Çocuk Haklarına Dikkat Çekmek İçin Oturma Eylemi Yapıldı

Gündem (İHA) - İhlas Haber Ajansı | 20.11.2024 - 14:10, Güncelleme: 20.11.2024 - 14:10 834+ kez okundu.
 

Çocuk Haklarına Dikkat Çekmek İçin Oturma Eylemi Yapıldı

Son yıllarda çocuklara yönelik şiddet, taciz ve cinayetlerdeki artışlar Çanakkale İnsan Hakları Şubesi tarafından Uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesinin kabulünün yıldönümünde oturma eylemi ile dikkat çekildi.
Türkiye’de son yıllarda çocuk ölümleri, çocuklara yönelik taciz ve şiddet olaylarındaki artış toplumun kanayan bir yarası haline geldi. Uluslararası Çocuk Hakları sözleşmesinin kabul yıldönümünde Çanakkale İnsan Hakları Şubesi tarafından oturma eylemi gerçekleştirildi. Oturma eylemi öncesinde yapılan basın açıklamasında; “Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından, 20 Kasım 1989 tarihinde benimsenen Uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesi, 2 Eylül 1990 tarihinde yürürlüğe girdi. Türkiye’nin de dâhil olduğu 196 ülkenin imzaladığı bu sözleşme, aynı zamanda,  en çok sayıda onaylayanı olan insan hakları belgesi olması açısından da önemlidir. Türkiye, bir yıl sonra 14 Ekim 1990'da sözleşmeyi imzalamıştır, 1995’te Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Ancak anadilde eğitim alma hakkı, etnik kültürel siyasi ifade özgürlüğü konularını içeren 17. 29. ve 30. Maddeleri ne yazık ki çekinceli ibaresiyle onaylanmıştır. Bu maddelerin çekinceli olma durumu hala devam ediyor ve bu haklarının bir an önce hayata geçirilmesini talep ediyoruz” denildi.   “ÇOCUKLARI ZAYIF VE KORUMASIZ BIRAKAN POLİTİKALAR DERHAL TERK EDİLMELİ” Çocuklara yönelik şiddet olaylarının önlemeye yönelik yaptırımların yeterli olmadığına dikkat çekilen açıklamada; “Çocuk Hakları Sözleşmesi, çocuğun hak ve özgürlüklerinin korunmasını amaçlar, taraf devletlerin bu hakları yaşama geçirilmesi için gerekli yükümlülüklere uymalarını da hükme bağlar. Sözleşmenin temel dayanağı çocukların en iyi biçimde yaşamaları ve kendilerini tam olarak gerçekleştirebilmelerini sağlamaktır. Çocuğu hak sahibi bir birey, çocukluk ise bir varoluş tarzı olarak tanımlar. Bu nedenle de korunma haklarının yanı sıra, potansiyellerini ortaya çıkartmayı sağlayacak ifade, düşünce, örgütlenme, özgürlükleri ve katılım haklarını nasıl kullanacağı da çocuklar için tanımlanmaktadır. Çocuk Hakları Sözleşme’nin onaylanmasının üzerinden geçen bunca yıla rağmen 35 senedir, Türkiye’deki çocuk hakları ihlallerinin önünü açan; derinleşmesine ve karmaşıklaşmasına, cezasızlıkla karşı karşıya bırakan, hatta şiddeti yeniden üreten, çarpık, ezberci, şiddete dayalı, çocuğu yok sayan, nesneleştiren, zayıf ve korumasız bırakan, yanlış politikalar devam etmektedir, bu politikalar derhal terk edilmelidir” denildi. “ÇOCUKLARIN HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİNİN ÖNÜNDE ENGELLER KALDIRILMALIDIR” Çocuk haklarını korumaya yönelik tedbirlerin bir an önce alınması gerekliliğine dikkat çekilen açıklamada; “yıllardır çocuklar üzerinde tahakküm kurulmasına ve yok sayılmasına neden olan ve günümüzde de sonuçlarını olumsuz şekillerde yaşadığımız ataerkil yapıdan beslenen, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini arttıran, aile kurumunun devamlılığını sağlamaya odaklı, politikalar ve korumacı yaklaşımlar ve tutumlar çocukların hak ve özgürlüklerinin önünde engeller yaratmaya devam etmektedir. Çocuk meselesi her geçen gün artan şekilde mağdur fotoğrafı şeklinde ekranlarda ve zihinlerimizde akan çocuk isimlerine ve vicdan ve adalet hissimizi yeterince sarması yarışında görsellere dönüşmemelidir. Köklerini tarihsel olarak çok eskilerden alan korumacı yaklaşım, geleceğimizdir diyerek önem atfettiğimiz ya da yaşamımızı adadığımızı söylediğimiz anlayış maalesef çocukları korumaya yetmediğini ve çocukların ölümünü engellemediğini artık kabul etmeliyiz. Bu sadece ailenin değil devletinde temel görevidir” hatırlatmasında bulunuldu.   “DEVLETLERİN İNSAN HAKLARINA İLİŞKİN ÜÇ TEMEL YÜKÜMLÜLÜĞÜ VARDIR” Açıklamanın devamında; “Devletlerin insan haklarına ilişkin üç temel yükümlülüğü vardır. Hak ve özgürlüklere “saygı gösterme” “koruma” ve “sağlama” yükümlülüğüdür. Bu yükümlülükler elbette çocuk hakları açısından geçerlidir. Yani BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre devlet ve devletin tüm organları, çocukların haklarını ihlal etmeden başkalarının ihlalinden de çocukları koruyarak, hak ve özgürlüklerini yaşama geçmesini sağlamalıdır. Uygulama hiç de böyle değildir. Eğer Sözleşme uygulansaydı; 20 Kasım’da, çocukların hak ve özgürlüklerini geliştirecek politikalardan bahsedip, çocuklarla eşit ve adil ilişkiler geliştirebilir, onlara gerçekten değer verdiğimizi göstermek için bugünü, burada onlarla birlikte, coşkuyla kutlayabilirdik. Yaşamını kaybeden çocukları anmak için toplanmazdık, ölüm ve çocuk kavramlarını yan yana konuşuyor olmazdık. Çocukların yaşadıkları sorunları, hak ihlallerini tek tek saymak artık çok anlamsız kalmıyor mu” sorusu yöneltildi. ÇOCUK YAŞTA DOĞUMLARA DİKKAT ÇEKİLDİ Son yıllarda çocuklara yönelik taciz ve tecavüz vakaları sonucunda çocuk yaşta doğrum oranlarında artışlar yaşandığına dikkat çekilen açıklamada; “Çocuk yaşta doğum yapan, MESEM’lerde yaşamını kaybeden, kutsal olarak atfettiğimiz aile ilişkilerinde gözden çıkarılan, kız çocuklarının isim listeleri yeni doğan bebeklerin ölüme terk edilişi, dinselleştirilmiş eğitim sisteminin sapkın uygulamaları her yaşta çocuğa dayatılırken, devletin engelli bakım evlerinde her türlü kötü muamele ve işkenceye uğrayan çocukla bizleri utandırmıyor mu? Bu soruların hepsine evet diyor ve hala çocukların saygın ve onurlu bir şekilde yaşamalarını sağlamanın biz yetişkinliklerin sorumluluğu olduğunu hatırlıyorsak, hatırlatmaya da devam edeceğiz. Evet, çocuk haklarında ihlallere yol açan sebeplerin ortadan kalkması için çaba harcayan, emek veren hak savunucularına yönelik baskılar, tüm dünyada ve ülkemizde de devam ediyor. Ama yine de BM Çocuk Hakları Sözleşmesini bilen, hak ve özgürlüklerini talep eden, yaşadığı sorunları tanımlayan, yaşamının öznesi olmayı isteyen çocuklar ve gençler var ve sandığımız kadar az değiller ve bizler de onların yanındayız “ denildi.   “SESSİZ KALMANIN İNSANLIK SUÇU OLDUĞU UNUTULMAMALIDIR” Çocuklara yönelik şiddet, taciz olaylarına sessiz kalınmaması gerektiğine dikkat çekilen açıklamada; “Hem çocuklar hem de kendimiz için, biz yetişkinler olarak, daha iyi bir dünya ve eşitlik çabası vermeyi sürdüreceğiz, umudumuzu koruyan bu sözleşmeye sahip çıkacak ondan da güç alacağız. Haklarımızı bir araya gelerek talep etmeye devam edeceğiz. Yaşamını kaybeden tüm çocuklara, sonsuz saygı ve üzüntü duymayı sürdürürken, üstelik buna sessiz kalmanın da insanlık suçu olduğunu da hiç unutmayarak, diyeceğiz ki çocuklar vardır, var olmalıdır  onurlu, saygın ve mutlu yaşamalıdır” denildi.
Son yıllarda çocuklara yönelik şiddet, taciz ve cinayetlerdeki artışlar Çanakkale İnsan Hakları Şubesi tarafından Uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesinin kabulünün yıldönümünde oturma eylemi ile dikkat çekildi.

Türkiye’de son yıllarda çocuk ölümleri, çocuklara yönelik taciz ve şiddet olaylarındaki artış toplumun kanayan bir yarası haline geldi. Uluslararası Çocuk Hakları sözleşmesinin kabul yıldönümünde Çanakkale İnsan Hakları Şubesi tarafından oturma eylemi gerçekleştirildi. Oturma eylemi öncesinde yapılan basın açıklamasında; “Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından, 20 Kasım 1989 tarihinde benimsenen Uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesi, 2 Eylül 1990 tarihinde yürürlüğe girdi. Türkiye’nin de dâhil olduğu 196 ülkenin imzaladığı bu sözleşme, aynı zamanda,  en çok sayıda onaylayanı olan insan hakları belgesi olması açısından da önemlidir. Türkiye, bir yıl sonra 14 Ekim 1990'da sözleşmeyi imzalamıştır, 1995’te Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Ancak anadilde eğitim alma hakkı, etnik kültürel siyasi ifade özgürlüğü konularını içeren 17. 29. ve 30. Maddeleri ne yazık ki çekinceli ibaresiyle onaylanmıştır. Bu maddelerin çekinceli olma durumu hala devam ediyor ve bu haklarının bir an önce hayata geçirilmesini talep ediyoruz” denildi.

 

“ÇOCUKLARI ZAYIF VE KORUMASIZ BIRAKAN POLİTİKALAR DERHAL TERK EDİLMELİ”

Çocuklara yönelik şiddet olaylarının önlemeye yönelik yaptırımların yeterli olmadığına dikkat çekilen açıklamada; “Çocuk Hakları Sözleşmesi, çocuğun hak ve özgürlüklerinin korunmasını amaçlar, taraf devletlerin bu hakları yaşama geçirilmesi için gerekli yükümlülüklere uymalarını da hükme bağlar. Sözleşmenin temel dayanağı çocukların en iyi biçimde yaşamaları ve kendilerini tam olarak gerçekleştirebilmelerini sağlamaktır. Çocuğu hak sahibi bir birey, çocukluk ise bir varoluş tarzı olarak tanımlar. Bu nedenle de korunma haklarının yanı sıra, potansiyellerini ortaya çıkartmayı sağlayacak ifade, düşünce, örgütlenme, özgürlükleri ve katılım haklarını nasıl kullanacağı da çocuklar için tanımlanmaktadır. Çocuk Hakları Sözleşme’nin onaylanmasının üzerinden geçen bunca yıla rağmen 35 senedir, Türkiye’deki çocuk hakları ihlallerinin önünü açan; derinleşmesine ve karmaşıklaşmasına, cezasızlıkla karşı karşıya bırakan, hatta şiddeti yeniden üreten, çarpık, ezberci, şiddete dayalı, çocuğu yok sayan, nesneleştiren, zayıf ve korumasız bırakan, yanlış politikalar devam etmektedir, bu politikalar derhal terk edilmelidir” denildi.

“ÇOCUKLARIN HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİNİN ÖNÜNDE ENGELLER KALDIRILMALIDIR”

Çocuk haklarını korumaya yönelik tedbirlerin bir an önce alınması gerekliliğine dikkat çekilen açıklamada; “yıllardır çocuklar üzerinde tahakküm kurulmasına ve yok sayılmasına neden olan ve günümüzde de sonuçlarını olumsuz şekillerde yaşadığımız ataerkil yapıdan beslenen, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini arttıran, aile kurumunun devamlılığını sağlamaya odaklı, politikalar ve korumacı yaklaşımlar ve tutumlar çocukların hak ve özgürlüklerinin önünde engeller yaratmaya devam etmektedir. Çocuk meselesi her geçen gün artan şekilde mağdur fotoğrafı şeklinde ekranlarda ve zihinlerimizde akan çocuk isimlerine ve vicdan ve adalet hissimizi yeterince sarması yarışında görsellere dönüşmemelidir. Köklerini tarihsel olarak çok eskilerden alan korumacı yaklaşım, geleceğimizdir diyerek önem atfettiğimiz ya da yaşamımızı adadığımızı söylediğimiz anlayış maalesef çocukları korumaya yetmediğini ve çocukların ölümünü engellemediğini artık kabul etmeliyiz. Bu sadece ailenin değil devletinde temel görevidir” hatırlatmasında bulunuldu.

 

“DEVLETLERİN İNSAN HAKLARINA İLİŞKİN ÜÇ TEMEL YÜKÜMLÜLÜĞÜ VARDIR”

Açıklamanın devamında; “Devletlerin insan haklarına ilişkin üç temel yükümlülüğü vardır. Hak ve özgürlüklere “saygı gösterme” “koruma” ve “sağlama” yükümlülüğüdür. Bu yükümlülükler elbette çocuk hakları açısından geçerlidir. Yani BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre devlet ve devletin tüm organları, çocukların haklarını ihlal etmeden başkalarının ihlalinden de çocukları koruyarak, hak ve özgürlüklerini yaşama geçmesini sağlamalıdır. Uygulama hiç de böyle değildir. Eğer Sözleşme uygulansaydı; 20 Kasım’da, çocukların hak ve özgürlüklerini geliştirecek politikalardan bahsedip, çocuklarla eşit ve adil ilişkiler geliştirebilir, onlara gerçekten değer verdiğimizi göstermek için bugünü, burada onlarla birlikte, coşkuyla kutlayabilirdik. Yaşamını kaybeden çocukları anmak için toplanmazdık, ölüm ve çocuk kavramlarını yan yana konuşuyor olmazdık. Çocukların yaşadıkları sorunları, hak ihlallerini tek tek saymak artık çok anlamsız kalmıyor mu” sorusu yöneltildi.

ÇOCUK YAŞTA DOĞUMLARA DİKKAT ÇEKİLDİ

Son yıllarda çocuklara yönelik taciz ve tecavüz vakaları sonucunda çocuk yaşta doğrum oranlarında artışlar yaşandığına dikkat çekilen açıklamada; “Çocuk yaşta doğum yapan, MESEM’lerde yaşamını kaybeden, kutsal olarak atfettiğimiz aile ilişkilerinde gözden çıkarılan, kız çocuklarının isim listeleri yeni doğan bebeklerin ölüme terk edilişi, dinselleştirilmiş eğitim sisteminin sapkın uygulamaları her yaşta çocuğa dayatılırken, devletin engelli bakım evlerinde her türlü kötü muamele ve işkenceye uğrayan çocukla bizleri utandırmıyor mu? Bu soruların hepsine evet diyor ve hala çocukların saygın ve onurlu bir şekilde yaşamalarını sağlamanın biz yetişkinliklerin sorumluluğu olduğunu hatırlıyorsak, hatırlatmaya da devam edeceğiz. Evet, çocuk haklarında ihlallere yol açan sebeplerin ortadan kalkması için çaba harcayan, emek veren hak savunucularına yönelik baskılar, tüm dünyada ve ülkemizde de devam ediyor. Ama yine de BM Çocuk Hakları Sözleşmesini bilen, hak ve özgürlüklerini talep eden, yaşadığı sorunları tanımlayan, yaşamının öznesi olmayı isteyen çocuklar ve gençler var ve sandığımız kadar az değiller ve bizler de onların yanındayız “ denildi.

 

“SESSİZ KALMANIN İNSANLIK SUÇU OLDUĞU UNUTULMAMALIDIR”

Çocuklara yönelik şiddet, taciz olaylarına sessiz kalınmaması gerektiğine dikkat çekilen açıklamada; “Hem çocuklar hem de kendimiz için, biz yetişkinler olarak, daha iyi bir dünya ve eşitlik çabası vermeyi sürdüreceğiz, umudumuzu koruyan bu sözleşmeye sahip çıkacak ondan da güç alacağız. Haklarımızı bir araya gelerek talep etmeye devam edeceğiz. Yaşamını kaybeden tüm çocuklara, sonsuz saygı ve üzüntü duymayı sürdürürken, üstelik buna sessiz kalmanın da insanlık suçu olduğunu da hiç unutmayarak, diyeceğiz ki çocuklar vardır, var olmalıdır  onurlu, saygın ve mutlu yaşamalıdır” denildi.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve siteye yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.