKUT ekibinin iletişim bilgilerine erişebilirsiniz. Yine her ekibin sosyal medya sayfası da var ve bu sayfalar halkımız ile düzenli olarak iletişim kurmak için yetkilendirilmiş gönüllüler tarafından kullanılıyor.
 
İyi bir ekip olmak sizce ne anlam ifade etmektedir? Ekibinizi, ekip çalışması özellikleri kapsamında değerlendirir misiniz?
 
Ekip=Takım demek. Takımın başarılı olmasını istiyorsanız ya iyi oyuncular seçmeli ya da elinizdeki oyuncuları iyileştirmelisiniz ki bu da sadece düzenli ve bilinçli eğitim ile olur. AKUT’un başarısındaki en büyük sırrın eğitim ve disiplinden taviz vermeyişi olduğunu düşünüyorum.
 
Yine ekip lideri de önemli bir noktada çünkü ekibi bir arada tutan, motivasyonu, bilgi ve beceriyi artırmak için gerekli önlemleri alan, bireylerin performanslarını yakından takip eden kişi ekip lideridir. Sonuç olarak şunu söyleyebilirim; birbiri ile uyum içinde çalışabilen, alanıyla ilgili güncel bilgilere sahip olan, eğitimleri tam, pratik yapan, motive olmuş ve gerekli teçhizatlara sahip ekipler başarılı olabilirler… Biz özelde AKUT Çanakkale ekibi olarak, genelde de AKUT Arama Kurtarma Derneği olarak bu şartları karşılayabilen, başarılı, koordineli, çok çalışan ve çağı yakalayan bir ekibiz.
 
18 Mart Çanakkale Zaferini 100. yılını kutlamaya ve Çanakkale şehitlerimizi saygıyla anmaya hazırlanıyoruz. AKUT şehitlerimizi anma programlarına her zaman her şartta katılmış bir kurum. Bu 18 Mart için programınızdan bahseder misiniz?
 
Bildiğiniz üzere 4 yıldır üst üste Çanakkale zaferini kutlamak ve şehitlerimizi anmak için AKUT olarak Çanakkale’ye gidiyorduk. Bu yıl Çanakkale Zaferinin 100. Yılı için 17-18 Mart tarihlerinde yine Çanakkale'ye, şehitlerimize gidiyoruz. İki gün boyunca Seddülbahir Köyünde kamp atıp çeşitli etkinlikler yapıyoruz. Bu sene programımız şu şekilde olacak: 17 Mart sabahı Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden gelen 500 gönüllümüz ile kamp alanına yerleşeceğiz. Gün boyu başta 57. Alay Şehitliği olmak üzere şehitliklerimizi ziyaret edeceğiz. Aynı akşam Seddülbahir köyünde bulunan, Çanakkale savaşında ilk şehitlerimizi verdiğimiz yer olan, İlkşehitler anıtında anma töreni yapacağız. 18 Mart sabahı ilk şehitler anıtında yapılacak olan resmî törene katılacağız. Daha sonra 500 gönüllümüz ile Seddülbahir köyünden başlayıp Çanakkale Şehitler Abidesi’nde biten 6 km.lik bir anma yürüyüşü yapacağız. Anıtta yağacağımız saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasından sonra programımız sona erecek. Her Türk vatandaşı gibi Çanakkale Deniz Zaferi’nin 100.yılını kutluyor olmaktan gurur duyuyorum.
 
Eklemek istedikleriniz?
 
Halkımızı güvenli yaşam kültürünü benimsemeye davet ediyorum. Felaketleri en az hasarla atlatabilmenin yolu tedbir almaktır. Yaşam alanlarımızı korunaklı hale getirmek için bilinçlenmek zorundayız. Biz AKUT olarak halkımızın her tür sorusunu cevaplamaya her zaman hazırız.
 
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.canakkaleaynalipazar.com/roportajlar-haberleri">Röportajlar</category><dc:creator><![CDATA[Her Zaman, Her Şartta Hazırız.. - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 17 Mar 2015 07:29:45 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/IMG_0720.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/IMG_0720.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/IMG_0720.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Berlin Çanakkale Benzeşmesi]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-berlin-canakkale-benzesmesi-2580.html</guid>
                    <link>https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-berlin-canakkale-benzesmesi-2580.html</link>
                    <description><![CDATA[Mimar İsmail Erten, Berlin'de Arzu Başaran Uysal ile bir röportaj yaptı. Röportajın konusu Berlin’in merkezinde ve artık kullanılmayan bir havaalanının başından geçenler üzerinedir. Bilindiği gibi Çanakkale'nin de merkezinde bir havaalanı var ve kapatılması, kaldırılması, imara açılması gibi konularda güncel bir tartışma sürüp gidiyor. Bu tartışmaya katkı olması için Almanya'nın Başkenti Berlin'deki Tempelhof Havaalanı sürecini okuyucularımızla paylaşıyoruz.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ İsmail Erten: “Almanya / Berlin'deki Tempelhof Havaalanı ne zaman yapılmış?”
 
Arzu Başaran Uysal; “Berlin Tempelhof Havaalanı 1923 yılında yapılmıştır ve dünyadaki ilk ticari havaalanlarından biridir. 1930larda, Nazi döneminde, havaalanı geliştirilmiştir. Havaalanı binası tipik bir Nazi dönemi mimarlık örneği olarak kabul edilmektedir. Bu dönemde büyük Almanya ideali doğrultusunda Tempelhof Havaalanının dünyanın en büyük havalimanı olması için projeler üretilmiştir.” 
 
İsmail Erten: “Bu havaalanının kent için anlamı nedir?”
 
Arzu Başaran Uysal; “Tempelhof Havaalanı, Batı Berlinliler için duygusal bir öneme sahiptir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında, Berlin ikiye bölünür. Batı Berlin, etrafı Doğu Almanya ile çevrili küçük bir adacık gibidir. 1948-49 yıllarında Doğu Almanya ile Batı Berlin arasındaki gerilim sonucunda, Sovyetler Birliği Batı Berlin’i ablukaya alır ve tüm geçiş yollarını kapatır. İngiliz ve ABD uçakları bir hava köprüsü oluşturarak Tempolhof’a inerler, Batı Berlin’e gıda ve yakıt taşırlar. Bu sürede 200 000 üzerinde uçuş gerçekleştirilir.”

İsmail Erten: “Ne zaman işlevini yitirir ve kapatılır?”
 
Arzu Başaran Uysal; “2008 yılında Tempelhof Havaalanının kapatılması kararı referanduma sunulur ancak referanduma yeterli katılım olmaz. Aynı yıl havaalanı kapatılır. 2010 yılında havaalanı rekreasyon alanı olarak kullanıma yeniden açılır. Uçak pistleri paten, skate ile kayanlar, bisiklete binenlerce kullanılmaktadır. Piknik, uçurtma uçurmak gibi faaliyetlerin yanı sıra alanın bir kısmı kent sakinleri tarafından ekilip biçilmektedir. Ayrıca müzik festivali, fuar gibi etkinliklere ev sahipliği yapmaktadır.”
 
İsmail Erten: “Kapatılma sonrası gelişmeler nasıl oldu?”
 
Arzu Başaran Uysal; “2013 yılında Berlin Senatosu Tempelhof Havaalanı için yeni bir “gelişme planı” kararı alır ve projelendirir. 1990 sonrası -Berlin Duvarının yıkılması ve iki Almanya’nın birleşmesi sonrasında- Berlin hızlı bir yapılaşma sürecine girmiştir. Nüfusu artmaktadır ve konut sıkıntısı vardır. Özellikle merkezdeki mahallelerde konut kiraları hızla artmakta ve buna paralel olarak yoksullar, dar gelirliler mahallelerinden ayrılmak zorunda kalmaktadırlar. Berlin Belediyesi 300 hektar büyüklüğündeki havaalanının %20sini kapsayan bir konut projesi önermektedir. Proje, 47000 konut, ticari alanlar, büyük bir kütüphane, spor alanları ve bir gölü kapsamaktadır. Konutlar, düşük gelirli aileler için planlanmıştır ve devlete ait konut şirketleri tarafından yapılacaktır.”

İsmail Erten: “Konut ve kamusal alan kullanımları yapma hedefine toplumun tepkisi nasıl oldu?”
 
Arzu Başaran Uysal; “Bu projenin kamuoyuna duyurulmasının ardından bir “mahalle inisiyatifi” kurulur. İnisiyatif  “100% Tempelhofer Feld” isimli bir kampanya başlatır ve referandum için gerekli imzayı toplar (Belediye’nin bir kararının referanduma sunulması için toplam seçmen sayısının %7si kadar imza toplanması gerekiyor. Tempelhof için 174117 imza gerekiyor. İnisiyatif 233 000 imza topluyor. Ancak 185 328’i geçerli sayılıyor. İmza vermek ve daha sonra referandumda oy kullanabilmek için Alman Vatandaşı olmak gerekiyor. Oysa havaalanının bulunduğu bölge –Kreuzberg, Neukölln- yoğun olarak göçmenlerin yaşadığı bir bölge ve Alman Vatandaşlığı oranı düşük. Ayrıca referandumun başarılı olabilmesi için seçmenlerin %25’inin sandık başına gitmeleri gerekiyor. 2013 Kasımında Berlinliler enerji ile ilgili bir referanduma gittiler ve katılım düşük oldu. Böyle durumlarda Belediye’nin dediği oluyor).”
 
İsmail Erten: “Referandum sonucu gelişmeler nelerdir?”
 
Arzu Başaran Uysal; “25 Mayıs 2014 tarihinde yapılan referandum sonucunda yeterli katılım sağlanıyor ve %65 oranında konut projesine ret oyu veriliyor. Başka bir ifadeyle Berlinliler bu alanın tamamının kamuya açık yeşil alan olarak kalması yönünde karar verdiler. Referandumun ertesi günü Belediye Başkanı Klaus Wowereit (SPD –sosyal demokrat) “bu [referandum sonucu] bir yapı projesinin başarısızlığı ile ilgili değildir, ama kentin geleceği ile ilgilidir... Her yıl [Berlin nüfusuna] 50 000 yeni sakin ekleniyor, boş alanlar sürekli azalıyor. Berlinliler satın alınabilir konut istiyorlar, ama açıkçası kendi ön kapıları önünde değil.” şeklinde açıklama yapmıştır.”

İsmail Erten: “Tartışmalar sürecek mi?”
 
Arzu Başaran Uysal; “Gazete yorumlarında iki nokta üzerinde duruluyor. Birincisi, Berlinlilerin yeşil alan isteklerinin yanı sıra havaalanının kendileri ve kent tarihi için önemli bir anlamı olduğu ve bu nedenle böyle bir karar verdikleri. İkincisi ise Belediyenin başkentin konut krizinin çözümü için başka bir strateji geliştirmek zorunda olduğu.”
 
Arzu Başaran Uysal
 
ÇOMÜ Şehir ve Bölge Planlama öğretim üyesidir. Bir yılı aşkın bir süredir TÜBİTAK bursu ile gittiği Berlin Teknik Üniversitesi’nde “kentlinin kararlara katılımı” konusunda araştırmalarını sürdürmektedir. Berlin “kararlara katılım” ile ilgili dünyadaki “iyi uygulama” örneklerine ve alternatif olarak tanımlanabilecek katılım pratiklerine sahip özel bir kent olarak kabul edilmektedir.   
 
 ]]> </content:encoded><category domain="https://www.canakkaleaynalipazar.com/roportajlar-haberleri">Röportajlar</category><dc:creator><![CDATA[Berlin Çanakkale Benzeşmesi - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 12 Jan 2015 12:50:51 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/berlin-canakkale-benzesmesi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/berlin-canakkale-benzesmesi.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/berlin-canakkale-benzesmesi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Amatör Ruhla Profesyonelce Çalışıyorlar]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-amator-ruhla-profesyonelce-calisiyorlar-660.html</guid>
                    <link>https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-amator-ruhla-profesyonelce-calisiyorlar-660.html</link>
                    <description><![CDATA[Çanakkale’de de geçtiğimiz yıl içerisinde Türkiye Radyo Amatörleri Cemiyeti (TRAC) Çanakkale Şubesinin açılması ile amatör telsizciler tek çatı altında birleştiler. Her geçen gün de üye sayıları artıyor. Bu hafta amatör ruhla profesyonel olarak çalışan bu amatör telsizcileri Türkiye Radyo Amatörleri Cemiyeti (TRAC) Çanakkale Şube Başkanı Alper Doğmaz’ın anlatımı ile sizlere tanıtmak istedik…]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Türkiye genelinde sayıları 40 bine ulaşıyor. Çanakkale il genelinde ise 300 kişi civarındalar. Evet onlar amatör telsizciler. Özellikle afet durumlarında iletişimin sağlanamadığı anlarda ellerindeki telsizlerle birçok il ile iletişimi sağlayarak deprem bölgesine en kısa sürede yardım gelmesini sağlıyorlar. 1999 Gölcük depreminde de iletişimin sağlanamadığı bir ortamda Kocaeli ile Ankara arasındaki ilk iletişimi yine onlar sağladılar. Çanakkale’de de geçtiğimiz yıl içerisinde Türkiye Radyo Amatörleri Cemiyeti (TRAC) Çanakkale Şubesinin açılması ile amatör telsizciler tek çatı altında birleştiler. Her geçen gün de üye sayıları artıyor. Bu hafta amatör ruhla profesyonel olarak çalışan bu amatör telsizcileri Türkiye Radyo Amatörleri Cemiyeti (TRAC) Çanakkale Şube Başkanı Alper Doğmaz’ın anlatımı ile sizlere tanıtmak istedik…
 
ÖZEL RÖPORTAJ: AYHAN ÖNCÜ / ÇANAKKALE
E-Mail: info@canakkaletravel.com

* Bize kendinizi tanıtır mısınız?
- İsmim Alper Doğmaz. 1967 yılında Kayseri’de doğdum. Emekli askerim. Emekli olduktan sonra Çanakkale’yi çok sevdiğim için buraya yerleştim. 7 yıldan buyana da burada yaşıyorum.

* Türkiye Radyo Amatörleri Cemiyeti’nin (TRAC) Çanakkale Şube yöneticiliği görevini yürütüyorsunuz? Amatör telsiz ile ilgili merakınız ne zaman ve nasıl başladı?
- Ben yıllarca askeriyede görev yaptım. Amatör telsizciliğin dışında profesyonel olarak da telsiz konusunda deneyimim var. Emekli olduktan sonra Çanakkale’de yaşamaya başladığım için bu bölgede böyle bir çalışma yapmayı uygun buldum. Özelikle Çanakkale’nin deprem konusunda birinci derecedeki iller arasında yer alması sebebiyle bir afet durumunda iletişimin telsiz kanalı ile daha sağlıklı yapılabileceğini düşündüğümüzden burada da Türkiye Radyo Amatörleri Cemiyeti’nin (TRAC) bir şubesini açmak istedik. TRAC Genel Başkanı Aziz Şasa beyin de desteği Çanakkale’de amatör telsizciliğin sivil bir inisiyatif olarak gelişmesini sağlamak için 2013 yılı başından itibaren aktif olarak şubemizi kurarak böyle bir çalışma başlattık.

* Çanakkale’de amatör telsizciliğe meraklı olanların sayısının günden güne arttığını biliyoruz. Şuan kaç kişi sizin cemiyetinize üye?
- Çanakkale il merkezi ile ilçeleri ile birlikte cemiyetimize üye olan amatör telsizci sayımız 300’ü geçmiş durumda. Bu sayı açılan sınavlara girenlerle birlikte her yıl daha da artıyor.

* Her isteyen amatör telsizci olabiliyor mu? Bunun bazı şartları var mı?
- Amatör telsizcilik önemli bir uğraş ve hobi. Cemiyetimiz 1962 yılında kurulduğunda Elektrik Elektronik Mühendisi olan birçok kişi TRAC’in bu elektrik elektronik dergileri ile yetişmişler. Çocuklar ve gençlerimizde halen amatör telsizciliğe karşı merakları sayesinde hem hobilerini geliştiriyorlar, hem de bir afet durumunda kamu görevlisi olarak topluma hizmet ediyorlar. Özellikle Çanakkale çok kritik bir deprem bölgesi. Bu konuda amatör telsizciler olarak bir afet durumunda elimizden geldiğince faydalı olabilmek için uğraş veriyoruz. Bizim niyetimiz asla korkutmak ve felaket tellallığı yapmak değil. Fakat ortada da bilim adamlarının ortaya koyduğu bir gerçek var. Bu gerçeklerden kaçmak mümkün değil. Bu gerçeklere hazırlıklı olmak ve önlemlerimizi o felaketler olmadan almamız gerekir. Bizlerde bu konuda gerekeni yapmaya çalışıyoruz. Amatör telsizci olmak isteyenler bizlere katılabilirler. Bu kapsamda  12 yaşını doldurmuş, taksirli suçlar hariç bir sabıka kaydı olmayan herkes yılın belirli dönemlerinde Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü tarafından açılan sınavlara katılarak başarılı olduktan sonra amatör telsizci belgesini alabilirler. Biz özellikle Endüstri Meslek Lisesi’nde öğrenim gören gençlerimizi de bu organizasyona dahil etmeye çalışıyoruz. Onsekiz Mart Üniversitemizde Sağlık Yüksek Okulu’na bağlı Acil Yardım ve Afet Bölümü var. Orada bulunan 88 arkadaşımıza da yaptığımız bu çalışmaları Elektrik ve Elektronik Haberleşme Bilgisi dersi olarak verdik. Bizler gençlerimizin de bu işin içinde olmasından yanayız. Gençlerimizin dışında engellilerimizin de amatör telsizci olması için gerekli çalışmaları yapıyoruz. Bir deprem felaketinde bu arkadaşlarımızda engelleri aşarak telsizleri ile yapacakları görüşmelerle yaraların kısa sürede sarılmasına katkı sağlayabilecekler. Bizler burada amatör ruhla profesyonelce bir iş yapıyoruz.

“ÇANAKKALE’DE 300 AMATÖR TELSİZCİ VAR”

* Kullandığınız malzemeler hakkında da bize bilgi verir misiniz? 
- Amatör telsizciliğe yeni başlayacak arkadaşlar için söylemek gerekirse kullanılan telsizler eskisi gibi artık o kadar çok pahalı cihazlar değil. Teknolojinin gelişmesi ile birlikte kullanılan telsizlerin fiyatları da önemli ölçüde düştü. 100-150 TL’ye bile alınabilecek telsizler var. Eğer elektrik ve elektronik anlamda kendinizi geliştirmişseniz 30-40 TL’ye bile kendi cihazınızı yapabilirsiniz. Genel anlamda söylemek gerekirse kullandığımız telsizlerin fiyatları 100-150 TL’den başlıyor ve 10-15 bin dolara kadar çıkıyor..

* Telsizleriniz ile kaç kilometre uzaklıklarla konuşabiliyorsunuz?
- Biliyorsunuz piyasada çaycılarında konuştuğu “Volki Tolki” dedikleri küçük cihazlar var. Bunlar çok amatör olan telsizler. Profesyonel değiller. Onların 5 kilometre yatay menzili var. Yani şehir içinde apartmanları, evleri düşünürseniz arada bunlar engel olacağı için bu mesafe 600 metrelere kadar düşüyor. Fakat bizim kullandığımız el cihazlarımızla, amatör telsizcilere tahsis edilen frekansla Kilitbahir’e kurduğumuz rölemizin de yardımı ile Çanakkale il merkezi ile ilçelerimizin tamamı ile telsiz ile görüşme yapabiliyoruz. Birde Kazdağları’na bir röle kurduk. O röle sayesinde de 12 ilimiz dışında 4 ülke ile de görüşme yapabiliyoruz.

* Bunların yasal bir yönü de olması lazım. Çünkü her isteyen eline telsiz alıp konuşamaz. Bize bu konudan da bahseder misiniz?
-  Tabiî ki bu konu çok önemli husus. Yasada Amatör Telsizciler ile ilgili bir yönetmelik var. Çanakkale’de 300’ü aşkın amatör telsizcinin sınavlara girip belgelerini aldıktan sonra cemiyetimize üye olduğunu söylemiştim. Yasal olarak onlar artık amatör telsizci belgesine sahipler. Bunun dışında amatör telsizciliğe meraklı olup bu konuda sınava girmeyip evlerinde bu işi hobi olarak yapanlar da var. Bizler onlarında sınavlara girip belgelerini aldıktan sonra bizlere katılmalarını istiyoruz. Bu konudaki eğitimlerimiz tamamen ücretsiz olarak yapılıyor. Yılda 2 kez yapılan sınavlara katılarak dediğim gibi bizlerin yanında yer alabilirler.

* Her amatör telsizcinin sanırım ayrı bir çağrı adı oluyor. Mesela sizin çağrı adınız “TA3APR” Bu çağrı adları nasıl belirleniyor?
- Her amatör telsizciye ayrı bir kod yani çağrı adı veriliyor. Bu çağrı adları ise Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü tarafından veriliyor. Mesela benim çağrı adım “TA3APR”. Çağrı adımda yer alan bu harfler ve sayılar bazı özellikleri ifade ediyor. Benim çağrı adımda yer alan ilk harf ülkeyi teslim ediyor. Yani Türkiye’nin “T” harfini. Almanya’da yer alan bir amatör telsizcinin çağrı adının ilk harfi ise “D” oluyor. İkinci harf ise ülkemizde yer alan hangi sınıf radyo amatörü olduğunu belirtiyor. Ben “A” sınıfı radyo amatörü olduğum için çağrı adımda yer alan ikinci harf “A” olarak yer alıyor. Başka arkadaşlarımız eğer “B” ve “C” sınıfı olurlarsa çağrı adında yer alan ikinci sıradaki yer o harf ile anılıyor. Çağrı adımda yer alan üçüncü sırada yer alan rakam ise ülkemizde radyo amatörlerinin bölgelerini ifade ediyor. Çanakkale 3. bölgede yer aldığı için bu rakam orada “3” olarak ifade ediliyor. “TA3APR” çağrı adımda yer alan son 3 harf ise ismimin harflerinden oluşuyor. Dünya genelinde amatör telsizcilere çağrı adları bu şekilde veriliyor.

* Bu kadar uzak mesafelerle görüşebilmek için il genelinde belirli yerlerde röle istasyonlarınızın olması gerekiyor. Çanakkale’de bu röle istasyonları nerelerde bulunuyor?
- Çanakkale’de amatör telsizciler olarak daha uzak mesafelerle görüşme yapabilmek için il genelinde önce bir etüt çalışması yaptık. Bunun ardından da ilk rölemizi Kilitbahir’de eski TRT vericinin bulunduğu yere kurmayı kararlaştırarak gerekli izinleri alıp oraya kurduk. Orada şuan 2 tane cihazımız bulunuyor. Bunların birisi röle, diğeri de APRS dediğimiz telsiz ile konuşurken yer konumunu gösteren cihazımız. Eğer elinizdeki telsiz yer belirten özelliği de taşıyorsa konuştuğunuz anda karşıdaki kişi sizin nerede olduğunuzu rahatlıkla anlayabiliyor. Ayrıca bir afet anında bu cihazlarımızın bulunduğu bölgede bir elektrik kesintisi yaşanması halinde besleyicileri de var. Bu besleyiciler ilk etapta 12 saat süre ile rölelerimizi faal olarak çalıştırabiliyor. Bunun dışında aynı bölgede bir de jeneratörümüz var. Afet halinde  besleyiciler anında devreye girmesine rağmen ekibimiz kısa sürede bölgeye intikal ederek jeneratörleri de devreye sokabilecek durumda…Yani 72 saat boyunca hiç elektrik olmasa da orada rölemiz faal olarak çalışabilecek durumda. Bunun dışında kısa bir süre önce birde Kazdağları’na bir röle istasyonu kurduk. Oradaki istasyonumuzda test çalışmaları son aşamaya geldi. Rölemiz şuan çalışıyor. O rölemiz ile Türkiye’nin yüzde 17’lik kısmı ile görüşme yapmak mümkün oluyor. Bunun dışında  telsizle Yunanistan, Bulgaristan gibi Balkan ülkelerinin çoğu ile de görüşülebiliyor. Kazdağları’ndaki bu rölenin Çanakkale’deki istasyonumuz ile entegre olabilmesi için bir link kurmak istiyoruz. Onu da büyük ihtimalle Kilitbahir’e veya üniversitemizin bulunduğu bir alana koyacağız. Böylece aynı hat üzerinden Türkiye’nin yüzde 17’si ile balkan ülkelerinin büyük kısmı ile görüşme yapabileceğiz.

“400 METREKARELİK ALANA “AFET HABERLEŞME VE  KOORDİNASYON KRİZ MERKEZİ” YAPILACAK”

* Amatör telsizciler olarak özellikle doğal afetlerde, deprem felaketlerinde çok önemli çalışmalar yaptığınızı biliyoruz. Gerek 1999 yılındaki depremde, gerekse ondan sonraki büyük depremlerde iletişimin imkanlarının çöktüğü zamanlarda sizler amatör telsizciler olarak bu bölgelerdeki kişilerle temasa geçerek orada yaşananları anında öğrenip yardımların daha kısa sürede o bölgelere ulaşmasını da sağladınız. Bu konulardan da bize bahseder misiniz?
- Bu konuda en yakın örnek 17 Ağustos 1999 Gölcük depremiydi. Deprem meydana gelir gelmez genel merkezimiz hemen devreye girdi. Genel merkezimize ait bir araç İstanbul’dan hareket ederek en kısa sürede Kocaeli Valiliği’ne ulaştı.  Deprem sonrasında bütün iletişim imkanları kesik olduğu için Ankara ile bir bağlantı sağlanamıyordu. Bu kapsamda Kocaeli Valiliği ile Ankara’daki üst düzey yetkililerle ilk görüşmeyi sağlayan Türkiye Radyo Amatörleri Cemiyeti oldu. Deprem bölgesinden ilk haberler Ankara’ya Başbakanlığa ve bakanlara bizim üzerimizden iletildi. Bu gerçekten çok önemli bir husus. Biz reklam sevmeyen bir organizasyonuz. 1962 yılında kurulmamıza rağmen birçok depremde aktif olarak görev aldık. 72 saatlik haberleşme ortamını sağladık. Deprem bölgelerine yardımların zamanında ulaşması için telsiz kanalı ile ulaşılamayan bölgelere iletişimi gerçekleştirdik. Yaptığımız bu çalışmalarda acılı anlar yaşandığı için amatör telsizciler pek görünür olmadı. Bir bakıma perde arkasında çalışarak önemli işler yaptılar diyebilirim.

* Çanakkale 1. derece deprem bölgesinde yer alıyor. Birkaç ay öncesinde de ilimizde yaşanan deprem felaketinde iletişimde büyük sıkıntı çekildiği açıkça görüldü. Cep telefonları uzun süre çalışmadı. Bu sebeple özellikle bu tür afet durumlarında amatör telsizciler olarak sizlere büyük görev düşüyor. Çanakkale’de de Valilik ve belediye ile temasa geçerek iyi bir yerde konuşlanma konusunda bir çalışmanız var mı?
- Bu kapsamda Çanakkale için önemli bir projemiz var. “Türkiye Radyo Amatörleri Cemiyeti Afet Haberleşme Merkezi” olarak adlandırdığımız bir projemizin var. Çanakkale’nin böyle bir merkeze ihtiyacı var. Bu konuda hazırladığımız projemizin hayata geçirilmesi için Valimiz Ahmet Çınar ve Belediye Başkanımız Ülgür Gökhan’a bu projemizi ilettik. 6 aydan buyana valilik ve belediye ile görüşmelerimiz sürüyor. Onlarında bu projemize desteklerini aldık. Bunun ardından da bu merkezin kurulabileceği yer konusunda çalışmalarımıza başladık. Bu konuda Esenler Mahallesinde Özgürlük Parkı bölgesinde bir yer tespit etmiştik. Aynı bölgede birkaç yere daha baktık. Sonunda yer konusunda ortak bir karar verdik. Buna göre Huzuevi Yolu üzerinde İstek Yapı Sitesi var. Onun arkasında trafonun arkasında büyükçe bir alan var. 400 metrekarelik bir alana “Afet Haberleşme ve  Koordinasyon Kriz Merkezi” yapılacak. Önümüzdeki günlerde bu yer ile ilgili belediye meclisimizde bu konu görüşülecek ve yer tahsisi yapılacak. Aynı zamanda o yerde Çanakkale Afet ve Acil Durum Müdürlüğü’nün çadır ve toplanma merkezi de olacak. Orası normalde bir felaket anında çadır kurma yeri olarak tahsis edilecek. Aynı zamanda orası bir park görünümünde olacak. Orada kurulacak yerde biz de “Türkiye Radyo Amatörleri Cemiyeti Afet Haberleşme Merkezi” olarak çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Buradaki merkezimiz sadece deprem vb. afet durumunda kullanılmayacak. 365 gün burası hizmet verecek.  “Afet Haberleşme ve  Koordinasyon Kriz Merkezi”nde bir kriz merkezi de olacak. Yani Sayın Valimiz ve Belediye başkanımızın da içinde olduğu 11 kriz yönetici burada bir araya gelecek. 8 hizmet grubunu bir araya getirecek bir haber merkezini içerecek. Ayrıca bu merkezde şuanda Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitemizde Afet Acil bölümünde öğrenim gören öğrenciler için bir laboratuar ve eğitim salonu olacak. Onun dışında 2015 yılı Çanakkale Savaşlarının 100.yıldönümü. Bu sebeple oraya kapsamlı bir telsiz istasyonu kuracağız. Buraya 12 metrelik telsiz direklerin üzerine antenler kuracağız. Afet Radyosu olarak adlandırdığımız bu istasyonumuzla dünyaya burada 100. yılla ilgili bütün etkinlikleri telsiz kanalı ile duyuracağız. Dünyada biliyorsunuz 20 milyon tane radyo amatörü var. Hepsi de çok faal.

* Türkiye genelinde bu şekilde Türkiye Radyo Amatörleri Cemiyeti’ne (TRAC) kayıtlı kaç amatör telsizci var acaba?
- Türkiye genelinde yaklaşık 40 bine yakın radyo amatörünün olduğunu söyleyebilirim.

* Türkiye dışından yabancı ülkelerdeki amatör telsizcilerle de bulunduğumuz yerlerden görüşme yapabiliyor musunuz? Mesela Çanakkale’den bir başka ülkedeki amatör telsizci ile görüşebiliyor musunuz?
- Çanakkale’de şuan profesyonel anlamda istasyonu olan ve telsiz ile görüşme yapabilen 10-12 tane radyo amatörü arkadaşlarımız var. Yani bu arkadaşlarımız evlerindeki bu istasyonlarla dünyanın her yeri ile rahatlıkla görüşebiliyorlar. Bunun dışında il genelinde 300’e yakın arkadaşımızın yaklaşık 290’ı el telsizi ile belirli mesafelerle görüşme yapabiliyorlar.

“2015 YILINDA DÜNYA GENELİNDEN 100 RADYO AMATÖRÜ İLE ÇANAKKALE’DE BİR ETKİNLİK YAPACAĞIZ”

* Hava durumu telsiz ile görüşmelerimizde etkili oluyor mu? Mesela yağışlı hava daha uzak mesafelerle görüşmenize mani oluyor mu? Güneşli sakin havalarda telsiz ile uzak mesafelerle görüşmek daha mı kolay oluyor? Neden?
- Tabiî ki iyi hava şartlarında telsiz ile görüşme yapma imkanı daha iyi olabiliyor. Diğer olumsuz hava koşullarının olduğu ortamlarda ise yaptığımız görüşmelerde zaman zaman sorunlar yaşanabiliyor. Olumsuz hava koşullarında görüşme yapacağınız mesafe daha kısa olabiliyor. Fakat telsiz ile en iyi görüşme yapılacak zaman ise genelde gece saatleri oluyor. Çünkü gece saatlerinde pek telsiz görüşmeleri olmadığı için sakin oluyor. Frekansların az olması da bizim daha kaliteli bir görüşme yapmamıza imkan sağlıyor.

* Yıllardır bu işin içindesiniz. Bize yaşadığınız ilginç olaylardan, anılarınızdan birini anlatır mısınız?
- Çanakkale’de 24 Mayıs 2014 günü meydana gelen 6,2 büyüklüğündeki depremin ardından hemen evlerimizin bahçesine çıktık. Deprem sonrasında ise bütün cep telefonları aşırı yoğunluk sebebiyle çalışmıyordu. İşte bu anda amatör telsizciler olarak il genelindeki bütün arkadaşlarımızla anında telsiz kanalı ile görüşme yaparak bulundukları yerlerdeki hasar durumları ve can kaybının olup olmadığını anında öğrenip konu hakkında ilgililere bilgi verdik. Bu tür afetlerde böylece iletişim hatlarının çalışmayacağını bir kez daha gördük. Çanakkale’deki amatör telsizci arkadaşlarımız sayesinde en kısa sürede bulundukları yerlerden bilgi alma imkanına kavuşmuş olduk.

* Amatör telsizciliğe karşı merakı olanlara neler söylemek istersiniz?
- Amatör telsizcilik güzel bir hobi. Benim eşim ve çocuklarımda amatör telsizci. Bu hobi ile elektrik ve elektronik bilgilerimiz dışında haberleşme becerinizi de artırıyorsunuz. Bu sebeple sanal ortamda birbirleri ile yazışarak haberleşmeye çalışanlar telsiz ile birebir konuşarak arkadaşlıklar kurabiliyorlar. Ayrıca kişiler telsiz sayesinde yabancı ülkelerdeki kişilerle iletişime geçerek yabancı dillerini de geliştirebiliyorlar. Çanakkale’de de son günlerde gençlerin amatör telsizciliğe karşı büyük meraklarının olduğunu görmek bizi sevindiriyor. Bunun ile ilgili bir projemiz de var. Bu konuyu Avustralya Konsolumuz ile de görüştük. Çanakkale Savaşlarının 100. yıldönümü olan 2015 yılında dünya genelinden 100 radyo amatörü ile Çanakkale’de bir etkinlik yapacağız. Kuracağımız istasyonlarla Çanakkale’nin 100.yılını dünyaya duyuracağız. Bu aktarma esnasında da Avustralya’daki bir üniversite ile Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’ndeki bir öğrenci grubu da bunlara eklenecek. Böylece toplam 200 radyo amatörü Çanakkale’den dünyaya Çanakkale Savaşları’nın 100. yıldönümü etkinliklerini iletecekler. Buradan gençlere seslenmek istiyorum. Boş zamanlarınızı boş şeylerle geçirmek yerine  amatör telsizci olarak bu çalışmalarımıza katılarak topluma faydalı bir çalışma içine girsinler. Bizler ücretsiz olarak açılan kurslarımıza gençlerimizi davet ediyoruz…Her zamanda onlara yardımcı olmaya hazırız. ]]> </content:encoded><category domain="https://www.canakkaleaynalipazar.com/roportajlar-haberleri">Röportajlar</category><dc:creator><![CDATA[Amatör Ruhla Profesyonelce Çalışıyorlar - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 06 Jan 2015 17:12:33 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/amator-ruhla-profesyonelce-calisiyorlar.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/amator-ruhla-profesyonelce-calisiyorlar.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/amator-ruhla-profesyonelce-calisiyorlar.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Çocukluğumuzun Fotoğrafçısı… “Foto Sıtkı”]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-cocuklugumuzun-fotografcisi-foto-sitki-973.html</guid>
                    <link>https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-cocuklugumuzun-fotografcisi-foto-sitki-973.html</link>
                    <description><![CDATA[O yıllarını fotoğrafçılık mesleğine veren Çanakkale’nin yetiştirdiği en önemli ustalardan birisiydi..1943 yılında Çanakkale’de İhsan ve Ekrem Berkin kardeşlerin yanında fotoğrafçılık mesleğini öğrenen Sıtkı Demirtaş, (diğer bir isimle “Foto Sıtkı”) özellikle 1970’li yıllarda herkesin aradığı fotoğrafçılardandı…Hemen hemen her aile o yıllarda onun işyerine gidip mutlaka bir fotoğraf çektirmiştir. O adeta çocukluğumuzun fotoğrafçısıydı. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Halen de evlerimizde bulunan o dönemlere ait siyah beyaz eski fotoğrafların altında “Foto Sıtkı” yazısını mutlaka görürsünüz. Başarılı fotoğrafçılığı yanında 1950’li yıllarda Çanakkale’nin en önemli müzik gruplarından “Doğan Caz Grubu”nun kurucuları arasında da yer alan Sıtkı Demirtaş, aynı zamanda 1955 yılında Kirazlı Öğretmen Okulu’nun kurulmasında da büyük emek sarf ederek dikkatleri üzerine çekti. 1980 yılında fotoğrafçılık mesleğini bırakan çocukluğumuzun fotoğrafçısı “Foto Sıtkı”nın hikayesini kendisinin anlatımı ile size aktarmak istedik.. İşte o röportaj…..

ÖZEL RÖPORTAJ: AYHAN ÖNCÜ / ÇANAKKALE
E-Mail: info@canakkaletravel.com

* Bize kendinizi tanıtır mısınız?
- İsmim Sıtkı Demirtaş.1931 yılında Çanakkale il merkezinde dünyaya geldim. Aslen Zonguldaklı olan babam Ahmet Demirtaş Çanakkale Savaşı’nın kaderini değiştiren “Nusrat Mayın Gemisi”nde 1920 yılından 1928 yılına kadar 8 yıl askerlik yapmış. Babam 1922 yılında Nusrat Mayın Gemisi’nde asker olarak görev yaparken İzmir’de Yunanlıların denize dökülmesi sırasında onları tek tek kurtararak İngiliz gemilerine götürdüklerini hep anlatırdı. Babam 1928 yılında teskeresini alınca da Çanakkale’de Sahil Sıhhiye Motorunu çalıştıracak adam bulamamışlar. Bu sebeple de babamın Nusrat Mayın Gemisi’ndeki namını bildikleri için onu Çanakkale’de Sahil Sıhhiye Müdürlüğü’nde işe almışlar. Yıllarca da orada çalışmış. Çanakkale’de işe girmesinin ardından da babam Kızılkeçili köyünden evlenmiş….Sonra da biz dünyaya gelmişiz.

* Bizim çocukluğumuzun fotoğrafçısısınız. 1960’lı 70’li yıllarda çektirdiğimiz siyah beyaz fotoğrafların büyük çoğunluğunda sizin imzanız var. Fotoğrafçılığa nasıl başladınız bize anlatır mısınız?
- Yaklaşık 12-13 yaşlarındaydım. Yani 1943-44 yılları. O yıllarda Çanakkale’de fotoğrafçılık yapan İhsan Berkin vardı. İşyeri de Saat Kulesi Meydanında şuanki Aras Otelinin yan kesimlerindeydi. Abim Nami Demirtaş da onun yanında çalışıyordu. O yıllarda fotoğrafçı olan İhsan Berkin Çanakkale’de Belediye Başkanı seçilmişti. Belediye başkanı olduğu için fotoğrafçılık işlerini kardeşi Ekrem Berkin yapıyordu. Bende zaman zaman abimi görmek için oraya gidiyordum. Oraya gidip gelirken bende orada bu fotoğrafçılık sanatını yavaş yavaş öğrenmeye başladım. Sonrada Çanakkale’de fotoğrafçılık maceram başladı.

“1944 YILINDA GÜNDE 40-50 MAKARA FİLMİ KARTA BASIYORDUK”

* İlk işyerinizi açma maceranızda çok ilginç. Bize bunu anlatır mısınız? 
- İhsan Berkin’in yanında çırak olarak çalışırken o yıllarda Karacaören’de kurulu bulunan Piyade Alayı’nda çok açıkgöz Ödemişli bir çavuş vardı. O yıllarda Piyade Alayı Karacaören’deydi. İsmi Niyazi Kiraz’dı. Bize askeriyede çektiği fotoğraf filmlerini getirirdi. Bizde onları karta basardık. Ama o kadar çok film getirirdi ki, bunları yetiştirmek için çok çabalardık. Her seferde 40-50 makara film getirdiğini çok iyi hatırlıyorum. O da bize yokluğun olduğu o yıllarda asker tahinlerinden getirirdi. 1944-1945’li yıllar yani. Birkaç yıl bu böyle devam etti. 1947 yılında ise Niyazi Kiraz, teskeresini almış. O yıllar harp yılları olduğu için askerlik 3-4 yıl sürüyordu. Niyazi Kiraz o yıllarda askerlere sattığı o fotoğraflardan kazandığı parayı biriktirirmiş. Tabii bundan benim haberim yok. Müthiş bir para biriktirmiş. Ben o yıllarda çalışmak için Çanakkale’den İstanbul’a gitmiştim. Orada da Hayri Güven isimli fotoğrafçının yanında çalışıyordum. Oda orada çalıştığını öğrenerek bana mektup yazmış. Mektupta “Sıtkı gel biz ortak ayrı bir fotoğrafçı dükkanı açalım” yazıyordu. Benimde aklıma yattı. Bunun üzerine Çanakkale’de Niyazi Kiraz ile birlikte 1947 yılında bir işyeri açtık. İlk fotoğrafçı dükkanımızı da şuanki Anafartalar Otelinin karşı kesiminde yer alan Çanakkale’nin ilk doktoru olan Dr. İbrahim Bakan’a ait işyerinde açtık. Oradaki ortaklığımız yaklaşık 1-2 yıl sürdü. 

* Fotoğrafçılık kısmına yeniden dönmek istiyorum. 1947 yılında Çanakkale’deki çalıştığınız işyerini bırakıp İstanbul’a gitmişsiniz. Neden buna ihtiyaç duydunuz?
- 1947 yılıydı. Çanakkale’deki fotoğrafçılık sanatının bana yeterli olmadığını düşündüğüm için İstanbul’a gitmeye karar verdim. İstanbul Beyazıt’ta fotoğrafçılık yapan Kilitbahirli Hayri Güven isimli bir tanıdık vardı. Hayri Güven orada Florya’da plajın fotoğraf işini almıştı. Yani yaz aylarında orada şipşak fotoğraf çekimi yapılıyordu. Patronda bu çekim işini bana verdi. Bir süre orada çalıştım. Fakat o iş bana çok basit geldiği için orada bunu yapamayacağımı anladım. Onun yanında 1 yıl çalıştım. Sonra Çanakkale’ye geri döndüm.

“STÜDYO ORTAMINDA ELEKTRİK OLMADIĞI İÇİN GÜNDÜZ IŞIĞI İLE FOTOĞRAF ÇEKMEK ZORUNDA KALIRDIK”

* Ustalarınız kimlerdi?
- Benim bu işi öğrendiğim yer Fotoğrafçı İhsan Berkin’in iş yeriydi. Fakat o yıllarda yani 1941 ile 1945 yılları arasında İhsan Berkin Çanakkale Belediye Başkanı olduğu için yerine kardeşi Ekrem Berkin bakıyordu. O sebeple Çanakkale’de bana bu mesleği öğreten Ekrem Berkin oldu.

* O yıllarda elektrik kesintilerinin olduğunu biliyoruz. Stüdyo ortamında nasıl fotoğraflar çekilip basılıyordu?
- O yıllarda yani 1940’lı yıllarda elektrik konusunda sıkıntılar vardı. Elektrikler zaman zaman kesilirdi. Uzun sürede gelmezdi. Bizlerde o sebeple stüdyo ortamında elektrik olmadığı için gündüz ışığı ile fotoğraf çekmek zorunda kalırdık. Dışarıdan gelen ışığı perdeler ve başka yansıtıcı malzemeler kullanarak fotoğrafını çekeceğimiz kişinin yüzüne ve üzerine yansıtıp öyle fotoğraflarını çekerdik. Ayrıca fotoğrafları karta basarken de gündüz ışığını kullanırdık. İlkel şartlarda o yıllarda fotoğrafçılık yaptık. Çok zordu yani o yıllarda fotoğraf çekmek ve onları karta basmak.

* 1950-1960’lı yıllarda Çanakkale’de kaç fotoğrafçı vardı. Bize bunlardan bahseder misiniz?
- İhsan Berkin, Ekrem Berkin, Foto Niyazi ve zamanımızda şipşak fotoğrafçılar olarak bilinen İsmail Hakkı vardı. Ayrıca şuanki Anafartalar Oteli’nin bulunduğu yerde de yine birkaç tane seyyar vesikalık çeken fotoğrafçılar vardı.

“ÇANAKKALE’NİN EN POPÜLER CAZ GRUBUNU BİZ KURDUK”

* Siz o yıllarda bir yandan fotoğrafçılık yaparken bir yandan da Halkevlerinde görev yapıp caz ile de uğraşmışsınız. Bu merak nasıl ortaya çıktı?
- Halkevleri ve Köy Enstitüleri o yıllarda Türkiye’nin en iyi kuruluşlarıydı. Ben de bu kapsamda 1946’lı yıllarda Halkevlerinde görev yaptım. Eğitimini yarım bırakan liseye, üniversiteye gidemeyen gençlik Halkevlerinde yetişiyordu. Biz o yıllarda kahvehane nedir bilmezdik. Gençlik olarak kahvehanelere gitmezdik. Halkevlerinde o dönemde tiyatro, spor ve müzik kolunun yanı sıra birde müthiş kütüphanemiz vardı. Orada çok iyi eğitim görüp kendimizi geliştirebiliyorduk. İşte ben bir yandan fotoğrafçılıkla uğraşırken bir yandan da Halkevlerinde müzik konusuna ağrılık verip orada bateriye başladım. 1946-1947 yılları yani…O sırada baterinin dışında saksafonda çalmaya başladım. Çeşitli sebeplerle Çanakkale’den İstanbul ve Ankara’ya gittikten sonra 1950 yılında yeniden Çanakkale’ye geri döndüm. Bunun ardından Caza ilgim devam etti. Doğan isimli arkadaşım tiyatro ile uğraşıyordu. O da bıkmış tiyatrodan Çanakkale’de bir caz grubu kuracağını söyleyerek durumu bana söyledi. Bende kabul ettim. Bunun üzerene “Doğan Caz Grubu”nu kurduk. Orkestramız ile 1 yıl boyunca Çanakkale’de büyük işlere imza attık. Çanakkale’nin en sevilen caz grubuyduk. İl merkezi ile ilçelerde en aranan gruptuk. Zamanın Valisi sanırım Raif Tek’ti. Bu durum onun dikkatini çekmiş olacak ki, Doğan ile benim bu grubu dağıtmamızı istemediği için ikimizi de Valilikte kadrolu işe aldı. Vali bey Doğan’ı İl matbaasına, beni de Özel İdare’de işi aldı. Taşocakları bana bağlıydı. Kadrolu işe girdiğimiz için caz grubunu valinin direktifi ile mecburen dağıtmadık ve balolarda çeşitli eğlencelerde çalmaya devam ettik..Bu sırada fotoğrafçılığa bir süre ara verdim.

* Siz aynı zamanda 1954 yılında Kirazlı’daki Öğretmen Okulu’nun kurulmasında da öncülük yapmışsınız sanırım….
- 1954 yılıydı sanırım. Kirazlı’ya bir hastane binası yapıldı. Fakat doktorlar gitmediği için orası boş duruyordu. Milli Eğitim Bakanlığı da orasını Öğretmen Okulu yapmaya karar vermiş. Bende Özel İdare Müdürlüğü’nde çalışırken belirli bir süre sonra hem cazdan, hem özel idareden bıkmaya başladığım için yeni bir arayış içindeydim. Hemen ilgili birimdeki yetkililere giderek “Mutlaka size bu konuları bilen bir memur lazımdır. Ben geleyim burada görev yapayım” dedim. Çok sevindiler. Caza gitmekten usandığım için burada işe başladım. 1955-1956 ders yılında orasını eğitim öğretime açtık. Açtık ama elektrik yoktu okulda. 40-50 tane Lüks lambası bulduk ve o lüks lambaları ile okulun gece aydınlatmasını sağladık. Kirazlı’daki Öğretmen Okulu’nun kurulmasında benim büyük emeğimin olduğunu söyleyebilirim. 1960 yılına kadar orada kaldık. Çanakkale merkezdeki Lise binası yeni binaya taşınınca oradaki yere Kirazlı’dan gelmek için durumu zamanın Çanakkale Demokrat Parti İl Başkanı Gazeteci Ali Dalyancı’ya anlattım. Çünkü Kirazlı’da özellikle kış mevsiminde hava muhalefetinden dolayı çok zorluk çekiyorduk. Ali Dalyancı’da zamanın Başbakanı Adnan Menderes’e durumu iletmiş. O da Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri’ye durumu söylemiş. Kısa sürede bizim işimiz oldu ve bizde bunun üzerine öğretmen okulunu 1960 yılında Kirazlı’dan şuanki il merkezindeki öğretmenevinin bulunduğu taş binaya taşındık. O yıllar çok güzeldi…

“ÇANAKKALE’DE IŞIKLI VİTRİNİ 1965 YILINDA İLK BEN YAPTIRDIM”

* Öğretmenevindeki görevinizden ayrılıp yeniden fotoğrafçılığa dönüşünüz 1960 yılında oldu galiba?
- Öğretmenevindeki yaklaşık 6 yıllık çalışma ortamı beni artık sıkmaya başlamıştı. Bunun üzerine yeniden fotoğrafçılığa dönmek istedim. Daha önce Çanakkale’de Niyazi Kiraz isimli arkadaşım ile ortak bir işleri açmıştık. Çeşitli sebeplerle bu işyerinden ayrılıp öğretmenevi ve caz macerama başlamıştım. 1960 yılında yeniden benim ile görüştü ve birlikte yeniden işyeri açabileceğimizi söyleyerek teklifte bulundu. O yıllarda kendisi Gelibolu’da bir işyeri açmış. Gelibolu’daki dükkanı birlikte işletebileceğimizi söyledi. O zaman bir valinin aldığı maaş 500 liraydı. Niyazi ise bana aylık 800 lira maaş teklif etti. İyi paraydı. Bende kabul ettim ve öğretmenevindeki görevimden istifa ederek 1960 yılında askeri birliğin olduğu Gelibolu’da fotoğrafçı olarak yeniden işe başladım. Orada çok iyi para kazandım. Millet fotoğraf çektirmek için sıraya giriyordu. Fakat 3-4 yıl sonra 1964 yılında Gelibolu’daki 4. Tümen Kıbrıs olayları sebebiyle Keşan’a taşındı. Bunun üzerine ilçede asker kalmayınca bizim işlerde bıçak gibi kesildi. Bunun üzerine evi Keşan’a taşıyarak Keşan’da fotoğrafçı dükkanı açtım. Orada da öyle bir iş oldu ki anlatamam. İşyerimin önünde sinema kuyruğu gibi uzun kuyruklar oldu. Millet fotoğraf çektirmek için sırada beklemek zorunda kalıyordu. O sırada İstanbul’dan Abdi İpekçi’nin abisi Mehmet İpekçi’den Türkiye’de o zaman 7 tane olan “Globica” marka fotoğraf makinesini aldım. O makine fabrika gibi makineydi. Onunla çok güzel fotoğraflar çektim.

* Çanakkale il merkezinde 1965 yılında yeniden işyeri açmanız nasıl oldu?
- Kıbrıs’taki yaşanan olayların ardından Keşan’daki asker mevziiye çekildi. Bunun üzerine asker ilçe içinde olmadığı için bizim işlerde önemli bir düşüş olmaya başladı. Bu sırada Çanakkale il merkezinde Behice Deniz isimli tanıdığımız vardı. Maddi durumu iyi olmadığı için Saat Kulesi meydanında yer alan evini satışa çıkardığını söyledi. Bende işler Keşan’da bozuk olduğu için bu orada 4-5 yıl çalıştıktan sonra teklifi kabul edip 1965 yılında Çanakkale’ye gelerek o yerde “Foto Sıtkı” adında bu işyeri açtım. Çanakkale’deki bu işyerine çok masraf yaptım ve sıfır tükettim. Behice hanımın bu yerini satın almadım. Ona yardım ederek borçlarını ödedim ve onu o borçtan kurtardım. Aslında o yeni istesem alırdım. Fakat ona böyle bir kötülük yapmak istemedim. Çünkü o benim çok yakın tanıdığımdı. Borçlarını ödeyerek onu bu durumdan kurtardım. İşyerimde Çanakkale’de olmayan dekorları ve vitrin süslemelerin yaptırdım. İşyerimde 1965 yılında fotoğraflardan çok ışıklı vitrin dikkat çekmeye başladı. 1980 yılına kadar da burada çalıştım.

“PORTRE FOTOĞRAF VİZÖRDEN ÇEKİLMEZ”

* Sizin zamanınızdaki fotoğrafçılarla günümüzdeki fotoğrafçıları karşılaştırmanızı istesem neler söylemek istersiniz?
- Şimdiki fotoğrafçılar fotoğrafçı değil ki…Fotoğrafçılık siyah-beyaz fotoğraf çekildiği zamana kadardı. O zamanlar rötuş elle saatler süren çalışma ile yapıyordu. Şimdi teknolojinin gelişmesi ile birlikte her şeyi makineler yapıyor. Ayrıca şimdiki fotoğrafçıları biraz kınamak istiyorum. Stüdyoda elde portre fotoğraf çekiyorlar. Vizörden görüyorlar. Portre fotoğraf vizörden çekilmez. Portreyi çekerken kişiyi çıplak gözle göreceksin. Fotoğrafını çekeceğiniz kişinin mimiklerini en iyi çıplak gözle görürsünüz. Vizörden onu göremezsiniz. Bu sebeple de iyi bir fotoğraf çekebilmek için çıplak gözle çekeceğiniz portredeki kişiye bakmanız gerekir.

* Ne zaman ve neden fotoğrafçılığı bıraktınız? Daha devam edebilirdiniz…
- Bıkkınlık ve yorgunluk oldu bende. 1980 yılına doğruda bu işten koptum ve işyerimi oğluma devrettim. O da belli bir süre yaptı bu işi. Fakat o da sonunda bıraktı. Ardından o yerimi Foto Seç’e verdim. O da iyi işadamı çıktı. Başarılı oldu. Bilseydim onun böyle başarılı olacağını yanıma ortak alırdım zamanında onu.. Şuan “Foto Sıtkı” artık tarih oldu diyebilirim..

* “Keşke fotoğrafçılığı bırakmasaydım” dediğiniz oldu mu?
- Olmaz mı. Keşke .. Keşke fotoğrafçılığı bırakmasıydım. Fakat böyle olması gerekiyormuş.. Kader bu..

* Sizin yanınızda yetişip günümüzde halen fotoğrafçılık yapanlar var mı?
- Yanımda kimseyi çalıştırmadım. Titiz bir insan olduğum için yıllarca her işimi kendim yaptım.

* İşyerinizi kapattıktan sonra çektiğiniz ve elinizde bulunan fotoğrafları hatıra olarak sakladınız mı?
- Ah ahhhh. Keşke o fotoğrafları ve makinelerimi alsaymışım. Şimdi o kadar pişmanım ki. O anılar yok oldu gitti. Hiçbiri şuan elimde değil.

* Bu mesleği seçeceklere neler söylemek istersiniz?
- Eski siyah beyaz fotoğrafçılığın olduğu dönem olsaydı bu mesleği seçmek isteyenler için bir şeyler söylemek isterdim. Fakat artık bu meslek kalmadı ki.. Hani derler ya “tüfek icat oldu, mertlik bozuldu” diye. Teknolojinin gelişmesi ile birlikte terzilik gibi bizim fotoğrafçılık mesleği de yok olmaya başladı diyebilirim…. ]]> </content:encoded><category domain="https://www.canakkaleaynalipazar.com/roportajlar-haberleri">Röportajlar</category><dc:creator><![CDATA[Çocukluğumuzun Fotoğrafçısı… “Foto Sıtkı” - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 06 Jan 2015 17:12:10 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/cocuklugumuzun-fotografcisi-foto-sitki.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/cocuklugumuzun-fotografcisi-foto-sitki.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/cocuklugumuzun-fotografcisi-foto-sitki.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Yatırım Sihirbazı Sırlarını Anlattı]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-yatirim-sihirbazi-sirlarini-anlatti-1622.html</guid>
                    <link>https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-yatirim-sihirbazi-sirlarini-anlatti-1622.html</link>
                    <description><![CDATA[İş Adamı Davut doğan, Çanakkale Onsekiz mart Üniversitesi öğrenicilerini DOĞTAŞ’ı başarıya götüren sihri anlattı; "Param yok, girişimci olamamam’  demeyin. 40 yıllık iş serüvenimde bir yatırım girişiminde bulunurken hiçbir zaman param olmadı. Önce fikrim oldu. O fikir ile parayı buldum..”]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 'Param yok, girişimci olamam' demeyin diyen işadamı Davut Doğan işadamı ve gençlere hitaben yaptığı konuşmada; "40 yıllık iş serüvenimde bir yatırım girişiminde bulunurken hiçbir  zaman param olmadı. Önce fikri oldu, o fikirle de parayı buldum" dedi.
 
Konuşmasında sermaye kadar fikir ve projenin de önemli olduğunu söyleyen Davut Doğan, başarısının sırrını öğrencilere şu sözlerle aktardı; "Girişimci için bu çok önemli. Arkadaşlarımız ‘Hiçbir zaman para olmazsa, girişim olmaz” dememeleri gerekir. Ben şimdiden söyleyeyim İş hayatım boyunca yaptığım büyüt yatırımlarımı parasız yaptım. Hiçbir zaman hazır bir para ile yatırım yapmadım. Ben şimdiden söyleyeyim bütün işlerimi parasız yaptım. Özellikle karşılaştığım sorulardan biri de budur; ‘Senin paran mı vardı da yaptın” diye söyleyenler olabilir. Çünkü durumum ortada. Ben şimdiden söyleyeyim bütün işlerimi parasız yaptım."
 
Önce Hayaliniz Olmalı
 
"Girişimci öncelikle bence yapacağı işin hayalini kurmalı. Kaynak için ortaklıklar veya yatırımcı bulabilir. Şimdi birde bildiğim kadarıyla devletin KOSGEB gibi kadınlara ve girişimcilere imkân sağladığı destek programları var. Bunlar belki sınırlı olabilir ama Türkiye’de o kadar çok güzel girişimci hikâyeleri var ki; bunlardan bir tanesi sizin hikâyeniz neden olmasın? Örneğin ben kendimle ilgili bir örnek verdim Melek Yatırımcıyım, kişisel bilgilerim web sitemde de var, yazın bana projelerinizi değerlendirelim. Bunun dışında yatırım şirketleri, yatırım ağları var. Yeter ki projeniz yatırıma değer bulunsun. Tabi ki bir de şu var; girişimcinin bir miktar parası da olması gerekiyor. Yoksa size birileri çıkıp da, bize olduğu gibi ‘Şu işe girmeyin şu olur, bu olur batarsınız’ diyen çok olur. Her başarı öyküsü kişinin kendisi tarafından yazılmalıdır. Mesela devlet memurluktan istifa ettikten sonra kiraladığımız ilk dükkân; benim maaşım 55 bin liraydı, kardeşim 600 bin liraya kiraladı. O zaman ‘bizi batıracaksın’ diye sitem ettim, çünkü onun bakış açısını göremiyordum. Zaman geçtikçe onun bakış açısını anlayabildim, bende daha fazla cesaret edebildim bazı yatırımlarda. O yüzden bu işlerde birazda cesaret olması gerekiyor. Fırsatları iyi değerlendirmeniz gerekiyor. Sizde para yoksa ailenizde vardır, akrabalarınızda vardır, komşularınızda vardır. Fırsatları araştırın, fırsatları değerlendirmeye çalışın; birazda cesaretle kendi başarı öykünüzü yazabilirsiniz."
 
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İÇDAŞ Kongre ve Fuar merkezinde, Alternatif Girişimcilik, Eğitim ve Danışmanlık Hizmetleri ile DEGBİR'in öncülüğünde, DOĞTAŞ'ın sponsorluğunda kişisel gelişim zirvesi düzenlendi. Zirveye DOĞTAŞ A.ŞYönetim Kurulu Başkanı Davut Doğan, Biga Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Şadan Doğan, Fox TV Ana Haber Spikeri Fatih Portakal, AKUT Kurucusu Nasuh Mahruki ve Türkiye İhracatçılar Birliği Meclisi 2001-2008 Dönem Başkanı Oğuz satıcı, CHP Çanakkale Milletvekili Serdar Soydan, İşadamları ve ÇOMÜ öğrencileri katıldılar. Kişisel Gelişim Zirvesinde Doğtaş Yönetim Kurulu Davut Doğan, ÇOMÜ'lü öğrencilere başarı hikayesinin sırlarını ve DOĞTAŞ şirketler grubunun çalışma sistemini anlattı.
 
"Ben Tek Başıma Değilim, Yanımda Kardeşlerim Var"
 
Girişimcilik öyküsünün aslında; Dünya Girişimcilik yarışmasında yapmış olduğu sunum olduğunu belirtecek kadar samimi olan Davut Doğan; "Bu sunumum üzerinde revizyonlar yaparak yeniledik ve sizlere bu sunum ve içerik gereği “Ben yaptım, ben ettim” şeklinde bir tabir kullanabilirim. Her zaman söylediğim gibi aslında ben tek başıma değilim, yanımda kardeşlerim arkamızda çalışanlarımızla birlikte çok değerli bir ekibimiz var; her şeyi birlikte gerçekleştirdik. Bu sebeple “Ben” dediğim zaman yanlış anlaşılmasın, kusuruma bakılmasın" sözlerinin ardından öğrenciler tarafından uzun süre alkışlandı.
 
DAVUT DOĞAN'IN AĞZINDAN; DAVUT DOĞAN KİMDİR?
 
Sunumuna kendini tanıtarak başlayan Davut Doğan; "2005 yılında Dünya Girişimcilik yarışmasında Türkiye finalisti oldum. 2008 yılında Milli Prodüktivite Merkezi tarafından, Yılın En Verimli İşadamı seçildim. 2011 yılında ODTÜ’de yapılan bir konferans sonrasında yapılan ankette “Yılın Girişimcisi” ödülüne layık görüldüm. Geçen sene de çok teşekkür ediyorum; ÇOMÜ’de yapılan ankette sizlerin verdiği oylarla “Yılın İşadamı” seçildim. Bunların dışında Türkiye Mobilyacı Sektörü Başkanlığı, TÜSİAD yönetim kurulu üyesiyim ve Melek Yatırımcı unvanı sahibiyim.
 
1960 Çanakkale Biga doğumluyum. Kahveci bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldim. İlk ve ortaokulu tamamladıktan sonra Eskişehir Devlet Demiryolları yatılı okulunda okudum. Sonra da 18 yaşında devlet memuru oldum. Devlet Demiryolları okuttuğu öğrencileri devlet memuru olma imkanı veriyordu.. O dönemlerde 18 yaş altındaki çocukların devlet memuru olma imkânı olmadığından dolayı bir mahkeme kararıyla 18 yaşında bir devlet memuru olarak göreve başladım. 12 Eylül 1980 döneminde devlet memuruydum. Okuduğumuz kitaplar devlet tarafından sakıncalı olduğundan dolayı memur olarak bir takım sıkıntılar yaşadım. Askerliğimi Sarıkamış’ta yaptım, çavuş olmam gerekirken yaşanan sıkıntılardan dolayı piyade olarak yaptım. Sonra Çankırı’ya gönderildim, Çankırı’dan sonra da devlet memurluğundan istifa ettim. Baktım ki devlet memurluğu benim için gelecek vaat etmiyordu; böylece benim girişimcilik serüvenim başladı."

"Girişimcilik Cesaret İster"
 
"Bir bakıma Girişimcilik cesaret ister ve kendine göre bir aidiyeti vardır. Bana göre girişimcilik hayallerini gerçeğe dönüştürmektir, bende kendi kişisel girişimcilik dönemimi başlatmış oldum. 1987 yılında devlet memurluğundan istifa ederken özellikle sermaye kaynak planı da yapmıştım. Yedi yıllık memurluk yapmıştım ama açık öğretimden de İktisat Fakültesine kayıt olarak derslerini almaya başladım. En kötü şartlarda burada başarılı olamazsam babamın işinde mali müşavir olur, kendi ofisimi açarım şeklinde planlarım vardı. Babamda bu dönemlerde yani 1972 senesinde mobilyacılığa başlamış olduğunu söylemem gerekiyordu. Daha önce Biga’da kahvecilik yaptığı dönemde yine bir şekilde mobilyacılığa başlarken babam ne olur ne olmaz diyerek mobilyacılık tutmazsa diye Biga içerisinde küçük bir dükkan kiralamış ve mobilyacılığa başlamıştı. Dolayısıyla bende istifa ettikten sonra babamın yanına geldiğimde mobilyacılık daha doğrusu alım satımını yapıyordum."
 
DOĞANLAR MOBİLYA'DAN DOĞTAŞ'A
 
Önce mobilya satışı ardından da bayilik teklifleri ile iş yaşamındaki başlangıç dönemlerini anlatan Davut Doğan; "1987 yılında ben istifa edip geldiğim zaman yaşı 18 olan üç kardeşim vardı. O dönemde kardeşlerimle Doğtaş şirketini kurduk. Ancak o dönemlerde bildiğiniz gibi Doğan mobilya olarak faaliyet gösterirken kardeşlerde işin içine girince Doğanlar Mobilya’ya dönüştük. O dönemde öğrendiğim bir şey; bir girişimci fırsatları iyi değerlendirmelidir. O dönemlerde kanepelerden çekyatlara geçişin olduğu, çekyatların çok meşhur olduğu dönemlerdi.  Biz de bunu getirdik. Biga’ya geldiğim zaman benimde işlere katkı vermem gerekiyordu; kardeşim Adnan’ın ticareti çok iyidir. Yani pazarlama konusunda çok iyidir."
 
"Bende bir kampanya düzenledim bu kanepelerle ilgili olarak; ‘günde bir paket sigara fiyatına taksitle çekyat’ diyerek. Bu kampanya o dönemde çok tuttu. Bir karne düzenlemiştik kardeşlerimde köylere giderek bu kanepeleri bu kampanya ile pazarladılar. Çok kısa süre içerisinde bu kampanya ile o kadar çok mobilya satmaya başladık ki; bizim mobilya aldığımız firma bize bayilik vermeye başladı. Bizde bunun üretimini kendimiz yapabiliriz diye düşündük ve gerekli ekipmanları alarak 80 metrekare büyüklüğünde bir atölye açtık ve ürettiğimiz malları kendi mağazamızda satmaya başladık. O dönemlerde işletme sermayemiz yoktu. İşletme sermayemiz olmadığı için de sıfır stokla çalışmamız gerekiyordu. Zaten stok alanımız da yoktu. Böylece bu kampanya ile mağazamızda satamadıklarımızı köylere götürmeye başladık. Altı ay gibi bir süre içerisinde 1987 yılının Haziran ayında Doğtaş’ı kurduk."

"Kardeşlerde çok olunca her kardeşimize farklı bir alan verdik. 1988 yılında Çan’da bir mağaza açtık. 1990 yılında Çanakkale’de bir mağaza açtık. Daha sonra Bayramiç, Karacabey derken 40 mağazayı kendi adımızla açmış olduk. Çok hızlı bir büyüme içine girmiştik. O dönemlerde işlerimizi büyütmek istiyorduk. Çok büyük bir sermayemiz olmadığı için bu kez Halk bankası ile bir kredi antlaşması yaptık. Fakat orada şöyle bir fikir geliştirdik; banka bu parayı direk makine satan firmaya veriyordu. Bizde makine satan firmayla bir antlaşma yaptık; sen bu paranın yarısını bize ver diye. Makineci paranın yarısını bize verdi böyle denk işletme sermayesi yapmış olduk" şeklinde konuştu.
 
80 Metrekarelik Atölye, 800 Metrekarelik Atölye'ye Dönüştü
 
İstanbul'un kendileri için kırılma noktalarından biri olduğunu söyleyen Davut Doğan; "Artık burada bayilikler vermeye başlamıştık. Ama sadece kendi markamızı vermeye çalıştık. Devamında açmış olduğumuz mağazalarla Kartal gibi semtlerde büyüdük, oradan da Ankara’ya geçiş yaptık. Teknolojiye yatırım yapmamız gerektiğini biliyorduk. 1992 yılında Almanya’dan makineler getirdik. Bununla da yetinmedik Kelebek Mobilya’nın üretim müdürünü getirdik bizim fabrika müdürümüz yaptık. Böylece Kelebek mobilyayı kendimize örnek alarak modüler mobilya da kendimizi geliştirmeye başladık. Böylece zaman geçtikçe 80 metrekarelik atölye 800 metrekarelik bir atölyeye dönüştü.
 
"1994 yılında ilk ihracatımızı Hamburg’a yaptık bir arkadaşımla birlikte. Oraya gittiğimde gördük ki orada çok büyük bir pazar var. Oraya kendi ürünlerimizi gönderince insanların el ürünlerine büyük önem verdiklerini fark ettik. O dönemde Hamburg’da arkadaşımızla birlikte bir mobilya şirketi kurduk. O dönemlerde Arnavutluk’a yatırım yaptık, fakat o esnada Arnavutlukta karışıklık çıktı. Ardından Makedonya’ya mağaza açtık. Balkanlara yatırım yapmaya kararımızı satışlarımızın başarısı etkileyince Bulgaristan’a da yatırım yaptık. Bulgaristan’da da tanıştığımız arkadaşlarla ortak iş yaptık ve bu ortaklıkla çok güzel işler yaptık."
 
DOĞPA'NIN KURULUŞU, DOĞYAP'A TEMEL OLDU
 
İşadamı Davut Doğan mobilya sektöründe iş yapmaya devam ederken Çanakkale'de Süpermarket eksikliğini gördüklerini fark ederek bu alana yatırım yaptıklarını ve ortaya Doğpa'nın çıktığını anlattı; "1994-1995 yılında sanıyorum ki Mobilya sektöründe çok fazla bir ihracat yoktu. Küçük işler yapmanın büyük önemi vardı. Yurtiçi- yurtdışı bayiliklerde yakaladığımız fırsatlarla yatırımlarımızı büyütürken Çanakkale’de de bir fırsat gördük. Çanakkale’de süper marketin olmadığını görünce Doğpa isimli süper market kurduk ve bu alanda da gelişmeye çalıştık. Şadan kardeşimizi de bu sektörün başına getirdik. O dönemde üç market ile rekabet ettik. Alış veriş merkezi eksikliğini değerlendirmek için vakıf arazisi olan bir alanı satın aldık. Bildiğiniz Tansaş kavşağında bulunan ve şu an yapımı devam eden yerde daha önce bize ait bir yer vardı oradan bahsediyorum. Biz burasını yaparken aslında mobilya alanında büyümek istiyorduk ama dedik ki insanlarımız buraya mutlaka gelir. Burayı ortak olarak birileriyle paylaşalım. Tansaş bize ortak oldu; gerek binasının yapımıyla ilgilenirken bir inşaat şirketi doğdu: Doğyap. Orada bir benzin istasyonu vardı onu da satın alarak Tansaş’ı zenginleştirdik. Burası da bizim sıçrama noktalarımızdan birisidir."
 
"Bu dönemde gerçekleştirdiğim bir proje var; Doğankent. 36 villadan oluşan bu projenin eski yeri bir arsaydı. Yengemin üzerine kayıtlı olan arsayı antlaşma ile aldık. Antlaşma sonucunda 5 katlı bir apartmana razı ettik. Yengemle anlaşmamızdan sonra belediye başkanına gittim ve buraya yerleşim alanı kurmak istediğimizi söyledik. Belediye başkanı benimle görüşmesinin ardından yengeme gidip burayı bana ver demiş. Bir süre sonra yengem beni çağırdı ve bir karar verip vermediğimi ve belediye başkanının teklifini söyledi. Bende kendisine; tamam biz seninle anlaşalım dedik. Bir apartman, apartmanın önüne bir araba, sonra da bana da orada bir ev olursa iyi olur dedi. Yengeme tabi ki istediklerini verdik ama Belediye başkanı fazladan bize ödeme çıkarttı. Buradaki villaların satışlarından çok ciddi paralar kazandık. Villaları çok kısa bir sürede yapmanın yanı sıra dolarla satışları yaptık. Buda yatırımcılarımızda aramızda büyük bir güven oluşmasını sağladı. Bu bizim için iyi bir proje oldu.

"Kardeşlerimle Bir arada Kaldık, Neler Başarabileceğimizi Gördük"
 
"2005 yılında yatak fabrikası kurduk; çünkü bu alanda eksikliğimizi diğer firmalardan kapatıyorduk. Buna bir ihtiyaç olduğunu görünce yatak fabrikasını yapmaya karar verdik. 2008 yılında DOĞTAŞ’a Türk kalite belgesi aldık. Kalite belgesi şu açıdan önemli, bu aynı zamanda bir yardım kuruluşu, yurt dışındaki mağazalarımızın kirasının yarısını devlet karşılıyordu. Türk Kalite Belgesi sahibi olmak demek dünya çapında büyümeyi hedefleyen şirketlere veriliyor ve bu da firmaların gelişimi açısından çok önemli bir teşvik. Kardeşlerimizle birlikte kalırsak her şeyi başaracağımızı gördük. Birlikte kaldıkça da neler yapabileceğimizi, ne kadar başarılı olabileceğimizi gördük."
 
"Bugün Mobilya Sektöründe Türkiye' 2.Sıradayız"
 
Gelişim öyküsünde üçüncü kuşaklar ile ilgili karar alınmasına da değinen işadamı Davut Doğan; "Üçüncü kuşaklara 14 yaşından itibaren staj yaptırıyoruz kendi şirketlerimizde. Hepsi okumak zorundalar, yüksek lisans yapmak zorundalar. Onları bu konuda uzmanlaştırmaya çalışıyoruz. Alabilecekleri tüm eğitimi almaları konusunda hassas davranıyoruz. Aile Anayasasını saatlerce anlatabilirim sizlere ama bence buna gerek yok. Sadece şunu bilin isterim; anayasalar çok önemlidir, herkesin eşit maaş alması, eşlerin durumu, yatırımlar, kuşakların geleceği bunlar en ince ayrıntısına kadar baştan oluşturulmalı ve mutlaka zamanla güncellenmelidir."
 
"Kurumsallaşmaya önem veriyoruz. Doğtaş’ı bugün kurumsal bir hale getirmeseydik bugün yabancı yatırımcılar bizlere hisseder olamazlardı. Kurumsallaştık, bunun sonucunda yabancı yatırımcılarla ortaklıklar kurduk ve gidip Kelebek Mobilya’yı satın aldık. Krizlere büyük önem veriyoruz. Türkiye’de bugüne kadar çok ciddi krizler olmuştur ama bizim sektörümüz krizlerden fazla etkilenmemiştir. Teknolojiyi takip etmek çok önemlidir. Sürekli gelişen bir alanda bizlerde sürekli teknoloji konusunda eğitimler alıyoruz. Zaten üçüncü kuşak bu konuda daha hassas. Yönetim kurulu toplantılarına büyük önem veriyoruz. Toplantılarımızı savaş odası adını verdiğimiz yerde yapıyoruz. Bizim toplantı odamızda aynı bir savaş odası gibidir. Bu odada beyin savaşları yapıyoruz. Bu odaya girerken unvanlarımızı dışarıda bırakıyoruz ki herkes düşüncelerini özgürce söyleyebildin. Bu toplantılarda çok güzel fikirler ortaya çıkıyor. 65 bin mobilyacı vardı ülkemizde ve bu 65 bin üretici arasında ilk 5’e girmek için farklılaşmanız gerekiyor. Ürünlerde farklılaşmaya büyük önem veriyoruz. Sadece ürün yetmez hizmette de farklı olmanız gerekiyor. 2008 yılında bir toplantımızda rakiplerimizden ayrılmaya karar verdik. Bu toplantıda genç arkadaşlarımızdan bir tanesi bir öneride bulundu; tasarımcılardan oluşan bir ekip kuralım dedi. Bunu hayata geçirdik; tüm ürünlerimizi ve mağazalarımızı yenileyince insanları mağazalarımıza çekmeye başladık.  Böylece rakiplerimizden ayrılmış olduk, bunun getiri ile de bugün ülkenin mobilya sektöründe 2 numaraya yükseldik."
 
"Şansın bizden Yana Olduğu Günleri Gördük Ama Başarısızlığı'da Yaşadık"
 
İşadamı Davut Doğan şans ve başarısızlık konularına da değinerek kendi edindiği tecribelerinden iki çarpıcı örnek vererek sunumuna şöyle devam etti; "Birde para parayı çeker derler, milli piyangodan para çıkmıştı. O zaman kazandığımız parayla Opel Vectra araba almıştık. Kazı kazandan da ikramiye çıktı. Bunu anlatmak istiyorum çünkü bunu da Aile Anayasamıza koyduk. Kardeşimle kazı kazan çektik. Parayı ben vereyim dedi. Kazıdık filan derken eski parayla 100 milyon TL gibi bir ikramiye çıktı. 100 milyon lirada o zamanlar büyük para. Ne yapacağımızı düşünmek için birahaneye gittik. Kardeşime dedim ki; ‘ortak olmamız lazım parayı ben verdim, sen kazıdın’ oda ‘Kardeşiz tabi ki ortağız ama ben öteki kardeşlerimize ne vereceğiz onu düşünüyorum’ dedi. Olur ya şimdi onlara da ikramiye kazansalar ortak olacağız. Aradık kardeşlerimizi gelin bölüşelim dediler. Şimdi nasıl olacak bu; maaşlarımızla aldığımız kazı kazanlara ikramiye çıktı niye hep birlikte bölüşüyoruz. Gelip bunu da ekledik Anayasamıza; dedik ki ‘kişi kendi parasıyla oynadığı şans oyunlarında ikramiye kazanırsa kendisinindir’ bir ay sonra öteki kardeşlerimizden birine daha ikramiye çıktı. O dönemde milli piyango teselli ikramiye olarak araba veriyordu, kardeşimize de araba çıktı. Bu açıdan biraz şanslı bir aileyiz."

IRAK MACERASI..
 
"Tabi başarısızlıklarımız da var. Irak maceramız oldu mesela. Amerikalılar Irak’a giriyorlar, dedik ki bunların vardır bir bildiği bizde peşlerinden girdik. Ama umduğumuzu bulamadık oraya açtığımız mağazamız çatışmaların şiddetli olduğu bir yerde oldu. Her şeyi bıraktığımız gibi geri geldik. Biga’da tanıdık arkadaşlarımızla sucuk işine girdik. Sucuk işini anlatan arkadaş anlatıyor bu sucuğa hep bonfile konmuyor katkı maddeleri konuluyor. Tamam deyip ortaklaşa birer araba ortaya koyarak girdik işe. Ama istediğimiz gibi olmayınca paraları batırdık. Şimdi hep para kazanmanın kitabı yazılır bende Para Batırmanın Yolları isimli kitap çıkartacağım. Kitabı hazırladık yakında baskıya girecek. Birde bu konuda girişimcilik öykülerini anlatan bir kitap düşünüyorum. twit adresim @davutdogan bana buradan fikirlerinizi paylaşırsanız sevinirim."
 
MELEK YATIRIMCILIK ve DAVUT DOĞAN
 
Sunumun sonunda birçok sektöre ve alanda yatırımlarına devam ettiklerini açıklayan Davut Doğan; "65 ortaklı bir girişimimiz oldu Biga’da burada önemli olan 65 kişiyi bir araya getirerek girişim kurmaktı. Biliyorsunuz ortak işe girmeyi bizim insanlarımız doğru bulmuyorlar. Biga Ticaret odası başkanlığı yaptığım dönemde böyle bir girişimde bulunmuştuk. Benden sonra da Biga Ticaret Odası başkanlığını kardeşim Şadan Doğan yürütüyor."
 
"Birde Melek Yatırımcı unvanım var. Melek Yatırımcı olarak denilse de bireysel yatırım lisansıdır. Diyelim ki bir projeniz var ve paraya da ihtiyacınız var. Biz girişimciler bir araya geliyoruz; bu projeyi değerlendirdikten sonra yatırım yapıyoruz. Benim oraya koyduğum sermaye işgücü ile değerleniyor. 3-5 yıl içerisinde ödenecek şekilde bir bütçe hazırlıyoruz, proje sahibi bu süre içerisinde yatırdığımız parayı bize geri ödedikten sonra tamimiyle bu işten çekiliyoruz. Dolayısıyla proje hayata geçiyor, ben yatırımımı sonra geri alıyorum. Burada önemli olan devletin burada sağladığı avantaj. Şöyle ki benim buraya koyduğum sermaye yüzde 100 vergiden muaf tutuluyor. Bu da girişimciler açısından büyük avantaj sağlıyor. Proje düzgünse melek yatırımcı olarak buna her zaman yatırım yapılabilir" şeklinde konuştu. ]]> </content:encoded><category domain="https://www.canakkaleaynalipazar.com/roportajlar-haberleri">Röportajlar</category><dc:creator><![CDATA[Yatırım Sihirbazı Sırlarını Anlattı - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 03 Nov 2014 09:41:26 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/yatirim-sihirbazi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/yatirim-sihirbazi.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/yatirim-sihirbazi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Kardeşlik Yolunda 3082 Kilometre..]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-kardeslik-yolunda-3082-kilometre-1429.html</guid>
                    <link>https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-kardeslik-yolunda-3082-kilometre-1429.html</link>
                    <description><![CDATA[Mustafa Kayacık, İbrahim Çoban ile birlikte çıktığı Kardeşlik Yolu Projesinde; dokuzuncu günün sonunda İbrahim Çoban’ın rahatsızlanarak geri dönmesinin ardından yola tek başına devam ederek Çanakkale’den Almanya’nın kardeş kentimiz Osnabrück kentine kadar toplamda 3082 kilometre bisiklet üzerinde giderek inanılması güç bir etkinliğe imza attı. 27 gün süren yolculuk boyunca yaşadıklarını biz sorduk, kendisi de Aynalı Pazar okurları için cevapladı.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Kısaca kendini bize anlatır mısınız?
Aslen Çanakkaleliyim. Evliyim. Babam emekli asker 2001 yılında Jandarma Astsubay Okuluna girdim bir yıllık eğitimim ardından 10 yıl boyunca astsubay olarak görev yaptım. Zorunlu hizmet süremi tamamladıktan sonra istif ederek Çanakkale belediyesine başvurdum. Almış olduğum eğitimler ve mesleki deneyimlerimin karşılığında 2013 Temmuz ayından bu yana da Çanakkale İtfaiyesinde çalışıyorum.
 
“Kardeşlik Yolu” projesi nasıl oluştu?
Proje fikri İbrahim Çoban’a ait. İlk kez Osnabrück’ten Çanakkale’ye birisi bisikletiyle geliyor, daha sonra ise başka birisi köpeğiyle otostop çekerek ve yürüyerek geliyor. Bizde iade-i ziyaret yapalım karşılıklı bir etkileşim olsun istedik. Daha sonra bunun proje aşamasında içerik katmak, projeyi olgunlaştırmak istedik. Sonra da bunu tüm kardeş kentler için planladık. Osnabrück ile ilişkiler daha eskiye dayandığı ve Çanakkale gibi Osnabrück’te Barışın kenti olduğu için bu yolculuğa Osnabrück’ten başlamanın daha anlamlı olacağını düşündük.
 
Yola İbrahim Beyle çıktınız ama sonra İbrahim Bey rahatsızlanarak yolu bırakmak zorunda kaldı. Kendisi rahatsızlandıktan sonra ne düşündünüz? Aklınızda “Ben bu yolu bitirebilir miyim” endişesi yaşadınız mı?
İbrahim arkadaşım Kosova’da rahatsızlandı. Kosova’dan Makedonya’ya dönmek zorunda kaldık. Kosova’da kaldığımız gece kendiyle bunu konuştuk; ne yaparız, nasıl olur? Birkaç gün dinlenip de mi devam etsek diye. Daha sonra dönme kararı aldık. Üsküp’e birlikte geldik, kendi oradan döndü, bende Sırbistan’a devam ettim. Dönmemesini çok istedim. Çünkü bunu planlarken hep iki kişi planlamıştık. İbrahim’in dönmesi beni açıkçası ürküttü; yol bilmiyorsunuz, altınızda bir bisiklet, telefon çekmeye bilir kısaca başınıza her şey gelebilir. Ama ben sağlığım ve gücüm elverdiği sürece gideceğim diye kendimi şartlandırmıştım. Kendimi sürekli motive etmiştim ‘Gideceksin, başaracaksın’ şeklinde, o motivasyonla oldu belki de. Birde şu var; bu projeyi ben çok istemiştim. Projemizi Belediye Başkanımıza daha sunmadan öncesinde; ben bisikletle antrenmanlara başlamıştım. Proje’nin kabul olup olmayacağı belli bile değildi. Hatta projenin kabulünden birkaç gün öncesinden itibaren geceleri uykularım bölünüyordu.
 
Yola çıkmadan önce nasıl bir antrenman yaptınız? Nasıl hazırlandınız?
Kendime ait bisikletimle başlamıştım antrenmanlara; mesaiye gidip gelirken, boş zamanlarda bisiklet sürmeye başladım. İzin günlerimde yakın ilçe ve beldelere gidip geliyordum. Gün içerisinde otogar’a birkaç defa gidip gelerekten kendi kendimi hazırladım. Bol bol yürüyüş ve koşu yaptım, ağırlık çalışıyordum onu biraz düşürmüştüm, bisiklete ağırlık verdim daha çok. Yol öncesi de özel sebze, meyve karışımlarından oluşan gıda ve sıvı almaya başladım.
 
Yola çıkarken kaç kiloydunuz? Çok kilo kaybınız oldu mu?
Yola çıktığımda 76 kiloydum. Döndüğümde tartıldığımda 72,5 kiloya düşmüştüm. Ama çoktan çok, azdan az gider benim zaten verecek fazla kilom yoktu. Yolda da inanılmaz derece yemek yememe rağmen 3,5 kilo vermem beni oldukça şaşırttı. Yolculuk esnasında tedbirli olmak amacıyla iki günlük yiyecek yanımıza almıştık ama bir yandan efor sarf edince beş öğüne çıktık ve yiyecekler bize yetmemeye başladı.

Eşinizin, akraba ve arkadaşlarınız bu projeye bakışı nasıldı?
Eşim ilk başta 1 ay kadar ayrı kalacağımızı düşünerek bu projeye katılmamı istemedi. Daha sonra projenin içeriğini anlattıkça, bu projeye ne kadar inandığımı ve istediğimi eşime açıkladıkça onunda fikirleri değişti ve bana destek olmaya başladı. Sürekli zaten irtibat halindeydik. Merak etmesine rağmen, ıslandığımı görüp üzülmesine rağmen destek vermeye devam etti.
 
Gümrükten çıkıp yabancı bir ülkenin topraklarına ilerlemeye başladığınız da ne hissettiniz?
Şu aklımda çok kaldı; ikinci gün İpsala’dan geçiş yaptık, hava güzeldi ve Kelebeklerin dansları var. Otobanda ilerliyorduk ve çevrede binlerce kelebek uçuşuyordu. O çok ilgimi çekmişti, o sırada pedal çevirmemiz, yola devam etmemiz gerekiyordu. Yapmamız gerekenleri düşünmekten korkularımızın ikinci planda kaldığını düşündüm. İnsanoğlunun doğasında var korkmak; ama korkularla yüzleşmek bana daha fazla güç verdiğini düşündüm. Yol boyunca da inanılmaz derece de iyi insanlarla karşılaştım. Bu da benim şansımıydı yoksa dünya da hala bu kadar çok iyi insan olduğu için mi dünya halen dönüyor? Bilemiyorum.
 
Yolculuk esnasında gidilecek ve kalınacak itfaiyeleri önceden mi belirlemiştiniz? Bu konuda sıkıntı yaşadınız mı?
Uzun bir yolculuk olduğu için hangi gün nerede olacağımızı kâğıt üzerinde planladık ama evdeki hesap çarşıya da uymuyor. Sadece 16 itfaiye istasyonunda konakladık, bunun dışında da 4’ünü de ziyaret ettik. Toplamda 20 itfaiye istasyonu ile iletişime geçmişiz. Gün ve saati planlayamadığımız için bunu resmiyete dökmedik. Bizimkisi daha çok kapılarını çalıp ‘Merhaba, biz geldik’ şeklinde oldu. Öyle olmasına rağmen çok sıcak karşılandık. Kabul etmeyenler de oldu ama bu kadar güzellik içerisinde onlarda o kadar önemli değil.

Yolda ki tek aksilik İbrahim beyin rahatsızlanarak geri dönmesi mi oldu? Başka bir şey de yaşadınız mı?
Olmaz mı, tabi ki oldu. Yola çıktık; buradan karşıya Eceabat’a geçtikten sonra daha onuncu kilometresinde benim bisikletimin ön lastiği patladı. Dedim ki ‘Böyle bir şey olamaz, 3000 kilometre yol gideceğiz daha on kilometre oldu, benim lastik patladı’ diye. O lastiği tamir etmemiz yaklaşık 1 saatimizi aldı. Onun sebebi de bundan 20 yıl kadar önce babam lastik yamamayı öğretmişti bir daha da lastik yaması yapmamıştım. Yanımıza yedek iç lastik alarak çıkmıştık; hem de yamada almıştık. Birde eski kaynak malzemelerini kullanmayı biliyordum, şimdi yapıştırmalı olmuş, bunu bilmiyordum. Tabi iş başa düşünce öğrenmiş olduk. Onun dışında ilk bir hafta iki defa daha lastik patladı, bunun dışında da lastik bir daha hiç patlamadı. Yolda İbrahim arkadaşımın rahatsızlanması dışında başka bir olayda yaşamadım.
 
Özellikle yalnız kaldıktan sonra olur ya insanlık hali; hırsızlık veya başka kötü bir olay yaşadınız mı?
Yalnız kaldıktan sonra bunu düşündüm acaba işte kötü insanlarla karşılaşır mıyım, başıma bir şey gelir mi şeklinde. Ama çok da aklıma getirmek istemedim. Hiç kötü bir şeyle karşılaşmadım. Az önce dediğim gibi dünya belki de bu kadar güzel, iyi yürekli insanların varlığıyla dönmeye devam ediyor. İnşallah bu güzellikler tüm dünyayı etkisi altına alırda; dünyadaki savaşlar sorunlar sona erer, insanlar dostça barış içinde yaşarlar.
 
Yolculuğun zorlukları nelerdi?
Biz bu yolculuğu planlarken bu kadar zor olacağını ön görememiştik. Zor derken şunu demek istiyorum; biz mevsim olarak bir kere yanlış dönemde yola çıkmıştık. Onda da biz bu projeyi iki ay gibi bir süreçte hazırlamıştık, onay çıkınca da ertelemek istemedik. Eylül-Ekim ayı gibi bir dönemde bu yolculuğa çıkmanın zorluklarını yaşadık. İtfaiyelerin olmadığı veya bizi kabul etmediği yerlerde otel-hostel gibi yerler erken kapatıp gidiyorlar. Sokakta kalıyorsunuz, haliyle başka bir yer arıyorsunuz tabi bu da hiç yol iz bilmediğiniz yabancı bir ülkede oluyor.

Yolculukta sizi en çok şaşırtan olay nedir?
Diğer ülke insanları günlük yaşamlarında bisikleti çok fazla kullanıyorlar. Spor, eğlence veya boş vakitleri değerlendirmek amacıyla ama hiç başka bir ülkeye başka bir kasabayı gitmeyi akıllarından geçirmemişler. Bisikletle böyle bir yolculuğa çıktığımızı öğrenince çok şaşırdılar. İşte ‘çok güçlüsünüz, demir adam’ gibi iltifatlar ettiler. Bu beni çok şaşırtmıştı, birçok bisiklet yolları var ama bir kasabadan diğerine nasıl gidileceğini sorduğumuzda bilmiyorlardı. Çünkü sadece şehir içinde bisiklet yolları var ve onlar sadece o yolları biliyorlardı. Günlük hayatta bu kadar bisikletle içli dışlı olup bir başka şehre bisikletle gitmemi ilgi çekici bulmuşlardı. Bu beni oldukça şaşırtmıştı, çünkü bunun birçok örnekleri olmuştu. Bu tür çok fazla tepki olunca sanki ilk kez bunu biz yapıyormuş gibi hissettirdiler. Birkaç gümrük kapısında Türk bisikletçi odlumuzu öğrenince çok şaşırdılar. Tabi onlar da çok fazla görmedikleri için onlarda çok takdir ettiler.
 
Facebook üzerinden yolculuğunuzun belli yerlerinde resim ve video paylaştınız. Özellikle yağmurlu bir havada gece karanlığında sürdüğünüz anlar oldu. O anlarda ne düşündünüz?
Yola çıkarken gece karanlığında süreceğimizi biliyorduk. Ama özellikle yalnız kalacağımı ve o yalnızlıkla gece karanlığın yağmur altında süreceğimi hiç düşünmemiştim. Aslında biz planlarken hep gündüz gitmeyi, geceleri konaklayacağımızı planlamıştık ama olmadı. Yolu kaybettiğimiz anlar oldu, yokuş çıkıyorsunuz, karşıdan esen rüzgârlara karşı sürüyorsunuz gibi anlarda planlarımız şaştı. Aslında paylaştıklarımın haricinde en az iki katı kadar daha yağmur altında, gece karanlığında pedal çevirmek zorunda kaldım. Yağmur altında sürmekten, gece karanlığında sürmekten keyif aldığım anlarda oldu. Kendime olan güvenim arttı. İbrahim arkadaşımdan sonra 5 gün boyunca grip oldum, sürekli antibiyotik aldım, sonra ilaçları kesip kendimi denemek istedim. Vücudumu dinledim, devam edeceğime kanaat getirince de yola devam ettim. Böyle bir yolculuğu da daha önce hiç yapmadığım için neyi nasıl yapmam gerektiğini de bilmiyordum. Yaptığım yanlışları ikinci kez tekrarlamamaya özen göstererek doğruları bulmaya çalıştım.
 
Yolu kaybettiğiniz oldu mu hiç?
Birkaç kez kaybettiğim oldu. Birkaç kilometre gidip sonra geri döndüğüm de oldu ama özellikle bir tanesi bana aşırı zaman kaybettirdi. Genellikle cafe ve benzin istasyonlarından internete bağlanıyor navigasyonla gideceğimiz yollara bakıyoruz. Bir yol ayrımına geldim, tabela beni yanılttı. O esnada bir benzinliğe gelmiştim, internete bağlanmak istedim izin vermediler. Oradan birisine sordum. Sorduğum kişi yolu doğru tarif etmesine rağmen ben o kişiye değil tabelaya güvendim. Tabelayı takip edince de otobana çıktım. Avrupa’da otobanlarda bisiklet sürmekte yasak. Otobandan diğer yolu bulup doğru yolda gidene kadar akşam oldu, yoruldum. Psikolojik olarak da olumsuz etkilendim çünkü yoruluyorsunuz, yolu kaybetmişsiniz, hava kararmış, gideceğiniz yere ulaşamamışsınız. Hepsi bir olunca insanın psikolojisi bozuluyor. Toplamda 20 kilometre kadar yanlış gittim ama bu beni çok daha fazla etkiledi. Bir süre otobandan gittim, yol çalışması vardı otobanda o kısımlardan yürüyerek geçtim. Başka bir yerleşim yeri bulup internete bağlanıp doğru yolu bulmak filan derken oldukça etkilenmiştim. Otobanda polisler geldiler otobandan çıkarttılar ki bizim otoyol kenarlarında en azından bir genişlik var, orada onlarda yok 1 metre genişlik ve sonrasında uçurum gibi yerler var. Bisiklet süremiyorsunuz bu durumda mecbur yürüyerek devam etmiştim yola.
 
Osnabrück tabelasını gördüğünüzde ne hissettiniz?
Tabelayı yaklaşık bir saatlik bir yağmurun ardından gördüm. O bir saatlik yağmur inanılmazdı, gece saat 24.00 sularıydı, üşüyordum, sırılsıklamdım. Rüzgârda vardı. Osnabrück tabelasını gördüğümde inanılmaz gururlanmıştım. Duygulanmıştım. Sanki ertesi gün kalkıp yola devam edecekmişim gibi hissediyordum. O tabelayı gördüğümde bu yolculuğun bittiğine bir türlü inanamamıştım. Planlarken böyle hissedeceğimi düşünmemiştim. İnanılmaz bir keyif ve mutluluk verdi bu yolculuk bana. Osnabrück’e varmadan bir gün öncesinden internete telefonumdan bağlanamamıştım, yani oraya vardığımda bir gün boyunca iletişimim yoktu. Hem Çanakkale’den hem de Almanya’da benden haber bekleyenlerle 24 saatlik haberleşemiyorduk. Osnabrück’e 10 km kala bir yerden bağlandım ve ben geliyorum 10 kilometre kaldı dediğimde üzerimden büyük bir yük kalktı. Bu işi başardım, artık bu iş bitti dedim. Ama oradaki Kent elçimizle karşılaşana kadar, bekleyen arkadaşlarımızı görene kadar üstümdeki sorumluluk ağırdı. Çünkü bir projeyle gidiyorsunuz, görevlisiniz; o yüzden sorumluluklarımı yerine getirmenin de verdiği mutluluk vardı.

Çanakkale Belediyesinden, Osnabrück kentinden yetkililerle bu yolculuk esnasındaki iletişiminiz nasıldı?
Sürekli haberleşiyorduk, kendimi fazla yormamamı, zorlamamamı söylüyorlardı. Rahatsızlanmamı gerekirse bırakabileceğimi söylüyorlardı. Tabi vazgeçmeyeceğimi söyleyince de moral veriyorlardı. Desteklerini sürekli yanımda hissettim. İbrahim arkadaşımızın rahatsızlanarak dönmesinden sonra özellikle sağlığım konusunda oldukça endişelendiklerini biliyordum; gücümün kuvvetimin yerinde olduğunu ve sonunu getirebileceğimi söylüyordum. Facebook üzerinden de takipçilerimizden inanılmaz motive edici, moral verici mesajlar geldi. Onlarında benimle birlikte olduğunu hissetmekten büyük bir mutluluk duydum.
 
İbrahim Beyle ayrılık anınız nasıldı? Neler hissettiniz?
İbrahim arkadaşımla yolculuğumuzun dokuzun gününde ayrıldık. Tabi o dokuz gün bizim için oldukça uzundu. Birlikte yolculuk yapmaya alışmıştık. Tabi o rahatsızlanıp ayrılmak zorunda kalınca inanılmaz bir duygu yoğunluğu hissettim. Ben yola devam ettim ama daha sonra kendi kendime “acaba yanlış mı yapıyorum? Gidebilir miyim, gidemez miyim” diye çok düşündüm.
 
Osnabrück’te nasıl karşılandınız? O gecenin sabahında neler hissettiniz?
Kent elçimiz Yiğit Gelir ile irtibat halindeydik ne zaman varacağıma dair. Fakat Hannover’den Osnabrück’e gelirken irtibat sağlayamamıştık. En son konuşmamızda benden varış saatimi istediğinde kendisine bir saat veremeyeceğimi söylemiştim. Özellikle Almanlar benden bir varış saati istiyorlardı kendilerine 18.00-23.00 saatleri arasında varacağımı söylemiştim. Bana oranın belediyesinin adresini verdiler. Belediye binasına gittiğimde beni altı kişi karşıladılar, o altı kişi belediyeye giden üç farklı yolda ikişerli gruplar halinde beklediklerini gördüm. Kent elçimiz Yiğit bana sürekli nasıl bir program istediğimi soruyordu, işte ne yapmak istersin, burada seninle görüşmek isteyen inisiyatif grupları var demişti. Bende kendisine ‘Ne istiyorsan yapalım ama hepsi bir saatte bitsin lütfen bir an önce yatmak istiyorum’ demiştim. Fakat orada beni o gecenin saatinde karşılayan arkadaşları görünce; 27 gün boyunca yollardaydım, dokuzuncu gün İbrahim’den ayrılmıştım ve 18 gündür tek başıma bisiklet sürüyordum. O süre boyunca altı Türk ile Türkçe konuşmanın heyecanıyla nasıl bir programınız varsa uyacağım dedim. Yiğit Genel’in evinde kahve içerek sohbet ettik o gece, sabahladık.

Yolculuk bitti ve Çanakkale’ye geldiğinizde neler hissettiniz? Bisiklet şu an nerede ve gördüğünüzde ne hissediyorsunuz?
Almanya’da havaalanında bisiklet bölümü ayrı olduğu için orada bisikletinizi söküyorsunuz ve çantaya koyuyorsunuz. Ertesi gün saat 4-5 gibi Çanakkale’ye geldim. Belediye önünde temsili bir karşılama olacağı için bisikleti tekrar topladım. Belediye binasının önünde Başkanımız Ülgür Gökhan bana ne hissettiğimi sorduğunda “İki gündür bisiklete binmediğimi ve bisiklete binmeyi özlediğimi” söylemiştim. O kadar alışmışım ki, bisiklete binememeyi garipsemiştim. Çok özlemiştim. Bisiklet şu an evimin bodrumunda kilitli bir şekilde duruyor.
 
27 günde 3082 kilometreyi bisiklet üstünde gittiniz, yağmurda, karanlıkta sürdünüz, eşinizden-dostlarınızdan ayrı kaldınız, yoruldunuz. Tüm bunlara değdi mi?
Kesinlikle değdi. Ben giderken bisikletle Almanya’ya gideceğim, döneceğim diye düşünüyordum. Bu projenin bu kadar ses getireceğini, bu kadar destekleneceğimizi, bir sürü farklı kültürden iyi insanlarla tanışacağımı düşünmemiştim. Biz sadece Almanya’ya bisikletle gidip eğitim alıp dönecektik. Yolda karşılaştığımız insanlardan aldığımız reaksiyonlar, itfaiyecilerle buluşmak, diyalog kurmak, projenin sosyal medya üzerinden aldığı tepkiler ve insanların bizde gelmek istiyoruz demeleri gibi şeyleri hiç düşünmemiştik.
 
Yolculuk esnasında yapmak isteyip de yapamadığınız bir şey oldu mu hiç?
İbrahim ve ben bu projeye başlarken doğanın zararlı gazlara ve küresel ısınmaya karşı korunmasına, doğal kaynakların kullanılmasına dikkat çekmek istedik. Ayrıca Çanakkale’nin turistik tanıtımına farklı bir bakış açısı ile bisikletçi, kampçı ve doğa sporcularının şehrimize gelmelerinin özendirilmesini amaçladık. Bunun yanında kentlilerimizin de bisikleti ulaşım aracı olarak görmeleri, en azından şehir içi ulaşımın bisikletle sağlanması, bu şekilde şehir içi trafiğin ve park sorununun engellenerek günlük yaşamda fiziksel aktiviteyi artırarak sağlıklı nesiller yetişmesini teşvik etmek istedik. Bunu başardığımıza tüm kalbimle inanıyoruz. Aldığımız tepkiler bunu bize gösterdi. Bunun yanında mesleki olarak gittiğimiz yerlerdeki itfaiye istasyonları ile mesleki beceri ve deneyimlerimizi artırmayı amaçlamıştık. Bunda da başarılı olduğumuzu düşünüyorum. Tabi bir eksiklikte var burada, yolculuk planlanandan üç gün geç bitti, bu sebeple de Almanya’da ki itfaiyecilerle yapacağımız ortak çalışma planımızı maalesef gerçekleştiremedik. Bunu çok istemiştik ama Sırbistan-Kosova sınıra kadar gelmiştik fakat sınırdan bizi geçirmediler. Çok ısrarcı olmamıza rağmen sınırdan geçemeyince geri dönmek zorunda kaldık. bu da bize 3 güne patladı. Gecikme oldu ve ortak çalışmayı kaçırdık bu çalışmaya katılamamak beni üzdü açıkçası.
 
Bundan sonraki hedefleriniz neler? Yeni projeler düşünüyor musunuz veya bu proje sürdürülebilir bir proje haline mi gelecek?
Bundan sonraki süreçte biz bu projemizi halka yaymak istiyoruz. Sosyal medya üzerinden bizlerle birlikte olmak isteyen birçok kişi olduğunu gördük. 2015 yılında Çek Cumhuriyetine bir sonraki yılda İtalya’ya gideceğiz. Bu sefer daha planlı hareket edeceğiz; gideceğimiz yollar, kalacağımız yerleri önceden ayarlayacağız. Tabi bu süreçte halkımızla bizimle birlikte olsun, en azından katılmak isteyenlerle gitmeyi düşünüyoruz. Gideceğimiz sayı burada önemli tabi ama ne kadar kalabalık olursak bir o kadar insanın da bizimle birlikte olmak isteyeceğine inanıyoruz. İnsanların da korkmaması gerekiyor; yani o kadar yolu bisikletle gidebilir miyiz diye. Çünkü ben hayatım boyunca toplamda 3082 kilometre bisiklet sürmedim, amatörce gidip geldim. Tabi bu projeye katılmak isteyenlerin bir takım masrafları olacaktır. Bu geziye gelmek isteyip de masraflarını karşılayamayacak olan kişiler içinde Çanakkale’de ki firmaların bu etkinliğe sponsor olmasını istiyoruz.  Sponsor desteği ile böyle bir etkinliğin düzenlenmesi daha geniş kitlelere ulaşmak açısından da iyi olacaktır. Firmalar hem kendi reklamlarını yapmış olurlar hem de etkinliğimize destek olmaları anlamlı olacaktır. Hatta sponsor olacak kurumlardan da katılımcıların olması çok daha güzel olacaktır. Bu projeye de Çanakkale’de birçok firmanın destek olacağına inanıyorum. ]]> </content:encoded><category domain="https://www.canakkaleaynalipazar.com/roportajlar-haberleri">Röportajlar</category><dc:creator><![CDATA[Kardeşlik Yolunda 3082 Kilometre.. - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 20 Oct 2014 05:22:51 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/kardeslik-yolunda-3082-kilometre.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/kardeslik-yolunda-3082-kilometre.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/kardeslik-yolunda-3082-kilometre.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Motosiklet Sevdalıları]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-motosiklet-sevdalilari-1169.html</guid>
                    <link>https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-motosiklet-sevdalilari-1169.html</link>
                    <description><![CDATA[Motosiklet merakı bazı kişiler için çok önemli uğraştır. Binlerce lira vererek aldıkları bu motosikletleri ile diyar diyar dolaşıp yeni yerleri görme fırsatı yakalarlar. Onlar için otomobil değil, motosikletleri değerlidir. Adeta çocukları gibi bakarlar onlara. Çanakkale’de de motosiklet meraklılarının bir araya gelerek kurdukları “Troas Motosiklet Grubu”var.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Bu grupta yer alan motosiklet sevdalıları da hemen hemen her hafta bir etkinlik yaparak kendi aralarında çeşitli yerlere geziler düzenliyorlar. Motosiklet merakının önemine değinen Troas Motosiklet Grubunun Başkanı Bülent Çakıroğlu (47) ve Başkan Yardımcısı İsmail Ay (31), çocukluk yaşlarında motosiklete karşı ilgilerinin başladığını belirterek, “Motosiklet bizim için çok büyük bir sevda. Motosiklet selesine oturan kişi bir daha bundan kolay kolay vazgeçemez” diyorlar. Bu haftaki sayımızda Türkiye’de ve dünyada sayıları milyonları bulan bu motosiklet sevdalılarını Troas Motosiklet Grubunun Başkanı Bülent Çakıroğlu ve Başkan Yardımcısı İsmail Ay‘ın anlatımı ile sizlere aktarmak istedik…..
 
 
ÖZEL RÖPORTAJ: AYHAN ÖNCÜ / ÇANAKKALE
E-Mail: info@canakkaletravel.com
 
* Çanakkale’de motosiklete merakı olanlarla bir araya gelerek grup oluşturmuşsunuz. Bize bu grup hakkında bilgi verir misiniz?
- Troas Motosiklet Grubumuzu yaklaşık 1 ay önce kurduk. Biz zaten daha önce de motosiklet kullanan yakın bir arkadaş çevresiyiz. Uzun bir süreden bu yana da bu grubu oluşturup kendi aramızda çeşitli etkinlikler yapmayı planlıyorduk. Sonunda 30-35 arkadaş bir araya gelerek grubumuzu kurduk. Bu grubun ilerleyen aylarda çok daha iyi yerlere geleceğine inanıyoruz.
 
* Motosiklet sevdalıları olarak Çanakkale’deki grupta şuan kaç kişi yer alıyor? Gruptaki üye sayınızı artırmayı düşünüyor musunuz??
- Şuan grubumuzda yer alan üye sayımız 30-35’i buldu. Biz bu grubu motosiklet kullanan herkes gelsin buraya katılsın diye kurmadık. Bu grubu kurarken fikirleri, sürüş şekilleri, kültür seviyeleri, anlayışları ve bakış açıları birbirine benzeyen motosiklet kullananları bir araya getirmek istedik. Bu kapsamda bizler üye sayımızı arttırmaktan çok, bize ayak uydurabilecek kişileri gurubumuza katmaktan yanayız. Yani her motosiklet kullananı grubumuza almaktan yana değiliz. Guruba katılmak isteyenlerin kalkılmasına da grupta yer alan üyelerimizin tamamının onayının alınması gerekiyor. Üyelerimizin bir tanesi “hayır” derse o kişi grubumuza alınmıyor. Amacımız kesinlikle üye sayımızı 35’ten 135’e 145’e çıkarmak değil. Grubumuzdaki üyelerimizin sayısının nitelikli olarak artmasını istiyoruz. Yani Az olsun, öz olsun diyoruz.
 
“BU SEKTÖRDE MOTOSİKLET ÇEŞİTLERİ O KADAR FAZLA Kİ SAYMAKLA BİTMEZ”
 
* Yeni kurduğunuz bu grup ile birçok etkinlik de düzenliyorsunuz. Özellikle hafta sonları bir araya gelerek yüzlerce kilometre katederek geziler yapıyorsunuz. Bize bunlardan da bahseder misiniz?
- Bizler bir motosiklet grubu olmanın dışında aynı zamanda bir aile ve sivil toplum örgütü olmanın gereklerini de yerine getirmeye çalışıyoruz. Grupta yer alan arkadaşlarımızın da zaten bu ortak hedefi. Standart olarak her Çarşamba akşamı saat 20:00’de belirli bir mekanda toplantılarımız oluyor. Yaptığımız o toplantılarda o haftaya dair planlar ve programlarımızı kararlaştırıyoruz. Buna göre de hafta içinde gerek yapacağımız geziler, gerekse sivil toplum kuruluşlarının etkinliklerine katılıyoruz. Yapacağımız motosikletli gezilerimizi ise genellikle hava muhalefetinin olmadığı günlerde gerçekleştirmeye gayret ediyoruz. Bu gezilerimizi de arkadaşlarımızın bir araya gelebileceği Pazar gününe denk getiriyoruz. Grup olarak yaptığımız gezilerimize ailelerimizde gerek motosikletlerle, gerekse araçları ile katılıyorlar.
 
* Motosiklet çeşitleri ve özellikleri hakkında bize bilgi verir misiniz?
- Bu sektörde motosiklet çeşitleri o kadar fazla ki saymakla bitmez. Piyasada Scooter Motosikletlerden tutunda 100-125-600 ve 1000 CC’liğe kadar motosikletler satılıyor. Grubumuzun içinde ise bu motosikletlerden bizimle beraber uzun yola gidebilecek kapasitede motosikleti olan arkadaşlarımız yer alıyor. 100 CC’den 600 CC’ye kadar motosikleti olan arkadaşlarımız grubumuzda yer alıyor. Çünkü uzun yola gidebilecek motosikletlerin bu kapasitede olması çok önemli.
 
* Motosikletlerin fiyatları tahmini ne kadar?
- Günümüzde motosiklet fiyatları 3 bin 500- 4 bin TL’den başlayıp ve 80 bin TL’ye kadar yükseliyor. Bugün Türkiye pazarında çok farklı tipte, modelde ve fiyatta motosiklet çeşitleri mevcut. Mesela biz her yıl İstanbul’da düzenlenen bu sektör ile ilgili fuarlara da katılıyoruz. Orada gördüğümüz manzara bizlere gerçekten çok etkiliyor. Çünkü günümüzde motosiklet kullanıcıları çok şanslı. İstenilen marka ve özellikle motosikletleri orada görüp satın alabiliyorlar. Genel olarak bakacak olursak Türkiye ve dünya genelinde 250’CC’lik bir motosiklet bizce daha kullanışlı. Başlangıç düzeyinde bu meraka sahip olanların başlayacağı motosiklet çeşitleri ise 100 ile 200 CC arasındaki motosikletler olmalı.
 
* Motosiklet ile yolculuklarda zaman zaman kazalarda yaşanıyor. Son yıllarda meydana gelen kazalarda çok sayıda kişi hayatını kaybetti. Bu uğraşının tehlikeleri sizi korkutmuyor mu?
- Bilinçli ve limitler dahilinde kurallara uyularak, aşırı sürat ve kural ihlali yapılmadan motosiklet kullanılması halinde bizce motosikletin hiçbir tehlikesi yok. Trafikte olan kazaları bizde takip ediyoruz. Bugün Türkiye’de karayolları içinde trafikte kazaların en büyük sebepleri kural ihlalleri, hız limitlerini uymama ve alkollü olarak araç kullanmak olarak açıklanmış durumda. Bunları göz önünde bulunduracak olursak motosiklet kazaları da yine aynı sebeplerden dolayı meydana geliyor. Yeni bugün kurallara uyarak motosiklet kullanılması halinde motosikletin hiçbir tehlikesi yok diyebiliriz. Motosiklet kazalarının zaman zaman ön plana çıkmasının en önemli sebebi de araç kazalarını çok yoğun olduğu ülkemizde çok az görülen motosiklet kazalarının dikkat çekmesinden kaynaklanıyor diyebilirim.

“MOTOSİKLET SÜRÜCÜSÜ ARAÇLARLA ARASINDAKİ TAKİP MESAFESİNİ ÇOK İYİ AYARLAMALI”
 
* Bu uğraşının en büyük tehlikeleri neler?
- Bizim en büyük sıkıntımız ve derdimiz trafikte fark edilmemek. Bu konuyu bizler ve Türkiye’deki çok sayıdaki motosiklet grup üyeleri farklı platformlarda sürekli anlatıyor. Size şöyle bir örnek vermek istiyoruz. Bizler zaman zaman yurt dışında da motosiklet kullanıyoruz. Türkiye ile yurt dışındaki motosiklet kullanımını karşılaştırmak istersek inanın yurt dışında motosiklet kullanmanın keyfi bir başka oluyor. Bunun esas sebebi de yurt dışında motosikletlilere karayolunda hak ettiği saygının ve önemin verilmesi. Türkiye’de  ise her nedense her büyük araç küçük aracı hiç önemsemiyor. Bakınız bir otomobil sürücüsü kamyon ve TIR şoförlerinden şikayetçi; motosiklet sürücüleri de doğal olarak otomobil ve diğer büyük araçlardan şikayetçiyiz. Bunun sebebi de Türkiye’de kuralların uygulanmamasından kaynaklanıyor. Ortalama 200-250 kilogram ağırlığındaki motosikletlerimiz üzerlerinde sürücü ile birlikte bir yolcunun da bulunması ile ortalama ağırlık 300-350 kilograma ulaşıyor. Gerek şehir içinde, gerekse şehirlerarası yollarda Türkiye’de motosikletlilere maalesef gerekli saygı gösterilmiyor. Biz sadece şunu istiyoruz. Sürücüler sadece kurallara uysunlar. Bu bizim için yeterli.
 
* Motosikletle güvenlik bir yolculuk yapabilmek için nelere dikkat etmek gerekiyor?
- Bizler bu konuda motosiklet kazaları da takip ediyoruz. Bizce olmazsa olmazların başında diğer araçlarda olduğu gibi alkollü olarak motosiklet üzerine çıkmamak ilk sırada geliyor. Bunun dışında hız limitlerine uymak, kask takmak, sürücü ve arkasında yer alan artçının üzerindeki mont, pantolon ve çizme dahil olmak üzere giysilerinin motosiklet kullanımına uygun olması gerekir. Bazen etrafta çeşitli motosiklet kullanıcıları görüyoruz. Parmak arası terlik ve bir tişörtle motosiklet sürüyorlar. Bu güvenli bir sürüş değil. Bunun asla ve asla yapılmaması gerekir. Bunun dışında motosiklet sürücüsü yol ve hava şartlarına mutlaka uymalı. Ayrıca yolda takip mesafesi de çok önemli . Motosiklet sürücüsü araçlarla arasındaki takip mesafesini çok iyi ayarlamalı. Aksi halde kazaların önüne geçmek çok zor olabiliyor.
 
* Motosiklet kullanırken birde arkanızda oturan ikinci bir kişi oluyor. Yani artçı kişiler. Bunlarında motosiklet ile ilgili bütün bilgileri bilmesi gerekiyor mu?
- Tabiiki artçı olarak bilinen motosiklet kullanırken arkamızda oturan kişilerinde yine tam donanımlı şekilde giysilerini giymeleri ve bu motosiklet ile ilgili kuralları çok iyi bilmeleri gerekiyor. Mesela biz yolda sağ tarafa dönüyorsak arkamızda oturan kişinin de bizim ile birlikte aynı yöne doğru eğilmesi gerekiyor. Motor üzerinde bu artçı kişinin farklı bir hareket yapması kazaların yaşanmasına sebep olabilir.
 
* Zaman zaman otobüsle şehirlerarası yolculuk yaparken motosikletlerin otobüslerin yanından hızla geçip gittiklerini görünüyoruz. Adeta ölüme meydan okuyorlar. Bunu görenler doğal olarak motosikletlilere tepki gösteriyorlar. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Burada sadece motosikletliler göze çarpıyor. Bence bunu motosiklet, küçük araç, büyük araç gibi nitelendirmekten ziyade kural ihlali yapan aracı nitelendirmek gerekir. Motosikletçi burada göze çarpıyor ama aynı hatayı spor otomobil veya 4x4 araç kullanan birisi de yapıyor. Aslında biz orada yandan hızla geçen motosikleti fark ediyoruz. Burada dikkat çeken sadece biz oluyoruz. Algılar o yönde oluyor. Hatalar motosiklet içinde, diğer araçlar içinde hatadır. Bunları kabul etmemiz mümkün değil. Bizler her zaman trafik kurallarına uyulmasından yana olduğumuzu defalarca söyledik, bunda da ısrarcıyız. Birde şunu söylemek istiyoruz. Şehirlerarası yollarda motosikletlerin zaman zaman otobüsleri sollama gibi durumlarında arkadaşlarımız türbülansa girmemek içinde bunu yapabiliyorlar. Bu olaya birde fiziksel olarak bakmak lazım. Motosikletler arabalara göre rüzgardan daha çok etkileniyorlar. 100 kilometre hızla giden bir otobüs veya kamyon ciddi manada bir rüzgar sirkülasyonu sağlıyor. Motosikletliler olarak da bizim de o rüzgar sirkülasyonuna yakalanmamak ve tehlikeye düşmemek için hızla sollama yaparak onun önüne geçmemiz gerekiyor. Araçların yanında hızla geçen bu motosikletler ileride mutlaka yavaşlıyor. Buna inanın. Birde konuya bu yönden bakmamız gerekir diyorum.

“MOTO KURYELERİ YARIŞ ATI GİBİ KULLANANLAR HAKKINDA YASAL İŞLEM YAPILMALI”
 
* Günümüzde moto kuryeler var. Büyük bir tehlike ile iç içeler. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
- Burada en büyük hatayı onları yarış atı gibi kullanan işletmeciler yapıyor. Burada da özellikle bazı Pizza ve hamburger firmaları motosiklet sürücülerini adeta yarış atı gibi kullanıyorlar. Süre sınırlaması koyarak pizzaları 30 dakika gibi kısa sürede adrese teslim etmeyi garanti ediyorlar. Eğer bu süre içinde ürün o kişinin eline ulaşmazsa ücretsiz olarak bu ürünü müşteriye teslim ediyorlar. Bence bu konuda bu satışı yaptıran işletmeler hakkında cezai işlem yapılmalı. Hatta savcılıklar da bu konuda gerekli işlemleri yapmalılar. İş Güvenliği Yasası var. Acaba bu işletmeler bu İş Güvenliği Yasasına uyuyorlar mı? Zaman sınırı koyan o işletmelerde moto kuryelerin hayatları tehlikede olmuyor mu? Ayrıca burada tüketicilerinde sağduyulu olmaları gerekiyor.  Bir tüketicinin telefon açıpta bir Pizza şirketinden “Ben 30 dakika içinde değil de, 45 dakikada Pizzamı istiyorum” demesi lazım. O pizzanın 10-15 dakika geç ev ve işyerine  gelmesi motosiklet kullanan o kişinin de hayatını kurtarabilir. Çanakkale’de bu konuda moto kurye bir arkadaş geçen yıl kaza yaparak hayatını kaybetmişti.
 
* Motosiklet mi, bisiklet mi desem. Hangisini tercih edersiniz. Neden?
- Bizce her ikisi de önemli ulaşım araçları. Bizim motosiklet ile ciddi manada bir gönül bağımız var. Fakat Türkiye genelinde gerek bisiklet, gerekse motosiklet kullanımının ciddi manada artmasından yanayız. Örneğin Çanakkale gibi küçük bir şehirde yaşıyoruz ve çok ciddi manada araç ve otopark sorunumuz var. Bizler yürüyüş kültüründen, motosiklet ve bisiklet kullanımından uzaklaşıyoruz. Bugün Çanakkale gibi küçük bir ilde mevcut araçların yarısı bisiklet, yarısı da motosiklet olsa inanın ne otopark nede trafik sorunu kalır. Buna ciddi anlamda ihtiyacımız var.
 
* Motosiklet kullanımın çevre açısından da bir yararı var mı?
- Motosikletin çevreye büyük bir katkısının olduğunu söyleyebilirim. Ben İstanbul’a gittiğimde ilk gözüme çarpan her araçta bir veya iki kişinin seyahat ettiğini görüyorum. İstanbul trafiğinde yüzlerce, binlerce aracın etrafa yaydığı karbon monoksit gazını düşünecek olursak çevreye ne kadar zarar verdiği bir gerçek.  Motosiklet kullanımının çevreye ve yaşanılan ortama katkısından tutun, sarf ettiği benzine,  trafikte kolay ulaşım sağlaması gibi konularda katkılarının olduğunu söylemem mümkün.  Ayrıca motosikletlerin salgıladığı karbon monoksit oranları  diğer araçlara göre çok çok düşük. Araç ve motosikletlerin CC’si ne kadar düşükse çevreye yaydığı karbon monoksit gazı da o kadar düşük oluyor. Motosikletlerde de bu oranlar düşük. Bu sebeple diğer araçlara göre motosikletlerin çevre dostu olduğunu söyleyebilirim.
 
* Türkiye’de ve diğer ülkelerde motosiklet meraklılara olan bakış açısı nasıl? Ayrıca Motosikletler bisiklet gibi değil. Vergileri de fazladır sanırım?
- Türkiye’de bir motosiklet almak istediğinizde yüksek oranda vergilerle karşılaşıyorsunuz. 250 CC ve üzeri bir motosiklet almak istediğinizde 350 TL’lik bir Özel Tüketim vergisi ile karşılaşabiliyorsunuz. Düşünsenize 2010 model araçtan alınan vergide aynı. Motosikletin etrafa yaydığı karbon monoksit  2010 model araca göre çok düşük olmasına rağmen vergiler aynı. Bu nasıl iş anlamış değiliz. Yurt dışındaki durum ise Türkiye’dekinin dışında çok farklı. Özelikle Avrupa Birliği ülkelerinde motosikletlilere vergiler konusunda kolaylık sağlanıyor. Motosikletlilere uygulanan vergiler orada çok düşük. Yurt dışından 25 bin Euro’ya alabileceğiniz bir motosikleti Türkiye’de 45 bin Euro’ya zor alıyorsunuz. Örneğin BMW marka bir motosikleti Türkiye’de 80 bin liraya alabilirken, yurt dışında bu motosikleti 35-40 bin liraya alabiliyorsunuz. Türkiye’de motosikletlere Özel Tüketim Vergisi gibi bir verginin konulmasını haksızlık olarak görüyoruz. Bizce bu bir hükümet politikası olarak belirlenip özellikle motosikletim trafikte kullanımını da dikkat alarak 150-250 CC sınıfında olan motosikletlerde Özel Tüketim Vergisi alınmayabilir. Bu teşvik ve trafikte kullanımının yaygınlaşmasını sağlayabilir. Çevre ve yakıt tüketiminin az olması sebebiyle ekonomi açısından da bu çok önemli. Bunun dışında diğer CC’si yüksek motosikletlerde yine Özel Tüketim Vergisi alınabilir. Bunların miktarı ise düşük tutulabilir.

“FİZİKSEL YAPILARI MÜSAİT OLMAYANLAR HİÇ MOTOSİKLET İLE İLGİLENMESİNLER”
 
* Yıllardır motosiklet merakınız var. Bize bu süre içinde başınızdan geçen birkaç anınızı anlatır mısınız?
- Ben İsmail Ay olarak Türkiye genelinde uzun gezileri çok seviyorum. Senede 8-10 bin kilometre de yol yapıyorum. 2014 yılı Haziran ayında da Doğu Anadolu ve Karadeniz gezisi yaptım. Karadeniz gezim sırasında da ilginç bir olayla karşılaştım. Rize’de benzin almak için bir benzin istasyonuna gittim. Tabii benim motosikletim çok dikkat çeken bir motosiklet olduğu için her gittiğim yerde motosikletin yanına gelip soru soran ve fotoğraf çektiren çok oluyor. Rize’de de işte benzin istasyonunda bir amca yanıma geldi. Bana şivesi ile “Uşağum bu motor kaç basii” dedi. Benim motosikletimin monitörü dijital olduğu için “Abi. Hız verdiğimde bu motosiklet 300-400’e kadar çıkabiliyor” dedim.  “Anladım uşağımda. Bu kaç basi. Ben sana onu soruyorum” dedi gene. Çalıştırdım motoru ve hız verdim motorun ibresi dijital olduğundan 300’e kadar çıktı. “Ya uşağum” dedi gene. “Ben aptalmıyım?  En fazla bununla kaç yaptın onu söyleyeceksin da” dedi tekrar. “Amca öyle desene ya” dedim. “Ben bununla trafikte en fazla 160 yaptım. Çok fazla hızlı gitmiyorum” dedim. “Ha bu kadar da. Ne uğraştırıyorsun beni” deyip elini arkaya bağlayıp çekti gitti.  
 
* Motosiklete merakı olanlara neler tavsiye edersiniz?
- Motosikleti eğer merak olarak düşünüyorlarsa önce fiziksel yapılarının motosiklet kullanmaya uygun olup olmadığına baksınlar. Eğer fiziksel yapıları buna müsait değilse hiç motosiklet ile ilgilenmesinler. Ayrıca yaş ve sağlık durumu da çok önemli. Çeşitli sağlık problemi olanların motosiklet kullanmaları sadece kendi hayatlarını değil, başkalarının da hayatlarını tehlikeye düşürebiliyor.  Bunun dışında motosiklet alacaklara tavsiyem kesinlikle ve kesinlikle ehliyetli ve ehliyet kursunda aktif olarak motosiklet kullanmayı öğrenerek bu uğraşıya başlasınlar. Birde alacakları motosikletleri mutlaka küçük CC olarak alsınlar. Çünkü motosiklete yeni başlayan kişiler yüksek CC’li bir motosiklet alırlarsa trafikte ona hakim olmak çok zor olabiliyor. Çok hızlı hareket ettiğinden dolayı sürücü bu motosiklete hakim olamayabildiğinden kazalar yaşanabiliyor. ]]> </content:encoded><category domain="https://www.canakkaleaynalipazar.com/roportajlar-haberleri">Röportajlar</category><dc:creator><![CDATA[Motosiklet Sevdalıları - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 29 Sep 2014 08:18:33 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/motorsiklet-sevdalilari.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/motorsiklet-sevdalilari.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/motorsiklet-sevdalilari.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Kurşun Harflerin Efendisi]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-kursun-harflerin-efendisi-1075.html</guid>
                    <link>https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-kursun-harflerin-efendisi-1075.html</link>
                    <description><![CDATA[Yıllar önce gerek gazetelerde, gerekse diğer basım evlerinde, günümüzün rotatifleri ya da ofset baskı makineleri yoktu. Kurşun harfler ve bu harflerin dizildiği kumpaslar vardı. Buralara “mürettiphane" denirdi. Bir gazetenin hazırlanması da bu kurşun harflerin tek tek yan yana getirilmesi ile saatler süren çalışmalar sonunda gerçekleşirdi. Çanakkale’de de yıllarca bu kurşun harfleri yan yana getirerek cümleleri oluşturup gazete çıkaran Sadi Çanlı, halen o günleri hatırlıyor. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ 1955 yılında başladığı gazetecilik ve matbaacılık mesleğinde kurşun harflerle baskıya hazırladığı gazeteleri, fotoğraf olarak kullandığı klişeleri anlatırken duygusal anlar yaşıyor. 2008 yılında emekli olduktan sonra işyerini oğluna devreden Sadi Çanlı “Halen işyerimde kurşun harflerle baskı yapılmaya devam ediliyor. Ben emekli oldum ama, kurşun harfler emekli olmadı” diyor. Bu haftaki sayımızda adeta kurşun harflerin efendisi olan Sadi Çanlı’yı sizlere tanıtmak istedik….
 
ÖZEL RÖPORTAJ: AYHAN ÖNCÜ / ÇANAKKALE
E-Mail: info@canakkaletravel.com
 
* Bize kendinizi tanıtır mısınız?
- Adım Sadi Çanlı. 1944 yılında Çanakkale merkeze bağlı Özbek köyünde doğdum. İlkokulu Özbek’te bitirdim. 1955 yılında da Çanakkale’ye gelerek burada Erkek Sanat Enstitüsüne yazıldım. 3 yıl orada okudum. Fakat çeşitli sebeplerle okulu bitiremedim. Yıllarca Çanakkale’de gazetecilik ve matbaacılık sektöründe çalıştım. 2008 yılında da bu mesleği bırakarak işyerimi oğluma devrettim.
 
* Gazetecilik ve matbaacılık mesleğine başlamanız nasıl odu?
- Kendimi tanıtırken de bahsettiğim gibi 1955 yılında Erkek Sanat Enstitüsüne yazıldıktan sonra okulda 3 yıl iyi bir eğitim gördüm. Fakat 1958 yılında ilginç bir olay oldu. O yıl Rumlar Kıbrıs’ta bir Yüzbaşımızı ailesi ile birlikte katletmişti. Bu kapsamda 1958 yılında Valilik önderliğinde bütün okulların katıldığı bir protesto yürüyüşü yapıldı. Bu yürüyüşe bende okul ile birlikte katıldım. Miting havasındaki bu yürüyüşte herkes birer konuşma yaptı. Fakat o konuşanlar içinde birisi öyle bir konuşma yaptı ki, herkes gözyaşlarını tutamadı ve sürekli alkışladı. Çok etkili bir konuşmaydı. Bende o kişinin kim olduğunu merak ederek orada bulunanlara sordum. O kişinin “Mücadele Gazetesi”nin sahibi Gazeteci Necmettin Şenay olduğunu öğrendim. Bu beni çok etkiledi. “Demek ki gazetecilik böyle oluyor” diyerek Gazeteci olmaya karar verdim. Bu mesleği seçmemde en büyük etkenin Gazeteci Necmetin Şenay olduğunu söyleyebilirim.

“GAZETECİLEK MESLEĞİNE BAŞLAMAMDA HÜSNÜ MENÇE’NİN DESTEĞİNİ UNUTAMAM”
 
*Sanırım meslekteki yeteneğinizi bir öğretmen keşfetmiş. Bize bundan da bahseder misiniz?
- 1958 yıllarıydı sanırım. Gazeteciliğe ve matbaacılığa karşı ilgim sebebiyle “Demokrat Çanakkale Gazetesi”ne zaman zaman gidip orada çalışanları izleyip onların nasıl bu işi yaptıklarını öğrenmeye çalışıyordum. O gazetenin sahibi de Ali Oktay’dı. Aslında Gazete Hüseyin Oktay’ındı. Ona o zamanlar Canavar Hüseyin derlerdi. Hüseyin Oktay askerde olduğu için gazete Ali Oktay’ın üzerine görünüyordu. Canavar Hüseyin’in Cumhuriyet İlkokulu’nda Perihan Oktay isminde öğretmen bir ablası vardı. Birgün 5-6 arkadaş matbaanın oraya gittik. Öğretmenimiz Perihan Oktay gazeteden kesilme bir kupür vererek bu kurşun harflerle dizmemizi istedi. Hepimiz o yazıyı yazıp bıraktık. Ertesi gün öğretmenimiz sadece beni görmek istediğini söylemiş. Bu söz üzerine çok korktum. Sabah yanına gittim. Bana “Oğlum bak. Diğer arkadaşlarının hiçbiri bu yazıyı doğru dürüst yazamamış. Bir tek sen imla kuralları da dahil olmak üzere güzel bir sayfa düzeni ile yazıyı yazmışsın. Çok büyük yeteneğin var. Bu mesleğe başla” dedi. Bu söz gerçekten beni çok mutlu etti. Zaten okumaya da niyetim yoktu ve okulu bırakıp gazetecilik mesleğine başladım.
 
* Okulu bıraktıktan sonra ilk çalıştığınız işyeri ve gazete neresi oldu?
- 1958 yılında okulu bırakma kararımı verdikten sonra çarşı caddesi bölgesinde Ziraat Bankası’nın o bölgede geziyordum. Çanakkale’de o yıllarda önemli yerel gazetelerden birisi olan Hüsnü Mençe’ye ait “Ekspres“isimli yerel gazetenin bürosu ve basım yeri Çarşı caddesindeydi. O bölgeden geçerken Hüsnü Mençe ile karşılaştım. Kendisine selam verdim. Bana nereye gittiğimi sordu. Bende onların matbaasında bulunan arkadaşım Burhan’ı görmeye gittiğimi söyledim. Burhan isimli arkadaşım onun yanında çalışıyordu. Fakat arkadaşım 3 gündür işe gitmiyormuş. Bana onun yanında çalışıp çalışmayacağım sordu. Bende “Tabii ki çalışırım” dedim. Bana anahtarları verdi ve “git aç işyerini, başla çalışmaya “ dedi. O anda şok oldum. Okulu bıraktığım gün işe girdim. Bu beni çok sevindirdi. İşe başlamamla birlikte Hüsnü Mençe ile birlikte ilk önce gecikmiş gazetelerin dizgisini ve baskısını yaptık. O zamanlar gazeteler prova tezgahında tek yaprak basılırdı.
 
* Kaç lira maaş alıyordunuz?
- Ben işe girerken patronum Hüsnü Mençe hiç para konusunu konuşmadım. Gece bile eve gitmiyordum. Matbaada yatıp kalkıyordum. Hüsnü Mençe’de geceleri orada kalıyordu. Aylar süren çalışmamın ardından mesleğin bütün özelliklerini öğrendim. Günlük gazeteyi tek başına çıkarıyordum. Daha önce yardım için yanına gittiğim “Demokrat Çanakkale Gazetesi”nin sahibi Hüseyin Oktay, yani Canavar Hüseyin de askerden yeni gelmişti. Benim Hüsnü Mençe’nin yanında çalıştığımı öğrenmiş. Benimle karşılaştığı bir gün “Benim yanımda 5-6 kişi çalışıyor.Gazeteyi zor çıkarıyorlar. Sen tek başına aylardır gazeteyi çıkarıyorsun. Bunu nasıl yapıyorsun? Bunun sırrı ne?” diye sordu. Bende “Gece gündüz çalışmak” dedim. “Kaç para alıyorsun” dedi. “Vallahi biz para konusunu hiç konuşmadık. 1,5 aydır para almadım” dedim. İnanamadı. Aradan birkaç ay daha geçti. Birgün patronum Hüsnü Mençe işyerine siyah bir çanta ile geldi. Çantayı bir açtı içi para dolu. Meğer askeriye resmi ilan paralarını geciktiriyormuş. O sebeple para alamadığı için benim maaşımı da veremiyormuş. Bana ”Sadi ne kadardır çalışıyorsun?” dedi.  Bende 2 ay olduğunu söyledim. Başladı paraları saymaya. Bana tomar tomar para vermeye başladı. Paraları ceplerime sığdıramadım. Bana o zamanın parası ile 200 lira verdi. Parayı verdikten sonra “Senden bir şey rica edeceğim” dedi. Bende “Tabiiki” dedim. “O Hüseyin Oktay va rya. Sana sürekli aldığım maaşı soruyor. Bunları git onun masasının üzerine koy” dedi. “Tamam” dedim ve Hüseyin Oktay’ın yani Canavar Hüseyin’in işyerine gittim. Paraları çıkarıp masasının üzerine koymaya başladım. “Dur, dur, dur” dedi. “Kaç para var burada?” dedi. “200 lira “ dedim. “Aman benim çalışanlar duymasın. Hemen bunları al buradan” dedi. O da şok oldu benim bu kadar para alacağımı düşünmemişti sanırım.
 
* Birkaç yıl Hüsnü Mençe’nin yanında çalıştıktan sonra buradan ayrılarak başka bir gazeteye işe başlamışsınız bu nasıl oldu?
- 1962 yılında Hüsnü Mençe’nin yanından ayrılarak Turhan Narler’in “Anafartalar” isimli gazetesinde çalışmaya başladım. İşte burada benim kalfalık hayatım başladı. Turhan Narler’in yanında dizgi yapmıyordum. Çalışanlar dizgiyi yaparlardı. Bende o dizilen haberlere göre sayfaları yapardım. Hangi haber hangi sayfada nereye konulacak onları belirlerdim. Bir bakıma gazetenin sayfa düzenini yapıyordum. Burada  uzun süre bu şekilde çalıştım.

“KURŞUN HARFLERİN TEK TEK YANYANA DİZİLMESİ GERÇEKTEN ÇOK ZOR”
 
* Yaptığınız bu işte yıllarca kurşun harfleri kullandınız. Yıllarca bir gazeteyi çıkarabilmek için kurşun harfleri tek tek yan yana getirerek kelimeleri ve cümleleri oluşturdunuz. Çok zor bir işti yaptığınız. Bize bu konudan da bahseder misiniz?
- Günümüzde gazete çıkarmak o kadar kolay ki.. Bilgisayarlar aracılığı il dizgiyi yapıyorsunuz, gerekirse anında değişiklik yapabiliyorsunuz. Baskıda yine modern makinelerle yapılıyor. Bizim zamanımızda gazete çıkarmak çok zordu. Bir gazeteye çıkarmak için değişik boyutlardaki kurşun harfleri tek tek yan yana getirerek kelimeleri ve cümleleri oluşturuyorduk. Bunları da tek sütun veya iki sütun olarak hazırlıyorduk. Harfleri tersten dizdiğimiz için onların yanlış konulmaması gerekiyor. Bir harf ters konulsa kelimeler ve cümlelerde çok değişik anlamlar çıkabiliyor. Bunlara çok dikkat etmek lazım..
 
* Bu işte uğraştığınız bundan 40-50 yıl önce gazetelerde sanırım yine bu  şekilde yani kurşun harflerin tek tek yan yana getirilmesi ile basılıyordu. Bir gazetenin baskıya hazır hale getirilmesi ne kadar sürüyordu?
- Bu işi yapan ustaya göre değişir. Bu işi gerçekten isteyerek, özenirseniz, iyi bir sayfa düzeni ile yaparsanız saatler süren çalışma sonunda bir gazeteyi çıkarabilirsiniz. Ama baştan savma yaparsanız yarım veya bir saatte de gazeteyi yapabilirsiniz. Ama o gazete gazete olmaktan çıkar. El ilanı gibi olur. Bu işte özen ve emek çok önemli. Baştan savma olmamalı.
 
* Gazeteler o yıllarda akşam mı basılırdı?
- Genelde yerel gazeteler 1960’lı yıllarda akşamdan basılırdı. Bizim bastığımız “Anafartalar” gazetesini ise sabahları basardık. Çünkü Turhan Narler gazetecilik konusunda çok titizdi. Gece bir olay olabileceğini düşünerek gazeteyi gece basmaktansa sabah basmayı tercih ederdi. Böylece gece olan olaylar sabah basıldığı için bir tek bizim gazetemizde yayınlanırdı. Diğer gazetelerde ise bir gün sonra o haberler yayınlanırdı. Turhan Narler’in yanında yaklaşık 1 yıl kadar çalıştım. Ardından da Ali Dalyancı’nın “Köylü Gazetesi” vardı. Orada da 1964 yılına kadar çalıştım. Ardından da 1964 yılında askere gittim. Askerden dönüşte Çanakkale il merkezine gelmedim. Annem babam Gelibolu’ya taşınmıştı.Oraya gittim ve oraya yerleştim. Oradan da İstanbul’a gittim. İstanbul’da matbaacılık sektöründe iş ararken çok zorluk çektim. Gittiğim yerlerden hep elim boş döndü. Fakat bir gün yolda yürürken enseme birisi tokat attı. Bir döndüm baktım ki, karşımda Allah rahmet eylesin Çanakkale’den Mustafa Kaytaz vardı. “Ustacım” benim dedi ve boynuma sarıldı. Bana İstanbul’da ne yaptığımı sordu. “Bende iş aradığımı söyledim. Kendisi de o yıllarda İstanbul’da bir matbaada çalışıyormuş. İleride bir yerde Çanakkaleli tanıdık bir matbaacının olduğunu söyleyerek beni oraya götürdü. Oraya gittik. O matbaacının ismi de Baha Özbudak idi. Çanakkale’de radyo tamircisi Parmaksız Mehmet’in oğlan kardeşiydi. Asıl o kişinin çalıştığı matbaanın sahibi ise bir kadındı. Yani Baha Özbudak‘ın eşiydi. Beni çağırdı ve işe aldığını söyledi. Sabah da matbaada hemen işe başladım. Sabah işyerine geldiğimde yerlerde 25 kuruş, 10 kuruş, 1 lira gibi paralar vardı. Mustafa Kaytaz ile birlikte yerdeki paraları toplayıp masanın üzerine koyduk. Bir hafta hep yerdeki paraları toplayıp yerleri süpürerek burada işime başladım. Sonrada kendimi orada geliştirdim ve iyi bir matbaa ustası oldum. İstanbul’da matbaacılık sektöründe 2-3 yıl çalıştım. Gazetecikten çok beni en çok matbaa işi mutlu etti. Matbaacılık mesleği benim en sevdiğim işti. 1968 yılının sonunda da evlenmek amacıyla Çanakkale’ye geri döndüm. Çanakkale’ye geri döndükten sonra matbaacılık sektöründe iş imkanı bulamadığım için yeni arayışlar içine girdim. O yıllarda Çanakkale Seramik Fabrikası’nda arkadaşlarımız vardı. Onlarında desteği ile Çan’a giderek su tesisatçılığı işine başladım.1972 yılında da Çan’dan Çanakkale’ye geri dönerek esas mesleğim olan matbaacılık işine yeniden başladım.
 
“1970’Lİ YILLARDA YEREL GAZETELERDE FOTOĞRAF YERİNE KLİŞE KULLANIYORDUK”
 
* 1974 yılında ise Çanakkale’de kendi gazetenizi kurdunuz. Bu nasıl oldu?
- 1972 yılında Çan’dan Çanakkale’ye geldikten sonra Okullar Pazarı’ndan Hüseyin Uluaslan ile ortak bir matbaa açtık. Maddi olarak desteği o verdi, bende bu konuda usta olduğum için çalışarak buna katkı sağladım. Ondan Allah razı olsun. Onun bana verdiği o imkanı bana babam vermedi. Bana çok destek çıktı. Her zaman ona duacıyım. Bu matbaayı açtığımızda Hüseyin Uluaslan’ın aklında bir gazete çıkarma fikri olduğunu tahmin ediyordum. Zaman zamanda benimle konuşurken bu konuda sözler söylüyordu. Sonunda 9 Eylül 1974 tarihinde “Çanakkale’nin Sesi” adı altındaki günlük gazetemizi çıkarmaya başladık. Sahipleri Hüseyin Uluaslan ve Sadi Çanlı’ydı. Gazetenin yayına başlamasının ardından Hüseyin Uluaslan’ın o sevincini unutamam. 6 yıl aralıksız 4 sayfalık bu yerel gazetemizi yayınladık. Bu 6 yıllık gazetemizde bütün haberleri bizzat biz yazdık. Hiç başka gazetelerden kupür alarak gazetemize koymadık. Yani günümüzdeki gibi kopyala yapıştır yapmadık. Fakat buradan özellikle Gazeteci Yaşar Türe’yi rahmet anıyorum. Onun da gazetemizdeki haberlerde büyük katkısı oldu. Yaşar Türe benimle birlikte yattı, benimle birlikte kalktı. Bize çok yardımcı oldu. Hüseyin Uluaslan ile ortaklığımız 1980 yılına kadar sürdü.  1980 yılında ise ortaklığımızın sona ermesi ile birlikte gazeteciliği bırakıp matbaacılık işine girdim. İşyerimin ismini de “Ahenk Matbaası” koydum.
 
* O yıllarda kurşun harflerle gazeteye yazılar yazıldıktan sonra fotoğraflar sayfalara nasıl yerleştiriliyordu?
- Fotoğraflar klişe olarak gazetelere konulurdu. Klişeyi yapmak Çanakkale’de mümkün değildi. Bunların İstanbul’da yapılması gerekirdi. O yıllarda İstanbul’da klişe yaptırmak da çok zordu. Gazeteler genelde daha önce yapılmış klişelerle fotoğraflı olarak çıkardı. Mesela Çanakkale Seramik Fabrikaları ile ilgili bir haber yapılacağı zaman daha önceden yapılmış fabrika ile ilgili bir klişe bu haberde fotoğraf olarak kullanılırdı. Yani yeni çekilen bir fotoğrafın gazeteye konulması mümkün değildi.
 
* Harflerin tek tek yan yana getirilmesi sırasında zaman zaman hata yaptığınız oluyor muydu? Bunu nasıl kontrol ediyordunuz?
- Tabiî ki bizlerde insanız. Zaman zaman bu konuda yaptığımız hatalar olabiliyordu. Bu sebeple kurşun harfler dizildikten sonra bunları tek tek okuyorduk. Hataları ortadan kaldırmak için elimizden geleni yapıyorduk. Bazen gözden kaçan harfler olabiliyordu. Mesela 1975-76 yılıydı sanırım. Yazı işleri Müdürümüz Ramazan ayı ile ilgili bir yazı yazmış. Makalenin en sonunda “Hayırlı Olsun Büyük Ramazan” yazılacakken bir harf hatası sebebiyle yanlışlıkla “y” harfinin yerine “z” harfi gelmiş. Bu sebeple de yazı  “Hayırlı Olsun Büzük Ramazan” olmuş. Bu bizim gözümüzden de kaçmış. Sabah vali bey bizi arayıp bunun ne olduğunu sorunca özür dilemiştik. Ertesi günde gazetede bu konuda özür yazısı yazdık.
 
* Matbaa makinelerinden de bahsedebilir misiniz? 
- Ben bu işe sallama adı verilen makine ile başladım. Daha sonraki yıllar da makineler modernleşmeye başladı. Bence eski makinelerle baskı işi daha iyiydi.
 
* Zamanla teknolojinin gelişmesi ile birlikte ofset makineler çıktı ve bilgisayar ortamında artık davetiye, kartvizit ve gazete baskıları yapılmaya başlandı. Bu sizlerin işlerinizi nasıl etkiledi?
- Tabii ki biraz etkiledi. Fakat şunu da söylemek gerekir ki, teknolojinin gelişmesi ile birlikte kurşun harflerle baskı işi yapanlar olarak biz daha fazla iş yapmaya başladık. Çünkü özellikle fatura, makbuz ve bilet baskılarında ofset makineleri ile seri numara basamıyorlar. Biz kurşun harflerle yaptığımız baskı işlerimizde her sayfa için numarayı değiştirebiliyoruz. Bu da bize ilgiyi arttırıyor ve daha fazla iş yapmamızı sağlıyor.
 
* Emekli oldunuz fakat işyeriniz halen açık. Burada sizin ardınızdan gelenler bu mesleği sürdürüyorlar. Yine burada kurşun harfler tek tek yerlerinde duruyor. Artık tarih olmaya başlayan bu kurşun harflerle baskı yapılmaya devam ediliyor mu?
- 2008 yılında emekli olduktan sonra işyerimi oğluma devrettim. Bu devirin ardından da oğlum bu mesleği aynen devam ettiriyor. Halen kurşun harflerle baskı işleri matbaamızda devam ediyor.

“ÇANAKKALE’DE KURŞUN HAFLERLE BASKI YAPAN MATBAA SAYISI ÇOK AZ”
 
* Bu işi, yani kurşun harflerle baskı yapan Çanakkale’de kaç kişi kaldı şuan? 
- Çanakkale’de kurşun harflerle bu mesleği yapanların sayısı bir elin parmakları kadar az diyebilirim. Teknolojinin gelişmesi ile birlikte ofsete geçilmeye başlanınca kurşun harflerde yavaş yavaş tarihe karışmaya başladı gibi bir şey.
 
* Matbaa ustası olmak çok zorlu bir iş. Çanakkale’de yeni matbaa ustaları yetişiyor mu?
- Maalesef Çanakkale’de yeni matbaa ustaları yetişmiyor. Çünkü bu işe başlayacak kişi önce parayı soruyor. “Ne yapacağını biliyor musun?” diyorum. “Bilmiyorum” diyor. Bu işi bilmiyorsan nasıl parayı sorarsın? Bu meslek hemen 3-5 günde öğrenilecek bir iş değil ki. Bu sebeple de yeni ustalar yetişmiyor maalesef. Bu işin geleceği biraz zor gibi görünüyor.
 
* O yıllarda esnaflar arasındaki arkadaşlıklar nasıldı?
-Biz 1980’li 1990’lı yıllarda Fetvane sokakta Matbaacı Sadi, Camcı Rıza, Ayakkabıcı Mıstık ve Yorgancı Turan olarak 4 arkadaştık. Biz her sabah bir araya gelir çayımızı kahvemizi içtikten sonra saat 09.00’da işyerimize gitmeden önce cebimizdeki bütün paraları masaya koyardık. Daha sonra da o parayla kimin borcu varsa o gün ödenirdi. Aramızda kimin ne kadar para verdiği bir tarafa yazılmazdı. Ertesi gün de borcu ödenen arkadaşımız parayı getirir masanın üzerine koyardı ve herkes parasını oradan alırdı. Birbirimize güvenimiz vardı. Senelerde biz böyle arkadaşlık yaptık ve aramızda bir tek sorun çıkmadı.
 
* Yıllarca bu işin içindesiniz. Bize başınızdan geçen birkaç anınızı anlatır mısınız?
-1978’li yıllardır sanırım. O yıllarda “Çanakkale’nin Sesi” Gazetesini çıkarıyoruz. Gazeteci Yaşar Türe’de o yıllarda bizim günlük gazetemizdeki haberlere yardımcı oluyordu. Bir sabah koşarak bize geldi. “Bak, şimdi ne olacak?” dedi. Hepimiz merak ettik. Arabalı vapurdan bir Tır karşıya geçecekti. Emniyet yetkilileri Tır’da yaptıkları aramada sigara paketlerinin içinde sigara yerine hamur olduğunu gördüler. Hamuru sigara diye satacaklarmış. Yaşar Türe bunların hepsinin fotoğraflarını tek tek çekti. Fakat o yıllarda teknik olarak fotoğrafları gazetede yayınlamak mümkün değildi. Klişelerinin hazırlanması gerekiyordu. Bunun da yapılması için filmi İstanbul’a gönderilmesi ve klişelerinin yapılıp acilen Çanakkale’ye geri gelmesi gerekiyordu. O zaman için bu haber Çanakkale için çok önemliydi. İstanbul’da benim o yıllarda damadım vardı. Hemen ona telefon ettim ve çektiğimiz o filmi otobüsle İstanbul’a gönderdiğimi ve klişeleri hazırlatıp ilk otobüsle Çanakkale’ye göndermesini istedim. Filmleri alan damadım hemen klişeleri yapıp İstanbul’dan bana gönderdi. Bizde ertesi gün bu haberi Çanakkale’deki 6 yerel gazetede fotoğraflı olarak veren tek gazete olduk. Çünkü o yıllarda gazetelerde fotoğraf bulunması çok zordu. Teknik olarak imkansızdı. Sabah bizim gazete tükendi. Şehirde herkes bizim gazeteyi arıyordu. O günü unutamam…
Bunun dışında bir anımı daha paylaşmak istiyorum. 1975-76 yılıydı. O yıllarda “Çanakkale’nin Sesi “Gazetesi”ni çıkarıyorduk. O günde gazetede birkaç satırlık bir yer yalmış. Çalışanlarımızda oraya bir haber koymamı istediler. O günde Jandarma’dan bize bir bülten gelmişti. Baktım bülten içinde bir vukuat vardı. “70 yaşındaki bir dede çakı bıçağı ile 18 yaşındaki bir genci bıçakladı” yazıyordu. İsimlerinin de baş harfleri vardı. Fakat olay ile ilgili geniş bir bilgi yoktu. Haber yazacağım yer için ise bu kadar yazı yeterli değildi. Birkaç satır daha yazı lazımdı. Bende olsa olsa bu olayın dedenin elma armut soyarken gençlerin kendisi ile dalga geçmesi sonucu gerçekleymiş olacağını düşünerek haberi o şekilde yazdım. Gazetede de haber bu şekilde çıktı. Sabah İlçe Jandarma Komutanı erkenden beni telefonla aradı. “Sadi bey bizi atlattınız. Bu olayın böyle olduğunu biz bilmiyorduk. Gazeteden okuduk” dedi. Bende “gazeteci olarak görevimizi yaptık” deyip durumu izah ettim. Yanına çağırdı. Biraz konuştuk. Birkaç gün sonra yine komutandan bir telefon geldi. Acilen Jandarma Komutanlığına gelmemi istedi. Hemen gittim. Benim gazetedeki haberin mahkemede delil olarak kullanıldığını söyledi. Gençlerden 10 şahit olmasına rağmen dedenin hiç şahidi yokmuş. Benim bu haberde orada delil olmuş. Gençlerde mahkeme başkanına olayın aynen benim yazdığım gibi olduğunu söylemişler. Dede de o mahkemede benim haber sayesinde beraat etmiş.
 
* Bu mesleği seçeceklere neler tavsiye edersiniz?
- Bu işi yapacakların çalışmayı çok seven kişiler olması lazım.  İşin içine girdiklerinde zor deyip hemen kaçmamalılar. Sonuna kadar bu işi öğretmen için çaba sarf etmeliler. Ayrıca müşteriyi de çok iyi davranmalılar. Aksi halde bu işte başarılı olmak gerçekten çok zor. ]]> </content:encoded><category domain="https://www.canakkaleaynalipazar.com/roportajlar-haberleri">Röportajlar</category><dc:creator><![CDATA[Kurşun Harflerin Efendisi - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Mon, 22 Sep 2014 11:22:23 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/kursun-harflerin-efendisi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/kursun-harflerin-efendisi.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/kursun-harflerin-efendisi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Çanakkalede Bir İlk: Barış Koşusu]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-canakkalede-bir-ilk-baris-kosusu-868.html</guid>
                    <link>https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-canakkalede-bir-ilk-baris-kosusu-868.html</link>
                    <description><![CDATA[Tarihi ve turistik açıdan önemli bir yerleşim birimi olan Çanakkale’de turizmin gelişmesi için yeni projeler hayata geçirilmeye başlıyor. İşte bunlardan birisi de Gelibolu Yarımadası’nda, Çanakkale Savaşlarının yaşandığı bölgede düzenlenecek olan “Barış Maratonu”… ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Bu konuda uzun süredir proje çalışmalarını sürdüren GTP Turizm yetkilileri sonunda Çanakkale’de bir ilki başararak “Barış İçin Koşuyorum” adı altındaki bu etkinliği Çanakkale Savaşları’nın 100. yılı olan 2015 yılında gerçekleştirmek için startı verdiler… Türkiye’de İstanbul ve Antalya’da yapılan Maraton koşularının üçüncüsü böylece Çanakkale’de yapılmış olacak. Yerli ve yabancı binlerce sporcunun Gelibolu Yarımadası’nda barış için koşacağı bu etkinlik sadece Türkiye’de değil, dünyada da büyük ses getirecek. Toplam 160 bin TL ödülün dağıtılacağı organizasyonda Tam Maraton ve Yarı Maratonda 5 bin kişi, halk koşusunda ise binlerce kişi barış için koşacak. Bizlerde bu hafta çok sayıda ünlü sporcu ve siyaset adamı ile tanınmış kişilerin katılacağı Çanakkale turizmine de büyük katkı sağlayacak bu etkinlik hakkındaki çalışmaları GTP Turizm A.Ş’nin kurucu ortağı Armağan Aydeğer’e sorduk…
 
ÖZEL RÖPORTAJ: AYHAN ÖNCÜ / ÇANAKKALE
E-Mail: info@canakkaletravel.com

* Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
- İsmim Armağan Aydeğer. GTP Turizm A.Ş’nin kurucu ortağıyım. Nisan 2014 yılında kurduğumuz bu şirkette benim dışımda Wilusa Seyahat Acentesi Ortağı Ahmet Çelik ve Hotel Crowded House Tours ortağı Ziya Artam yer alıyor. Bu şirketi oluştururken Çanakkale’de bugüne kadar yapılan olağan şeylerin yanı sıra olağan dışı büyük ilgi çekici etkinlikler yapmayı hedefledik. Bu kapsamda da birçok projeyi hayata geçirmek için çalışmalarımıza başladık.

* Bu konuda en önemli projelerimizden birisi de Çanakkale Savaşlarının yaşandığı Gelibolu Yarımadası’nda bir barış koşusu projeniz var. Bu konuda da çalışmalarımız sürüyor. Sanırım ilk kez Çanakkale’de uluslararası bir maraton düzenlenecek. Bu proje fikri nasıl ortaya çıktı?
- Türkiye genelinde tam maraton dediğimiz 42 kilometre 195 metre mesafedeki bu yarış İstanbul’da Avrasya Maratonu ve Antalya’da da “Runtalya” adı altında düzenleniyor. Bunun dışında Türkiye’de bu şekilde düzenlenen uluslar arası bir maraton yok. Bizlerde bu kapsamda tarihi ve turistik açıdan önemli bir yer olan Çanakkale’de böyle bir etkinliğin düzenlenebileceğini düşünerek bir çalışma başlattık. Bu kapsamda ülkemizin ve Avrupa’nın çok önemli turizm duayenlerinden Hüseyin Baraner ve Çanakkale Vali Yardımcımız Bekir Sıtkı Dağ’a bu projemizi ilettik. Onlardan da projemize destek gelince Çanakkale’de büyük ses getirecek uluslar arası bu projeyi hayata geçirmek için çalışmalara başladık. Düzenleyeceğimiz bu maraton sadece bir spor etkinliği olmayacak. Amacımız burada spor ile birlikte dünyanın en büyük barış organizasyonlarından birisini yapmak. Bu kapsamda gerek UNESCO ile gerekse birçok yabancı ülke ile temaslarımıza başladık. Bu konuda uluslararası spor ve turizm organizasyonları, uluslar arası yabancı sivil toplum kuruluşları ile görüşmelerimiz sürüyor. Kendilerine yarışma ile ilgili bilgilendirmeler yapıldı.
 
“ÇANAKKALE’DE İLK KEZ MARATON KOŞUSU DÜZENLENECEK”
 
* Uluslararası özellikteki bu maraton ne zaman yapılacak?
- “Barış İçin Koşuyorum” adı altındaki bu maratonumuz 4 Ekim 2015 Pazar günü yapılacak.
 
* Bu maratonu 2015 yılında neden Çanakkale Savaşları ile ilgili törenlerin yapıldığı Mart veya Nisan aylarında değil de, Ekim ayında yapmayı planladınız?
- Bizler firma olarak Çanakkale bölgesinin turizmde hak ettiği yere gelebilmesi için çaba sarf ediyoruz. Bu sebeple de Çanakkale’de turizm sezonunun yavaşlamaya başladığı aylarda hareketliği sağlayabilmek için birçok projeyi gerçekleştirmekten yanayız. Bunlardan birisi de işte bu maraton koşusu. Mart ve Nisan ayları zaten Çanakkale’de turizmin en yoğun olduğu aylar içinde yer alıyor. Bizler bunun dışında geri kalan aylarda da Çanakkale’de turizmin hareketlenmesini istiyoruz. Bu etkinliğimizi de özellikle turizmin yavaşladığı bir ay olan Ekim ayında yapmayı planladık. Zaten maratonlar da yazın koşulmuyor. Hedefimiz her ay Çanakkale’de bir  etkinlik yapmak.
 
* Maraton etkinliği sadece 1 günle mi sınırlı olacak?
- Maraton tek günlük bir etkinlik gibi görülmesine rağmen aslında bu böyle değil. Maraton 4 günlük bir etkinliği kapsıyor. Maratondan önce 1-2-3 Ekim tarihlerinde Halk Bahçesi içinde Maraton Fuarımız olacak. Burada maratonun tanıtımı yapılacak ve yarışmaya katılacaklara malzemeleri teslim edilecek. Makarna partileri düzenlenecek. Halk Bahçesi 3 gün boyunca binlerce kişinin bir araya geldiği bir buluşma yeri olacak. Burada yerli ve yabancı binlerce kişi bir araya gelecek ve  barış için koşacakları bu yeri tanımış olacaklar. Yani 4 Ekim tarihinde bu yarış yapılacak ama ekinlikler 3-4 gün öncesinden başlayacak. Bu da kent turizmine ve esnafına da büyük katkı sağlayacak.
 
* Çanakkale’nin tanıtımına da büyük katkı sağlayacak bu uluslar arası maraton koşusu ile ilgili bir tanıtım filmi çekildiğini de duyduk. Bundan da bahseder mimsiniz?
- Evet. Bu konuda yarışma ile ilgili kısa metrajlı tanıtım filmimizin çekimleri sürüyor. Son derece etkileyici bir film oluyor. Temel kurgusunu barış odaklı yapıyoruz. Bu sıradan bir tanıtım filmi olmayacak. Bu film ile birlikte Türkiye’de ve yurt dışındaki birçok ülkede çok yoğun bir tanıtım kampanyamız başlayacak. Ayrıca yine yerli ve yabancı yüzlerce ülkede sponsorlarımız vasıtasıyla bu tanıtım filmimizin gösterimi yapılacak ve gazetelerde de ilanlarımız yayınlanacak.
 
“BÜYÜK ANAFARTA KÖYÜNDEN BAŞLAYACAK MARATON MORTO KOYUNDA SONA ERECEK”
 
* Tarihi Yarımadada düzenlenecek bu barış koşusunda sadece Maraton düzenlenmeyecek. Bunun dışında yarı maraton ve halk koşusunun da düzenleneceğini duyduk. Bu yarışmalar nasıl yapılacak? 
- Çanakkale Savaşlarının yaşandığı Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı’nda düzenleyeceğimiz bu uluslar arası etkinlikte 42 kilometre 195 metre mesafedeki maraton yarışı dışında aynı zamanda yarı maraton ve halk koşusu etkinliğini de düzenleyeceğiz. Buna göre Yarı Maraton 21 kilometre 100 metre, Halk Koşusu da 8 kilometre olacak.  42 kilometre 195 metrelik Maraton Yarışı 4 Ekim 2015 Pazar günü sabah 09.00’da Büyük Anafarta köyünden başlayacak ve Şehitler Abidesi’nin alt kesiminde yer alan Morto Koyunda sona erecek. Yarı maraton ise yine aynı gün saat 09:00’da  Kum Motel’in bulunduğu yerden başlayacak ve Morto Koyu’nda sona erecek. Halk Koşusu ise Alçıtepe köyünden saat 13:00’te başlayıp yine Morto Koyu’nda sona erecek. Aslında biz yarışların özellikle Şehitler Abidesi’nin önünde bitmesini arzu ediyorduk. Fakat Morto Koyunun bulunduğu bölgeden Şehitler Abidesi’nin olduğu yere giderken çok dik bir yokuş var. Sporcuların bu yokuşta koşarken zorlanacağını düşünerek yarışın Morto Koyu’nda tamamlanmasına karar verdik. Bu konuda uzman birçok otoritenin de görüşlerini alarak bu kararı aldık ve yarışı Morto Koyu’nda bitirmeyi uygun bulduk.
 
* Ben şahsen Çanakkale Savaşları’nın 100. yılında bir barış koşununun düzenlenmesinin çok büyük ilgi göreceğine inanıyorum…
- Bizde aynı fikirdeyiz. Çanakkale Savaşlarının 100.yılında özellikle Avustralya,Yeni Zelanda, İngiltere, Kanada ve Almanya gibi ülkelerin maratonun yapılacağı bu yerin kendileri için ayrı bir öneminin bulunmasından dolayı buraya daha çok önem vereceklerini düşünüyoruz. Bu sebeple de barış koşusuna yerli ve yabancı binlerce kişinin katılacağını umuyoruz.

“YARIŞMADA 160 BİN TL ÖDÜL DAĞITACAĞIZ”
 
* Yarışmada ne kadar ödül dağıtacaksınız?
- Bu yarışmada toplam 160 bin TL ödül dağıtacağız. Ödüllerimiz son derece yaygın. Maratonda birinci olan sporcuya 10 bin, ikinciye 5 bin, üçüncüye 3 bin, dördüncüye 2 bin, beşinciye de bin dolar ödül vereceğiz. Bu ödülleri kadın ve erkek kategorilerinde ayrı ayrı vereceğiz. Bunun dışında burada ayrı bir değerlendirme de yaptık. Biliyorsunuz maratonlarda genellikle özellikle Afrika ülkelerinden yarışmacılar iyi dereceler elde ediyorlar. Bunların birincilikleri çok oluyor. Bu sebeple biz düzenleyeceğimiz maratonda Türk yarışmacılarımızın motivasyonunu yüksek tutmak için Türk yarışmacılarımız için ayrı bir tasnif daha yaptık. Bu maratonda Türk yarışmacılar derecelere giremezse birinci olan Türk yarışmacıya 4 bin, ikinciye 3 bin, üçüncüye 2 bin dolar ödül vereceğiz. Bir Türk elbetteki maratonda birinci olabilir. Eğer Türk yarışmacı maratonda birinci olursa iki ödülü birden alamayacak. O sadece maratondaki birincilik ödülünü alacak. Bunun dışında maratonda yaş kategorilerine göre de ödüllendirme yaptık. Buna göre 35-39, 40-44, 45-49, 50-54, 55-59 ve 60 yaş üstü kategorilerde de erkek ve kadınlarda dereceye girenlere ödül verilecek.
 
* Binlerce kişinin katılacağı bu maraton koşunsun finansmanı nasıl karşılanacak? Sponsorlar ile ilgili bir gelişme var mı?
- Sponsorluk konusunda şuan görüşmelerimiz sürüyor. Yaklaşık olarak bu organizasyonun bize maliyeti 1 milyon TL’yi bulacak. Profesyonel sponsor firmaları ile görüşmelerimizin kısa sürede sonuçlanmasını bekliyoruz. Hedefimiz 2014 yılı sonuna kadar sponsorluklarla ilgili çalışmalarımız sonuçlandırıp 2015 yılı boyunca yarışmamızı en etkin şekilde tanıtmak. Bu kapsamda Avrasya Maratonu ve Antalya Maratonunda stantlar açarak tanıtımımızı yapacağız.
 
* Yerli ve yabancı TV kanallarında bu uluslar arası maratonun canlı yayını ile ilgili çalışmalar olamaz mı?
- Kesinlikle bu çok önemli husus. Bizim buradaki en büyük hayallerimizden bir tanesi Çanakkale’nin turizm potansiyelini geliştirmenin yanı sıra Çanakkale markasını dünya genelinde duyurmak. Bu yarışmanın yerli ve yabancı TV kanallarından yayınlanması ve o sırada ilimizin birçok tarihi ve turistik güzelliklerinin televizyonlarda gösterilmesi bulunmaz bir nimet olacak. Bu kapsamda dünya basının buraya çekmemiz lazım. Bununda en önemli kriteri dünyaca ünlü birinin bu etkinliğe katılması. Eğer o ünlü sporcu veya başka bir kişi bu etkinliğe katılırsa maratonumuzun birçok kanalda yayınlanma ihtimali çok yüksek olur. Bu etkinliğimizin dünya barışı içinde ses getireceğine inanıyoruz. Bu kapsamda önümüzdeki günlerde Cumhurbaşkanlığına da bir yazı yazarak bu etkinliğimize destek isteyeceğiz.
 
“YARIŞA YERLİ VE YABANCI BİNLERCE KİŞİ KATILACAK”
 
* Maratona tahmini kaç kişinin katılması bekleniyor. Bir sınırlama var mı?
- Bizler burada tam maraton ve yarı maraton koşusu için 5 bin kişinin katılmasını bekliyoruz. Yarışmamızın ilk senesi olduğu için bu sayıyı 5 bin ile sınırlamak zorunda kaldık. Ayrıca Türkiye’nin değişik bölgelerinden yarışa katılacaklar için 7 ayrı bölgeden Çanakkale’ye otobüs kaldıracağız. Bu otobüs ücretleri de sponsorlar aracılığı ile karşılanacak. Yani sporcular otobüs ücreti ödemeyecekler. Halk koşusuna katılımda ise bir sınırlama yok. Bu sayı on binleri bulabilir. 
 
* Yarış sırasında güvenlik nasıl sağlanacak?
- Parkur Büyük Anafarta Köyünden başlayıp Morto Koyunda sora eriyor. Bu kapsamda koşu yollarını kesen noktalarda acil çıkış yollarımız olacak. Aynı zamanda Eceabat ve Kilitbahir’den açık ambulans ve güvenlik hat yollarımız olacak. Herhangi bir acil durum olduğunda buradan gerekli ulaşım sağlanacak. Bunun dışında sağolsun Çanakkale Valiliği, Çanakkale Belediyesi ve Jandarmamız bizlere önemli destekler vereceği taahhüdünde bulundu. Çanakkale Valiliği bünyesinde İl Sağlık Müdürlüğü, Gençlik Spor İl Müdürlüğü, Türkiye Atletizm Federasyonu gibi bütün bu kurum ve kuruluşlar parkurdaki güvenliğin ve düzenlemenin sağlanmasında bizlere destek olacaklar. Ayrıca şuan faaliyete geçmese de Tarihi Alan Başkanlığımız var. Onlarında bizlere destek olacağına inanıyoruz.
 
* Yarışa ünlü isimler katılacak mı?
- Bakınız bu sadece spor etkinliği değil. Biz zaten bunun böyle olması da arzu etmiyoruz. Bizim buradaki en büyük hedefimiz Çanakkale’de gerçekleşecek bu etkinliğin bütün dünyada ses getirecek çok büyük bir barış etkinliği olmasıdır. Bu sebeple de barış etkinliği kavramını gerçekleştirecek her türlü uluslar arası spor adamı, siyasetçi ve sivil toplum örgütü yetkilileri ile temasa geçtik. Bu süreç içerisinde dünya gündemini Çanakkale’ye taşıyacak yurt dışından önemli kişileri buraya getirmekte kararlıyız. Bunun dışında çok önemli sporcuların burada maratona katılması için davetlerimizi yaptık. Bu konuda Avustralya Konsolosluğu ile de görüştük. Onlar Avustralya’dan çok ünlü bir atleti getirebileceklerini söylediler. Bu konuyu özellikle Birleşik Kraliyet Ülkeleri yetkililerine de ilettik. Fakat burada benim hayalim şu. Bu yarış dünya barışı için yapılacak. Bu sebeple binlerce kişinin koşusunda açılış startını Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin yapmasını çok istiyorum. Bu konuda BM Genel Sekreterliği ile irtibat sağlanmaya çalışıyoruz.

“MARATONA KATILAN HER KİŞİ İÇİN UNESCO’YA 2 DOLAR BAĞIŞTA BULUNACAĞIZ”
 
* Yarışma kapsamında UNESCO’ya belirli oranda maddi katkıda sağlayacaksınız galiba?
- Organizasyon komitesi olarak dünya barışı desteklemek adına tam maraton ve yarı maratona katılan her kişi için UNESCO’ya 2 dolar bağışta bulunacağız. Bu konuda gerekli protokolün yapılması için UNESCO ile görüşmelerimiz sürüyor.
 
* Yarışa katılacaklar nasıl başvuruda bulunabilecekler?
- Maraton, yarı maraton ve halk koşunsuna katılacaklar başvurularını, “www.barisicinkosuyorum.com” ve “http://www.irun4peace.com“  isimli web sitelerimiz üzerinden 28 Eylül 2015 tarihine kadar yapabilecekler. Tam ve yarı maratona katılacak yarışmacılar için burada 50 TL gibi sembolik bir katılım ücreti alıyoruz. Biz zaten o alınan kayıt ücretinin karşılığından daha fazlasını ekipman vb. şekilde kendilerine geri vereceğiz.
 
* Yarış sonunda katılımcılara günün anısına hatıra amaçlı bir katılım belgesi verecek misiniz?
- Bu konuda bir çalışmamız var. Çanakkale’ye barış için koşmaya gelenlere barış ve savaşın ortak paydası olarak günün anısına askerde takılan künyelerden bir tane vermeyi planlıyoruz.
 
* Yarış sonrası ödül töreni nerede ve nasıl yapılacak?
- Maraton koşusunun ödül törenini Çanakkale il merkezinde yapacağız. Bunu sahildeki Troia Atının ön kısmı veya İskele meydanında yapmayı planlıyoruz. Ödül töreninin ardından da ünlü bir müzik grubunun da konseri ile bu etkinliği tamamlamayı düşünüyoruz. Amacımız bu yarışı bir müzik gösterisi ile adeta şölene çevirmek.
 
* Bu etkinliğin Çanakkale turizmine katkısı nasıl olacak?
- GTP Turizm olarak bizim hayalimiz Çanakkale’deki turizmin sadece Mart ve Nisan aylarında sınırlı kalmaması. Bu kapsamda da hedefimiz Çanakkale’de 12 ayda 12 tane uluslar arası etkinlik düzenlemek. Bu 12 taneden bir tanesi olan “Barış İçin Koşuyorum” Projesi ile bunu başlatıyoruz. Bu etkinlik sadece 1 seferlik olmayacak. 2015 yılından sonra her yıl bu etkinliği burada yapacağız. Bunda kararlıyız. Bu etkinliğin Çanakkale turizmine katkısı gerçekten çok fazla olacak. Her şeyden önce binlerce yarışmacının katılacağı bu etkinliğe sadece o yarışmacılar gelmeyecek. Onların yanında yakınlara da gelecek.. Böylece Çanakkale il merkezinde bir hareketlilik yaşanacak. Bu durum Çanakkale’de ekonomik olarak da bir canlanma getirecek.
 
* Son olarak bu maratona katılmak isteyenlere neler söylemek istersiniz?
- Buradan özellikle Çanakkalelilere seslenmek istiyorum. Bu etkinlikte lütfen bizi yalnız bırakmasınlar. Bu etkinlik gerçekten Çanakkale’de gerçekleştirilmesi planlanan en büyük organizasyon. Bu sebeple bütün Çanakkalelilerin bu etkinliğe sahip çıkmalarını arzu ediyoruz. Bu etkinliğimizi ulaşabildiğimiz her noktaya ileterek tanıtımımızı yapmaya çalışıyoruz. Bu konuda sosyal medya çok önemli. Çanakkalelilerden bu organizasyonumuzu sosyal medya aracılığı ile herkese duyurmalarını istiyoruz. Bu organizasyonumuzu ne kadar kişiye iletebilirsek buradaki etkinliğe katılım o kadar çok olur. Bundan da Çanakkale’miz kazanır. ]]> </content:encoded><category domain="https://www.canakkaleaynalipazar.com/roportajlar-haberleri">Röportajlar</category><dc:creator><![CDATA[Çanakkalede Bir İlk: Barış Koşusu - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Tue, 09 Sep 2014 08:45:33 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/canakkale-de-bir-ilk-baris-kosusu.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/canakkale-de-bir-ilk-baris-kosusu.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/canakkale-de-bir-ilk-baris-kosusu.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[“YILLARCA 2 TENEKE BUĞDAYA 1 YIL TIRAŞ YAPTIM”]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-yillarca-2-teneke-bugdaya-1-yil-tiras-yaptim-784.html</guid>
                    <link>https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-yillarca-2-teneke-bugdaya-1-yil-tiras-yaptim-784.html</link>
                    <description><![CDATA[O Çanakkale’nin en eski berberlerinden. Bu mesleğe 1954 yılında, yani bundan tam 60 yıl önce başlamış. Aslında okuyup iyi bir mevkide çalışmayı çok istemiş. Fakat ailesinin maddi durumu iyi olmadığı için ilkokulu bitirmesine rağmen ortaokul ve liseyi okuyamamış.1954 yılında başladığı mesleğinde en iyi yere gelebilmek için yıllarca çaba sarf etmiş ve bunu da başarmış. Yokluk içinde yaşanılan 1950’li yıllarda köylüleri 2 teneke buğdaya 1 yıl boyunca tıraş etmiş. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Çanakkale’de yıllarca Berberler ve Kuaförler Odası Başkanlığı görevini de yapmış. Çanakkale’nin adeta mühürsüz muhtarı olarakta bilinen duayen Berber Hasan Hüseyin Öncü, “Çanakkale’de benim tanıdığım kişi sayısı o kadar fazla ki, bana kimi sorsalar bütün bilgilerini kendilerine söylerim. Bu özelliğim sebebiyle de çoğu kişi bana “Çanakkale’nin Mühürsüz Muhtarı” ismini taktı. Bu isimden de gurur duyuyorum” diyor. Bu hafta sizlere Çanakkale’de berberlik mesleğine ömrünü adayan Hasan Hüseyin Öncü’yü tanıtmak istedik…..
 
ÖZEL RÖPORTAJ: AYHAN ÖNCÜ / ÇANAKKALE
E-Mail: info@canakkaletravel.com
 
*Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
- 1 Şubat 1943 yılında Çanakkale merkeze bağlı Musaköy’de doğdum. Babamın adı Halil, Annemin adı ise Binnaz. Babam 1319 yılında Bulgaristan Kırcali’de doğup, oradan Çanakkale merkez Özbek Köyüne gelmiş. 1. Dünya Savaşının en yoğun döneminde de göç edip Çanakkale’ye gelmişler. Babam Musaköy’e ilk geldiği zamanlarda, bize anlatılana göre Eyüp Balcı isminde köyde yaşayan bir vatandaşın kız kardeşi ile evlenmiş. Şu anda onun ismini hatırlamıyorum. O dönem hastalık nedeniyle eşini ve kızını kaybetmiş. Sonrasında da annem ile evlenmiş. Annem Binnaz da Çanakkale’nin ve Musaköy’ün yerlisi. Bu arada annem 5 aylıkken babası Çanakkale Savaşlarına katılıyor. Annem 5 aylıkken dedem cepheden geliyor ve annemi bir kez görüyor ve sonrasında da şehit düşüyor. Orada yatan 250 bin şehitten bir tanesi de dedem olduğunu için büyük gurur duyuyorum. Köyün en garibanlarından bir aile olarak gözüküyormuş bizim aile köyde. Babam kısa süre orda köy koruculuğu ve o yıllarda ağa niteliğindeki başka ailelerin yanında hizmetkarlık da yapmış. Babam orada köyde lakapları ile ünlü Bakla deresi mevkiinde 1 tane , Kayadere Köyünde 3 tane, Başdeğirmen, Orta değirmen ve Musaköy’ün yanındaki 2 değirmende de değirmenci olarak çalışmış. Ayrıca babamın 3 tane balıkçı kayığı varmış. O günkü günlerde balık tutma usulleri çıra yakılıp ışık yapılıp, zıpkınla balık avlanırmış. Yine o yıllarda dinamitle de balık tutulurmuş. Babam onları da yapmış. 1943 yılında ben dünyaya gelmişim. Ayrıca 1947 yılında da kardeşim Kerim dünyaya geldi. O yıl içinde sünnet olacaktık. Sünnet olacağım sene babam Ezine Bahçeli köyünde Ezine’nin yerlisi olan Harman Makinesinin sahibi Emrullah’ın Harman Makinesinde kaza neticesinde demet verilen yere düşmüş. Ve makineden ayakları kıyma gibi çıkartılmış. O gece sonrasında da hayata gözlerini yummuş.”
 
* Babanızın hayatını kaybetmesinin ardından yaşam koşulları çok zorlamıştır sizi ve ailenizi….
-  Tabiî ki babamın vefatının ardından bir boşluğa düştük diyebilirim. O  andan itibaren bizim farklı bir yaşam çizgimiz ortaya çıktı. Babam hayata gözlerini yumduğu zaman ben Musaköy’de ilkokul 2. sınıfa gidiyordum. 1954-55 yılında ilkokulu burada zor da olsa bitirdim. Okula giderken, evin en büyük oğlu olarak eve de katkı sağlamak amacıyla annemin de onayı ile 2 tenekeye (O zamanlar kile denirmiş-2 kile ) 3 ay çobanlık yaptım. Bu arada Musaköy ve civarında bilmediğim yer yoktur.  5. sınıfı bitirdiğimiz zaman o dönem şu anda rahmetli olan teyzemin torunu Burhan Obalı ve halen Çanakkale’de emekli olan Lütfi Özer ile birlikte Meslek Lisesine gitmeye karar verdik. Meslek Lisesinin yatılı olan bölümlerine diğer arkadaşlar alınırken, beni  kontenjan dolu diye almadılar. O dönem güven duygusuna sahip olduğum Emine Halamın evine gittik. Ben Endüstri Melek Lisesine yazıldım. Halamın okula gitmeme engel olması ve yanında bulunmamın rahatsızlık vereceğini bana söylenerek, çok istememe rağmen okula gidemedim. Bu içimde her zaman ukde kalmıştır. Kısmet olmadı ama çok okumak isterdim. Ne yapacağımı düşünürken köye tekrar geri döndüm. Burada annemin fikrini almak istedim. Ve anneme “ben berber çırağı olup, hiçbir şey olamasam da burada Tavşantepe köyünü tıraş ederim” deyip yıllarca yapacağım berberlik mesleğime adım attım. Annem bana bu konuda “Beni niye bu kadar masrafa soktun oğlum” deyip öfkesinden elimdeki sepeti kafamda kırdığını dün gibi hatırlıyorum.”

“1960’LI YILLARDA ÇOK YOKLUK ÇEKTİK. UZUN SÜRE 2 TENEKE BUĞDAYA 1 YIL TRAŞ YAPTIM”
 
* 1950’li yıllarda Çanakkale nasıldı?
- 1954 yılında Musaköy’den Çanakkale’ye geldim. Burada berber çırağı olarak çalışmaya başladım. Geldiğim dönemdeki Çanakkale’yi  şöyle özetleyebilirim. 116. Jandarma Alayı o dönem Piyade alayıydı. Aynı şekilde yerinde duruyordu. Boğaz Komutanlığının olduğu bölgede tek tük evler vardı. Salı pazarının bulunduğu alanda da o dönem Özbek Mahallesi vardı. Orası da Özbek Mahallesi olarak anılırdı. Şu anda bulunan Stadyumunun olmadığını ve oraların boş olduğunu söyleyeyim. Yine şu andaki Orduevinin hemen yanında Akfa Konserve Fabrikası vardı. Şu anda bulunan Nedime Hanım Kız Meslek Lisesinin bulunduğu alanda da Garaj vardı. Oradan garaj iptal edilip karşısına geçmişti. Şu anda Fen Lisesinin olduğu yerde de Stadyum vardı ve hemen karşısında da Un değirmeni. Hüseyin Akif Bey Terizoğlu ve Kardeşi Yunus Terzioğlu’nun bürosu. Yine oranın yanı başında da Çanakkale’nin yerleşik Yahudilerinden Salemiya’nın Palamut Mağazası vardı. Bu palamutlar oradan Limandan gemilere yüklenirdi. Yine O’nun yanında Adliye Sarayı eski binada hizmet veriyordu. Fevzipaşa Mahallesi ise şu andaki haliyle duruyordu. Meşhur Kuyu sokak aynı bu günkü haliyle o zamanda duruyordu. O dönem küçük köprü yoktu ve tahtaların üzerinden geçiliyordu. Barbaros Mahallesinde de elle sayılacak kadar ev vardı.Yine unutamadığım anılardan bir tanesi de şu anda bulunan DSİ’nin bulunduğu alanda Hayvan pazarı (Panayırı) olurdu. O dönem yaşayan ve size söyleyebileceğim Eski Çanakkale’lerden Fotoğrafçı Hüsnü Dayı, Fotoğrafçı İsmail Hakkı, Dava Vekili Kuru Ahmet ve yine Bomberşe Faik Seçkin’i sayabilirim. “
 
* Berberlik mesleğine başlamanız nasıl oldu?
- Berberlik mesleğine ilk adımı atmamda o zamanın meşhur Berberlerinden Bilal Barış'ın büyük katkıları oldu. Teyzemin oğlu Recep Erdal Çanakkale’de berberdi. Burada eski berberlerden Suat Öner’in yanında çalışıyordu. Orada 5-6 ay kalabildim. Akrabamızdan destek yerine maalesef köstek gördüm. O günkü ortamda bu kez nur içinde yatsın beni evladı sayıp hayat akışımı değiştiren ustam Bilal Barış ustamın yanına geldim. Ustam Bilal Barış ve eşi Bedriye Barış beni anne baba gibi 5,5 yıl evlerinde barındırdılar. Bana mesleğimi ve insanlığın ne olduğunu öğrettiler.
 
* 2 teneke buğdaya köylüleri 1 yıl tıraş yapmışsınız doğru mu?
- O yıllar yani 1960-1961 yılları yokluk yıllarıydı. Ustamın iyi niyetiyle askere de gideceğim için o yıllarda biraz para kazanabilmek için köylerde berberlik yapmaya karar verdim. O zamanlarda Çanakkale’ye bağlı 7 kilometre ötedeki Kurşunlu Köyüne buğday karşılığı tıraş yapmaya başladım. Köylüler 2 teneke buğday getiriyorlardı. Bende o 2 teneke buğdaya karşı 1 yıl onları tıraş yapıyordum. Burada yanlış anlaşılma olmasın. Her tıraşta 2 teneke buğday almıyordum. Bir kez 2 teneke buğdayı getiriyorlardı. 2 teneke buğday 1 yıllık tıraş bedeliydi. Hiç para vermeden 1 yıl boyunca 2 teneke buğdaya karşılık tıraş oluyorlardı. Çocuklar ise 1 teneke buğdaya 1 yıl tıraş oluyorlardı. Buğday vermeyenlerde Kurşunlu Dörtyolda Halil Gür’e ait kahvede saat 09.00 dan akşam saat 16.00 ya kadar kişi başı 50 kuruşa tıraş oluyorlardı.

“1960’LI YILLARDA ÇANAKKALE’DE BERBER SAYISI 10-15 TANEYDİ”
 
* O yıllarda Çanakkale’de berber sayısı fazlamıydı?
- Şu anda Çanakkale’nin Cumhuriyet Meydanında Truva Yazıhanesi olan yerde ustamın dükkanı vardı. Çanakkale’de zaten berber sayısı o dönem 10-15 arasındaydı. Bayan Kuaförü ise 2 taneydi ki, bunlardan bir tanesi yine ustam Bilal Barışın eşi manevi annem Bedriye Barış’a aitti. Bir diğer Kuaför ise Fehmi Tarkan‘dı. Ardından da 3. kuaför olarak Arif Elibol dükkan açtı. Bilal ustamın yanında berberliği öğrendim. 1960 ihtifaline kadar ben orada ustamla çalıştım.
 
- Sizin zamanınızda jilet yoktu. Ustura ise tıraş yapıyordunuz. Bu zor olmuyor muydu?
- Tabiî ki ustura ile tıraş yapmak çok zor oluyordu. Bizim zamanımızda yani 1950-1960’lı yıllarda jilet yoktu. Bizler ustura bileyerek müşterilerimizi tıraş yapıyorduk. Jilet ise 1974-1975 yıllarında çıktı. Jiletin çıkması ile birlikte berberler rahat etti. Çünkü gerçekten ustura bilemek her kişinin yapacağı bir iş değil. Jilet tıraş olacaklar için çok büyük rahatlık. Bu rahatlık ile birlikte 1974-1975 yılından itibaren berberlerde daha rahat ve kolay tıraş yapmaya başladı.
 
“ÇANAKKALE-İSTANBUL ARASINDA SEFER YAPAN FERİBOTLARI ÖZLÜYORUM”
 
- Birazda geçmiş yıllara dönelim…Çanakkale-İstanbul arasında feribotlarla ulaşımın yapıldığı günleri hatırlıyor musunuz?
- O yılları unutmak mümkün mü? 1950’li yıllarda İstanbul-Çanakkale, Çanakkale-İstanbul arasında yolcuların taşındığı feribot seferleri yapılırdı. O dönem deniz yolları bir hayli hızlıydı. Çanakkale’den İstanbul’a gemi seferleri vardı. Örneğin Pazar günleri Saat 09.00 sabah hareket eden gemi akşam 09.00 da İstanbul Karaköy Limanına girerdi. Dönüş ise Çarşamba günleri Karaköy’den Çanakkale’ye olurdu. Gemilerin adları ise "Ayvalık" ve "Gemlik"ti. Bütün Çanakkale halkı Limana gelip, kimler İstanbul’dan gelir, kimler İstanbul’a gider onları takip ederdi. Bu da Çanakkale’nin en büyük turizmiydi. Ve bu arada o günkü ortamda karayolu olarak da ulaşımda iki tane otobüs firması vardı. Bir tanesi “İnanöz” bir tanesi de “Yılmaz Turizm”di. Bunların da her gün 18.00- 21.00- 23.00 saatlerin seferleri olurdu. Rekabet çoktu. Bu arada gemi geldiğinde Çanakkale hareketlenir ve bizimde işlerimiz daha farklı olurdu. Çanakkale’de o yıllarda 4 tane taksi vardı. Onlarda şuan iskelede Turizm Danışma Bürosu alarak kullanılan Aras Oteli’nin hemen yanında dururlardı. Ağırlıklı olarak at arabaları vardı şehirde. Onlar ile yük taşınırdı. Faytonlarla da insanlar istedikleri yerlere giderlerdi.
 
* Askere de sanırım yine Çanakkale’den kalkan bu gemi ile gitmişsiniz?
- Evet dediğim gibi Çanakkale’de deniz ulaşımı 1950’li 60’lı yıllarda çok etkin olarak çalışıyordu.1963 yılı Kasım ayının 23’ünde bir Pazar günü Çanakkale’den “Gemlik” isimli gemiye binerek İstanbul Kasımpaşa Erat İşlem Şube Müdürlüğüne askere gittim. Orası toplama merkeziydi. Oradan da Ünlü “Tarı“ gemisiyle sabaha kadar yolculuktan sonra Bandırma’ya vardık. Bandırma’dan da trene binerek İzmir’e Basmane’ye geldik. Poligonda askerliğe başladım. Sırasıyla 1964 senesinde Yassıada, sonrasında İskenderun Deniz Fabrikaları NBC yangın ekibine usta birliğine gittim. Orada askerliğimi bitirerek 1965 yılında Çanakkale’ye geri döndüm. Yani tam 3 yıl askerlik yaptım. Şimdiki gençler çok şanslı. 1 yıl askerlik yapıyorlar. Hatta o askerliği bile şuan çok uzun zaman olarak görüyorlar. Biz o yıllarda 3 yıl askerlik yaptık. Şimdi bunun kıymetini bilsinler.”
 
* Askerden gelir gelmez de evlendiniz….
-Askerden döner dönmez evliliğe adım atmamda halalarımın büyük katkısı oldu.  Askerden geldikten sonra halalarımızın da etkisi ile Çanakkale’nin İntepe Köyünden Çeşmeci Mustafa olarak tanınan Mustafa Ortaş’ın kızı ile Cumhuriyet Meydanında eski Belediyenin olduğu yerdeki Evlendirme dairesinde (Şuanki Anafartalar Otelin bulunduğu yer) dünya evine girdik. Bu arada askerden gelince Ustam  Bilal Barış’ında büyük destekleri ile Çanakkale’nin Meşhur Bostanlar Sokağında 6 metrekarelik bir dükkan açtım. Bu benim için dönüm noktasıydı. 1964 yılında burada başladığım berberlik hayatımı orada tam 16 yıl sürdürdüm. Burada da o dönem Çanakkale’de çok tanınan isimler arasında tanınan Elekçi Lütfü, Kanber Mustafa, Kazmalı Süleyman, Şamcı Nuri, Arabacı Ahmet, Domuzcu Mehmet gibi isimleri çok tıraş ettim.”
 
* Yıllarca Berberler ve Kuaförler Odası Başkanlığı yaptınız. Kaç yıl sürdü bu başkanlığınız? Başkanlık maceranız hakkında bilgi verir misiniz?
- Askerden geldikten sonra rahmetli Ustam Bilal Barış’ın desteği ile 1964 yılında Çanakkale’de Namık kemal Mahallesi Bostanlar sokağındaki iş yerimi açtım. Bu işyerimi bana ustam açtı. Onun hakkını ödeyemem. Oradaki işyerimde tam 16 yıl çalıştım. O yerden 1980 yılında yine aynı güzergah da Çanakkale’nin Meşhur Sakızlı Çeşme Sokağında Berberlik mesleğine devam ettim. Burada da 10 yıl kaldım. Bu arada o dönemde Berberler cemiyetinde görev almaya başladım.  Rahmetli  o dönemin Berberler Cemiyeti Başkanı İsmail Avcı’nın yanında denetimde görev almaya başladım. Akabinde de yine O dönem başkanlık yapan Fahrettin Abacıoğlu ve Suat Öner’lerin yanında 16 yıl 2. Başkanlık yaptım. Yine sonrasında bir dükkan değişikliği yaparak Hacıoğlu sokakta No:69’da Çanakkale’nin eski bakkallarından Sadık Sayar’ın dükkanını kiraladım ve burada 6 yıl kaldım. Ardından 5 yılda Aynalı Çarşı girişinde 5 yıl Berberlik yaptım. 1993 yılında Berberler ve Kuaförler odasına Başkan seçildim. 1993 yılından 2005’in Haziran ayına kadar bu görevi başarı ile yürüttüğüme inanıyorum. Sonrasında da kendi isteğim ile bu görevden ayrıldım. Halen emekli olarak yaşamımı sürdürüyorum. Birikimlerimi de halen genç berber adayları ile paylaşıyorum.

“BİZİM ZAMANIZDA SÜNNETİ, ENJEKSİYONU, DİŞ ÇEKİMİNİ BERBERLER YAPARDI”
 
* Yeni berber ve kuaförler yetişiyor mu? Bu mesleğin geleceğini nasıl buluyorsunuz?
- Bu meslek yıllardır var ve var olmaya da devam edecek. Çanakkale’de de yeni yeni berber ve kuaför gençlerimiz yetişiyor. Bunlarda beni mutlu ediyor. Ancak buradan onlara bir ustaları olarak tavsiyelerim var. Yaptıkları bu işi en iyi şekilde yapsınlar ve bu işi yaparken çok dikkatli olsunlar. Şimdiki berberlerin çoğu maalesef üzülerek görüyorum ki, işlerine dikkat etmiyorlar. Mesela saç tıraşı yapılacak bir kişinin ensesi makine ile alınacaksa jilet ile bunu yapıyorlar. Bu doğru değil. Berberlik mesleğinde dikkat çok önemli. Örneğin sakal tıraşı yaparken yapacağınız bir dalgınlık kişinin suratının kesilmesine sebep olabilir. Dikkatli olunması şart. Birde ustalarının söylediklerini mutlaka dinlesinler.
 
*  1950-60’lı yıllarda berberler doktor gibiymiş galiba?
- Evet doğru. Berberler o yıllarda doktor yarısı gibiydi. Sünneti, enjeksiyonu, diş çekimini berberler yapardı. Dişi ağrıyan hemen en yakındaki berbere gider ve tedavisini yaptırırdı. Sünnet olacaklar haftalar önce berberlere gider sünnet için gün belirlerlerdi.
 
* Berberler her gün onlarca kişi ile iç içeler. Müşterilerde tıraş olurken doğal olarak birçok konuyu sizlere anlatırlar. Bir bakıma berberler ayaklı gazete gibidirler. Şehirde ne olup biterse onlar bilirler derler. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
- Bizim işyerlerimiz dedikodu yerleri değildir. Müşterilerimiz tıraş olurlarken duydukları birçok konuyu bizimle paylaşırlar. Bunlar siyasi konular ve güncel konular olduğu gibi şehirde yaşanan olaylarda olabilir. Bizlerde onlarda birçok konuyu paylaşırız. Fakat bizler burada dedikodu yapmayız. Görüş alışverişinde bulunuruz. Bakınız bugün bir politikacı bile “Haberi berberden alacaksın” diyor. Berberler olarak tıraş yaptığımız bir kişinin söylediklerini bizler bir başka kişiye “bunu o söyledi” demeyiz. Bizler muhbir değiliz. Öyle bir şey yaparsanız zaten müşteri kaybedersiniz ve bir daha o müşteri size gelmez. Berberler bir bakıma ayaklı gazeteci diyebiliriz. Şehirdeki her şeyi onlardan öğrenebilirsiniz…
 
* Size aynı zamanda Çanakkale’nin mühürüz muhtarı da diyorlar. Çanakkale’de tanımadığınız kimse hemen hemen yok gibi. Size birisi gelip birini sorsa hemen tanıyıp adresini bile söylüyorsunuz. Bu da çok önemli. Muhtar olmayı düşünmediniz mi?
- Çanakkale’de benim tanıdığım kişi sayısı o kadar fazla ki bana kimi sorsalar bütün bilgilerini kendilerine söylerim. Bu özelliğim sebebiyle de çoğu kişi bana “Çanakkale’nin Mühürsüz Muhtarı” ismini taktı. Bu isimden de gurur duyuyorum. Muhtarlık konusunda birçok kez bana bu konuda teklif yapıldı. Fakat ben bunu istemedim. Herkez kendi işini yapmalı. Ben bu konuya pek sıcak bakmıyorum.
 
* Anılara geçsek bu sürü içinde yaşadığınız anılardan birkaçını bizlerle paylaşır mısınız?
- 1970’li yıllardı. Birgün bir müşterim geldi. Müşterimin boğazında büyük bir çıban vardı. Defalarca doktora gitmesine rağmen bu hastalığına bir çare bulamamış. Bende çıbanı kontrol ettim. İçinde büyük bir kıl vardı. Kendisine “birkaç dakikaya kadar bir şeyin kalmayacak. İyileşeceksin” dediğimde inanmak istemedi. Toplu iğneyi ateşte yaktıktan sonra çıbanın bulunduğu yeri açtım ve içinde bulunan yaklaşık bir karış uzunluğundaki kılı dışarıya çıkardım. Müşterim aylardır kendisini rahatsız eden bu kılı görünce şaşkına döndü. Birkaç gün içinde de iyileşti ve bir şeyi kalmadı. Bu olayın ardından bana çok teşekkür etmişti. ]]> </content:encoded><category domain="https://www.canakkaleaynalipazar.com/roportajlar-haberleri">Röportajlar</category><dc:creator><![CDATA[“YILLARCA 2 TENEKE BUĞDAYA 1 YIL TIRAŞ YAPTIM” - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 03 Sep 2014 06:09:33 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/yillarca-2-teneke-bugdaya-1-yil-tiras-yaptim.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/yillarca-2-teneke-bugdaya-1-yil-tiras-yaptim.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/yillarca-2-teneke-bugdaya-1-yil-tiras-yaptim.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[102 Yılda 12 Cumhurbaşkanı, 61 Hükümet Gördü]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-102-yilda-12-cumhurbaskani-61-hukumet-gordu-563.html</guid>
                    <link>https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-102-yilda-12-cumhurbaskani-61-hukumet-gordu-563.html</link>
                    <description><![CDATA[İsmi Zehra Kayacan. 1912 yılında dünyaya gelmiş. Dile kolay tam 102 yaşında… 102 yıllık hayatı boyunca 12 Cumhurbaşkanı, 61 Hükümet görmüş… Savaş dönemlerinde yokluklar içinde büyümüş.. Elektriğin olmadığı o dönemlerde Cumhuriyetin ilan edildiği gün evlerinin pencerelerinde mumlar yakarak bu anı kutlamışlar…Adeta canlı bir tarih Zehra Kayacan.. Yaşı 102 olmasına rağmen halen bulmaca çözüp, şiş ve yünlerle örgü örüyor… ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ İsmi Zehra Kayacan. 1912 yılında dünyaya gelmiş. Dile kolay tam 102 yaşında… 102 yıllık hayatı boyunca 12 Cumhurbaşkanı, 61 Hükümet görmüş… Savaş dönemlerinde yokluklar içinde büyümüş.. Elektriğin olmadığı o dönemlerde Cumhuriyetin ilan edildiği gün evlerinin pencerelerinde mumlar yakarak bu anı kutlamışlar…Adeta canlı bir tarih Zehra Kayacan.. Yaşı 102 olmasına rağmen halen bulmaca çözüp, şiş ve yünlerle örgü örüyor… 102 yaşına kadar uzun süre yaşamanın sırrının da az ve öz yemek olduğunu söylüyor… “Eğer uzun yıllar yaşamak istiyorsanız fazla yemek yemeyin. Az ve öz yiyin. Ayrıca boş durmayın çalışın” diyor. Bu hafta sizlere 102 yaşındaki canlı tarih Zehra Kayacan’ı tanıtmak istedik….

ÖZEL RÖPORTAJ: AYHAN ÖNCÜ / ÇANAKKALE
E-Mail: info@canakkaletravel.com

* Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?
- İsmim Zehra Kayacan. 30 Kasım 1912 tarihinde Kastamonu’ya bağlı Cide ilçesinde dünyaya geldim. 6 çocuklu ailenin son evladıyım. Annem ebeydi. Hep bize yaşadığı o yılları anlatırdı. Annemin annesi de yıllarca saraylarda ebe olarak görev yapmış. Bu sebeple benim annemde onun yolundan gitmiş ve ebe olmuş. Memleketimizde annemi Ebe Şaziye Hanım olarak bilirler. Babam ise Maliye’de memur olarak görev yapıyordu. 25 yaşında eşim Mehmet Fethi bey ile evlendim. Evlendikten sonra çalışmadım. Ancak Deniz ve Yüksel isminde iki kızımın geleceklerini düşünerek onların daha iyi bir eğitim almaları için eşimin de desteği ile 40 yaşında yine onun çalıştığı Orman Bakanlığı’nda Zat İşleri bölümünde çalışmaya başladım. 15 yıl burada çalıştıktan sonra sağlık sorunlarım sebebiyle malulen emekli oldum.

* Maşallah demek istiyorum. Allah size daha uzun ömürler versin inşallah. Bir asrı devirmişsiniz. Bu kadar uzun yaşamanızın sırrı ne acaba. Öğrenebilir miyiz?
- Bakınız. Ben bu dünyaya çalışmak için geldim. Çalışmayı çok seven birisiyim. Yaşım 102. Halen elimden geldiğince bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Boş durmayı hiç sevmem. 102 yaşında olmama rağmen. Bulmaca çözmesini çok severim. Hergün bir iki gazete alırız. Bunların bulmacalarının çoğunu tek başıma çözerim. Bunlar benim en büyük merakım. Uzun yaşamının sırlarından birisi de bence az yemek, öz yemektir. Yani her öğünde çok yemek yemeyeceksiniz. Ben yıllardır bunu uygularım. Genelde tavuk ve et pek yemem. Mesela sabah kahvaltımda içine bir dilim ekmek doğranan bir kase süt içerim. Bu süt kesinlikle hazır süt değildir. Özel olarak sütçümüzün evimize getirdiği günlük sütü alırım. Yine sabah kahvaltımda 3 adet zeytin, 2 ceviz, parmak kadar 2 tane biber, 2 küçük parça domates ve bir iki lokma marmelat yerim. Ardından daha öncede söylediğim gibi bir süre gazetelerim bulmacalarını çözüp örgü örerim. Televizyon seyretmeyi de seviyorum. Özellikle haberleri izlerken memleketin şu anki haline üzülüyorum. “Ne olacak be evladım bu memleketin hali? Bu gençlerin durumu ne olacak? Hiç iyiye gitmiyor bu ülkenin durumu? Memleketin haline çok üzülüyorum. Bende 4 yaşımda Besmele çektim. 7 yaşımda Hatim indirdim. Fakat ben Atatürk çocuğuyum. Ah ahhh” Neyse bunlarla başını ağrıtmayayım. Sabah kahvaltısının ardından öğlene kadar bazı işler ile meşgul olduktan sonra öğlen kahvemi içer biraz kızlarım ile sohbet ederim. Ardından da yaklaşık 1-1,5 saat uyurum. 1,5 gibi uyanırım ve öğle yemeğimi yerim. Öğlen ise 1 dilim ekmekle 1 kase çorba içerim. Ardından da mevsim meyvelerinden ne varsa onlardan bir miktar yerim. Kızlarım öğlen yemek yediğim masanın üzerine ayran, meyve suyu, kurabiye, dut kurusu, kağıtlı şeker, çubuk vb. birçok yiyeceği koyarlar. Ben onlardan akşam saatlerine, hatta gece yatıncaya kadar canım çektiği zaman ara ara yerim. Akşam ise kahvaltı şeklinde yemek yerim. 2 bardak açık çay, 2 tek zeytin, biraz labne peyniri, bir parça börek yerim. Yani genel olarak bakacak olursak sağlıklı yaşamak için az ve öz yemek şart…..

“UZUN YILLAR YAŞAMAK İÇİN AZ YEMEK YİYİN”

* Siz adeta canlı tarihsiniz. Bu süre içinde yaşadıklarını bizimle paylaşır mısınız?
- Ben 4 yaşında besmele çektim. 7 yaşında da Hatim indirdim. Çok küçük yaşlarda ise dikiş dikmeye başladım. Ayrıca resim ve müzik konusunda da çok iyi olduğumu söyleyebilirim. Güzel sanatlar konusunda çok başarılı çalışmalarımın olduğu söylenir. Özellikle de Ud çalmaya karşı büyük merakım var. Hatta küçük yaşlarımda kendim evde tahtadan Ud yapmış ve bunun ile birçok eseri çalmıştım. Gerçek bir Udumun olmasını çok istiyordum. İşte bu kapsamda gençliğimde dikiş dikerken biriktirdiğim para 25 liraya ulaşınca yaklaşık 20 yaşlarımda annem ile birlikte alışveriş yapmak için oturduğumuz Kastamonu’nun Cide ilçesinden İzmir’e gittik. Burada alışveriş yaparken gördüğüm güzel bir Ud’u da satın alarak Cide’ye geldim. Tabii ailem Ud çalmamı istemezdi. Yine de ben bu merakımı bu Ud ile giderdim. Ayrıca o gemide İlk Dünya Güzelimiz Keriman Halis’i de görmüştüm. Beyaz bir elbise ile gemiden bizlere el sallıyordu. O günü unutamam. Çok güzel bir kadındı.. Sanırım 1932-1933 yılıydı…

* Canlı tarih olmanız sebebiyle ziyaretçileriniz de çok oluyordur. Zaman zaman gelip sizden yıllar öncesini anlatmanızı isteyenler oluyor mu?
- Tabiî ki zaman zaman ziyaretçilerim oluyor. Beni ziyaret edenler genelde eski yılları anlatmamı, o yıllarda neler yaşadığımı ve o günleri merak ediyorlar. Bende elimden geldiğince onlara yaşadıklarımı anlatmaya gayret ediyorum.

* Kızınızın doğumu da günümüzde haber olacak bir şekilde gerçekleşmiş. Doğum için hastaneye giderken gemine doğumu gerçekleşmiş ve adını da kaptan “Bahriye” koymuş. Bize bunu anlatır mısınız?
- 1940 yılıydı. Zor doğum olduğu için Kastamonu Cide’den Zonguldak’a gitmek için yola çıktık. Cide’den Antalya isimli vapura binerek yola çıktık. Bu sırada ebe olan annem Şaziye’de yanımdaydı. Gemi ile yola çıktıktan bir süre sonra Amasra açıklarında benim sancılarım çok arttı. Zonguldak’a kadar gitmem mümkün değildi. Bunun üzerine gemide doğum başladı. Annem ebe olmasına rağmen bana burada yardımcı olamadı. O sırada gemide bulunan ve  tüccarlık yapan Rıfat Ilgaz’ın romanında da yer alan Halime Kaptan bana yardım ederek doğumu yaptırdı. Ardından doğan kızımı kaptana götürüp nüfus işlemini yaptırdılar. Kaptan’da kızıma “Bahriye” olarak koydu. Kızımın ismi nüfus kağıdında “Bahriye” olarak yazılıdır. Resmi evraklarda da hep o isim kullanılır. Fakat bütün eş dost ve akrabalarımız kızıma “Deniz” diye seslenirler…..Nüfus kağıdında kızımın doğum yeri ise “Antalya Vapuru” şeklinde yazılıdır. Gemide yaşadığım bu doğum anını unutamam.

* Cumhuriyetin ilanında 11 yaşındaydınız. O günleri hatırlıyor musunuz?
- Evet Cumhuriyetin ilanında 11 yaşındaydım. Bizler o yıllarda kızlar ve erkekler ayrı okullarda okuyorduk. Öğretmenlerimiz Cumhuriyetin ilan edildiği söylediler. Herkes çok sevindi. O yıllarda elektrikler olmadığı için gece evlerimizin pencerelerinde mumlar yakarak kutlama yapmıştık. Bütün evlerin pencerelerindeki mumlarla cadde ve sokaklar adeta aydınlanmıştı. Cumhuriyetin lan edildiği 29 Ekim 1923 gününü unutamam…

“KIZIM GEMİDE DÜNYAYA GELİNCE ADINI KAPTAN “BAYRİYE” KOYDU”

* Çanakkale Savaşı döneminde çocuktunuz. O yılları azda olsa hatırlayabiliyor musunuz?
- O yıllarca çok küçüktüm. 3-4 yaşlarımdaydım. Tam olarak hatırlayamıyorum. Fakat o yıllarda Sivastopol’dan atılan top mermilerinin bulunduğumuz Cide ve İnebolu’yu gümbürdettiğini annem çok anlatırdı. Hatta o yıllarda savaşın çıkması ile birlikte bende 2-3 yaşlarında millet kaçarken onların peşine takılarak evden kaçmışım. Sonra annem beni kaçan kişilerin arasında bulmuş. Yine o yıllarda kıtlık varmış. Annem hep zeytinlerin çekirdeklerini öğütüldüğünü, mısır kozalaklarının da un yapılıp yendiğini anlatırdı. Çanakkale Savaşı’nda Çanakkale cephesinde dayımın 2 oğlu şehit olmuş. Ayrıca 1918-1919 yıllarında ayakkabı olmadığı için okula giderken takunya dediğimiz tahtadan bu ayakkabılarda okula gittiğimizi hatırlıyorum. Savaş dönemi çok kötüydü. Allah kimseye bir daha o günleri yaşatmasın…..

* Atatürk’ü gördünüz mü?
- Maalesef Atatürk’ü görmek nasip olmadı. Onu görmeyi o kadar çok istiyordum ki… Keşke görebilseydim…

* Yaklaşık 80-90 yıl önce ile bugünü karşılaştırmanızı istesem o zamanki yaşam ile günümüzdeki yaşam koşullarını nasıl değerlendirirsiniz?
- Her yılın, her dönemin kendine özgü güzellikleri var. Bundan 80-90 yıl önce yaşadığım dönem ile bugünü karşılaştırmak bence doğru olmaz. O yıllarda teknolojik gelişme ile bugünkü teknolojik gelişme arasında çok büyük farklılıklar var. Eski dönemde istediğin birşeyi alamazdın. Okula gitmek istediğinde defter kalem bile bulamazdın. Yokluk vardı. Şimdi öyle değil. Her şeyi alabiliyorsunuz. O dönemde bu sıkıntılar vardı. Şimdi bunlar yok mesela.

* Eski dönemden en çok neyi özlüyorsunuz?
- En çok ailemi özlüyorum. Baksanıza şuan ben ve iki kızım var. Başka kim kaldı? Kimse kalmadı. Eşim 73 yaşında erken yaşta vefat etti. En büyük özlemim ailemin tamamının bir arada olması.. Şuan kalabalık bir aile ortamında olmak isterdim. Ama olmuyor işte. Bakın ben şuan 102 yaşındayım. Allah beni bu yaşa kadar yaşattıysa geride kalan 2 kızım için yaşattı. Onlar benim için halen küçük birer çocuk. Bana bir şey olursa onlara kim bakar? Onlar için yaşıyorum ben…..

“102 YAŞINDAYIM. BULMACA ÇÖZMEYİ VE ÖRGÜ ÖRMEYİ ÇOK SEVİYORUM”

* 102 yaşındasınız ve çocuk beresi ile kaşkol örüyorsunuz. Bunları ne yapmayı düşünüyor musunuz?
- Şuana kadar 70’e yakın çocuk beresi kaşkolü ördüm. Bunları da Çocuk Esirgeme Kurumu veya Lösemili Çocuklar yararına kullanılmak üzere bağışlamak istiyorum. Yaptığım bu işlerin bu tür yerlerde değerlendirilmesi beni mutlu edecek.

* Yaşınız 102 olmasına rağmen hergün bir iki bulmaca da çözüyorsunuz….
- Bulmaca çözmeyi çok seviyorum. Hergün aldığımız bir iki gazetenin bulmacalarının tamamını çözmeye gayret ederim. Yaşımın 102 olması bulmaca çözemeyeceğim anlamına gelmiyor.. Akıl yaşta değil, baştadır. Hergün bulmaca çözerek geçmiş bilgilerimi de tazeleme fırsatı buluyorum.

* Hemen hemen her yıl yaz aylarında Çanakkale’ye geliyorsunuz?. Neden Çanakkale desem… Çanakkale’nin sizin için özel bir önemi mi var?
- 1975 yılıydı. Sıtkı Kayrak isimli arkadaşımız Çanakkale’de yazlık bir ev yaptırmıştı. Bizi de Ankara’dan Çanakkale’ye davet etti. Onun Güzelyalı’daki yazlığında bir süre tatilimizi geçirdik. Bunun üzerine 5 yıl boyunca Çanakkale’ye bu arkadaşımızın yazlığına gelerek tatilimizi burada geçirmeye devam ettik. Çanakkale’yi zamanla çok beğendik. Sonunda buradan bir yer satın almak istedik. Para biriktirdik ve 1980 yılında Güzelyalı’daki arsamızı satın aldık. Ardında da üzerine bu yazlığımızı yaptık. Son 7-8 yıldan buyana da yılın 7 ayı burada kalıyoruz. Geri kalan 5 ayımızı da Ankara’daki evimizde geçiriyoruz. Çanakkale’de bulunmaktan dolayı da çok mutluyuz. ]]> </content:encoded><category domain="https://www.canakkaleaynalipazar.com/roportajlar-haberleri">Röportajlar</category><dc:creator><![CDATA[102 Yılda 12 Cumhurbaşkanı, 61 Hükümet Gördü - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Fri, 22 Aug 2014 19:08:09 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/102-yilda-12-cumhurbaskani-61-hukumet-gordu_1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/102-yilda-12-cumhurbaskani-61-hukumet-gordu_1.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/102-yilda-12-cumhurbaskani-61-hukumet-gordu_1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[İhanet ‘Davaya’ veya ‘İdeolojiye’ Karşı Yapılmıştır]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-ihanet-davaya-veya-ideolojiye-karsi-yapilmistir-339.html</guid>
                    <link>https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-ihanet-davaya-veya-ideolojiye-karsi-yapilmistir-339.html</link>
                    <description><![CDATA[30 Mart 2014 tarihinde yapılan yerel seçimlerde Milliyetçi Hareket Partisinden Çanakkale Belediye Başkanlığı için yarışan ve seçimler sonrasında sosyal medya üzerinde yaptığı paylaşımlarla dikkat çeken Halil Rüştü Akgün ile yaptığımız röportajda seçimlerde yaşadığı hayal kırıklıkları, beklentileri ve gelecek hedeflerinin yanı sıra Cumhurbaşkanlığı seçimlerini konuştuk.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Samimi ve içten konuşmasıyla tanınan Halil Rüştü Akgün sorularımıza verdiği yanıtlarla en az sosyal medyada yaptığı paylaşımlar kadar gündeme damga vuracağa benziyor.
 
 
30 Mart yerel seçimleri öncesine dönersek aday olmaya nasıl karar verdiniz? MHP’den size mi teklif geldi? 
 
2014 yılı itibarı ile il genel meclisine aday olmayacağımı daha önce açıklamış idim. Bunun üzerine MHP Çanakkale il başkanlığı şahsıma Belediye Başkanlığına aday olmam teklifini getirdi. Bende eğer daha iyi aday yok ise ve üzerimde teşkilatlarca konsensüs sağlanır ve Genel Merkezde bana görevi tevdi eder ise aday olurum demiştim. Nitekim şartlar bu şekilde gelişti. Diğer aday arkadaşlar adaylıktan çekildiler ve görev de teşkilatlarca tarafıma tevdi edildi. Bunu bir şekilde daha önce partinin Belediye Başkanlığı ve İl Genel Meclis üyeliğini yapmış biri olarak vefa borcunun ödenmesi olarak da görebilirsiniz. Kaldı ki MHP gibi ülkenin birliğinin ve dirliğinin sigortası olan bir partiden Çanakkale Belediye Başkan adayı olmak bir şeref bir onurdur.
 
Seçim Kampanyanız süresince takip edebildiğimiz kadarıyla gerek halkın, gerekse esnaf ve iş adamlarının size sempati ile baktığına birçok kez şahit olduk. Hatta söylem ve projelerinizin diğer adaylardan daha iyi olduğunu söyleyen kesimler oldu. Bu ilgiyi neye bağlıyorsunuz? 
 
4 aylık yerel seçimler süresince Çanakkale merkezde CHP, AKP ve MHP adayları olarak gayet aktif olarak çalışmalarımızı yürüttük. Bu süreçte Çanakkale Kent gelişimindeki eksik ve hataları tespit edip dile getirirken aynı zamanda da biz belediye başkanı olduğumuzda yapacaklarımızı anlatmaya çalıştık. Bu süreçte beni diğer iki adaydan daha şanslı yapan bir unsur vardı. Sayın Ülgür Gökhan zaten 2,5 dönemdir Belediye Başkanı olup bugüne kadar yaptıkları ve yapmadıkları ortada. Sayın Mehmet Daniş Çanakkale Milletvekili olarak 3 dönemdir çalışıyor ve neyi yapıp neyi yapmadığı ortada idi. Onların anlattığı ve yapacağız edeceğiz tarzındaki söylemleri Çanakkale Halkına çok inanılır gelmiyordu.
 
Benim ise 3 dönem Belediye Başkanlığı dönemimde neye söz vermişsem yerine getirmiş olmamın verdiği öz güven ile ayrıca Belediyecilik birikimimin de etkileriyle hem çarpıcı ve ihtiyaca dönük projeler ürettim, hemde gerçekleşme oranı çok yüksek reel projeler üretip vatandaşlarıma anlattım. Bu noktada sadece eksik kalan şey bu projelerin halka aktarılmasında yazılı ve görsel medyayı fazla kullanamamam gelmektedir ki bunun en büyük nedeni seçim bütçemizin diğer adayların ayırdığı bütçelerin yanında çok mütevazı kalmış olmasıdır. Seçim süresinde ekonomik olarak birkaç meclis üyemizin yaptığı katkılar ile partili arkadaşımız Volkan Temiz ile buradaki parti dışından bir arkadaşımız vardı; onların destekleri dışında kimseden ve çevreden herhangi bir maddi manevi destek görmedik. Biz bu eksiğimizi daha fazla çaba harcayarak bütün vatandaşlarımız ile yüz yüze görüşme imkânı yaratıp bertaraf etmeye çalıştık. Bu anlamda da Çanakkale de ki bütün esnaflarımızı bizzat ben kendim ziyaret ettim.
 
30 Mart akşamı sonuçlar açıklandığındaki hislerinizi okuyucularımızla paylaşır mısınız? 
 
Seçim sandıklarının açılması esnasında bizzat kendim de sandık başlarında idim. Bizim beklentimiz 20 bin civarı bir oy idi. Ancak sandıkların açılmasıyla birlikte durum tezahür etmeye başladı, çok şaşırmış idim. Seçimlere 10 gün kala yapmış olduğumuz anketlerde yüzde 25’ler civarındaydık. Sonuçlar netleştiğinde kendi kendime “Ben bu sonuçları hak etmedim” diye telkinlerde bulunarak nerelerde hata yaptığımızı tespit edebilmek için sürekli çalışmaları gözden geçirdim. İki gün sürekli değerlendirmeler yaptım. Sandık sonuçlarını tek tek incelediğimde yaklaşık 10 bin oyun CHP ye gittiğini, yine yaklaşık bin civarında oyun AKP’ye gittiğini gördüm. Bu kötü bir sonuç idi hem de çok kötü. Ve bu kötü sonuçların ortada görünen baş aktörü de ben gibi duruyordum. Gerçek hiçte öyle değildi ama dışarıdan bakanlar önce adayı görüyorlardı. Ben üzerime düşen sorumluluğu yerine getirip gerekli açıklamalarda bulundum ve aktif siyaseti bıraktığımı ifade ettim.
 
Seçimler sonrasında sosyal medya aracılığı ile bir takım açıklamalarda bulunarak yalnız bırakıldığınızı ifade ettiniz. Bu konuya açıklık getirebilir misiniz? 
 
Seçimler sonrasında basına herhangi bir açıklamada bulunmadım. Sadece düşüncelerimi facebook sayfamdan ifade ettim. Bunların bir kısmını yerel basın kullandı. Konu bundan ibarettir. Düşüncelerimi o dönem ifade ettim ve vermiş olduğum mesajların da ilgili yerlerden değerlendirildiğini ve gereğinin yapıldığını gördüm. Bundan sonrası teşkilatlarımızın kendi iç değerlendirmelerine kalmıştır. Ancak bir gerçek var ki 2014 seçimlerinde Çanakkale olarak hak ettiğimiz başarıyı yakalayamadık. Özellikle Çanakkale ve Biga sonuçlarının kötülüğü genel başarımızı de çok fazlasıyla olumsuz etkiledi.
 
Kendinizi ihanete uğramış hissediyor musunuz? Size kim/kimler neden ihanet etmiş olabilir? 
 
İhanetlerin görüntüsü ne olursa olsun ihanet mutlaka ‘Davaya’ karşı veya ‘İdeolojiye’ karşı yapılmıştır. Tarihin her döneminde ihanetler yaşanmıştır. Onlarda ihanetlerine çeşitli gerekçeler göstermeye çalışmış ama gerçeği yani davalarına ihanet ettiklerini saklayamamışlardır. Bunun da belli başlı birkaç nedeni vardır. Bunlar; karşıdan ekonomik veya kamusal menfaat beklentilerinin olması, davaya olan inancın zayıflığı veya maddi beklentilerdir. Dolayısı ile kendimi hiç ihanete uğramış olarak görmüyorum. Bana verilen görevi layığı ile yerine getirebilmek için yanımdaki arkadaşlarımla var gücümüzle çalıştık, elimizden geleni yaptık. Ama şartlar çok zor, rakipler kendi alanlarında gücü ellerinde tutuyorlardı. Güce karşı beklenti içinde olmanın travmasını kırıp milli bir direniş ruhu maalesef oluşturamadık. Seçimlerdeki bir gerçekte Çanakkale de insanlar Belediyeciliğe ve yapabileceklerimize göre oy vermediler. Herkes seçimden neyin çıkmasını istemediklerine göre oy kullanmayı tercih ettiler.
 
Seçimler sonrasında eski İl Başkanı Efkan Erkan yaptığı açıklamalarda 3 belediye başkanlığı kazandıklarını ve 2009 yılına göre oylarını artırdıklarını ifade etmişti. MHP’de görevden almalar yaşandı geçtiğimiz günlerde. Bu görevden almaları neye bağlıyorsunuz?
 
MHP Çanakkale’de dik durup kenetlenmesi halinde yüzde 30 oy oranına sahip bir parti. Yani Çanakkale’de ki seçmenlerin yüzde 30’nun birinci tercihi MHP, ayrıca geriye kalan yüzde 70 seçmenin de en az yarısının ikinci tercihi MHP. Bu açıdan bakıldığında Çanakkale’nin geleceğine yön verecek parti, insanlarımızın yegâne umudu MHP’dir. 2014 Mart yerel seçimlerde MHP Çanakkale’de çok iyi mücadele etmiş, bütün bölgelerde başkanlığa asılmıştır. İlçelerimizin seçim başarısı fevkalade büyüktür. Eğer en büyük oy potansiyeline sahip iki ilçeyi hesaba katmaz isek MHP Çanakkale’de yüzde 27’ler civarındadır. Eğer Merkez ilçe ve Biga ilçesinden de beklediğimiz oyu alabilseydik il geneli oy yüzdemiz yüzde 30, çıkaracağımız İl Genel meclisi üyesi de minimum 9 olacak idi.
 
Bunun böyle olduğunu ilk seçimde hep birlikte göreceğimize olan inancım tamdır. 2009 yerel seçimlerinde İl Genel oylarındaki yüzdemiz yüzde 23.75 civarında, çıkan meclis üyemiz 6 ancak kıl payı 2 ilçede meclis üyeliğini kaçırdığımız da unutulmamalıdır. Yani Ayvacık ve Bayramiç ilçelerinde 100’er oy daha alsak meclis üye sayımız 8 olacak idi. Bu seçimlerde yine il genel oy oranımız yüzde 21,5 civarında olmuş ancak bu düşüşün en büyük sebebi Merkez ilçe ile Biga ilçesindeki oy kayıplarından kaynaklanmış. Diğer ilçeler oy yüzdelerini arttırmışlardır. Gerçek şudur ki 2009 yerel seçimlerinde oy oranı yüzde 23.75 iken; 2014 seçimlerinde yüzde 21,5’dir. Ancak çıkarılan İl genel meclis üyesi olarak bakıldığında 2009 da 6 üye çıkartılmış, kıl payı 2 ilçede üyelik kaybedilmiştir. 2014 de 7 üye çıkartılmış, merkez ve Biga’daki üyelikler kaybedilmiştir. Biga ve Merkezde MHP oylarında bir kayma olmuş, ancak bu kaymaların ilk seçimlerde geri geleceği de aşikârdır. Kanaatimce Genel Merkezimiz seçimleri ve sonuçları izlemiş İl ve Merkez ilçe yönetimlerinin yenilenmesinde fayda görmüştür. MHP’nin 3 hilalli bayrağının daha yukarıları dikilme görevini yeni arkadaşlarımıza vermiştir. Bu yenileme çok iyi bir zamanda tam yerinde yapılmış, bazı çevrelerin maniple çalışmalarına rağmen geniş bir konsensüsle destek görmüştür.
 
MHP yeni yönetim oluşturuldu, yeni yönetime tavsiyeleriniz olacak mı?
 
Yeni göreve gelen arkadaşlarımız fevkalade heyecanlı ve çok yukarılardaki mücadele tempoları ile çok iyi bir çalışma temposu tutturmuşlardır. Dağılmalar ve kırılmalar yaşanana MHP saflarında birliktelik arzusu yeniden doğmuş, bütün Türk Milliyetçileri MHP saflarında toparlanmaya başlamışlardır. Kanaatimce bu toparlanma coşkusu yeni bir ivme kazanarak MHP’nin oylarını ilk seçimlerde tavan yaptıracaktır. Şahsım olarak yeni yönetimlere herhangi bir akıl verme gibi bir densizlik içine girmem mümkün değildir. Ancak yerel seçimlerde omuz omuza mücadele ettiğimiz birçok arkadaşımız şu anda yönetimlerdedir. Bana düşen görev her zaman her şartta arkadaşlarıma destek vermek, teşkilatlarımızın istediği her noktada mücadeleye devam etmektir.
 
10 Ağustos tarihinde Cumhurbaşkanlığı seçimleri var; çatı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu için düşünceleriniz nedir? - Sizce Cumhurbaşkanlığı seçimleri nasıl sonuçlanacak?
 
Bilindiği üzere ülkemizde Ağustos ayında ilk defa halkın katılacağı bir Cumhurbaşkanlığı seçimi yapılacak.10 Ağustos birinci turda yüzde 50’nin üzerinde oy alan aday olmaz ise 24 Ağustos’ta ikinci tur seçimler yapılacaktır. Bu yarışta 3 adayın olduğu, bunlardan birinin sadece Tayyip Erdoğan ile pazarlık gücünü arttırmaya yönelik olduğu görülmektedir. Diğer adaylar ise bilindiği gibi biri AKP Genel Başkanı ve Başbakan olarak görev yapan Sayın Recep Tayyip Erdoğan'dır ve AKP adayı olarak çıkmıştır. Diğer aday ise dün basında da yer aldığı gibi 13 partinin destek açıklaması yaptığı Sayın Ekmeleddin İhsanoğlu dur. MHP bu seçimlerde baştan beri desteğini açıkladığı Sayın İhsanoğlu' nu desteklemektedir. Bu seçimlerin hem ülkemizin üniter yapısını hem de demokratik Cumhuriyet yönetimi anlayışını yakından ilgilendirdiğini görmekteyiz. Bizler Türk Milliyetçileri olarak ülkemizin birliğini ve bütünlüğünü bozmaya çalışan, yurtdışı soydaşlarımızın yani Irak Türkmenlerinin IŞİD katillerince katledilmelerine göz yuman, hatta hatta çanak tutan, Gazze’de sivil Müslümanlar Siyonist terörist devlet İsrail tarafından katledilirken bırakın gereğini yapmayı, ticari karlarını arttırma peşinde koşan bir siyasi düşüncenin asla tarafı olamaz. Bizler Türk Milletinin bu coğrafyada hür ve bağımsız bir şekilde yaşamasını savunan, Türk Devletinin milletin devleti olduğu gerçeği ile kurumlar arası çatıştırmalar çıkartmayan, Yargıyı kişisel menfaatlerini koruyan rakiplerine hayatı cehenneme çevirtici bir ceza uygulama aracı olarak görmeyen, hırsızlık ve yolsuzluklarla mücadele görevi olan emniyet birimlerini kendi çevresindekilere operasyon yaptı diye cezalandırıp onları paralelci vb iddialarla ellerine kelepçe taktırıp tutuklattırmayacak, insanlarımızın korkmadan düşüncelerini söyleyebileceği, basının özgür yönetimlerin adil olduğu, demokratik hukuk devletinin ve Cumhuriyetin savunucusu olan
Adayın, yani Sayın Ekmeleddin İhsanoğlu nu destekliyoruz. Bu seçimler Allahın izni Milletimizin teveccühü ile daha ilk turda Hakk'ın galip geleceği yani Ekmel beyin kazanacağı gün gibi aşikâr olan seçimlerdir. Bu seçimler 12 yıldan beri ‘Ben varsam varsınız yoksa yok, ya bana biat edersiniz ya da bertaraf olursunuz, benim adamım çalarsa haktır’ zihniyetinin sona ereceği bir seçim olacaktır. Bu seçimler kendi siyasi ve kişisel çıkarları için şeytanla bile işbirliğinden kaçınmayan, kendini bölgede Amerika’nın ve İsrail’in çizdiği bir projenin yöneticisi olduğunu övüne övüne anlatan zihniyetinin Türk tarihinin derinliklerine gömüldüğü bir seçim olacaktır.
 
Çanakkale’deki işlerinizi devrederek taşınma kararı aldığınızı Sosyal Medya üzerinden açıkladınız. Böyle radikal bir karar almanız sevenlerinizi ve takipçilerinizi üzdü. Seçimler nedeniyle mi böyle bir karar aldınız? 
 
Ben facebook’ta ki yazımda sadece Birey Dershanesine ait olan hisselerimi devrettiğime dair bir açıklama yaptım. Ticaret odası meclis üyeliği görevim ise Birey Dershanesinin sahibi olan Görsem Özel Öğretim hizmetleri şirketini temsilen yürütmekte olduğum bir görevdi. Bu şirketteki hisselerimi devretmem nedeni ile diğer bir şirketimizin müdürü olan Evren Yalçın’a devrettiğimi duyurmuştum. Bu mesaj sadece bunlardan ibarettir. Yoksa Çanakkale’den ayrılacağıma dair bir şey söylemedim ki zaten böylede bir düşüncem yok. Şu anda biraz kafamı dinlemek istiyorum. Eşim Bodrumda öğretmen olduğu için sık sık oraya gidiyorum. Zaman zaman da Çanakkale’ye geliyoruz. Bu bir süreliğine böyle devam edecek.
 
Siyasetle ilgilenmeye devam edecek misiniz? Önümüzdeki yıl genel seçimlerde teklif gelirse Milletvekilliğine aday olmayı düşünüyor musunuz?
 
Bizim gibi inanların siyasetten uzaklaşması mümkün değil. Kaldı ki buna toplumda müsaade etmez. Bu bir yaşam biçimi olmuştur. Bende bir Türk Milliyetçisi olarak fikrimin temsilcisi MHP’nin çizdiği yolda gösterdiği hedeflere ulaşabilmek için mücadeleye elbette devam edeceğim. Bu siyasi anlayışımın yanında bu milletin bir ferdi olarak ta tarihin bana vermiş olduğu sorumluluktur. Eğer ben üzerime şanlı Türk Tarihinin bir mensubu olar yüklemiş olduğu ‘Her şart altında milletimizin birliği ve dirliği için’ mücadele etme görevimi yerine getiremez isem tarihimize, gelecek nesillerimize karşı sorumlu, bu güne kadar bu kutsal dava uğruna can veren şehitlerimize karşı da mahçup ve suçlu olurum. Benim için Türk Milliyetçiliği bir yaşam biçimi olmuştur. Bu saatten sonra da aksi düşünülemez. Ben sadece yerel seçimlerden sonra “Aktif siyaseti” bıraktığımı ifade ettim. Zaten şu anda da aktif siyaset yapmam için bir görevim ve sorumluluğum yok, istemedim de. Şu anda MHP’nin inanmış bir sade neferi olarak mücadeleme devam edeceğim. Bu ne zamana kadar bu şekilde devam eder o konuda da çok iddialı konuşmamak gerektiğini düşünüyorum. Gelecek ile ilgili her şeyi Allah'ın takdirine bırakıyorum. Bu vesile ile 2014 yerel seçimlerinde bana inanan, bana güvenen ve destek veren Tüm Çanakkaleli hemşerilerime, ayrıca benimle omuz omuza mücadele eden isimlerini tek tek sayamadığım teşkilatlarımızda görev yapan tüm arkadaşlarıma da teşekkür ederim. ]]> </content:encoded><category domain="https://www.canakkaleaynalipazar.com/roportajlar-haberleri">Röportajlar</category><dc:creator><![CDATA[İhanet ‘Davaya’ veya ‘İdeolojiye’ Karşı Yapılmıştır - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 06 Aug 2014 09:08:42 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/ihanet-davaya-veya-ideolojiye-karsi-yapilmistir.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/ihanet-davaya-veya-ideolojiye-karsi-yapilmistir.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/ihanet-davaya-veya-ideolojiye-karsi-yapilmistir.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Ak Parti Çanakkale’de hiçbir şey yapmadı’ demek haksızlıktır]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-ak-parti-canakkalede-hicbir-sey-yapmadi-demek-haksizliktir-340.html</guid>
                    <link>https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-ak-parti-canakkalede-hicbir-sey-yapmadi-demek-haksizliktir-340.html</link>
                    <description><![CDATA[Ak Parti Çanakkale İl Başkanı Muzaffer Kutlu ile gerçekleştirdiğimiz röportajda; 30 Mart yerel seçimi öncesi yapılan çalışmalar, seçim sonrasında elde edilen sonuç ve nedenleri üzerine çarpıcı açıklamalarda bulundu. ]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ Ak Parti Çanakkale İl Başkanı Muzaffer Kutlu, parti içinde muhalefet konusunda; “Başarısızlıkta fatura daima birilerine kesilmek istenir, bu olağan bir şeydir” diyen Kutlu; Ak Parti Çanakkale’ye hiçbir şey vermedi gibi eleştirilere ise “Haksızlık yapılıyor” dedi. Seçim sürecinde kamuoyunu bir süre meşgul eden ‘İçkili afiş’ ve ‘Karikatür’ konularında da samimi açıklamalar yapan İl Başkanı Kutlu, milletvekili Mehmet Daniş’i ise bakan olarak görmek istediklerini belirtti. “Milletvekili olmayı düşünüyor musunuz” sorusuna gülümseyerek cevap veren Kutlu “olabilirde olmayabilirde” diyerek cevap verdi.
 
30 Mart yerel seçimlerinde Ak Parti %35,9 oranın oy aldı. Seçimler öncesi ve sonrasını değerlendiriyorsunuz? 
 
30 Mart seçimleri öncesinde Ak Parti Çanakkale teşkilatı olarak seçim çalışmalarımıza son derece profesyonelce hazırlandık ve bu çalışmaları aynı ciddiyet içerisinde gerçekleştirdik. Çalışmalardan kastımız hem propaganda hem adaylarımızın tanıtımı hem de sandık görevlilerinin tespiti ve sandığa sahip çıkmak açısından. Tabi bu süreç içerisinde hiç beklemediğimiz daha doğrusu Türkiye’nin hiç beklemediği bir süreç yaşandı. 17-25 Aralık operasyonlarının etkisi yaptığımız tüm hazırlık ve çalışmalarımızı bir anlamda boşa çıkarttı diyebilirim. Öyle ki paralel yapı yerine ben belli kümeler diyeceğim; bu kümeler seçimlerde belli yerlerde oyların değişmesini sağladı.
 
Nasıl bir değişimden bahsediyorsunuz?
 
Burada bahsettiğim kümeler, MHP ve CHP’lerine oy taşımacılığı olarak gerçekleşti. Mesela bir ilçede MHP adayı önde ise CHP oyları bu kümeler tarafından MHP’li adaya yönlendirildi. Bir başka ilçe de CHP adayı öndeyse de MHP oyları CHP adayına yönlendirildi. Bunun sonucunda da hiç beklemediğimiz bir fark oluştu. Mesela Çanakkale merkeze baktığımızda bir önceki dönemde MHP’nin aldığı oy oranları ile şimdiki oylar arasında büyük kayıplar var. Burada MHP’nin bir önceki seçimlerde sahip olduğu 10 bin kadar oy CHP’ye gittiğini görüyoruz. Özellikle MHP adayı Halil Rüştü Akgün çok iyi bir adaydı. Hem kişilik olarak, hem belediyecilik konusundaki deneyimleri göz önüne alındığında kendisine verilen oy oranlarına baktığımızda ne demek istediğimi anlayabilirsiniz. Oysa Sayın Halil Rüştü Akgün seçim öncesi çalışmalarında gerek sahada gerekse katıldığı programlarda yaptığı konuşmalarda çok iyi performans sergiledi. Sayın Akgün’ün çalışma ve performansına baktığımızda MHP’nin aldığı oyların nereye kaydığını görebilirsiniz.
 
Seçim sonuçlarının açıklandığı akşama geri dönersek neler yaşandı? 
 
O akşam gerçekten çok üzüldük. Çünkü hiç beklemediğimiz ve tahmin etmediğimiz bir sonuç çıktı karşımıza. Yapılan çalışmalar harcanan emek göz önüne gelince üzülmemek elde değil. Tabi ki halkımızın tercihine saygılıyız. Herkes hak ettiği ve istediği şekilde yönetilir. Tabi partimize, adayımıza güvenen yüzde 35,9 oranında oy vermiş vatandaşlarımız var; onların bize verdiği görevde ilimizde muhalefet görevidir. Haliyle bizde seçimlerden sonra yapılan ve yapılmayan çalışmaların takipçisiyiz. Çanakkale’nin bazı yerlerde hala kanalizasyon sorunları var, asbestli su boruları olduğu yerde durmakta, kentin otopark sorunu var. Sayın Ülgür Gökhan seçimler öncesine kadar otopark sorunu olduğunu kabul etmiyordu mesela, seçim sürecinde böyle bir sorun olduğunu kendisi de kabul etmek zorunda kaldı. Zaten kendisinin propagandasına bakarsanız sadece özgürlük söyleminin dışında başka bir söylemini de duymadık.
 
Seçim döneminde kordonda içkili afişler gördük. Ülgür Gökhan’ın ‘Özgürlük’ söylemine tepki olarak mı gerçekleşti yoksa bu özgürlük söyleminden rahatsızlık duyulduğu için mi bu afişler kullanıldı?
 
Afişler parti merkezimizin bilgisi dışında olan bir olaydı. Tepki veya rahatsızlık olduğu için yapılmadı; tam tersi bazı gerçekleri göstermek için yapıldı. Ak Parti olarak biz kimsenin özgürlüklerine kısıtlama getirmedik. Parti olarak da böyle bir düşüncemiz hiç olmadı. O afişlerdeki resimlerde geçtiğimiz dönem Ak Parti belediyesi olan Gökçeada’da çekildi. Bugün Türkiye’nin Ak Partili belediyelerine baktığınızda hangi işletme içki ruhsatı istemişse; evraklarında eksik yoksa içki ruhsatını almıştır. Ak Parti kurulduğu günden bu yana yaptığı tüm eylemlerde özgürlüklerin karşısında duran engellerle mücadele etmiştir. Hala da etmeye devam etmektedir, halkımızda bu mücadelemize destek verdiği için 12 yıldan bu yana partimize sevgisi, desteğini vermeye devam ediyor. Ülgür Gökhan’ın özgürlük söylemini biz her seçim döneminde yaşıyoruz zaten. Projesi, çalışması olmayan birisi ne yaparsa onu yaptı. Oysa bize gelen şikâyetlerde var; belediye hizmetlerinde olsun, inşaat ruhsatları gibi konularda olsun eşit ve adil yaklaşım sergilenmediğine yönelik. Herkesin iş yapma özgürlüğü yok mu? Bu haksızlıkları gidermeye yönelik ne yapmışlar?
 
Seçimler de ‘Karikatür’ olayı yaşandı. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?
 
(Gülümseyerek) Sanatçı bir ekip tarafından profesyonelce hazırlanmış, kaliteli bir yayın olduğunu düşünüyorum.
 
Ak Parti 30 Mart yerel seçimlerinde yeni belediyeler kazanmasının yanında Biga Belediyesini CHP’ye kaptırdı. Biga’da böyle bir sonuç bekleniyor muydu?
 
Biga’da ki sonuç bizleri gerçekten çok üzdü ve böyle bir sonucu hiç beklemiyorduk. Biga, Çanakkale merkezden sonra en kalabalık, ekonomik olarak en gelişmiş ve kalabalık ilçemiz. Adayımız Mehmet Özkan’da çok başarılı bir belediye başkanıydı. Belki biraz başkanlığı döneminde yıprandı. Biga’yı kaybetmiş olmak sadece bizi değil; aynı zamanda Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı da çok üzdü. Bu üzüntüsünü de bize söyledi.
 
Seçimlerde sonra Ak Parti İl Başkanlığında şahsınıza ve merkez ilçe yönetimine yönelik muhalefet oluştu. Hatta bu konuda Milletvekili Mehmet Daniş sizin için; ‘İl Başkanımı kimseye yedirmem’ gibi bir söylemi oldu. Parti içi muhalefeti nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Bu tür tepkileri normal karşılıyoruz. Bir kere çok iyi hazırlandığınız bir seçim çalışması, başarılı bir kampanya dönemi geçiriyorsunuz. Akabinde ülkeyi derinden sarsan bir operasyon yapılarak seçimlere müdahale ediliyor. CHP, MHP ve bir takım kümeler aralarında ittifak oluşturuyorlar ve size karşı mücadele ediyorlar. Tabii ki her seçim sonucunda kazanamazsanız bu sonuç başarısızlık olarak görülür. Haliyle faturanın da birilerine kesilmesi gerekir. Bu da normal bir durumdur. Arkadaşlarımızın da bu türden eleştirileri olmuştur. Tabi biz bunları basından duymak istemezdik, eleştirilere açık insanlarız. Bildiğimiz kadarıyla da bir kez böyle bir toplantı düzenlenmiş ve orada eleştiriler yöneltilmiş. Olağan ve normal karşılıyoruz. Karşılıklı oturup hatalarımızı paylaştık, özeleştirimizi yaptık. Merkez ilçe ile ilgili bir takım eleştiriler vardı. Orada bir iki arkadaşımız arasında görev değişikliği gerçekleştirdik. Arkadaşlarımızın eksik olarak gördüğü noktaları not aldık, bunları araştırıyoruz. Biliyorsunuz önümüzde Cumhurbaşkanlığı seçimleri var; bu önerileri de dikkate alarak Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olması için çalışmalarımıza başladık.
 
17-25 Aralık olaylarından 3 ay sonra seçimler yapıldı. Paralel yapının etkisi bu kadar uzun mu sürdü? Mesela bazı akademisyen-köşe yazarlarından Ak Parti yönetimine yapılan eleştiride ‘ÇOMÜ, AKP’nin Çanakkale’de şehir merkezinde övünebileceği tek kozuydu, bunu da kazanca çeviremedi’ şeklinde oldu. Bu konu da ne düşünüyorsunuz?
 
Ak Parti olarak biz eski tip siyaset yapmadık, yapmamızda istenmiyor. Her yaptığımızı insanların gözüne sokmadığımız için bu tür eleştiriler gelmesi normal. Eski tip siyaset anlayışında olmadığımız için bunları anlatmak yerine belki daha farklı bir yolla vatandaşlarımızın bunları görmesini, hissetmesini sağlayabilirdik. ‘Ak Parti Çanakkale’de hiçbir şey yapmadı’ demek, adaylarımıza, partililerimize yapılan büyük bir haksızlıktır.
 
Çanakkale için yaptığımız yatırımlar ortada. 12 yıllık Ak Parti iktidarında Çanakkale’ye birçok yatırım yapıldı. Kimisi gözle görülür şekilde yatırımlar oldu, kimisi de hissedilir şekilde. Örnek vermek gerekirse yollarımızın büyük bir kısmı yapıldı, havaalanı yenilendi, hastane yapılıyor, Troia Müzesi’nin yapımı bitmek üzere. Bunun yanında barajlar yapıldı, okulların büyük bir kısmı yenilendi, hala yenilenmekte. Şehitlikler elden geçirildi; simülasyon merkezi kuruldu. ÇOMÜ’ye gelirsek belki de Çanakkale’deki en büyük yatırımı üniversiteye yaptık. Bugün ÇOMÜ’nün bütçesi 200 milyon liraya aşmış durumda ki bu bütçe birçok üniversitede yok. Milletvekillerimiz olsun, iş adamlarımız olsun her türlü desteği üniversiteye verdik. Tabi biz bu yatırımları seçim yatırımı olarak yapmadık, yapılması gereken yatırımlardı. Üniversite kenti vizyonu için yapılması, desteklenmesi gereken bir yatırımdı. Aynı şekilde Turizm Kenti Çanakkale diyoruz, şehitlikler, Troia Müzesi gibi çalışmalarda hep bu vizyon doğrultusunda yapılan yatırımlardı.
 
Milletvekili Mehmet Daniş TBMM’de üçüncü dönemini tamamlayacak. Bir süre önce yeni kurulan Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığına getirileceğine dair söylentiler kamuoyunda yer aldı. Bu söylentilerde bir gerçeklik payı var mı? 
 
Ben şahsen üç dönem başarılı bir şekilde TBMM’de görev almış Milletvekilimiz Sayın Mehmet Daniş’in Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığını yapacağını sanmıyorum. Sahip olduğu bilgi ve tecrübeyle daha iyi yerlerde görevlendirilecektir diye düşünüyorum. Aslında biz Sayın Başbakanımızın Cumhurbaşkanı seçildikten sonra üç dönem kuralında bir esnemeye gidileceğini bekliyorduk. Fakat yaptığı konuşmalarda Cumhurbaşkanı seçilse de üç dönem kuralının devam edeceği konusunda kararlılık olduğunu gösterdi. Başbakanımız Cumhurbaşkanı seçildikten sonra parti içerisinde yeni bir bakanlar kurulu oluşturulacak. Belki Sayın vekilimiz Mehmet Daniş’i Bakan olarak görebiliriz. Benimde, birçok arkadaşımızın da gönlünden geçen budur. Bakan olarak görev alması demek Çanakkale için çok büyük bir olay olacaktır. İlimize getirileri de fazla olacaktır.
 
Önümüzdeki dönemlerde sizi milletvekili olarak görebilecek miyiz? Önümüzdeki yıl yapılacak olan genel seçimlerde milletvekilliği için aday olacak mısınız?
 
(Gülümseyerek) Bunu bugünden konuşmak için henüz erken. Siyasette yarını konuşmak için bile erken iken siz bir yıl sonrasından bahsediyorsunuz. Olabilirde olmayabilirde. Şuan için bir şey demek istemiyorum. Yalnız şunu da belirtmek isterim; Ak Parti Çanakkale teşkilatı olarak milletvekilliği görevini layıkıyla yapabilecek benimde çok yakıştırdığım donanımlı birbirinden değerli en az on arkadaşımız çok rahat çıkar. ]]> </content:encoded><category domain="https://www.canakkaleaynalipazar.com/roportajlar-haberleri">Röportajlar</category><dc:creator><![CDATA[Ak Parti Çanakkale’de hiçbir şey yapmadı’ demek haksızlıktır - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 06 Aug 2014 09:07:31 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/ak-parti-canakkale-de-hicbir-sey-yapmadi-demek-haksizliktir.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/ak-parti-canakkale-de-hicbir-sey-yapmadi-demek-haksizliktir.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/ak-parti-canakkale-de-hicbir-sey-yapmadi-demek-haksizliktir.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item><item><title><![CDATA[Müslüman adam çalar mı?]]></title>
            <guid isPermaLink="true">https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-musluman-adam-calar-mi-353.html</guid>
                    <link>https://www.canakkaleaynalipazar.com/haber-musluman-adam-calar-mi-353.html</link>
                    <description><![CDATA[CHP Çanakkale Milletvekili Serdar Soydan ile Cumhurbaşkanlığı seçim süreci ve partinin değişimi, bakış açısını konuştuk.]]></description>
                    <content:encoded><![CDATA[ "Müslüman adam çalmaz ki, bunu anlatamadığımız kesimler var"
10 Ağustos 2014 tarihinde yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Büyük Uzlaşı adayı olarak açıklanan Porf.Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adaylığı, seçim kampanyası hakkında açıklamalarda bulunan CHP Çanakkale Milletvekili Serdar Soydan, Cumhuriyet Halk Partisi neden kendi içerisinden aday çıkartmadı sorusuna da cevap verdi; “Cumhuriyet Halk Partisi içerisinden aday tabi ki çıkartırdık. Örneğin Deniz Baykal, eski genel başkanımız aday olabilirdi. Meydanlara çıktımıydı gümbür gümbür ortalığı ayağa kaldırırdı,  vururdu, çakardı her şeyi söylerdi. Bizde kendisini keyifle dinlerdik; ne güzel söyledi, millet nasıl ayağa kalktı derdik, bunları çok konuşurduk ama ne oy alırdık? Bizim yerel seçimlerde oyumuz yüzde 28’dir. Alacağımız oy oranı da yüzde 25-30 olurdu” dedi.
 
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu tarafından Büyük Uzlaşı adayı olarak açıklanan ve şu an itibariyle on partinin desteklediği ortak aday Prof.Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adaylığını nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Ekmel Bey ilk aday olduğu zaman ona destek veren partiler içerisindeki hatta CHP içerisinde de bazı milletvekili arkadaşlarımız bu adaylığa tepki göstermişlerdi. Ama Ekmek Beyi tanıdıkça o tepkiler azaldı ve zaman içerisinde AKP dışındaki tüm partiler diyelim Ekmel Beye destek vermeye başladılar. Tabi bunda Ekmel Beyin kişiliği ve kariyeri de çok önemli oldu. Kendisi çok değerli, önemli bir bilim adamı olmanın yanı sıra Birleşmiş Milletlerin ardından dünyanın ikinci büyük örgütü olan İslam Konferansı Örgütü’nün uzun yıllar genel sekreterliğini yapmış bir insan. Yabancı dili ile olsun kültürü ile olsun çok farklı bir insan. Bu süre içerisinde kendisini de yakından tanıma şansı bulduk; çok sevecen, demokrat ve çağdaş bir aile yapısına sahip birisi. Şuan ki adaylar içerisinde Cumhurbaşkanlığı koltuğunu taşıyabilecek tek insan.
 
Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adının ortak aday olarak açıklanması toplum üzerinde büyük bir şaşkınlık yarattı. Siz bekliyor veya biliyor muydunuz ortak aday olarak Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adının açıklanacağını? Yoksa parti içerisinde farklı bir aday mı bekliyordunuz?
 
Zaman zaman milletvekili arkadaşlarımızla kendi içimizde yaptığımız toplantılarda da söylüyor, konuşuyorduk; “Türk toplumunun yapısını görmemiz gerekiyor. Toplumun yapısını görebilirsek iktidar oluruz, yapıyı göremez, anlayamazsak iktidar olamayız” diyorduk. Bu yapıya en uygun adayında düşününce Ekmeleddin İhsanoğlu olduğunu gördük. O sürece geri dönersek hiç birimizin aklından Sayın İhsanoğlu’nun adı geçmiyordu. Yalnız o gün karar açıklanmadan önce internette gazeteleri incelerken Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adını gördüm; ‘Demek ki Ekmeleddin İhsanoğlu’nu açıklayacaklar’ dedim. Çünkü haberin içeriden alınmış bir bilgiye dayalı olduğunu biliyordum. Sonuç olarak partimizin genel başkanı bir karar almıştır ve bizde alınan bu karara elimizden geldiğince destek oluyoruz. Ondan sonraki süreçte imza mı da attım. Daha sonra Genel Başkanımız Ekmel Bey ile ilgili olarak görevlendirdiği birkaç milletvekilinden birisi olarak programlarını düzenliyoruz.
 
Uzlaşı adayı olarak Ekmeleddin İhsanoğlu’nun ismi açıklanmasaydı CHP içerisinde Cumhurbaşkanlığı için başka bir isim yok muydu? Bu konuda CHP’ye yönelik büyük eleştiriler oldu kamuoyunda. Bu tepkileri nasıl değerlendiriyorsunuz? 
 
Şu aday olabilirdi, bu aday olabilirdi diye düşünmemek lazım. Önce şunu bakmamız lazım; biz neyin adayını çıkartacağız; Cumhurbaşkanı adayı çıkartacağız. Bir Cumhurbaşkanı adayı siyasi bir partinin adayı olmamalıdır. Aradaki farka bakmamız gerekiyor burada; Recep Tayyip Erdoğan çıktı dedi ki ‘Ben tarafım’. Sen bütün bir ülkenin Cumhurbaşkanı olacaksın, sen bir partinin Cumhurbaşkanı olmayacaksın, o parti kimliğini bırakacaksın artık. Ama ne yazık ki kendisi taraf olduğunu açıkladı. Ekmel Beye dönersek, kendisinden bizzat duyduğum ve basına da yansıyan bir demeci var; ‘Başı kapalı üniversiteli kızlarıma Sıkma başlı, Gezi’de ki çocuklarıma da çapulcu dedirtmem’ dedi. Bu ne demektir; ben herkesin Cumhurbaşkanı adayıyım, tüm vatandaşlarımı kucaklıyorum demektir. Tüm bunları göz ününe aldığınızda Ekmel Bey bir uzlaşının adayı olarak ortaya çıkması doğru bir tercihtir.
 
Cumhuriyet Halk Partisi içerisinden aday çıkartamaz mıydık, tabi ki çıkartırdık. Örneğin Deniz Baykal, eski genel başkanımız aday olabilirdi. Meydanlara çıktımıydı gümbür gümbür ortalığı ayağa kaldırırdı,  vururdu, çakardı her şeyi söylerdi. Bizde kendisini keyifle dinlerdik; ne güzel söyledi, millet nasıl ayağa kalktı derdik, bunları çok konuşurduk ama ne oy alırdık? Bizim yerel seçimlerde oyumuz yüzde 28’dir. Alacağımız oy oranı da yüzde 25-30 olurdu, MHP’nin alacağı oy oranı bellidir. Biz burada genel başkan seçmiyoruz, milletvekili seçmiyoruz; biz Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanını seçiyoruz. Dikkat ederseniz ortak adayı belirlemeden önce Türkiye’nin önde gelen STK’ları, siyasi partilerle, oda temsilcileri ile görüştük. Soruldu orada; ‘Türkiye’nin Cumhurbaşkanı adayı nasıl olmalıdır’ diye. O toplantılar sonucunda ortaya belli kriter ve beklentiler çıktı; yoksul-yetim hakkı yememeli, harama el uzatmamış olmalı, çalmamalı, halkını dövmemeli, küfür etmemeli ahlaklı olmalı gibi kriterler ağırlık bastı. Bu beklentilere en uygun aday olarak da Prof.Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun ismi belirlendi, her kesimden oy alabilecek karakterli dürüst bir aday olarak.
 
Ekmeleddin İhsanoğlu için şu anda Çanakkale’de yapılan çalışmalardan kısaca bahseder misiniz?
 
Burada partilerle birlikte yürüttüğümüz çalışmalarımız devam ediyor. Bizim avantajımız Çanakkale’de insanlara ulaşmak kısmen diğer illere göre çok daha kolay, halka anlatmak daha kolay. İlçelerde normal seçim zamanlarında yapılan çalışmaların aynısı şu anda da yapılmaya devam ediliyor. Milletvekilleri olarak bizlerde Çanakkale’de olduğumuz süre içerisinde bu çalışmalara katılıyoruz. Parti ziyaretleri ile başladığımız çalışmalarımız zaman zaman diğer parti yöneticileri ile yaptığımız toplantılarla sürdürülüyor. Vatandaşa Ekmel Bey üzerinde uzlaştığımızın mesajını vermeye gayret sarf ediyoruz.
 
Adaylık başvuruları kesinleştikten sonra başlayan süreç çok kısa bir süreç, bu kadar kısa bir sürede bırakın bir ülkenin Cumhurbaşkanını seçmeyi, bir mahalleye muhtar bile seçemezsiniz. Üstelik bu seçimde Cumhurbaşkanını halk seçecek, parlamento seçse sorun olmazdı. Halk seçeceği için adayların kendilerini halka anlatmaları gerekiyor. bir tarafta olanaklarıyla kendini halka anlatmaya çalışan Sayın Selahattin Demirtaş, Sayın Porf.Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu, diğer tarafta hala başbakan, başbakanlığı bırakmayan; devletin parasından polisine, uçağından helikopterine kadar devletin her imkanından sonuna kadar faydalanan bir Recep Tayyip Erdoğan var. Tamamen eşitsiz, tamamıyla haksız bir rekabet yaşanıyor. Şöyle bir örnek vermek istiyorum ki aynı zamanda ne kadar acı bir durum ki; Recep Tayyip Erdoğan o kadar halkından korkuyor ki her gittiği yerde 400-500 polis onu koruyor yetmiyor TBMM içerisinde bile koruma ordusu ile geziyor. Bir ülkenin Başbakanı Mecliste koruma ordusu ile gezer mi? Ekmel Bey ise 3-4 koruması ile halkın içerisinde kampanyasını yürütüyor, bazen gittiği illerde devlet ya polis koruması veriyor ya vermiyor.
 
 
Ekmeleddin İhsanoğlu’na irili ufaklı birçok parti artarda destek mesajları yayınladılar. Bugün itibariyle on siyasi parti İhsanoğlu üzerinde uzlaştıklarını açıkladılar. Destek mesajı veren bu partilerin kendi tabanları İhsanoğlu’na sizce oy verecekler mi?
 
Her zaman söylüyoruz Ekmel Bey bizim partimizin adayı değildir, üzerinde MHP, DSP, DP gibi birçok partinin uzlaştığı bugün ise 10 partinin üzerinde uzlaştığı bir adaydır. “O partilerin oyumu var sanki” diyebilirsiniz belki ama o partilerin oyları bugün AKP’ye gidiyor. Ben inanıyorum ki Recep Tayyip Erdoğan’ın yok saydığı diğer partiler Türkiye genelinde yüzde 7-8’lere gelsinler oy olarak; AKP’ye oy vermiş kesimler yine kendi partilerine dönerler. Ben inanıyorum ki bu seçimde de eski partileri Ekmel Beye destek verdiği için AKP’ye oy veren seçmenler bu seçimde Ekmel Beye oy vereceklerdir ve Ekmel Bey alacağı yüzde 60 oy oranı ile ilk turda halkımızın Cumhurbaşkanı olacaktır. 10 Ağustos bu noktada bir dönüm noktası olacaktır.
 
Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adaylığının açıklandığı günden bu yana görüyoruz ki halkın tepkisi dindi, özellikle sosyal medya üzerinde gerek ismi ile olsun, gerek kişiliği ile ilgili olsun yapılan eleştiri ve şakalar bilinirliğini arttırdı. Bilinirliği arttıkça oylarının arttığını gösteren anketler yayınlandı. Hatta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın sosyal medya üzerindeki popülaritesini yakaladığı ve geçtiğine dair araştırma sonuçları yayınlandı. Bu ilgiyi siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Sosyal medya araçları olarak Facebook, twitter olsun bunlar çok önemli ve etkileyici platformlar. Recep Tayyip Erdoğan’da zaten sırf bu yüzden zaman zaman sosyal medyayı kapatmaya veya engellemeye yönelik girişimlerde bulundu. Biliyorsunuz youtube uzun süre kapalıydı, twitter’a bir süre erişim engellendi. İnsanların haber alma özgürlüğüne müdahale ettiler. Bir yanda televizyonlara, gazetelerin çoğuna hâkimsiniz Ana Akım Medya tarafından bir şekilde destekleniyorsunuz. Ama sosyal medyaya hâkim değiller, onu da engellemek için her şeyi yapmaya çalıştılar. Elinden gelse bilgisayarları yasaklayacak.
 
Özellikle son yıllarda Sosyal Medya’nın gücünü gözlemleyebileceğiz kitle olayları oldu. Sizce bundan sonraki seçimlerde adaylar sosyal medyayı nasıl kullanacaklar? 
 
Sosyal medyanın göz ardı edilemeyecek bir rolü olduğunu Gezi Parkı olayları sürecinde gördük, insanlar haberleşme aracı olarak kullanıyorlar. Bu açıdan baktığınızda sosyal medyanın önümüzdeki seçimlerde rolünün çok daha büyük olacağına inanıyorum. Şöyle bir örnek vermek istiyorum; Devletin bir yayın organı olan TRT, ekranlarında Recep Tayyip Erdoğan’ı beş yüz dakika gösteriyorsa günde; diğer iki adaya beş dakika zaman tanıyor. Şimdi bizim vergilerimizle kurulan TRT maalesef AKP yayın organı olarak faaliyet gösteriyor. Ulusal medyanın çoğunluğu ellerinde zaten, onlarda da durum aynı. Halka gerçekleri yansıtmaya çalışan aralarından cımbızla çekebileceğiniz birkaç medya kuruluşu var adil davranan. Böyle olunca da sosyal medyanın önemi çok daha fazla ortaya çıkıyor. Ekranlarda kendine yer bulamayan adaylar sosyal medyada spotlar halinde yaptıkları çalışmaları halka duyuruyorlar. Halkla bir şekilde iletişim halinde oluyor, düşünce ve duygularını paylaşabiliyorsunuz insanlarla. Sosyal medyanın dünde önemi vardı, bugünde var yarın ise çok çok daha fazla bir önemi olacaktır. Milletvekilliği adaylı sürecinde de önemli olacaktır, hükümetin yaptığı haksızlıkları duyurmak konusunda da önemlidir.
 
Sosyal Medyanın bir de güvenilirlik boyutu var, birçok yalan haber ve spekülasyonda yapılmaya müsait bir ortam. Bunun olumsuzlukları olmayacak mı?
 
(Gülerek) Biz her gün Recep Tayyip Erdoğan’ın mitinglerini ve yalanlarını izliyoruz ya ekranlarda. Sosyal medyanın fıtratında bunların olması da normaldir; şakada olur, yalanda olacaktır.
 
CHP’de değişiklikler görüyoruz; yerel seçimlerde Mustafa Sarıgül ve Mansur Yavaş’ın adaylıklarını gördük. Şimdi de ortak aday olarak Ekmeleddin İhsaoğlu’nun adaylığı. CHP’de neler oluyor? 
 
CHP olarak iktidar olmak istiyorsak Türkiye’nin toplum yapısını iyi çözmemiz gerektiğine inanıyoruz. Önemli olan bu noktada uzlaşıyı sağlamak, topluma derdimizi anlatmamız gerekiyor. Seçim dönemlerinde bunu çok gördük; vatandaşlara bakın çaldılar, ayakkabı kutularında götürdüler dedik; vatandaş “Başı secdeye gidiyor, Müslüman adam çalsın” dedi. Bunları gördük. Müslüman adam çalmaz ki, bunu anlatamadığımız kesimler var. Müslüman adam çalar mı? Müslüman insan teröre destek verir mi? Maalesef toplumumuzdaki yapının bir kısmı bu şekilde. Toplumumuz ikiye ayrılmış durumda bir kesim; Laiklik, Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve devrimlerine inanan, demokrat bir kesim bunun öncülüğünü de yapan CHP,  bir diğer kesim ise Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Laik, devrimci Türkiye Cumhuriyetini sonlandırıp yerine İslam devleti, parantez içerisinde söylüyorum şeriat devleti kurmak isteyen bir AKP. O yüzden seçimlerde Mustafa Sarıgül, Mansur Yavaş gibi adayların gösterilmesi gayet normaldir. Bizim artık derdimiz o aday olsun bu aday olsun değil; Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu bu cumhuriyeti savunmak, korumaktır.
 
Gezi Parkı olaylarının bunda çok büyük etkisi olmuştur. Gezi Parkı olayları bir şeylerin olabileceğini gösterdi ve bunun sonucunda da Recep Tayyip Erdoğan’ın karizmasını çizdi. Türk halkı Gezi olaylarında isterse neler yapabileceğini göstermiştir. Bunun etkileri de hala devam ediyor. İnşallah 10 Ağustos tarihinde Türkiye kazanacak, bunda da Gezi olaylarının etkisi mutlaka olacaktır. Biliyorsunuz gayet masumane bir şekilde ortaya çıkan Gezi Parkı olayları, polisin daha doğrusu Tayyip Erdoğan’ın polisinin vatandaşa uyguladığı orantısız güç ve zulümdür. Doğuracağım çocuğa karışma, yaşantıma karışma gibi isteklerin toplum tarafından bir başkaldırıya dönüşmesidir. Zaman içinde Gezi olaylarına halkta destek vermeye başladı; baktılar ki kontrol edilemiyor bu süreç o zamanda bu masumane direnişin içerisine provokatörleri sokmaya başladılar, elinde palasıyla insanları kovalayanları gördük, çok vatandaşımız yaralandı, ölenlerimiz oldu. Çanakkale’de 13-14 yaşında bir çocuğumuz yargılandı. Aslında bunların hepsi gençlerimize kadınlarımıza yapılan baskıdır. Şimdi tutmuş diyorlar ki; sokakta kadınların kahkaha atması ahlaksızlıktır. Başbakan yardımcısı kalkıp bu cümleleri için özür dileyeceğine; kocasını bırakmış kadın başka erkekle tatile çıkıyor, direk gördü mü dayanamıyor gibi şeyler söylüyorlar. Böyle bir ahlaksızlık olabilir mi? Bunların kafasındaki kadın imajı çok farklı, 2023 vizyonlarında kadın bunlar için konuşmaz, sokakta kocasının arkasında yürür, çalışamaz, çarşafa bürünür. Kafalarının içlerindeki Türk Kadınını bunlar zaman zaman anlatıyorlar; bazen Recep Tayyip Erdoğan, bazen Bülent Arınç bazen de diğer bakanlar söylüyorlar. Yeni Türkiye söylemleri var; işte bunların hepsine halkımız karar verecek. Burada kadınlarımıza büyük işler düşüyor ya Yeni Türkiye adı altında İslam devletine oy verecekler ya da Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyetinin geleceğine oy verecekler. Biz gülen bir Türkiye istiyoruz, onlar gülümsemeyi ahlaksızlık olarak görüyorlar. ]]> </content:encoded><category domain="https://www.canakkaleaynalipazar.com/roportajlar-haberleri">Röportajlar</category><dc:creator><![CDATA[Müslüman adam çalar mı? - Haberler]]></dc:creator>
                 <pubDate>Wed, 06 Aug 2014 08:18:39 +0000</pubDate>
                    <media:content url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/musluman-adam-calar-mi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
                    <media:thumbnail url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/musluman-adam-calar-mi.jpg"/>
                    <enclosure url="https://www.canakkaleaynalipazar.com/images/haber/musluman-adam-calar-mi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
                </item></channel></rss>